GeriErtuğrul ÖZKÖK Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir

HİÇ itirazım yok...

Kürdistan referandumuna karşı çıkabilirsiniz...

*

Yapmayın, etmeyin diyebilirsiniz...

Tankları sınıra yığabilirsiniz...

*

Meclisinizden sınır dışına asker gönderme yetkisi alabilirsiniz...

Bunlar normal...

Amaaa....

*

İznini aldığınız o askeri sınırdan bir kilometre içeri sokabilir misiniz...

Tanklarınız iki kilometre içeri girebilir mi...

Askeriniz girebilir, tanklarınızı sokabilirsiniz.

Amaaa...

Gerçekten bunu yapmayı düşünüyorsanız, şu soruların da gerçekçi cevabını şimdiden vermeniz gerekir...

*

- Türkiye’nin imajı hem dünyada, hem Arap âleminde dip yapmış durumda.

Osmanlıcılık, Turancılık hayalleri bütün bölgede şüpheli gözlerle izleniyor...

*

Yani diyeceğim...

Bir anda bütün dünyayı Barzani’nin yanında, Türkiye’nin karşısında bulabilirsiniz...

*

Ayrıca unutmayın...

Suriye politikanız dibe vurmuş, bütün cephelerde hezimete uğramış...

Caydırıcılığınız kaybolmuş...

*

Yani, umutsuz da olsam, vatandaşlık görevimi yapıp tekrar soracağım...

Referandum olayında bu kadar yüksek perdeden konuşmak iyi bir politika mı...

*

Türkiye Büyük Millet Meclisi asker gönderme tezkeresini bugün oylayacak...

MHP ve CHP de evet diyecek...

*

Siz, hepiniz yine de bunları bir düşünün derim...

*

Burada referanduma “Hayır” derken, bütün dünyanın “Evet” demesine yol açabilirsiniz...

BİZ ZATEN BUNLARA DEVLET MUAMELESİ YAPMIYOR MUYDUK

- Barzani Ankara’ya geldiğinde, Türk bayrağının yanına çektiğimiz o bayrak neydi?

Basbayağı bir Kürt devleti bayrağı değil miydi...

- O bayrağı çekip Barzani’ye devlet başkanı muamelesi yaparken, Irak’a sorduk mu...

Kuzey Irak petrolünü alıp, Yumurtalık’tan tankerlere doldurup dünyaya satmaya çalışırken Irak’a sorduk mu...

- O tankerler ta Meksika Körfezi’nden geri çevrilirken, yani öteki ülkeler Kuzey Irak’a o ülkenin parçası muamelesi yaparken, biz ne muamelesi yapıyorduk...

Açık konuşalım...

Biz epeydir oraya basbayağı Kürdistan muamelesi yapıp, Barzani’yi de onun başkanı olarak kabul ediyorduk...

GÜLBEN, YEŞİM, SEREN SAVAŞINDA KİM KİMDİR

TEFLON KADIN

Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir

ÜÇ zeki kadının mücadelesini izliyoruz.

- Allah için iki cephede, Seren Serengil ve Yeşim Salkım gibi iki çetin cevize karşı aslanlar gibi tek başına mücadele ediyor.

Tuttuğunu koparan bir kadın. Sosyal medyada çok etkili.

Sosyal sorumluluk projeleri ile kendine iyi bir taraftar grubu oluşturdu.

Çok girgin... Kuvvetli bir teflon etkisi var. Söylenen sözler, atılan çamurlar yapışmıyor.

CATAL DILLI MEDUSA

Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir

- Son zamanlarda, ne şarkıcılıkta, ne sinemada yaptığı bir iş var. Normal olarak silinip gitmesi beklenirken, o hâlâ dimdik ayakta.

Star TV’deki sabah programını, çatal dilli bir Medusa gibi kullanmayı çok iyi biliyor.

Demoralize olmuyor. Muhammed Ali gibi bir yumruk attı mı, iki adım geri çekilip zamanını bekliyor. Cesur mu cesur... Gülben Ergen’in ilişkilerindeki gücü onu korkutmuyor. Hesabın faizli faturasını rakibinin önüne koymada “ten points”...

TECRUBELI AMAZON

Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir

Aslında Gülben Ergen’le henüz kapanmamış en büyük hesabı olan o. O kırklı yaşlarına girerken, otuzlu yaşlarına henüz başlayan Gülben öldürücü darbeyi vurmak istemişti.

Ama karşısındaki Hülya Avşar’dı...

Sendeledi, yıkılmadı. Üstelik bu yaz yine geleneksel bikinili fotoğrafları ile ben buradayım dedi.

İki tuttuğunu koparan kadın Gülben’e girişirken, o şimdilik kenarda kalmayı tercih ediyor.

Belki de daha genç rakibinin yorulmasını bekleyen tecrübeli
amazon modunda.

Ayrıca herkes biliyor ki, bu savaş burada bitmez...

ZAMANLAMA USTASI

Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir

- Tam şarkısındaki “Deli Mavi”...

Sabırla beklemeyi bilen bir zamanlama ustası gibi...

Epey gerilerde kalmış bir davanın faturasını çıkarma gününün geldiğine inanıyor.

“İntikam soğuk içilen bir şerbettir” sözünü, olmayana ergi yöntemi ile doğrulatma duygusuyla Gülben’e karşı savaşa Serengil saflarında katılıyor. Seren Serengil gibi ana muharebe birliği olarak değil, lojistik destek birliği gibi hareket ediyor. O yüzden savaşta büyük yara almıyor.

GENÇ ERKEK ARKADAŞINA 1 MİLYAR EURO PARA YEDİREMEDEN ÖLDÜ

Bir adım içeri girerseniz dünya karşınıza dikilir

- Dünyaca ünlü kozmetik devi “L’Oreal”in resmen sahibiydi...

- Forbes dergisine göre dünyanın en zengin 14’üncü insanıydı.

Fransız işkadını Liliane Bettencourt 94 yaşında öldü.

- L’Oreal imparatorluğunun yüzde 27’sine sahipti. 17 milyar Euro serveti vardı.

- Kendisinden 25 yaş küçük bir fotoğrafçı olan François Marie Banier’le arkadaş oldu.

Ona 1 milyar Euro’luk bir servet vermeye kalktı.

- Bettencourt’un kızı “Annem delirdi” diye dava açtı. Annesi “Ben özgür bir kadınım. Aklım da başımda. İstediğime istediğim parayı veririm” dedi.

Kızı kazandı. Para geri alındı, genç adam 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yani dünyanın en zengin kadını, sevdiği genç erkeğe istediği parayı yediremeden öldü.

DEDİĞİM ÇIKTI, İLK RAUNDU BİRİNCİ AHMET KAZANDI

STAR gazetesindeki ilk raundu “Ahmet Kekeç kazanır” demiştim. Dediğim doğru çıktı ve Ahmet Taşgetiren gazeteden ayrıldı.

Eşit bir mücadele değildi. İktidarın gücü ve zamanın ruhu Ahmet Kekeç’ten yanaydı. Gazetenin genel yayın yönetmeni ve yeni sahibi Ahmet Kekeç’ten yanaydı.

Bu arada Mehmet Metiner ve Hüseyin Gülerce gibi dışarıdan iki destek gücü de onun lehine savaşa girince, Taşgetiren’e çekilmekten başka seçenek kalmadı. Ama ben görüşümde ısrarlıyım.

Orta ve uzun vadede kazanan Ahmet Taşgetiren olacaktır.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

 

X

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Dünya 5'ten, Müslüman kadın Taliban'dan büyük

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku