Bizi nefret değil sevgi kurtaracak

KRONOLOJİK sırayla yazmayacağım.

Yazıma, ödül töreninden değil, sonrasındaki bankette (yemekte) yapılan bir konuşma ile başlayacağım.


* * *


Bu yılki Nobel konuşmalarının biri hariç hepsi çok espriliydi.
Edebiyat ödülünü kazanan Svetlana Aleksiyeviç Beyaz Rusyalı bir araştırmacı gazeteci.
Onun konuşması ise acı doluydu. Ona edebiyat ödülü, romanlarında insanlığın acılarını ve umutlarını anlattığı için verildi.


* * *


Konuşmasını kendi dilinde yaptı ve sadece anlamını değil, aynı zamanda yazarın ses vurgularını da aynen aktaran bir tercüman tarafından İngilizceye çevrildi.


* * *


Aleksiyeviç, Stalin dönemindeki kamplarda işkence gören insanları çok dramatik bir şekilde anlattı.
Komünizm sonrası umutlarının nasıl yükseldiğini, sonra nasıl tekrar kaybolduğunu çok etkileyici biçimde aktardı bize.


* * *


Ama hepimizi çok etkileyen sözleri konuşmasının sonuna bıraktı.
Dedi ki:
“Demokrasi güzel bir yemek değildir. Uzun bir yoldur.
Ama ben umutluyum. (Geçmişin acılarını anlatıyorum) Ama hep ileri bakıyorum.
Bizi kurtaracak olan nefret değildir.
Bizleri, hepimizi sevgi kurtaracak...”


* * *


Gecenin en uzun alkışlanan konuşmasıydı.
Bense avuçlarım patlayıncaya kadar alkışlarken, içimden dua ediyordum:
“Allah’ım inşallah benim ülkeme de sevgi hâkim olur ve bu nefreti kovar...”

 


TEŞEKKÜR

 


-ÜLKEM adına gurur duyduğum, beni bu harikulade törene davet eden Sayın Aziz Sancar ve eşine, yardımcı olan Cumhuriyet gazetesi bilim editörü Sayın Orhan Bursalı’ya çok teşekkür ederim.

 


1340 kişi Aziz Hoca’yı ayakta alkışlıyor

 


-Televizyonlarda seyrettiklerim dahil, hayatımda gördüğüm en etkileyici törendi.
-Nobel ödülü alanlar, önceden tören hakkında brifing alıyor.
Ayrıca bir de tam prova yapılıyor.
O nedenle, hiçbir şey aksamadı, tören saniyesi saniyesine bitti.
-Sahne düzeni harikaydı.
-Bize göre ön sağ tarafta kral ailesine ayrılmış 4 koltuk vardı.
-Her ödülü, İsveç Bilimler Akademisi’den bir kişi okudu.
Takdim konuşmasında ödül sahiplerinin çalışmaları çok basit bir şekilde özetlendi.
-Her takdim konuşmasının sonunda aynı cümle okundu:
“Şimdi ödülünüzü, ekselansları Kral’ın elinden alacaksınız.”
-Ödül alanlar hafif eğilerek önce Kral’ı, sonra akademi üyelerini ve davetlileri selamladı.
-Her ödülün başında borular çalınınca, Kral dahil bütün salon ayağa kalkıyor.

 

 

KRAL'IN MASASI


Bizi nefret değil sevgi kurtaracak

 

-Yemek salonunun tam ortasında dikine uzun masa, Kraliyet ailesine ve Nobel sahipleri ile eşlerine ayrılmıştı. Davetli masaları ise iki tarafta bu masaya dik olarak sıralanmıştı. Ben 11 numaralı masadaydım.

 

 

Frak giymeyenler gerçekten tören salonuna alınmıyor mu

 


NOBEL töreninin çok katı kuralları var.
Erkekler frak, kadınlar tuvalet giyiyor.
Dağıtılan kitapta ve önceden gönderilen bilgilerde bu böyle belirtiliyor.
Ancak önceki gün salona girerken, birkaç takım elbiseli ve smokinli davetli de gördüm.

 


Törendeki şapkalı öğrencilerin sırrı

 

 

DAHA paltomu vestiyere verirken çok sayıda şapkalı genç insanın da bizimle salona girdiğini fark ediyorum. Şapkaları, rahmetli babamın, ortaokul öğrencilerine özenip taktığı şapkanın aynıydı. Kısa bir siperlik ve yumuşak bir şekli var. Nobel töreni öncesi liselerde ve üniversitelerde bir piyango satışa çıkarılırmış. Biletlerin fiyatı 16 Türk lirası civarındaymış.
Çekilişte kazanan 80 öğrenciye, Nobel törenini izleme ve yemeğe katılma hakkı veriliyormuş.
Hepsi frak giymek ve okul şapkası takmak zorunda.

 

 

Aziz Hoca için posta pulu

 

Bizi nefret değil sevgi kurtaracak


-TÜRKİYE posta kuruluşu PTT’nin, Aziz Hoca’nın Nobel ödülünü alması şerefine bir pul çıkardığını biliyor muydunuz.

 

 

ŞAHANE ŞARKI

 


-YEMEKTE harika bir şarkıcı dinledik. Anna Ternheim, şarkısı “Show me the meaning of being alone”. Spotify’da bulup mutlaka dinleyin.

