O fotoğraf bana bu kareyi hatırlattı

MERVE Kavakçı’nın kızı Mariam Kavakçı Cumhurbaşkanlığı danışmanı olunca, birçok insan onun esprili fotoğraflarını paylaşıp dalga geçti.

Bense, iyi bir eğitimi olan genç kadının esprili pozlarını çok sevdim...

O fotoğraf bana bu kareyi hatırlattı

Cumhurbaşkanı’nın, hayata espriyle bakan gencecik bir bilim insanını danışman yapmasını da sevdim.

*

Ama o fotoğraflara bakarken, bir başka kare de geldi gözümün önüne...

3 Mayıs 1999 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çekilen bir fotoğraf karesiydi bu...

*

Esprili pozlar veren genç danışmanının bugün Kuala Lumpur Büyükelçisi olan annesi Merve Kavakçı, o gün başörtüsü ile TBMM Genel Kurul Salonu’na giriyor.

Meclis’in çoğunlukta olan partilerinden çok sayıda erkek ve kadın milletvekili ayağa fırlamış onu protesto ediyor.

Rahmetli Bülent Ecevit “Bu hanıma haddini bildirin” diye sesleniyor.

*

İşte tam o sırada bir başka kadın milletvekili var ki, Kavakçı’nın yanında, onunla omuz omuza dimdik yürüyor.

Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilmiş olan Nazlı Ilıcak’tır o kadın...

*

Ve kaderin şu tecellisine bakın...

O gün salonda büyük bir yalnızlık içinde olan Merve Kavakçı, bugün Malezya’nın başkentinde, mahiyetindeki çok sayıda diplomatla Türkiye’yi temsil ediyor.

Kızı, etrafında büyük arkadaş kalabalığı içinde Cumhurbaşkanı danışmanı...

*

Ama o gün neredeyse onun yanında duran tek kadın olan Nazlı Ilıcak ise bir hapishane hücresinde yapayalnız...

O fotoğraf bana bu kareyi hatırlattı

Neredeyse 3 yıldır hapiste...

Neden?

Yazdığı yazıdan dolayı...

*

Kimdir bu hapishanedeki yapayalnız kadın... Ne yapmış...

27 Mayıs’ta, gencecik bir kızken askeri darbeye direnmiş...

12 Eylül’de, her şeyini kaybetme pahasına askeri rejime karşı direnmiş...

İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Tayyip Erdoğan, okuduğu bir şiirden dolayı hapse atıldığında aslanlar gibi onun yanında durmuş...

Hapisten çıkıp partisini kuracağı günlerde evinde yemekler vererek onu insanlarla buluşturmuş...

*

75 yıllık bir siyasi hayatın hülasası bu...

75 yıllık bir hayatın mücadele bilançosu da bu...

İki fotoğraftaki 3 kadına bakıyorum ve düşünüyorum.

Bu ülkede bir fincan kahvenin hatırı var da...

Bu bilançonun hiç mi anlamı yok...

FIRSAT

- YARGITAY Cumhuriyet Başsavcısı Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan hakkında verilen müebbet cezalarının bozulmasını istedi.

Çok umut verici bir karar... Ve bu hatayı düzeltmek için büyük bir fırsat.

Umarım savcılar ve karar verecek hâkimler de bu fotoğraflara bakar...

HATIRLAYIN KARAYALÇIN ANKARA’YI BÖYLE KAZANDI

TROLLEŞMİŞ CHP’liler ve solcularla hiç ama hiç aynı fikirde değilim.

Bir vatandaş olarak son yıllarda içimi en rahatlatan gelişmelerden biri, ‘millet ittifakı’nın İstanbul belediye başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etmesi oldu.

Ziyaret edip “Sizin oyunuza da talibim” demesi...

*

Vay sen misin Cumhurbaşkanı’nı ziyaret eden diye onu yerden yere vuranlara sesleniyorum...

BİR: Arkadaşlar bir dakika... Ziyaret ettiği insan kim...

Ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı...

*

- İKİ: Yaşı tutup unutana hatırlatayım...

Yaşı tutmayıp bilmeyene anlatayım.

1989-1993 arası...

Bütün muhalefet Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı’nı tanımama yarışına girmiş...

Hiçbiri Köşk’e çıkmıyor.

*

İşte öyle bir günde CHP’nin Ankara Belediye Başkanı Murat Karayalçın Köşk’e çıktı...

Yerden yere vurdular, demediklerini bırakmadılar...

*

İyi de kim kazandı...

Bütün Ankara...

*

O yüzden “Devam” diyorum Ekrem Bey kardeşim...

*

Seçim bu zihniyetle kazanılır...

Bütün ülkenin gönlü de bu zihniyetle fethedilir.

BİR FIKRAYDI ŞİMDİ HAKİKAT Mİ OLUYOR

BİLİYORSUNUZ, son yıllarda Batılı medya ve sosyal medyada hızla yayılan bir fıkra var. Türk hapishanelerinde bir mahkûm cezaevi kütüphanesine gidip bir roman istemiş.

Yönetici “O roman yok ama yazarı burada istersen onu verelim” demiş.

Sonradan öğrendik ki bu olay doğruymuş. Mehmet Altan gidip abisinin bir romanını istemiş ve bu cevabı vermişler.

Nagehan Alçı geçen hafta yayınevlerinin Ahmet Altan’ın yeri romanını Türkçe basmadığını yazdı ve Everest-Alfa grubuna seslenerek, “Bu kitapları basın lütfen. Olmaz böyle şey. Adaletsizlik bu...” dedi.

Demek ki bugüne kadar fıkra diye dinlediğimiz şey artık hakikate dönüşmüş...

‘TE RECUERDO AMANDA’SIZ JARA BELGESELİ OLUR MU

O fotoğraf bana bu kareyi hatırlattı

1973 yılının o eylül gününü hiç unutamam...

Şili’de darbe olmuş, Latin Amerika’nın seçimle iktidara gelmiş ilk sosyalist başkanı Allende öldürülmüştü...

Paris’te öğrenciydim ve sanki o darbe hepimize yapılmıştı...

*

Darbeden üç-dört gün sonra, Victor Jara’nın stadyumda öldürüldüğü haberi gelmişti...

Şili halkının ve demokratik devriminin en büyük sanatçısıydı...

Bir daha gitar çalamasın diye önce elleri tüfek dipçiği ile ezilmiş, sonra işkence edilmiş ve makineli tüfekle taranarak öldürülmüştü.

*

Netflix işte bu büyük halk sanatçısının öldürülüşü ile ilgili bir belgeseli yayına soktu.

Dün sabaha karşı seyrettim.

*

Belgesel güzeldi ama nedense onun en güzel şarkısı “Te Recuerdo Amanda” yoktu.

Girişinde onun gitarından şarkının sadece çok kısa bir enstrümantal introsu kullanılmış ama şarkıya hiç yer verilmemiş...

*

Oysa en güzel şarkısıdır... Bir de “Duerme Duerme Negrito” isimli ninnisi...

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

44 gönüllü kahramanla bu salı düşmana saldırıyoruz

Her Türk vatandaşı gibi mart ayından beri ben de onu her akşam büyük bir ilgiyle izliyorum.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca...

COVID’le mücadelenin başkomutanı...

Nihayet geçen cuma onunla tanıştım.

Adana’ya gidiyordu, beni de davet etti.

*

Ben bakanla bu sohbeti yaparken, New York Times gazetesi çok güzel bir gazetecilikle COVID virüsünün insan hücrelerine nasıl saldırdığını anlattı.

Size onu da, yani ortak düşmanımızı da en basit cümlelerle tanıtacağım.

Tabii ki bakana da bu ortak düşmana karşı aşıyla mücadeleye ne zaman başlayacağımızı yine en basit sorularla soracağım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku