Soru da bu değil...
Soruyu New York Times yazarı Thomas L. Friedman soruyor:
“Joe Biden Nobel Barış Ödülü’nü alabilir mi?”
Ben de aynı soruyu ülkemin Cumhurbaşkanı için soruyorum...
Ama önce gelin Thomas Friedman’ın yaklaşımına bir bakalım.
Friedman dün yayınlanan yazısına Sovyet devriminin önde gelen liderlerinden Leon Troçki’nin şu sözü ile başlıyor:
“Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz... Ama savaş sizinle ilgilidir...”
Hikâye 5 Ocak 2021 günü başladı...
O gün limana gelen bir gemi taşıdığı konteynerleri boşaltmak üzere vinçlere yüklerken, birtakım resmi kişiler gelip yükün indirilmesini durdurdular.
Gelen kişiler Amerikan “Homeland Security”, yani “iç güvenlik” biriminin elemanlarıydı.
KONTEYNERDE NE VARDI SİLAH MI KOKAİN Mİ
Hayat her şeyimle geç başladı...
Öğleye doğru bir arkadaşım aradı ve “Twitter’da TT oldun” dedi...
İki numaraya kadar çıkmışım.
Gerçi geriye dönüp aradım üçer saat aralıklı listelerde görmedim ama galiba kısa bir süre TT olmuşum.
*
Biraz tuhaf değil mi...
TT olmama neden olan yazımın başlığı şuydu:
“Emin Çölaşan gibi yazmak istiyorum, lakin olmuyor”
“Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle meşgulsün... Bak Emin Çölaşan nasıl yazıyor...”
Her defasında açıp Emin Çölaşan nasıl yazıyor diye bakıyorum...
Her defasında hiç şaşırmıyorum...
Çünkü onu Ankara yıllarından tanıdığım günlerden beri her iktidar için hep aynı şeyleri yazıyor...
*
Takdir de ediyorum...
Hiç bıkmıyor, usanmıyor, hep aynı şeyleri yazıyorum demiyor, kendi değişmiyor, konularını hiç değiştirmiyor...
Her gün memleketin en önemli meselelerini yazıyor.
Özeti şuydu:
Her gün 10 bin adım atmanıza gerek yok, 4 bin 400 adım yeterli... Araştırmanın kaynağı da taş gibi sağlamdı: Harvard Üniversitesi...
Öyle olunca da zaten hazır olan ruhumuzu anında rehavet kapladı.
*
Dün sabah Prof. Melih Us aradı... Hani COVID sırasında yıldızı parlayan hoca.
“Sen o araştırmanın ayrıntılarını okudun mu” diye sordu.
Hayır sadece haberi üstünkörü okumuştum.
Prof.
Bu tabutta, hayatının daha baharına bile gelmeden katledilmiş bir kız çocuğu yatıyor...
Gazze’deki İsrail vahşetinden bir hafta önce, Kabil’de Taliban vahşetinin kurbanı oldu.
Taliban canilerinin, Saayed Ul-Shudada okulunun kapısında patlattıkları bombalar 90 çocuğun hayatına mal oldu...
Yani Gazze’de katledilen çocuk sayısından fazla çocuk katledildi...
100 de yaralı var...
Kimdi bu çocuklar?
Okumak için çalışmak zorunda kalan yoksul çocuklardı çoğu...
Ama ben o konuya girmeyeceğim...
Memleketin bunca meselesi varken benim aklım Upper Cihangir’de...
Neden derseniz, Upper Cihangir’in “seviyeli magazincilerinin” üzerine pandemi tembelliği çöktü.
Magazin halısı Upper Cihangir’in altından çekiliyor da haberleri yok..
O yüzden iş yine bana düştü ve bu sosyal sorumluluğumu yerine getiriyorum.
En vahimi de halıyı çeken kim biliyor musunuz...
Türk basınının yarım asırlık eski tüfek siyaset yazarları...
Ama anlatacağım olay o kadar pespaye ki, ancak onların seviyesine inerek böyle bir cümleyle ifade edebildim.
Şimdi şöyle rahat bir koltuğa oturun, arkanıza yaslanın.
Son yıllarda dinlediğiniz en pespaye siyaset kumpaslarından birini anlatacağım...
O AKŞAM YEMEĞİNDE