Kanat Atkaya

Seviyoruz Paşam biliyorsun

11 Mart 2021
2014’te Yapı Kredi’nin Galatasaray’daki salonlarında açılan “İşte Benim Zeki Müren” adlı sergi, memleketin toplumsal hafızasına nakşolmuş bir ikona duyulan sevgiyi de ortaya koymuştu.

Ölümünden 18 yıl sonra açılan sergi “laf olsun diye değil, hakiki manada ziyaretçi rekoru kırdı”, süresi uzatıldı, İstanbul’un ardından Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Bodrum’da, Eskişehir’de kapılarını açtı, yine olağanüstü ilgi gösterildi.

Toplumun kuşakları bağlayarak devam eden kesintisiz bir sevgiyle kuşattığı isimlerin sayısı bellidir, Zeki Müren bu isimlerden biridir, sergiye gösterilen ilgi de bunun küçük bir örneklemesidir.

81 yaşında, üst düzeyde müzik yeteneğine sahip bir kişi olan Özdemir Erdoğan’ın Zeki Müren’le ilgili periyodik olarak ileri geri konuşması bu kadar kabak tadı vermeyeydi “Bu vesileyle Paşa’yı anmış olalım” demeyecektim.

Erdoğan’ın durumunu hazin bulduğumu, Celal Bayar’ın “Bu kış komünizm gelebilir” diye söylenip durması gibi Zeki Müren’e saydırmasını acıklı bir manzara olarak değerlendirdiğimi, şahsiyet erozyonunun endişe verici boyutlara ulaşabileceğini anladığımı söylemekle yetineyim.

23’üncü İstanbul Caz Festivali’nde (2016) müziğinin hakkı olarak Yaşam Boyu Başarı ödülü kazandığında, İKSV’nin hazırladığı tanıtım metnindeki biyografisi şöyle başlıyordu Erdoğan’ın:

“18 Haziran 1940’ta İstanbul’da dünyaya gelen sanatçının annesi klasik piyanistti. Dayısı da keman ve piyano çalıyordu. 9-10 yaşlarındayken aile içinde Frank Sinatra ve Zeki Müren’in taklitlerini yapıyordu...”

Yazının Devamını Oku

Bir de kadına sor

9 Mart 2021
Hayatın zor olduğunu, salgın döneminde, bu ekonomik şartlarda, bu kaotik dünyada ayakta kalmanın güçlüğünü düşünenlere, dün geride bıraktığımız 8 Mart Dünya Kadın Emekçiler Günü vesilesiyle “Bir de kadın olduğunuzu düşünün” notları hazırlamaya çalıştım.

Hayat şartları gerçekten zor, herkes kendi çektiğini bilir elbette içinde debelenip durduğumuz bu mağduriyetlerden örülü ağın içinde...

Bir de eğitimde geri bırakılmış, buna rağmen şartları zorlayıp negatif ayrımcılık duvarlarını aşıp iş bulmayı başarmış, çalışmak isteyen, çalışmak zorunda olan bir kadın olduğunuzu düşünün...

Şiddet sarmalına, tacize ve bu tarz saldırıların tümüne karşı kendinizi savunmasız hissettiğiniz, saldırganların neredeyse cezasız kaldığını görüp durduğunuz bir dünyada ayakta kalmaya çalıştığınızı...

Evi geçindirmeye katkının yanı sıra evde de çalışmak zorunda olduğunuzu, bir de başlı başına bir mucize olan iyi bir annelik yapmaya uğraştığınızı...



Yazının Devamını Oku

Hedefsiz görünmenin bedeli

8 Mart 2021
G.Saray, uyumsuz bir 11’le başlamanın faturasını ödedi.

Ankara’daki soğuk duşun ardından yola kaldığı yerden galibiyetle devam etmek niyetiyle Sıvaspor’u ağırladı Galatasaray.

Rakip, direnci yüksek, 5 haftadır yenilmeyen, cıva gibi Max Gradel tarzı oyuncularıyla rakip defansı sersemletme özelliği bulunan bir takım.

Bu kez ‘yenilen takımı değiştirerek’ ve Gedson Fernandes’i filan saymazsak “2019-2020 model” bir kadroyla sahaya çıktı Fatih Terim.

“O model” Galatasaray’ın defoları malumunuz; zaten dün de kendisini hatırlattı sağ olsun... Formasına tekrar kavuşanların listesi kabarıktı fakat çoğunun bıraktığı yerden devam ettiğini söylemek veya “Dönüşü muhteşem oldu” diyecek birini bulmak güçtü.

FALCAO’DAN MUHAMED’E MESAJ

Linnes’in son derece bireysel hatasını Max Gradel’in tüm özelliklerini sergileyerek cezalandırması için sadece 9 dakika yetti.

Formasına kavuşanlar arasında en faydalı olan şüphesiz Radamel Falcao idi. Topu alışı, dönüşü, rakibini oyundan düşürmesi ve şahane gol vuruşuyla hem “Döndüm ve buradayım” dedi hem de sanki biraz Mustafa Muhammed’e “Bende de bu numaralar var” mesajı göndermiş oldu.

1-1’in ardından Onyekuru’nun 17’inci dakikada inanılması güç şekilde kaçırdığı pozisyon gibi anlarda öne geçme fırsatını yakaladıysa da hantal oyunuyla göz doldurmayı veya rakibi sıkıştırmayı başaramadı Galatasaray takımı.

Yazının Devamını Oku

Diplomasi soğuk yenen bir yemektir

4 Mart 2021
TÜRKİYE ile Fransa arasındaki gergin hava geçtiğimiz ekim ayında zirve yapmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Emmanuel Macron’a “Zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacın var” diye seslendiği noktaya kadar varmıştı.

Azerbaycan-Ermenistan, Libya, Suriye, Doğu Akdeniz üzerinden tutun da Hz. Muhammed karikatürlerinin Fransa’da resmi kurumlarda sergilenmesine, AB’nin yaptırım hamlelerine kadar pek çok noktada problem yaşayan iki eski tanışın frene basması da çok uzun sürmedi.

İki liderin birbirlerine “Sevgili Emmanuel”, “Değerli Tayyip” diye hitap ettikleri ve “Diplomaside küslük olmaz” sözüne göz kırpan mektuplar gazetelerde yayınlanınca Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız, yeni yıl dileklerini iletmek ve Fransa’yı hedef alan terör saldırılarının ardından taziyelerini sunmak için Sayın Macron’a bir mektup yazdı. Bu mektuba bu hafta yanıt aldık. İlişkileri geliştirmek isteğini, Türkiye’ye atfettikleri önemi ve önümüzdeki süreçte Cumhurbaşkanımızla görüşmeyi de arzu ettiğini vurgulayan, güzel, pozitif, hatta bazı kısımlarında Türkçe ifadelerin bulunduğu bir mektup aldık. Cumhurbaşkanımıza takdim ettik. Cumhurbaşkanımız da ‘Memnuniyetle görüşürüz’ yanıtını verdi...”

Nihayet iki lider pazartesi günü video konferans aracılığıyla buluştu, görüştü, yapılan açıklamada karşılıklı işbirliğinin öneminden, potansiyelinden, ortak çalışmanın getireceği başarılardan bahsedildiği vurgulandı.

Özetle nar gibi kızarmışken derin dondurucuya atılan ilişkiler, soğuk zincir kırılmadan tekrar dünya gerçeklerine döndürülmeye çalışıldı.

Çatışma alanları bâki olsa da, tonda düzeltmeler yapılarak yeniden konuşmak için kapı aralandı.

Ocak ayında Anadolu Ajansı için “Türkiye-Fransa ilişkilerinde tarih tekerrür mü ediyor?” başlıklı bir analiz hazırlayan Doç. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, iki milletin tanışıklığının tarihini XI’inci yüzyıldaki Haçlı Seferleri’ne kadar götürmenin mümkün olduğunu vurgulayarak başlıyordu sözlerine.

Dışişleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili sayfasında

Yazının Devamını Oku

Kolay lokma yok

4 Mart 2021
Galatasaray bu maçtan gerekli dersleri çıkarmak zorunda.

Zorluğu basitliğinde gizli bir maça çıkıyordu Galatasaray. “Basit” derken yanlış anlaşılmak istemem; elbette kâğıt üzerinde, puan cetvelindeki vaziyetten bahsediyorum.

Rakip Ankaragücü puan cetvelinin son sırasında, bir mağlubiyet sarmalında çırpınan, acilen puan bulması gereken bir durumda.

Galatasaray’ın hedefi, pozisyonu belli; uzun koşuda sıkışık ön tarafta hızını kesmeden yola devam etmesi gerekiyor.

Hal böyleyken, kazanan kadroda yapılan Donk-Luyindama değişikliğiyle sahaya çıkan Galatasaray son derece düşük bir tempoyla başladı ve devam etti maça.

AMANVERMEZ SAVUNMA

Ankaragücü’nün sıkışık, dinamik, amanvermez savunmasını aşmak için rölantiye alınmış bir oyundan ötesini üretemedi. Buna rağmen biri Onyekuru’yla, diğeri Emre Kılınç’la iki net fırsat yakaladı fakat gol üretemedi.

Galatasaray’ın gelemediğini fark eden, üstün körü baskıyı savuşturan Ankaragücü rakip alanı da yoklamaya başlayınca bir kötü savunma kazasından penaltı kazanmayı bildi ve perde kapanırken öne geçti.

İkinci devreye seri oyuncu değişiklikleriyle başlamayı ve takımını silkelemeye karar veren Fatih Terim, mesela Falcao uygun pozisonda golü atabilseydi planını tutturabilirdi. Ancak maç hızla felakete dönüştü Galatasaray için.

Yazının Devamını Oku

‘Vidayı yanlış bağladın usta!’

2 Mart 2021
SSCB’nin ABD’yle giriştiği uzay yarışında öne geçtiği Voshhod 2 seferinin insanlık tarihinde ayrı bir önemi vardır.

18 Mart 1965’te uzay aracının kapısından dışarı süzülen kozmonot Aleksey Leonov, 12 dakika süren ve gemisinden 15 metre uzaklaştığı seferiyle “ilk uzay yürüyüşünü” gerçekleştirmişti.

“Uzay yürüyüşü” veya daha doğru ve havalı söyleyişle “Uzay Taşıtı Dışı Etkinlik/ Extra-Vehicular Activity” benim gibi “İnsanoğlu Ay’a ayak basmıştır” bilgisi cepte büyüyen kuşaklar için en sevgilisinden bir hayaldir...

Pirimiz Han Solo gibi, Flash Gordon (nâm-ı diğer Baytekin) gibi, Silver Surfer gibi, Kaptan Körk gibi “fezada maceradan maceraya koşmak”, galaksiler arasında ışık hızıyla esmek, gök atlasının bilinmeyen diyarlarına bir kâşif ruhuyla gitmek hangi çocuğu heyecanlandırmaz ki?

İzlediğimiz diziler, filmler dünyadan ayrılıp uzayın derinlerine gidenlerin hayatlarını zihinlerimizde şekillendirmekte elbette önemli rol oynamıştı.

Kafasına cam fanusu andıran küreyi geçirip boşlukta gezen astronotların, kozmonotların “uzay yürüyüşleri” özentimize Michael Jackson imzalı “moonwalk” figürünün eşlik ettiği güzel zamanlar...

Türkiye’nin uzay programlarını konuşmaya, tartışmaya, kaynatmaya, tiye almaya doyamadığı günlerden geçerken insanoğlu yeni bir uzay yürüyüşü gerçekleştirdi önceki gün.

Yazının Devamını Oku

Bir nevi süper kahraman

28 Şubat 2021
Mustafa Muhammed bey ne yapıyorsunuz?

Galatasaray’ın Kasımpaşa maçı yorgunu zeminde ağırladığı Erzurumspor, Mesut Bakkal yönetiminde son dönemde özellikle deplasmanlarda dirençli ve puan kopartan kimliğiyle ön plana çıkıyordu.

Geçen hafta topla çok az oynayarak zorlu bir viraj dönen sarı kırmızılılar, dün akşam maçın başlangıç bölümünde topa sahip ancak hücum enerjisi düşük bir görüntü çizdi.

Buna karşılık, 18’inci dakikada Gomes’in şutu ve Muslera’nın kurtarışı ile sonuçlanan hızlı hücum çıkışlarına umut bağlamıştı Mesut Bakkal’ın öğrencileri.

iSYAN BAYRAĞINI ÇEKTi

Erzurumspor oyunu kontrol ettiğini düşünürken –ki ediyordu kendince- ve skor üretebileceğine inanırken –ki üretebilecek pozisyonlar da buldu- devreye Mustafa Muhammed girdi.

Galatasaray taraftarının bir nevi “süper kahraman” olarak görmeye başladığı Mustafa Muhammed, önce uzaktan bir şutla takımının hücum mıymıylığına isyan bayrağı çekti.

38’inci dakikada köşe vuruşu ardından oluşan karambolde topu önünde bulduğunda ideal santrforun yapması gerekeni yaptı ve sert bir şutla golünü attı.

Bununla da kalmadı, Arda’nın ofsayt tuzağıyla beliren fırsatı ısrarla kovalayıp, yine Arda’nın 5 dakika önce kaidesinden sarstığı direği bir daha hırpalayarak ikinci golünü kaydetti.

Yazının Devamını Oku

Müzik akıp giderken olanlar

25 Şubat 2021
Müzik dinleme alışkanlığının merkezine yerleşen “streaming” servisleri pazarın kralı olduğunu ilan edeli ve kesin üstünlüğünü kabul ettireli epeyce oldu.

Spotify, Apple, Deezer, Tidal, Amazon gibi devler arasında müzik satışlarından elde edilen gelirin yüzde 80-85’ini temsil eden pasta için rekabet de tam hız devam ediyor.

2020’nin ilk yarısında “streaming” gelirleri 2.5 milyar doları bulmuştu; pasta büyüdükçe tatlanıyor...

“Streaming” ve müzik dünyasındaki etkileri çok dallı budaklı, sanatçıdan tüketiciye farklı tartışma başlıkları bulunan bir konu.

Telifler, müziğin üretim hızı ve şekli gibi büyük sorunların yanında bir de dinlediğiniz müziğin ses kalitesi problemi var.

Benim gibi hâlâ fiziksel kopyalarla (plak, kaset, CD) haşır neşir olanların da elbette kayıtsız kalmadıkları/kalamadıkları bu servislerin en önemli problemi ses kalitesi.

Burada “plaktan çıkan ses, CD’nin sesi, streaming’in sentetik yapısı” gibi çok klasik ve çok uzun tartışma gerektirecek konulara girmek güç. Teknik açıdan bu işlerin uzmanlarının konuşması daha faydalı olur zaten.

Bir müzik meraklısı olarak plaklarda, CD’lerde bulduğum ses kalitesinin yanına bile yaklaşamayan

Yazının Devamını Oku