 

 

DÖRT KOPYALI FİŞ NOBEL GELENEĞİNİ ANLATIYOR

 


OTELİN lobisinde Nobel davetlileri için bir masa var.
Törenden sonraki yemeğe katılmak için buradan bilet almak zorundasınız.
Yemeğin fiyatı 900 Türk Lirası.
Paramı öderken, masadaki yaşlı kadın, artık unuttuğumuz büyük fiş defterlerinden birini çıkarıyor. Dört sayfanın arasına karbon kâğıdı koyuyor ve elle yazıyor.
İlk kopyayı koparmaya çalışırken bana bakıp ‘Nobel’de her şey çok eski değil mi” diyor.
Ben de hafifçe gülerek cevap veriyorum:
“Buna gelenek demek daha güzel olabilir...”

 

BELEDİYE OTOBÜSÜNDE FRAKLI BEYLER TUVALETLİ BAYANLAR

 


ÖDÜL töreninden sonra banket için Stockholm belediye binasına gideceğiz.
Çıkış kapısındaki görevliler bizi biraz ileride bekleyen kırmızı otobüslere yöneltiyor.
O an fark ediyorum ki bineceğimiz araçlar resmen belediye otobüsü...
Resmen “Tıss tıss” diye kapanan kapıların ardında 15 dakika boyunca şehri kat ediyoruz.
Belediye otobüsündeki bu tıkış tıkış fraklı ve tuvaletli yolcular, yani Stockholm’ün ‘Creme de la creme”i yol boyunca bütün insanların dikkatini çekiyor.
Bu manzara bana sosyalist gençliğimin İsveç hakkındaki izlenimini kulağıma fısıldıyor: “Oğlum burası sosyal devlet...”
Biraz sonra belediye binasının geniş avlusuna giriyoruz.
Şapkalı gençlerden oluşan bir koridorun içinden binaya giriyoruz. Erkek çocukların elinde meşale var, kızlar ise ellerinde birer lamba tutuyor.
Bu ışıklı koridordan geçip harika bir yemek törenine giriyoruz.

 


NOBEL DANSI SABAHA KADAR SÜRDÜ

 

Bizi nefret değil sevgi kurtaracak


-Tören yemeğinden sonra sabah saat 05.00'e kadar sürecek danslı gece başlıyor. Ben de Cumhuriyet gazetesi yazarı Özlem Yüzak'la dans ederek kutlamaya katıldım.

 

 

Sancar, Kral Gustaf’ın kız kardeşinin kolundaydı

 

Bizi nefret değil sevgi kurtaracak



KRAL ailesinin ve Nobel sahiplerinin yemek salonuna girişi, hayatımda gördüğüm en etkili sahnelerden biriydi.

Bizler aşağıda masalarımıza yerleştik.
Sonra filmlerde gördüğümüz gibi, nefesli enstrümanlarla bir uyarı başladı ve hepimiz ayağa kalktık. Hemen üstümüzde, avluyu baştan sona geçen açık koridor boyunca bir kraliyet korteji göründü.
En önde Kral Gustaf vardı. Ödül alan Çinli profesör Youyou Tu kolundaydı.
Aziz Sancar’ın kolunda ise Kral’ın kız kardeşi Kristina vardı.

 

 

Yemekte Aziz Hoca niye konuşma yapmadı

 

 

Kazananlar Nobel için geldiklerinde iki ayrı yerde konuşma yapıyor. Bunların biri, törenden iki gün önce özel bir davette oluyor.
Oradaki konuşmalar, üzerinde çalıştıkları teknik bir konuşma oluyor.
Nobel konuşması ise törenden sonra verilen yemekte yapılıyor. Buradaki kural ise şu:
Ödülü alan tek kişiyse, konuşmayı o yapıyor.
Eğer ödül birden fazla kişiye verilmişse, soyadı sırasına göre en önde olan grup adına konuşuyor. Kimya Ödülü üç kişiye verildiği için grup adına konuşmayı Emeritus Profesör Tomas Lindahl yaptı.
Bir ayrıntı: Prof. Lindahl’ın konuşmasında, öteki iki kazananın adını bir kere telaffuz edip, sadece kendini anlatması garipsendi.
Konuşmanın tek esprisi, Stockholm’de liseyi okurken, kimya dersinden sınıfta kaldığını açıklaması oldu.

 

 

Kral'ı koruyan okullu kızlar

 

Bizi nefret değil sevgi kurtaracak


-Tören yemeğinden sonra girilen salonda Kraliyet ailesi kızların koruduğu bu panelin arkasına geçiyor.

 

 

Haşmetmeap, artık parazitlere saygı gösterme zamanı geldi

 

 

TÖREN yemeğinin en alkışlanan esprisini, Tıp Ödülü’nü kazananlar adına konuşan Profesör William C. Campbell yaptı.
Harika bir mizahi konuşma ile parazitlerin canlıların hayatındaki önemini anlattı.
Konuşmasını şöyle bitirdi:
‘Ekselansları, Akademi’nin sayın üyeleri, bayanlar ve baylar, artık parazitlere saygı göstermenin zamanı gelmiştir...”

 

 

Harika mönüye kaç Michelin yıldızı verdim

 


-Üzerinde tereyağlı deniz bitkileri olan kalkan ve deniztarağı.
-Kırmızı dana eti, yanında mantar, kereviz ve elma.
-Kahve ve badem soslu tatlı.
-Şampanya: Taittinger, 2008 Millesime (en iyi yıl)
-Kırmızı şarap: Chateau Mont-Redon 2010 ve I Castel Recioto Della Valpolicella Classico 2008.
MASA NOTU: Hepimiz yemeği mükemmel bulduk.
Benim notum, tek Michelin yıldızı...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku