GeriErtuğrul ÖZKÖK Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım

1) Sadece dün değil... Epey bir süredir Türkiye’de parti kongreleri beni hiç ilgilendirmiyor...

Açıkça söyleyeyim, parti mitingleri de, parti kongreleri de bana artık eskimiş bir siyaset anlayışının nostaljik kalıntıları gibi görünüyor.

Ancak son 24 saatte iki ayrı partide iki ayrı gelişmeye baktım ve yazmaya karar verdim.

*

AKP kanadında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir cümlesi: Ve arkasından yeni AKP yönetimine giren bazı isimler bana umut verdi.

*

Öğleden sonra ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşması...

“Gelin helalleşelim ve yeni bir Türkiye kuralım” mesajı... “Herkes hata yapabilir. Yeni bir siyaset anlayışını birlikte inşa edebiliriz” sözleri... Son günlerin en önemli cümleleri bunlar...

Hayal mi kuruyorum...

Kurmak istiyorum.

Çok mu safım... Saf olmak, inanmak istiyorum.

*

Ama herkese aynı duyguyu tavsiye ediyorum.

Hayal kurun... Saf olun... Bir şeye inanın...

Kurtuluşumuz burada...

Bugün önce AKP’de yönetime gelen yenilerden başlayacağım.

2) CUMHURBAŞKANI’NIN BİR CÜMLESİNİ NOT ETTİM

CUMHURBAŞKANI Erdoğan kongrede “Artık dostlarımızı arttıracağız” dedi...

Bence iyi bir cümle...

Ayrıca konuşmada bölge ülkeleri ile ilgili ağır ifadelerin olmaması da güzel bir işaret.

Bunu da dış politika meselelerinin artık iç politikada daha dikkatle kullanılacağı biçiminde yorumladım.

Kısaca bunları Türkiye’nin yalnızlığını azaltacak adımların atılacağı şeklinde yorumladım.

Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım

3) ‘DÜŞMAN AZALTIP DOST ÇOĞALTALIM’ DİYEN URLALI HEMŞERİM DE GİRDİ

BAŞINDAN beri Binali Yıldırım’ın sakin ve barışçı üslubunu seviyorum. Kısa başbakanlığı sırasındaki “Düşman azaltıp, dost çoğaltma” sloganını çok umut verici bulmuştum.

Aynı zamanda “iş yapan” bir insandır. Tabii bir de şu var.

Binali Bey İzmir belediye başkan adayı olduktan sonra Urla’dan ev aldı.

Yani Urlalı bir hemşerimin yönetime girmesinden bu nedenle de memnunum.

Partide Erdoğan sonrasında en üst iki görevden birine onun gelmesini de sevdim.

Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım

4) KULİN’İN ‘PARTİ KAPATMAK YANLIŞ’ DİYEN MEKTUP ARKADAŞI DA YÖNETİMDE

AYŞE Böhürler muhafazakâr kanatta eskiden beri en ilgiyle izlediğim aydınlardan biri.

Olaylara yaklaşımında hep adil bir duruşu var.

Barışçı bir üslup kullanıyor. Yaptığı televizyon programında konuşmacı seçiminde hiçbir zaman fanatik ve tarafgir bir tercihe yönelmiyor. Bana göre muhafazakâr kanadın en etkili kadınlarından biri.

Son olarak yazar Ayşe Kulin’le açık mektuplaşması çok konuşuldu.

Kamuoyu önünde birbirlerine söz verdiler:

Birileri çıkıp Ayşe Kulin’in başını zorla örttürmeye, bir başkaları ise Ayşe Böhürler’in başını zorla açtırmaya kalkarsa... Birbirlerine destek olacaklar.

En önemlisi de “Parti kapatma yanlış” diyebilen bir entelektüel.

Yönetime girmesi elbette çok iyi oldu.

Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım


5) FESTİVAL AFİŞİNE LİLİTH’İN TABLOSUNU KOYDURAN BAŞKAN DA YÖNETİMDE

PARTİ yönetimine girenlerden biri de eski Antalya Belediye Başkanı Menderes Türel. Onu Antalya’ya ilk defa belediye başkanı seçildiği günden beri izliyorum. Partizan olmayan tutumu ile herkese açık bir siyaset anlayışı var. Yapıcı bir insan. Müzikle ilgileniyor. Piyano çalıyor. Bence yönetime girmesi herkes için iyi oldu.

İstanbul Sözleşmesi’nin tartışıldığı şu günlerde onun da geçmişinde güzel bir kadın hikâyesi var. Antalya Film
Festivali’nin afişine Ahmet Güneştekin’in “Lilith’in İntikamı” adlı çalışmasını koydurdu. Lilith, “İkimiz de topraktan yaratıldık ve eşitiz” diyerek Adem’e karşı çıkan belki de ilk MeToo kadını.

Eşitlik uğruna cennetin bütün nimetlerini reddeden bir savaşçı... İşte o tabloyu afişe koyduran insan da AKP yönetiminde.

Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım

6) ‘İKİ KIZIMIN BAŞINI KİMSE ZORLA ÖRTTÜREMEZ’ DİYEN BAŞKAN DA YÖNETİMDE

MEHMET Özhaseki, Kayseri Belediye Başkanlığı’nda yaptığı güzel ve cesur şehircilikle hepimizin ilgisini çekmiş bir siyasetçi. Özellikle son seçimde Ankara Belediye Başkanlığı’na adaylığını koyduktan sonra daha da iyi tanıdım. Bana göre muhafazakâr kesimin en yapıcı insanlarından biri.

Belediye başkanlığı sırasında yaptığımız sohbette bana neler demişti:

Demişti ki: “Görün bakın Ankara’da öyle şeyler yapacağım ki CHP’li başkanların bile rol modeli olacağım.”

Demişti ki: “Toplumun her alanında siyasetten başlayıp mesleklere kadar büyük bir değişim arzusu var. Bunu anlamayanlar kaybolup gider.”

Demişti ki: “Eğer bir şehirde kültür, sanat, spor, meşru eğlence, müzik olmazsa o şehir kocaman bir huzurevine döner. Ankara eğlencesini kaybetmiş.”

Demişti ki: “Bu şehirde Kızılderili müziği bile çalacak.”

Demişti ki: “Evlendiğimizde eşimin başı açıktı, sonra kendi isteği ile örtündü. Çok aydın bir insandır. Üç kızım var. Birinin başı örtülü, ikisininki açık. Bu dünyada kimse ne iki kızımı kendi isteği dışında başını örtmeye zorlayabilir, ne de öteki kızımın başını açmaya zorlayabilir.”

İşte o gün bana bunları söyleyen bir siyasetçi AKP yönetimine girdi. Önemli bir kazançtır.

HER GÜN SERGİNİN ÖNÜNDE KUYRUKTA BEKLEYENLERE SAAT 15.00’TE NE DENİYOR

SERGİNİN ikinci günü gezmeye giden Mustafa Taviloğlu, bana binanın üstünden çekilmiş bir fotoğraf attı.

Aşağıda galerinin kapısından başlayıp gerilere doğru uzayan ve sonra bir sokak arasında kaybolan uzun bir kuyruktu bu...

Refik Anadol’un Plevneli Galerisi’nde açılan “Makine Hatıraları: Uzay” sergisinin kuyruğu...

*

Refik Anadol, Ahmet Güneştekin’le birlikte Türkiye’nin yurtdışında en iyi tanınan sanatçılarından biri...

Yıllar önce Sabancı Müzesi’nde açılan Picasso sergisinden sonra gördüğüm en uzun kuyruktu bu...

Son 24 saatte ne oldu da bu kadar safça umutlandım

Galerinin sahibi Murat Pilevneli anlattı.

Her gün öğleden sonra saat 15.00 civarında kuyrukta bekleyenlere artık beklememelerini söylüyoruz.

Pandemi nedeniyle izlemeye gelenler ikişer üçer kişilik gruplar halinde salonlara alınıyorlar...

O nedenle belli bir saatte kuyruğun belli bir noktasından itibaren bekleyenlere şu söyleniyor:

“Artık beklemeyin...”

Pandemi nedeniyle insanlar salonlara ikişer üçer kişilik gruplar halinde alındığı için, bir noktadan sonra beklemenin yararı olmuyor.

*

Refik Anadol son yıllarda çoğumuzun hayranlıkla izlediği bir video tasarım sanatçısı...

Los Angeles’ta oturuyor ama Türkiye’de de bir ekibi var.

Onun gezdiğim ilk sergisi beynin hareketleri üzerineydi.

Çok etkilenmiştim.

Ama bu defaki artık onu da kat kat aşmış...

BU BİR SERGİ DEĞİL, ADINI KOYAMADIĞIM BAŞKA BİR ŞEY

Önceki gün seyrettiğim bu “şeyi” bir sergi olarak nitelemek yanlış.

Yapay zekâ, yaratıcılık ve mimarinin kesiştiği noktada bambaşka bir şey bu...

Sanatın yepyeni ve çok yaratıcı bir formu.

*

Sanat böyle olunca “galeri” kavramı da değişiyor.

Dolapdere’deki bu mekân artık bildiğimiz bir galeri değil. İçindeki sanatla bütünleşerek, onun ayrılmaz parçası haline gelmiş bir tasarım bu mekân.

Yani mekân da sanat olmuş.

*

Eser ve mekân böyle dönüşünce, sanatın karşısındaki insan da bulunduğu yerden ayrılıp artık bu bütün gösterinin parçası haline geliyor...

*

Sonunda sanat sadece estetik bir şey olmaktan çıkıp aynı zamanda bir tür meditasyona dönüşüyor.

ADINI VEREREK SPONSORLARA TEK TEK TEŞEKKÜR ETMEK İSTİYORUM

TEKNOLOJİSİYLE, müziğiyle, video enstalasyonlarıyla, mekânıyla çok büyük bir proje bu...İddia ediyorum daha şimdiden bu yılın en önemli sanat olayı.

Sadece Türkiye’de değil, pandemiden bitap düşmüş dünyada da çok konuşulacak, ses getirecek ve İstanbul’un adını anlatacak bir olay.

Böyle bir projenin altından bir galerinin tek başına kalkması mümkün değil.

Belki de 1 milyon dolara kadar uzanabilecek devasa bir proje... Pandeminin ortasında, yani bütün bütçelerin kısıldığı bir dönemde bazı kuruluşlar bu projeye destek vermişler.

O nedenle fahri ombudsmanların parmak sallamalarını zerre kadar umursamadan bu projeye destek veren 3 temel sponsorun adını vereceğim.

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi...

Borusan Otomotiv...

Samsung...

Bunun dışında küçük sponsorlar da var...

Hepsine çok teşekkür ediyorum.

Sadece sanata değil, Türkiye’ye de çok büyük hizmet yapmışlar.

İLK ‘ZOOM’SUZ CUMA’ VE ‘HAPPY HOUR’UN DÖNÜŞÜ

SON zamanlarda hangi arkadaşımı arasam “Zoom toplantısındayım” diyor. Dün New York Times’ta okudum.

Şirketlerde bir “Zoom yorgunluğu” başlamış.

Ne yalan söyleyeyim bende bile başladı.

İşte o nedenle “Zoom free friday” kavramı doğmuş.

Yani “Zoom’suz cuma...”

İlk uygulayan da Citibank olmuş.

Bundan böyle pandemik yorgunluğu önlemek için cuma günlerine hiç Zoom toplantısı koymayacaklarmış.

Belki Zoom yerine cuma akşamüzerleri yapılan “happy hour”lar için bir formül de bulunabilir.

Yarın ve pazar günü bu köşede
SAKURA HAFTA SONU ÇOK EĞLENCELİ KONULAR

YANIMDAKİ BORNOZLU KADIN KONUŞACAK MI: Sharon Stone’un çok tartışılan hatıra kitabında benimle Los Angeles’ta geçirdiği o bornozlu günü ve geceyi de anlatıyor mu...

ÖĞLE YEMEĞİNDE KAÇ KADIN: Dünyanın en stil ikonu aktörü Steve McQueen her gün öğle yemeği saatinde kaç kadınla birlikte oluyordu. Manson çetesinin katliam gecesinde ölmekten kimin sayesinde kurtuldu.

POST PANDEMİ NİŞANTAŞI VE BAĞDAT CADDESİ: Nişantaşı ve Bağdat Caddesi’ni pandemi durgunluğundan kurtaracak iki mekân hangisi olabilir.

DÜĞÜN ŞARKICILARI NASIL KURTULACAK: Pandemide işsiz kalan Meksikalı Mariachi’ler (düğün orkestraları) kurtuluşu nerede buldu.

ERKEK VE KADIN GİYİMİNDE DEVRİM: Geçen çarşamba kadın ve erkek giyim tasarımında yaşanan devrim neydi? Kim yapmıştı bu devrimi.

BU TABLODA HZ İSA’NIN YERİNE HANGİ ROCK STARINI OTURTURSUNUZ: Ünlü rock müzisyenlerinin “Son Yemek” tablosunda tam ortada Hz. İsa’nın oturduğu sandalyede oturan ünlü rock starı hangisidir?

Mick Jagger mı, Bono mu, Jim Morrison mu, Jimmy Page mi, Kurt Cobain mi...

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Emin kardeşim ben piyanistim niye hep bana ateş ediyorsun

Sözcü gazetesi, Turgut Özal’ın 28’inci ölüm yıldönümü günü herkese örnek olması gereken harika bir şey yaptı.

Özal’ı müthiş övücü bir manşet ve sayfayla andı.

Ben de Sözcü yazıişlerini ve bu sayfayı hazırlayan arkadaşımız Emin Özgönül’ü alkışlayan bir yazı yazdım.

*

Ama o ne...

Bütün hayatı boyunca maddi manevi geçimini Özal ve herkese hakaretle sağlayan Emin Çölaşan, gazetesine bir şey diyemeyince hıncını yine benden çıkardı...

Üstelik yine bir sürü yalan dolanla...

Neymiş ben ona Turgut Özal’la ilgili kitabını okudum çok beğendim demişim.

Yazının Devamını Oku

57 milyon riskli vatandaşı acilen koruma altına almanın formülü

Dün itibarıyla dünya “COVID atlası” şöyleydi.

İsrail aşılamasını tamamlamış, bütün yasakları kaldırmış ve halkı da plajlara hücum etmişti.

Yeni Zelanda ve Avustralya arasında serbest seyahat başlamıştı.

Dünyada COVID olayını en ağır geçiren ülkelerden Amerika’da Biden politikası sonuçlarını vermeye başlamıştı.

16 yaş üzeri isteyen her Amerikan vatandaşına aşı uygulanabiliyordu.

330 milyonluk ABD’de yeni vaka sayısı 67 bindi.

Haziran ayı ortası itibarıyla nüfusunun yüzde 70’ini aşılamış olacağını açıklamıştı.

80 milyon nüfuslu Türkiye’de ise yeni vaka sayısı 55 bindi...

Yazının Devamını Oku

Korkuyorsunuz çünkü statlarda idare ediyorduk ama ekranda edemiyoruz

Alman liglerinin tatsızlığı, İtalya’nın statları yenilememesi, koca Rusya’nın doğru dürüst bir takım çıkaramaması, herkesi Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Bakıyorum, tüm Avrupa ülkelerinin federasyonları ayakta. Paniğin sebebi belli... Siz daha VAR’ı bile yönetemiyorsunuz. Kalite yerlerde. Şimdi korkuyorsunuz.

Bu bir deprem... Futbolun 8.1 şiddetindeki depremi. Hiç kuşkunuz olmasın, arkasından tsunami de gelecek... Gelecek ve bu bütün derme çatma ‘Milli ve yerli futbol düzeni’ bu tsunaminin altında kalacak.

TÜRKiYE LiGi’NiN VASATLIĞI ALMAN LiGi’NiN RUHSUZLUĞU

· 12 Avrupa takımının pazar günü “Biz artık Avrupa’da bir ‘Ultra Süper Lig’ kuruyoruz” açıklaması tam bir depremdir. Ve yıllardır “Geliyorum” diyen bir deprem bu...

· Alman liglerinin tatsızlığı, tuzsuzluğu, ruhsuzluğu.

· İtalya’nın futbol oynadığı sahaları bile yenilemede nal toplaması.

· Fransa’nın Arap sermayesi sayesinde çok
geç Avrupa futboluna dönmesi.

· Oligarklarını bile İngiltere’ye kaptıran koskoca Rusya’nın doğru dürüst bir futbol takımı çıkaramaması, sonunda bütün Avrupa seyircisini Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Onlar da bu vasatlıkta debelenirken sonunda bu kararı aldılar.

Yazının Devamını Oku

Bir Upper Cihangir magazini... Diziyi çekerken 6 kere öpüştük o COVID oldu ama ben olmadım

Tabii Upper Cihangir’deki en büyük haber kaynağımdan öğrendim haberi.

1- Kanal D’nin başarılı bir başlangıç yapan dizisi “Camdaki Kız” meğer tam anlamıyla bir Upper (Yukarı) Cihangir dizisiymiş.

*

Nereden mi çıkardım?

Bir kere dizinin bazı sahneleri Cihangir Caddesi’ndeki köşkte çekilmiş.



Yazının Devamını Oku

Bodrum'dan doğan bir özel Türk 'Lirası'

Önceki gün Türkiye’de çok ilginç bir şey oldu...

Ekonomi tarihimizde ilk defa bir şahsın Bitcoin hesabına haciz kondu...

Bunun anlamı şu...

Artık hepimizin hayatında “Bitcoin” denilen bir para var...

Aslında bu para cebimizde...

Tek farkı ceket cebinde değil cep telefonumuzda olması...

Üç yıla yakın bir süredir bir insan arıyorum...

Bana çok basit biçimde “Bitcoin nedir” anlatsın...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin çaresiz ev kadını hangi okula rüşvet verirdi

Aslında yazının gerçek başlığı şu:

“Türkiye’nin Ivy League okulları hangisidir...”

O nedenle, araya “Çaresiz ev kadını” ifadesinin girmesinin hikâyesiyle başlayayım.

*

Geçen ay bir streaming platformunda, ABD’de 2019 yılında yaşanan “üniversiteye giriş” skandalıyla ilgili belgeseli seyrediyordum.

ABD’nin önde gelen bazı varlıklı ve şöhretli aileleri çocuklarını en iyi üniversitelere sokmak için rüşvet tezgâhını kurmuş biri aracılığıyla bal gibi rüşvet anlamına gelecek paralar harcıyorlar.

*

Onlardan biri de “Çaresiz Ev Kadınları” dizisinde Lynette Scavo rolünü oynayan oyuncu Felicity Huffman...

Emmy, Altın Küre, SAG ödülleri var

Yazının Devamını Oku

Kim bu 'esrarengiz' Boğaziçili 'sıçan' M.B.

Hürriyet yazarı İhsan Yılmaz, Oğuz Atay’ın kayıp günlüğü olayını gündeme getirip, ben de perde arkasını yazınca, “Upper Cihangir” dünyası karıştı.

Gerçi, onunla ilgili sadece kendilerinin konuşma hakkı bulunduğuna inanan bazı çevreler, “Ne alakası var Oğuz Atay’ın Cihangir’le” deyip durmadan bana yükleniyorlar...

Merakınızı tatmin edeyim. Hepsi biliyor ki “Upper Cihangir” lafını sembolik olarak kullanıyorum...

*

(Bu arada Cihangir ahalisi galiba bu “Upper” lafından pek hazzetmedi ki, mahalle baskısı yapmış olmalılar ki, bu kavramın mucidi T24’in düzeyli magazin yazarı Tuğrul Eryılmaz da artık sadece “Cihangir” diye yazmaya başladı.)

Neyse asıl konuya gelelim...

Geçen cumartesi T24’te Ayça Atikoğlu’nun bir yazıyla bu “Upper Cihangir polisiyesinin” ikinci sezonu da yayına girdi.

Türkiye’nin

Yazının Devamını Oku

İmamı kim istifa ettirdi Türkiye'nin makul aklı mı

Ayasofya imamı sonunda istifa etti...

İstifasında “Kendi isteği ile ayrıldığı” belirtiliyor...

Ama artık orada kendine üç-beş trol dışında müttefik bulamadığı herkesin bildiği bir sırdı...

Bütün dünyanın gözü üzerinde bulunan bir mabetten her gün tuhaf seslerin yükselmesinin hiçbir makul AKP’linin de hoşuna gitmeyeceği bir gerçekti.

Nitekim ilk tepki AKP milletvekili Özlem Zengin’den geldi...

Sonra AKP’nin ağır toplarından da sesler yükseldi...

Sonunda ayrılmak zorunda kaldı ve çok hayırlı bir iş oldu...

İstifasını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği de yazıldı, söylendi.

Yazının Devamını Oku

CHP'li kayınpederim o 2 takunyalı hakkında bana neler anlatmıştı

Kayınpederim rahmetli Hüdai Oral, köklü bir CHP’li ailenin üyesiydi.

Beş dönem CHP milletvekilliği yapmıştı.

Babası CHP’nin tek parti dönemi Denizli il başkanıydı...

Ayrıca 1950 öncesi milletvekiliydi.

Kızının Adnan Menderes hayranı, koyu Demokrat Partili bir ailenin sonradan solcu olmuş oğluyla evlenmesini son derece normal karşılamıştı.

Hüdai Oral 1961 yılında kurulan İsmet İnönü hükümetinin en genç bakanıydı.

İnönü onu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görevlendirmişti.

O güne kadar öyle bir bakanlık yok...

Yazının Devamını Oku

Bu bir haber mi, fazla oldunuz sinyali mi

“Haber” desem...

Değil...

“Analiz” desem o da değil...

Öyleyse ne?

“Ayağınızı denk alın” uyarısı mı...

Önce neden söz ettiğimi anlatayım.

Dün, dünyanın önde gelen ekonomik medyalarından biri olan Bloomberg’de tuhaf bir yazı yayınlandı.

Yazının konusu Türkiye’de Bayraktar grubunun ürettiği SİHA’lardı...

Yazının Devamını Oku

Ya seçilmişlere her gün haddini bildiren o atanmış memurlar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir süredir beni de düşündüren önemli bir noktaya dikkati çekti.

Emekli WhatsApp’çı amirallerin yaptığı düşüncesizce işe tepki koyarken, çok yapıcı iki uyarıda da bulundu.

*

Bildiri yayınlayan amirallerin 10’unun o eski kötü alışkanlıkları hatırlatan biçimde sabah evlerinden alınmalarına tepki gösterdi.

Gözaltına alınmalarına karşı çıktı...

Ama daha önemlisi iktidara bence çok önemli ve yapıcı bir çağrı yaptı.

Özeti şuydu:

Emekli amirallerin seçilmişleri hedef alan açıklamalarına karşı çıkıyorsak...

Atanmış memurların, tayinle göreve gelmiş görevlilerin, valilerin, kaymakamların, maaşını devletten alan dini görevlilerin seçilmiş insanlar, parti başkanları, anamuhalefet partisi başkanı hakkındaki hakarete veren açıklamaları da önlenmelidir...

Yazının Devamını Oku

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Aman Allahım...

Bu erkek milleti...

Yani biz ne hale düştük...

*

Dün gibi hatırlıyorum...

15 Mayıs 2016...

Berlin’de Final Four’un son günü... Fenerbahçe-CSKA maçını bekliyoruz...

Otelin lobisinde büyük bir tartışma patlıyor...

Bir erkekte ideal testosteron oranı nedir?

Yazının Devamını Oku

İkinci hayatında bir daha komedi oynayabilecek mi

Zekeriyaköy’deki evde yaşanan o olayın üzerinden 3 yıla yakın zaman geçmiş.

Ahmet Kural’ı o zamandan beri ilk defa görüyoruz.

Kıbrıs’ta TRT için bir dizi çekiyormuş.

Hürriyet Kelebek’te Tülay Demir’in yaptığı mülakattan öğrendik.

Çekim sırasında yeni sevgilisi Çağla Gizem Çelik ile annesi ve babası da yanındaymış.

*

Hayatım boyunca şuna inandım.

Yazının Devamını Oku

Çok genç erkekle 'olgun kadın' arasında kaç yaş fark vardır

Çarşambayı perşembeye bağlayan gecenin saat 00.30’u...

Çok akıllı telefonuma, Music Business Worldwide müzik endüstrisi haber sitesinden bir son dakika notu düşüyor...

“Paul Simon bütün kataloğunu Sony şirketine satmış...”

Paul Simon...

Yani “Simon and Garfunkel” ikilisinin Simon’ı...

Daha o saniye onlarca şarkı geçmeye başlıyor aklımdan...

“Mrs Robinson”, “Sound of Silence”, “Scarborough Fair”, “Bridge Over Troubled Water”, “Boxer”, “Cecilia”, “A Hazy Shade of Winter”, “Homeward Bound”, “Me And Julio Down by the Schoolyard”...

Bütün bir gençliğim...

Yazının Devamını Oku

Sharon hatıra kitabında bu bornozlu geceyi de yazdı mı

1) Dün gibi hatırlıyorum...

2005 yılının aralık ayıydı...

Los Angeles’ta güneşli bir günün gecesiydi... Hollywood ünlülerinin yaşadığı semtteki büyük villanın salonundaydım.

Biraz sonra şahane kadın merdivenlerden inmeye başladı...

Beş yıl önce Cannes Festivali’nde yanımdan geçerken nefesimi kesen şahane Sharon Stone karşımdaydı.

Üstelik üzerinde sadece bir bornoz vardı...

Ayağa kalkıp soruyorum...

“Yorgun musunuz...”

Yazının Devamını Oku