Mümkünse karışmayalım

İRAN’la Suudi Arabistan arasında kızışan soğuk savaş, bir sıcak çatışmaya dönüşür mü, diş gıcırdatmadan öteye geçip kozlarını paylaşmaya kalkarlar mı?

Haberin Devamı

Allah korusun. 

 

İkisinin savaşa tutuşması, Sünni-Şii yangınının kontrolden çıkması, büyük mezhepler savaşının tam patlaması demektir.


Türkiye, alevleri hızla yayılacak, tüm bölgeyi yakacak bir kapışmaya kayıtsız kalamaz elbette.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ateşi düşürmek, tarafları yatıştırmak için ellerinden ne geliyorsa yapmalı.


Fakat taraf tutmak, birinden birine meyletmek mi?

 

Geçmiş tecrübelerimiz ortada.

 

Aktif arabuluculuk bile bizi gerilimin merkezine sürükleyecektir, aklımızdan dahi geçmemeli.

 


* * *

 

Haberin Devamı


Suudi Arabistan, 2011’deki sokak kıpırdanmalarında başı çeken bir ayetullahın başını kesti.


Ama bunun için önce Teröre Karşı İslam İttifakı’nı kurmayı, Türkiye dahil 34 ülkenin gücünü arkasına almayı beklediyse...

 

Bize güvenip de İran’a kafa tutmaması gerektiğini geç olmadan hissettirmeli, yanlış hesap yaptıracak cesaretlendirici mesajlar göndermemeliyiz.


Değil teşvik ve destekçisi olmak, kafasını karıştıracak bir aralıkta dahi durmamalıyız.


Ayetullah Nemri’nin idamına tepki gösterilerinde Suudi misyonlarının yakılıp yıkılmasına da...

 

Ayetullah Nemri’nin infazına da aynı anda yanlış diyebilecek nötr bir pozisyonda kalmalı Türkiye.


Kınayacaksa ikisini birlikte kınamalı. Birine hak verip ya da sessiz kalıp diğerini eleştirmemeli.

 


* * *

 


Zaten Arabistan’la İran arasındaki rekabet, bölge üzerinde üstünlük kurma yarışını, nüfuz çatışmasını çoktan aşmıştı.

 

Şii nüfusun Sünni hanedanlara karşı ayaklanmaya kışkırtılmasıyla yıkıcı bir merhaleye geçilmişti.


Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de birbirlerine karşı vekalet savaşı veriyorlardı.

Haberin Devamı


Fakat doğrudan savaşma ihtimalleri hiç bu kadar ciddiye binmemişti.


‘Yesinler birbirlerini’ diyemeyeceğimiz kesin.

 

Ama birinci önceliğimiz, söndüremediğimiz takdirde o ateşin üstümüze sıçramasından korunmak olmalı.


Uzak duramayacaksak, bari güvenli bir mesafede durabilmeliyiz.

 


* * *

 


İki büyük tehlike var önümüzde.


Birincisi; Teröre Karşı İslam İttifakı’nın bir üyesi olarak, ittifakın merkezindeki Suudilere yönelik herhangi bir saldırı ya da düşmanlığı kendimize de yapılmış saymaktır.


Kurulan askeri ittifakın Sünni kardeşliğine dayandığı, özünde İran’a karşı bir Sünni ordusu toplamayı amaçladığı tezlerini doğrulamak olur bu.


Suudilere yan bakan bize de yan bakmış gibi bir alınganlık ya da tehdit algısı içine girmek, çatışmaya doğrudan taraf olmaktır.

Haberin Devamı


İkincisi ise aktif bir arabuluculuğa soyunma tehlikemizdir.


Bozuşan herkesin arasına girmeyi, ilişkilerini düzeltmeyi üstüne vazife bilen bir anlayış var Ankara’da.


Oysa aralarını yapmak için aralarına girdiğimiz hemen tüm taraflarla sonra kendi aramız bozuldu.

 


* * *

 


Alın size, İsrail-Suriye barış görüşmeleri.

 

Bizim üzerimizden, bizim aracılığımızla yürüdü. Az kalsın barışıyorlardı da.

 

El sıkışma noktasına kadar gelmişlerdi, anlaşmaya çok yaklaşmışlardı.


Görüşmelerin olgunlaştığını 2008’de bizzat Erdoğan duyurmuştu.


Ancak 2009’da İsrail’in Gazze saldırısıyla önce askıya alındı, sonra çöktü müzakereler.

 

Türkiye de çabalarının karşılığını, önce İsrail’le sonra da Suriye ile bozuşarak aldı.

Haberin Devamı


İki tarafla da görüşebilen bir ülkeydik.

 

İkisiyle de karşılıklı güvene dayalı iyi ilişkilerimiz vardı.

 

Ve bu avantajımızı kullanarak iki tarafın arasını iyileştirmeye soyunmuştuk.

 

 

Bugün iki tarafla da kötüyüz.


Alın, İran’la ABD arasındaki nükleer program müzakerelerinde oynadığımız rol.

 

İki tarafla da dostane görüşen tek ülkeydik.

 

Emsalsiz bir konumdaydık.


İkisine de yardımcı olalım dedik.

 

Dostlarımıza faydamız dokunsun, barışa katkımız olsun istedik.

 

İran’ın bize duyduğu güveni kaybetmemek için verdiğimiz sözlere sadık kaldık.

 

Bu uğurda BM oylamasında ABD ile ters düşmeyi bile göze aldık. Kendi ilişkilerimizi riske ettik.

 

Sonuç ne oldu?


Ahmedinejad’la Obama’nın el altından temas aradığı, mektupla yazıştıkları, kontak kurdukları ortaya çıktı.

 

Haberin Devamı

Bir yere kadar bizden arabulucu olarak yararlandılar.

 

Ama sona yaklaşıldığında bizi aradan çıkarıp direkt iş tuttular.


Bugün İran’la ilişkilerimiz dünden daha kötü.

 

Suriye’de, Irak’ta çekişiyoruz.


Dün ABD ile papaz olan İran ise su altından saman yürütmeye, ‘büyük şeytan’ dediği ABD ile flörtleşmeye devam ediyor.

 


* * *

 


Bu kez eksik kalsın arabuluculuk girişimimiz, onlar anlaşır, yine biz araya gideriz, nemize lazım.

Yazarın Tüm Yazıları