Dr. Hüseyin H. Serdar
Dr. Hüseyin H. Serdar
Dr. Hüseyin H. SerdarYazarın Tüm Yazıları

Kürekli değil, yürekli olmalı

Alışık olmadığımız, eskiden karşılaşmadığımız bir olay kaldı mı diye hafızamızı yokluyor muyuz?

Haberin Devamı

 
 
Her gün ilginç, şaşırtan, tiksindiren ve insan olduğumuzdan utandıran bir haberle karşılaşıyoruz. 
Ne kadar acı... 

Oysa merhametiyle, sıcaklığıyla, ahlakıyla, edebiyle, çocuklara, kadınlara, hayvanlara hatta cansız varlıklara, eşyalara, ortak mallara, kent mobilyalarına, tarlaya tapana zarar vermekten kaçınan, onları kollayan ve gözeten özelliğimiz vardı.  
ARIZALI HALLER  
Kimsenin şüphesi olmasın, yine iyi değerlere sahibiz.  
Gördüklerimiz, karşımıza çıkan midemizi bulandıran, kızdıran ve utandıran vakalar tıpkı doktorların beyaz önlükleri üzerinde bulunan lekeler gibi şeyler olduğunu düşünmeliyiz. 
Beyaz beyazdır. 
*
Arada sırada da olsa hasta ruhlu sadistlerin sergiledikleri ve toplumun da tanık olduğu iğrençlikleri Türk milletinin hanesine yazamayız. 
KÜREKLİ SADİST 
Gelelim konuya... 
Konya Büyükşehir Belediyesi’ne ait hayvan barınağında çalışan biri, köpeğin kafasına inşaat küreğiyle vura vura katletti.  
Görüntüler herkesi perişan etti. 
Kişi tutuklandı. 

Bursa, İnegöl’de bir sitenin bahçesinde ön partileri kesilmiş, karnı deşilerek öldürülmüş bir kedi bulundu. 
Gümüşhane’de, kuyrukları ve bacakları kesilmiş birçok kedi görüldü. 
Sakarya’da, Osmaniye’de, Hatay’da, Van’da, Antalya’da... Hemen her şehirde ayakları, kulakları kesilen, gözleri oyulan, yakılan ve deşilerek öldürülen vahşet haberleri basında yer alıyor. 

Bu olaylara ‘münferit’ diyerek sorumluluktan kurtulamayız. 
Toplumun eğitim ve ruh sağlığıyla ilgili bir durum olduğunu gözden kaçırmayalım! 
Güzel yönleri olan halkımızın içerisinden ne yazık ki böyle arızalı, ruh hastası kişilerin hayvanlara yaptığı şiddet canımızı yakıyor.  
ESKİDEN DE VARDI! 
Atı, köpeği, kediyi can yoldaşı, evinin, çocuğunun dostu yapan bir geleneği olan topluma yakışmadığı için infial uyandırıyor bu hadiseler. 
Belki dün de vardı bu şiddet ama sosyal medya yoktu!.. 
Var olduğunu biliyorum ama bu kadar mı vardı onu bilemiyorum! 
*
Muayene ettiğim bir hastam, çocukluğunda odun kırarken, etrafında dolaşan kediyi kütüğe yatırıp, baltayla kafasını kestiğini, sonra da gömdüğünü yaşamı boyunca unutamadığını, bu olay sebebiyle büyük bir acı çektiğini, hatta kediyi gömdükten sonra yere fırlattığı kazmanın zıplayıp sapının burnuna çarptığını, korkunç bir acıyla kıvrandığını, kan revan içerisinde kaldığını, ilahi adaletin anında tokatını attığını söylemiş, bu yüzden işlerim hep ters gitti diye de eklemişti...  

Haberin Devamı

+++kutu 
MERHAMETLİ YÜREĞİMİZ 
Bu tür hadiseler herkesi üzüyor. 
Aslında aynaya bakıyoruz; eksiklerimizi, yanlışlarımızı, arızalı ve sıkıntılı yönlerimizi görüyoruz. 
İnsan-hayvan ilişkilerini konuşuyoruz. 
Hayvanların toplum yaşamındaki yerini anlamaya çalışıyoruz. 
Hayvanlara nasıl davranılması gerektiğini, barınakları, belediyeleri, bakanlıkları, yasaları ve uygulamaları tartışıyoruz. 
Toparlanmalıyız. 

Bu konudaki tartışmalar bitmez, ta antik çağa kadar uzanır. 
Yararlı sonuçlar çıkarıp hayvanları koruma anlayışını gelenek ve yasal düzenlemeler ölçüsünde daha da iyileştirmeli. 

Haberin Devamı

Osmanlı Devleti’nde kuşlar için ‘kuş evleri’, yaralı ve sakat leylekler ile göçmen kuşların bakımları için leylek hastanesi olarak tanımlanan ‘Gurabahane-i Laklakan’, hayvanların yaşamlarını desteklemek için vakıflar kuran, at, katır, develere ağır yük altında eziyet edilmemesi için emirler yayınlandığını biliyoruz. 
Böyle de merhametli bir yüreğimiz var yani... 
Örneğin, kayıtlarda köpeklerin en rahat dönemlerini Padişah II. Abdülhamit döneminde geçirdiklerini yazar. Kuduzla mücadele onun zamanında başlar.  

+++kutu 
MAYMUNLARIN İDAMI 
Ancak Osmanlı döneminde farklı ve zıt uygulamalar da olmuş.
III. Murat devrinde, 1590-1591’li yıllarda Rumeli kazaskeri ‘maymunkeş imam’ Molla Abdülkerim Efendi İstanbul’daki yüzlerce maymunu toplatıp, idam sehpası kurarak astırmış. 
Tarihçiler, “İstanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı” diye ifade ederler. 

İstanbul’da, Padişah V. Mehmed (Mehmed Reşad) döneminde, 1910 yılında sokak köpekleri toplanıp susuz ve kayalıklardan ibaret olan Hayırsız Ada’ya bırakılmış. 80 bin köpek aç susuz şekilde katledilmiş. 
Bir öyle bir böyleyiz!

Haberin Devamı

+++kutu
HAYVANLARI KORUYALIM 
İsviçre Anayasasında, hayvanları koruyan madde var, “Hayvanlar eşya değildir” anlayışı hakimdir. 
Türkiye’de hayvanları korumak için 4 Ekim 1922’de Himaye-i Hayvanat kurulmuş. O zamandan bu yana epeyce yol alındı. 
Türk hukuk sistemi geç de olsa hayvan korunması konusunu kapsayacak şekilde gelişti. 
Yeterli değil, caydırıcılık yönü zayıf kalmış. 

Hayvanların korumasıyla ilgili yasal düzenleme gayretleri 1980’li yıllarda başlamıştı. 
Başıboş, sahipsiz hayvanlarla ilgili çalışmalar 1991 yılına kadar belediyelerin yani İçişleri Bakanlığı’nın görev ve sorumluluk alanına girmiş, Çevre Bakanlığı kurulunca sorumluluklar paylaşılmıştı. KANUN 2004 YILINDA YAYINLANDI 
1995 yılında Çevre Koruma Genel Müdürlüğü ile İnsan Haklarından sorumlu Devlet Bakanlığı ‘Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı’ hazırladı.  

1 Temmuz 2004 tarihinde, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe girdi. 
Kanunun amacı; “Hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.”  
*
Yasa, tüm hayvanların korunmasını hedefler. 
Kanunda, “Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır” hükmüne yer verilmiş, sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların doğal ortamlarına dönmelerinin sağlanması esas alınmıştır.  
*
Yasal durum da budur efendim. 
‘Doğal ortamlarına salınmaları ve barınmaları’ konusu uzun ve derin bir konu... 
Belediyelerin, dernek, vakıf ve gönüllü kuruluşlar barınakları sevgi ve şefkatle yönetmeli. 
Buralarda işler ‘olması gerektiği gibi’ yürütülmeli. 
Kürekli çözümlere değil, yürekli çalışanlara ve çalışmalara ihtiyaç var.

Yazarın Tüm Yazıları