"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

‘Like’a ‘like’; bütçeye madalya

15 Ekim 2019

Almanya, Stuttgart’ta düzenlenen Artistik Cimnastik Dünya Şampiyonası’nda halka aletinde altın madalya kazanan 24 yaşındaki İbrahim Çolak verdiği emeği arkadaşımız Adil Demirçubuk’a bu cümleyle özetliyordu.

Bu Türkiye’nin cimnastik alanında tarihinde kazandığı ilk dünya şampiyonluğu ki; 150 yıl önce Galatasaray Mekteb-i Sultani’sine beden öğretmeni olarak gelen Mösyö Curel tanıştırmıştır sporu topraklarımıza.

1868’den bu yana, halihazırda federasyon başkanlığını yürüten Suat Çelen, Murat Canbaş, Ferhat Arıcan, Ümit Şamiloğlu gibi başarılı sporcular yetişti ülkemizde ama neticede 150 yıl beklemek gerekti işte...

Hepimiz gururlandık, konvansiyonel medyada da, sosyal medyada da haklı olarak övdük İbrahim’i.

Bu madalyaya, elde edildiği şartları göz önünde bulundurursak ancak “mucize” diyebileceğimizi de biliyoruzdur herhalde...

Niye mucize?

Çok başarılı bulduğum, bu spordan geldiği için sorunları bilen ve samimi çaba gösteren federasyon başkanı Suat Çelen, 2018’de yaptığı konuşmada son 5 yılda cimnastikle ilgilenen sporcu sayısının 66 kat artarak 1200’den 80 bine çıktığını söylüyordu.

Çok güzel, harika, müthiş, muhteşem!

Yazının devamı...

Ayıptır yahu! Salın işçileri

10 Ekim 2019

Manisa Kırkağaç’ta Ankara’ya yürüyüşleri jandarma tarafından engellenen madenci temsilcileri ve sendikacılardan oluşan gruptan biri “Otobüse binin gidin, yürüyerek gitmeyin” diyen komutana böyle sesleniyordu...

Yürüyenler, 13 Mayıs 2014’teki facianın ardından Soma Holding ve Uyar Madencilik’te çalışırken tazminatları ödenmeden işlerinden kovulan 3 bin 500 işçiyi temsil ediyor.

Bugüne kadar verdikleri mücadele kâr etmedi, sesleri duyulmadı, paraları ödenmedi. İşçi temsilcileri ve Bağımsız Maden-İş yetkilileri haklarını aramak için 5 Ekim’de “gerekli izinleri de alarak” yola koyuldular ama ilerlemeleri mümkün olmuyor, olamıyor.

Yol boyunca durduruluyorlar, dertlerini barikatlara anlatmaya çalışıyorlar.

Geçtiğimiz mayıs ayında Soma’ya giderek temaslarda bulunan ve maden işçileriyle iftar programına katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in bu gezisi bakanlığın web sayfasında şöyle duyurulmuştu:

“Madencilerle aynı masada orucunu açan Bakan Dönmez, daha sonra yaptığı konuşmada, Soma’daki maden faciasını hatırlatarak, şehit madencilerin haklarının ne yapılsa ödenemeyeceğini ifade etti...”

Bakan Dönmez “Ne yapılsa hakları ödenemez” derken herhalde şu anda yaşananları, kurulan barikatları kastetmiyordu.

Sorumluluğu Türkiye Kömür İşletmeleri’ne atan şirket yetkililerinin de TKİ’nin de kılı kıpırdamıyor işte.

Yazının devamı...

Vail niçin canına kıydı?

8 Ekim 2019

Suriyeli Vail Es Suud, Kocaeli’nin Kartepe ilçesine bağlı Acısu Mahallesi’nde ailesiyle birlikte yaşıyordu.

Aslen veteriner olan, Suriye’deyken polis olarak da görev yapan babası, 4.5 yıl önce Türkiye’ye göçtüklerini, önce Ankara ve Suriye’de veterinerlik yaptığını sonra Kocaeli’ye yerleştiklerini söylüyor. Artık Maşukiye’de turist rehberliği yapıyormuş.

Vail niçin canına kıydı?

9 yaşında bir çocuğu tüketen, hayattan soğutan, vazgeçiren kötülük neydi?

Babasının sözlerine kulak verelim: “Vail, hassas, zeki, hayatı seven, sakin bir çocuktu. Yaşına göre olgundu. Her sabah kendi hazırlıklarını kendi yapar öyle okula giderdi. Çevresinde çok sevilirdi. Camiye giderdi, müezzinlik yapardı hocayla birlikte. Hata yapmaktan çok çekinirdi. (Okulda) Yer kavgası olmuş, çanta asma mevzusundan. Ancak bu kavgadan bize bahsetmedi. Olaydan sonra Türk arkadaşlarından duyduk. ‘Camiye gidiyorum’ dedi, bir daha gelmedi...”

İddialar Vail’in okulda arkadaşları ve öğretmeni tarafından psikolojik baskıya maruz kaldığı yolunda.

Milli Eğitim Bakanlığı çok üzülmüş, bir açıklama yaptı bu iddialar üzerine. Onu da okuyalım:

“Son derece başarılı bir öğrenci olan Vail El Suud’un, Türk-Fransız Kardeşlik İlkokulu’nda 2018-2019 eğitim öğretim yılında 4’üncü sınıftayken ayın öğrencisi seçildiği, okulda öğretmeni ve arkadaşları ile ilgili herhangi bir problemi olmadığı, babasının ilgili bir veli olduğu, okulla sürekli iletişim halinde olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca rehberlik il ekibinin ilk gözlemlerinde, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevilen bir öğrenci olduğu tespit edilmiştir...”

Yazının devamı...

Biraz sarsılmak istiyor sanki!

6 Ekim 2019

Sona bırakmaya hiç gerek yok, baştan söyleyeyim; Galatasaray çok sıkıcı futbol oynayan bir takıma dönüştü.Sezonun ilk birkaç haftası için “Daha ısınamadılar, kadro oturmadı, yenilerin uyum sorunu var” gibi klişe bahanelere sığınmak mümkündü ancak böyle böyle Ekim ayını gördük işte. Bu sıkıcı oyun “Ama hakemler ve federasyon...” çuvalına da sığmaz, “PSG maçından yorgun çıktık, eksiklerimiz, sakatlarımız var” çuvalına da. 6 maç sonunda 9 puan toplamış, averajı da ‘0’ (yazıyla sıfır) vaziyette çıktı Ankara seferine Galatasaray. Rakip henüz galibiyet yüzü görmemiş, ligin son sırasından çıkış için yol arayan Gençlerbirliği. Sahaya iyimserlerin ‘tecrübe şov’, kötümserlerin ‘yaşlı bu takım yahu’ diyeceği bir ekiple çıkıyor.

SADECE BİR İSABETLİ ŞUT

23 yaşındaki Marcao ve 26 yaşındaki Andone dışındaki oyuncular 29-36 yaş aralığında ki; çoğu da 33 yaşının ‘futbol olgunluğunu’ yaşıyor. O zaman mesela taraftar soruyor işte “Neden aldık Taylan’ı biz mesela? Selçuk tecrübe abidesi eyvallah ama kadro zaten Ustalara Saygı şeklinde oluşturulmuş; niye oynatılmaz daha genç isimler?” Tamam bahsettiğimiz yaşlar mesele değil diyelim, 33 yaş ortalamalı takım da şahane oynayabilir ama oynayamıyor işte. Koca maçı ‘1’ (yazıyla bir) isabetli şutla tamamlıyor, baskı kuramıyor, “Ha yedik golü ha yiyoruz” huzursuzluğuyla maç tamamlayıp duruyor. ‘Birinci dereceden rakibinin’ sahasında mağlup olduğu haftayı değerlendirecek iradeyi gösteremiyor. Olmuyor, oynayamıyor, sıkıcı bir takım olarak düşe kalka ilerlemeye çalışıyor. Milli maç arasını nasıl değerlendirirler bilemiyorum ama teknik müdahalenin ötesinde omuzlarından tutup sarsılmaya ihtiyacı var sanki Galatasaray’ın...

Topu değil galibiyeti istemek

Fenerbahçe Antalyaspor’a yenildiği maçta topa yüzde 75 oranında sahipti. Dün akşam da ilk yarıda perde kapanırken istatistikçiler Galatasaray’ın topla oynama oranını yüzde 74 olarak işaret ediyordu. Eee?.. Sonuç?.. Ligde 3 haftadır beraberlikle idare ediyor Galatasaray. “Sonra telafi ederiz kafası” ile bu kadar oluyor işte. Topa sahip ola; iyi, güzel de, 3 puan da fena olmaz sanki!

Yazının devamı...

İçinde çırpınırız...

26 Eylül 2019

Ankara’da yıllardır kız öğrencilere kapılarını açan Atatürk Kız Yurdu’nun “sağlıklı hizmet veremeyeceği” gerekçesiyle kapatılmasına, yıkılmasına ve yeniden yapılmasına, öğrencilerin de başka bir yurda taşınmasına karar verildi.

Buraya kadar bir problem yok gibi duruyor ancak yurtta kalan 1800 kız öğrenciye kulak kabarttığınızda bambaşka bir hikâyeyle karşılaşıyorsunuz.

“Ben yaptım olduculuk”, “hesap soran çıkmaz, hesap veren hiç çıkmazcılık” ile harmanlanmış, iş bilmezlik, dediğim dedikçilik ile donanmış bir hikâye...

Mesela madem bu yurt “sağlıklı hizmet veremeyecek” durumdadır, o zaman niye yeni bir tarihte boyanmıştır, tadilattan geçmiştir, bir ton masraf yapılmıştır?

Mesela madem bu yurt kapanacaktı, niye 2019-2020 öğretim dönemi için öğrenci kabul edilmiştir?

Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü 1800 öğrenciye yeni bir adres gösteriyor ya... “Çok şükür işte” demeden devamını okuyun.

Yurdun şimdiki yeri Ankara’da okullara yakın bir yerdeyken, önerilen yeni yurt çoğunlukla polis operasyonlarıyla gündeme gelen ve “tekinsiz” olarak anılan Çinçin’de.

Yeni yurdun yakınında durak yok. Duraktan yurda yürüyecekleri yolun bir bölümü mezarlık, sessiz, ıssız ve sosyal medyadaki çığlıklarından duyabildiğim kadarıyla öğrencileri çok haklı olarak korkutuyor.

Yazının devamı...

Az bile sokmuş arılar

24 Eylül 2019

Arıcılığın sorunlarını tartıştıktan sonra kovanların bulunduğu bir bölgeye giderek şükür duası yapmak isteyen protokol, arıların saldırısına uğradı.

Kaymakamdan belediye başkanına, müftüden Arıcılar Birliği yönetimine kimi bulduysa önüne katan öfkeli arıların yarattığı panik sosyal medyada da gündem oluşturdu.

Arıların neden saldırdıklarını tahmin etmek güç değil aslında. Ağustos-eylül gibi kış kuluçkası için hazırlığı yoğunlaştırırlar, kovanlarını elden geçirirler, besin depolarını düzenlerler, sepetlenecek zavallı erkek arıları kovalarlar vesaire...

Yani işleri başlarından aşkındır ve bir grup kravatlı adamın kovana fayda değil zarar getireceğini düşünüp tehdit olarak görmüşlerdir.

“Yetti sizden insanoğlu!” diye isyan etmeleri de kuvvetli bir ihtimal elbette.

Bakınız dün Gamze Bal imzasıyla Cumhuriyet’te yayınlanan “Arı öldü, verim düştü” başlıklı haber...

Tekirdağ’da ayçiçeklerini “kurtarmak” için kullanılan “toprak altı kurtlarını” yok etme amaçlı ilaç toplu arı ölümlerini tetiklemiş, 5 ton ürün elde edeceğini düşünen bir arıcı “500 kilo ancak toplarız” noktasına gelmiş...

“Neonikotinoid”

Yazının devamı...

İyi rotasyon / kötü rotasyon  

23 Eylül 2019

 

Futbol klişelerine o kadar da itibar eden biri değilim ancak “Avrupa Kupası dönüşü lig maçı, hele ki deplasman dönüşü deplasman maçı felaket alametidir” sözünün defalarca kanıtlandığına da şahidim! Bu durumlarda ‘kadro oturtulmaya çalışılan’ dönemde de olsa kesinlikle kadro rotasyonundan yanayım.

NEDEN ANDONE’Yi SEÇTi

GaLaTasaray Ömer Bayram, Adem Büyük, Şener Özbayraklı gibi daha önce tanınan şansı iyi kullanmış yerlilerini, cezası biten seri’yi ve ilk kez forma şansı bulan Florin Andone’yi kullanarak “Başka bir kadro da mümkün mü?” sorusuna cevap aradı.

İlk 10 dakika bocaladıktan sonra hafif hafif yüklenmenin dozunu artıran Galatasaray golü erken sayılabilecek bir dakikada buldu.

Ömer Bayram’ın güzel ortası boşa gitmedi; 1.70’lik seri uçarak geldi ve kafayla sert vurup Galatasaray’ı öne geçirdi.

KADER 5 DAKİKA

GOLü takip eden 5 dakika bir yerde maçın da kaderini belirleyen 5 dakika oldu. Bu 5 dakika içinde Luyindama ve Babel’in kafa şutlarında Malatyaspor kalecisi Fabian Farnolle işini müthiş yaptı, bir kez de Marcao kendi kendine dolaşarak gol fırsatını tepti.

Yazının devamı...

Battal boy büzgülü çöp torbasını tanıyalım

19 Eylül 2019

Şükürler olsun ki “dış ses” var ve bizleri ne olup bittiği konusunda aydınlatıyor:

“Yedinci Kıta temsilcisi, İstanbul ziyaretine başladı. Tüm dünyanın plastik atıklarıyla her geçen gün gücüne güç katan Yedinci Kıta için ilk kez bu düzeyde bir karşılama yapılıyor...”

Dev büzgülü çöp poşeti formuyla izlediğimiz temsilci, yalandan kucaklanan misafir devlet başkanı gibi kucaklanıyor, ikili görüşme yapıyor, basın toplantısında soruları cevaplıyor vesaire...

Koç Holding’in sponsorluğunu üstlendiği 16’ncı İstanbul Bienali’nin tanıtım filmi, bienalin “Yedinci Kıta” başlığına böyle selam çakmış.

Çöp torbası olarak karikatürize edilen o kıta(lar) gerçek.

Haberlerde okyanusta yüzen dev plastik yığını adaları görenler “Yedinci Kıta nedir, nerededir, kimlerdendir?” demek ihtiyacı duymayacaktır.

Arkadaşımız Banu Tuna’nın 1 Eylül’de “Türkiye’nin iki katı olan bu dev ada hiç kimsenin ve herkesin” başlıklı yazısı “Yedinci Kıta”yı tüm yönleriyle tanıtıyordu.

Pasifik Okyanusu’nda, California ile Hawaii arasında, kıyıdan 1200 deniz mili açıkta salınan, gün geçtikçe pet şişelerle, poşetlerle, farklı plastik atıklarla, balıkçı ağlarıyla vb beslenerek büyüdükçe büyüyen çöp yığını bir kıtaya doğru evrildi.

Yazının devamı...