GeriErtuğrul ÖZKÖK Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bugüne kadar Ahmet Güneştekin’in başka büyük sergilerinin de açılışına katıldım.

Mesela Viyana’daki sergisi...

Mesela Bakü’deki sergisi...

Mesela Macaristan’da Vasarely Müzesi’ndeki sergisi... Ama inanın hiçbiri bu kadar etkileyici değildi...

Tarihi Keçi Burcu, bana, sanki Venedik Bienali’nde bir sanat mekânındaymışım hissi verdi.

*

Güneştekin’in bu sergi için hazırladığı özel eserler çok etkileyiciydi.

Beni en çok şu önünde fotoğraf çektirdiğim ayakkabılardan oluşan eser etkiledi.

Ayakkabı hepimizin tarihidir.

Çocukluğumda giydiğim ilk Cızlavet (Gislaved) lastik ayakkabılar...

Hep çivisi çıkan ve ayağımı çiviyle yaşamaya alıştıran kösele ayakkabılarım...

Bugünlerde ayağımdan çıkaramadığım beyaz sneaker’larım...

Hepsi hayatımın bir parçası...

Ama asıl önemlisi, kolektif hafızamıza kazınan ayakkabılar var.

Mesela Hrant Dink’in asla hafızamızdan çıkmayacak o karesi...

Üzerine serilmiş beyaz bir örtünün altından direkt vicdanımıza saplanan bir çift ayakkabı... Ölüm ayakkabıları...

İsimli, isimsiz ayakkabılar...

*

Bu ayakkabı griliğinin, kasvetinin tam karşısında ise cıvıl cıvıl, umut veren, rengârenk bir eser...

Anadolu’da kadınların giydiği rengârenk basma kumaşlardan oluşan üç boyutlu bir kırk yama gibi...

Sergi önce bizi en umutsuz anlarımıza götürüyor... Diyarbakır zindanının 5 numaralı koridorundan boynunuzu eğerek geçiyorsunuz. Sonra sizi oradan alıp umudun kapısına bırakıyor...

*

Bu sergi buradan İzmir’e gidecek...

Çok doğru bir adres. Eminim orada da kuyruklar oluşacak... Picasso kuyrukları gibi... Ve emin olun bir sanat olayının önündeki bu kuyruklar hepimiz için umudun ve barışın işaretidir.

Tebrikler Ahmet Güneştekin...

BANA ÇOK UMUT VEREN SPONSORLAR

SERGİNİN açılışı nedeniyle yapılan panelde, arka fonu oluşturan dekora bakıyorum.

Orada bu serginin sponsorlarının adları var. “Arçelik”, “Denizbank”, “UPS”, “Lokal Enerji”, “Pernod Ricard”, “Jiber” ve başka gruplar...

Türkiye çapında büyük kuruluşlar da var, başarılı yerel şirketler de... Güzel bir sanat imecesi oluşmuş.

*

Bu arada Diyarbakır Ticaret Odası’ndan da özellikle söz etmeliyim.

Oda Başkanı Mehmet Kaya, bu serginin gerçekleşmesinde çok büyük rol oynayan insan. Mehmet Kaya ile ilk defa karşılaşıyorum.

Açıkça söyleyeyim, beni çok etkiledi. Vizyoner, cesur bir insan.

Bölgenin gerçeklerini ve Türkiye’nin gerçeklerini çok iyi bilen, dengesini çok iyi kuran sakin bir insan. Bölgede sakin bir güç...

*

Böyle insanların Türkiye’nin kutuplaşmadan, çatışmadan kurtulmasında çok büyük katkıları olacağına inanıyorum.

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

EN BÜYÜK TARTIŞMA
BENİM SURİÇİ EVLERİ İLE İLGİLİ İZLENİMİM FARKLI

SERGİNİN yapıldığı Keçi Burcu, eski Diyarbakır’da Suriçi denilen bölgeye bakıyor. Burası geçtiğimiz yıllarda hepimizi üzen olaylara sahne oldu. Bölge bir anlamda yıkıldı.

*

Şimdi o bölgeye yeni bir semt inşa edildi. Ancak bu semt halen Diyarbakır’ın en tartışılan yeri... Bir bölümü, yapılan evlerin güzel olmadığını, Diyarbakır bazaltı yerine Kayseri bazaltı kullandığını söyleyerek eleştiriyor. Bir bölümü, bunların evi yıkılan kişilere bile çok pahalı satıldığını anlatıyor.

Bir bölümü ise bu bölgenin altında insanlık dramları olduğunu, bunun üzerine neşeli bir hayat kurulamayacağını söylüyor.

*

Psikolojik ve duygusal gerekçeleri tartışmak zordur. Hele benim gibi o bölgeden olmayan, o olayları orada yaşamayan bir insanın bazı şeyleri onlar gibi hissetmesi de mümkün değil. Ama bazen benim konumumda olmak, olaya bakışta daha adil bir yaklaşıma imkân tanıyabilir. Ben de onu yapmaya çalışacağım.

ÖNGÖRÜ
SOSYOLOG OLARAK İDDİA EDİYORUM, BU BÖLGE 10 YIL SONRA ŞAŞIRTACAK

ORADA konuştuğum bazı insanlar, şu yazacaklarımı söylediğimde “Çok eleştiri alırsın” dediler. Alışığım... Kendi payıma devletin burada yaptığı evleri ve hâkim olan düşünceyi fena bulmadım..

Mimari olarak dışarıdan bakıldığında, yöre mimarisine dikkat edilmiş.

Dar sokaklar, küçük meydanlar, evlerin birbiriyle ilişkileri güzel bir doku oluşturuyor.

*

Daha iyisi yapılamaz mıydı? Tabii ki yapılabilirdi.

Devletin satış politikasını, buradaki mağdurlara tanınan haklar gibi konuları bilemem. Ama bir sosyolog olarak şunu iddia edebilirim. Burası 10 yıl sonra Diyarbakır’ın en canlı, en yaşayan yeri olacaktır.

Hep birlikte göreceğiz.

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

HAFIZ ODASI
ALTTA BU KADAR ACI VARKEN ÜSTTE CANLI HAYAT OLUR MU

ŞÖYLE düşünen epey insan var ve ben onları çok iyi anlıyorum, saygı duyuyorum:

“Altında bunca ıstırap, bunca kavga ve acı bulunan bir toprağın üzerine canlı hayat kurulabilir mi?”

*

Ben de şöyle düşünüyorum: Altında ıstırap, acı, adaletsizlik olan yerlerin üzerinde hayat olmaz dersek, nerede yaşayacağız?

Bu ülke engin bir acılar topoğrafyasına sahip.

Çanakkale’de binlerce şehidin kemikleri üzerinde hayat kuramayacak mıyız, o köprüleri yapamayacak mıyız...

İzmir’de Hasan Tahsin’in vurulduğu Konak’ta gençlerimiz gülmeyecek mi; Kurtuluş Savaşı şehitlerinin belli ve meçhul mezarları üzerine sadece meçhul asker anıtları mı dikeceğiz?

Dersim’in gençleri o yeşil topraklarda trekking yapamayacak mı...

Soma madeninin mahallelerinde gençler artık el ele gezemeyecek mi...

*

Bence Sur’da veya bu ülkenin herhangi bir yerinde herkesin bir kendi acısı varsa, önce bunu ortak acı haline getirip sonra o toprakların üzerine barış içinde güzel bir hayat kurmak gerek... Şuna samimi olarak inanıyorum. Onları anmanın en güzel yolu inadına yaşamaktır.

*

Bu acıları hafıza odamızda tutalım... Ama gelecek nesillere bu odadan sadece hiç bitmeyecek yaslar bırakma hakkımız yok... Belki de neşe, bizleri daha güzel birleştirir...

Ve Allah inşallah bana ömür verir, yaşayan bir Suriçi’nde mutlu ve güler yüzlü bir kalabalığa karışırım...

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

DİYARBAKIR’IN BAZI YERLERİ İZMİR’DEN İYİ

DİYARBAKIR beni şaşırttı...

Gelişmiş ve modern bir Batı şehri haline gelmiş.

Caddeleri çok geniş.

Özellikle şehrin yeni semtlerindeki bina kalitesi ve estetiği güzel.

Binaların gece ışıklandırmaları çok etkileyici.

Gece hayatı çok canlı.

Kulüplerinde genç bir enerji var.

Kafeler dolu...

Konuştuğum buralı insanlar şunu söyledi.

Bu planlamaların çoğunu eski Belediye Başkanı Osman Baydemir yapmış. “Onun hakkı büyüktür” diyorlar ve hayırla anıyorlar.

Bir de eski ODTÜ Öğretim Üyesi Tarık Şengül’ün şehir planlamasına katkılarını anlatıyorlar. Kayyum sistemine karşıyım. Ama anladığım, burada devlet de büyük işler yapmış.

LEVHALARDA TÜRKÇE VE KÜRTÇE KADAR İNGİLİZCE

ŞEHİR vitrinlerine iki gün baktıktan sonra aldığınız en çarpıcı izlenim, Diyarbakır’ın İngilizce ve yabancı dil isimlere merakı.

Sadece en önemli üç hastanesinin ismini yazayım:

“Genesis”... “Memorial”... “Bower...”

Bina ve butik isimlerinde, kafe adlarında dikkat çekici kadar çok İngilizce var.

Yani levhalara bakarsanız Türkçe ve Kürtçe kadar İngilizce kelimeler de görürsünüz.

YARIN

Bir İzmirli zeybeği mi daha iyi oynar, halayı mı daha iyi çeker

Serginin iki gecesinde kimleri dinledik?

Hangi şarkıda dayanamayıp ayağa fırladım? Hayatımın ilk halayında performansım neydi?

Bindiğim servis aracında keşfettiğim iki şarkı neydi?

İki gecede dinlediğimiz dört sanatçı hakkındaki görüşlerim.

Diyarbakır’da yemediğim iki şey neydi...

Bodrum katında doğup dünya markası olan bir fabrikada üç saat.

Türkiye’nin gerçek dramı: İki ayrı görüş ve “Senin orada ne işin var?” sorusu.

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku