Metropoll anketinden 2023’e dönük iki sinyal

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısı yaptığı bir dönemde Metropoll araştırmanın ekim ayı anketi dikkatimi çekti.

Prof. Özer Sencar’ın sahibi olduğu Metropoll’ün eylül ayı araştırmasında kararsızlar dağıtılmadan AK Parti 32.3, CHP 17.7, İYİ Parti 8.8, HDP 8.1, MHP 7.3, SP 1.2, DEVA 1.0, Gelecek Partisi ise 0.7 olarak yer alıyordu.

Araştırmayı herkes kendi cephesinden değerlendirdi. Muhalifler, cumhur ittifakının oyları yüzde 50’nin altına düştü diye sevindi. İktidar cenahı ise araştırmaya ilgi göstermedi.

İlginç olanı Özer Sencar’ın eylül ayı araştırmasını paylaşırken düştüğü “kararsız, protesto ve cevapsız oylar dağıtılmadan” notunun üzerinde durulmadı.

KARARSIZLARIN  ORANI KAÇ EDİYOR

Oysa araştırmada kararsız yüzde 11.2, protesto oy 6.9, cevap yok ise 4.2 olmak üzere 22.3 gibi önemli bir orana ulaşıyor. CHP ile İYİ Parti’nin oylarının toplamı ediyor. Neredeyse ikinci parti durumunda.

KARARSIZLAR DAĞITILINCA PARTİLERİN ORANI

Kararsızlar, protesto oyları ve cevap yok diyenler partilerin oy oranlarına göre dağıtıldığında AK Parti yüzde 41.4, CHP 22.8, İYİ Parti 11.4, HDP 10.4, MHP 9.4 ediyor. Diğerleri ise 4.6’ya ulaşıyor.

Başkanlık sistemi ile getirilen 50 artı 1 sistemi Türkiye’yi ittifaklar sistemine götürdü. Artık cumhur ittifakı ve millet ittifakı diyoruz. İttifaklar halinde siyaset yapılıyor. Peki bu oranlara göre cumhur ittifakı ile millet ittifakı yüzde kaç ediyor?

CUMHUR İTTİFAKI YÜZDE 50’Yİ AŞIYOR MU?

AK Parti ve MHP’den oluşan cumhur ittifakı 50.8’e ulaşıyor. CHP, İYİ Parti, HDP, Saadet, DEVA ve Gelecek partilerini de eklediğinizde muhalefet bloku 49.2’ye ulaşıyor. Bu durumda cumhur ittifakı kıl payı da olsa yüzde 50’yi aşıyor. Bu durum 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda sonuçlanacağı anlamına gelir mi?

24 Haziran 2018 seçimlerine göre çok büyük inişler, çıkışlar gözlenmiyor.

BIÇAK SIRTI BİR DURUM

Bu oranlar iktidarı rehavete sevk edecek bir oran değil. Bu sonuçlar aynı zamanda ilk seçimde iktidarın tasfiye olacağına kendini inandırmış olan muhalefet açısından da parlak bir sonuç değil. Cumhur ittifakı ile muhalefet bloku arasında kritik bir denge var. Tam anlamıyla bıçak sırtı bir durum.

ÖNCE İKİ ÇEKİNCE

 1- Cumhur ittifakının karşısındaki partileri muhalefet bloku olarak toplamak bu aşamada mümkün. Ancak seçim sürecinde üçüncü bir ittifak ortaya çıkarsa, bazı partilerin millet ittifakı içinde yer almak yerine parti olarak seçime girmeyi tercih ederse, bir üçüncü seçenek ise yeni partilerin kurulmasıyla yeni şartlar ortaya çıkarsa, bu hesabı o günün şartlarında yeniden gözden geçirmekte fayda var.

2- Her seçimin kendine has bir ruhu vardır. Seçim sürecine girilmeden bunu görmek mümkün değil. Yerel seçimler öncesinde İstanbul için yapılan değerlendirmeler ile seçim sonuçları arasında bir uçurum yaşandı. Seçimin havası birilerini getirmek üzere mi, yoksa götürmek üzere mi olacak? Seçmen istikrarı mı tercih edecek, yenileşmeyi mi seçecek?

KARARSIZLAR SEÇİMİN KADERİNİ ETKİLEYECEK

Seçim sonuçlarında partilerin birbirlerinden aldıkları oylar değil, kararsızlar ve genç seçmen belirleyici olacak. Çünkü yaşanan küçük dalgalanmalara rağmen partilerin seçmen kitleleri büyük ölçüde kemikleşti.

1- Seçimleri yüzde 1’lik farklar belirleyecek. Yüzde 50 artı 1’in arandığı seçimde yüzde 50’nin üstüne kıl payı çıkan ilk turu alırken, yüzde 50’nin altına düşen seçimi kaybedecek. İktidar ile muhalefet blokunun yüzde 50-yüzde 50 olduğu bir düzende 0.1’i kendi yanına çeken seçimin galibi olacak. O nedenle 22.3’lük kararsız seçmeni kim daha çok kendi yanına çekebilirse seçimi o kazanacak.

GENÇ SEÇMENE DİKKAT

2- Her yıl kabaca 1 milyon 200 bin genç seçmen sisteme dahil oluyor. Seçimler 2023’te yapıldığı takdirde 5.5 milyon genç seçmen ilk kez sandık başına gidecek. Bu sayı seçimlere giren bazı partilerin oylarından daha fazla.

GENÇ SEÇMENE VE KARARSIZLARA YENİ POLİTİKA

2023’te seçimlerin kaderi kararsız ve genç seçmenin elinde diyebiliriz. Çünkü seçmenlerin yüzde 78’i partilerine sadakatle bağlı seçmenler. Ama geride kalan yüzde 22.3 için aynı şeyi söylemek mümkün değil. İktidar ve muhalefet blokundan hangisi kararsız ve genç seçmeni daha fazla yanına çekerse, seçimi kazanabilir. Ancak burada çok önemli bir nokta var. Kararsız seçmeni partilerin oy oranlarına göre dağıtmak istatistiki anlamda mümkün ama siyaseten doğru olmayabilir. Onun için partilerin bu iki kesime yönelik yeni politikalar oluşturması gerekiyor. Bunun için öncelikle kararsızların ve gençlerin oy verme eğilimlerinin belirlenmesi ve onları kazanmaya yönelik politikaların belirlenmesi gerekiyor.

PARTİLER NE YAPMALI?

2023 seçimlerinin kaderinde kararsızlar ve genç seçmenin etkili olacağı belli. Onun için partilerin kararsız seçmenlerin neden kararsız olduğunu belirleyip, onları ikna edecek söylem ve politikalar belirlemesi gerekiyor. Hangi dili kullanır, hangi politikaları belirlersek kararsız seçmeni ikna edip yanımıza çekebiliriz sorusunun cevabı araştırılmalı.

1- İlk kez oy kullanacak olan 5.5 milyon seçmeni nasıl kazanırız sorusunun yanıtı aranmalı, genç seçmene yönelik politikalar oluşturulmalı.

Seçimlere 3 yıl gibi uzun bir süre varken, Metropoll’ün araştırmasından yola çıkarak kararsızlar ve genç seçmen konusuna dikkat çekmek istedim.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni siyaset yeni söylem

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dört günde yaptığı konuşmaları inceledim. Son 1 yılda hukuk devleti ve reformlara yapmadığı vurguyu son dört günde yapmış.

Yeni dönemin dinamiklerini anlamak için Erdoğan’ın 11 Kasım’da AK Parti grubunda, 13 Kasım’da AK Parti Tekirdağ İl Kongresi’nde ve 14 Kasım’da AK Parti Kars ve Karaman kongrelerinde yaptığı konuşmalara bakmakta yarar var. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” gerçeğini siyasete en iyi yansıtan Erdoğan oldu. AK Parti 18 yıllık iktidarını değişime borçlu. Erdoğan, ‘süreklilik içinde değişim’i esas aldı.

BU BİR SÜREÇ

Bir dönem çare olarak AK Parti’nin reformcu kimliğini esas alacak şekilde fabrika ayarlarına dönmesi gösterildi. Çözüm sürecinin başlangıcında ise “ikinci yeni” denildi. Yeni döneme nasıl bir ad verileceğini bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa, bunun bir süreç olduğu.

PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYAÇ VAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz” sözleri, yeni sürecin parolası gibi. Ayrıca değişimin sadece Lütfi Elvan ve Naci Ağbal’ın gelişiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Kadrolar, söylem ve politik öncelikler değişiyor. Yeni siyaset, yeni söylemle geliyor. Ancak değişimin etkili olabilmesi için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.

*

ERDOĞAN, ‘YENİ  DÖNEM’ DEDİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Her şey kontrol altında

Ekonomi yönetimindeki değişimlerden sonra dikkatli bir şekilde takip etmek gerekiyor.

Kaos da yaşanabilir, sıçrama da yapılabilir. Yeni ekonomi yönetimi işbaşı yaptı. Piyasalar değişime destek verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da piyasaların desteğine işaret ederek, “Doğru yapmışız” dedi. Yeni döneme ilişkin olarak, “Hayırlı olsun” dediğimizde de “İyi olacak inşallah” diye karşılık vermişti. O nedenle ekonomi yönetimindeki değişiklik hem siyasette hem ekonomi çevrelerinde olumlu karşılandı. Bu hafta içinde dövizde patlama olması bekleniyordu, tam aksine dolar hızla geriliyor. Bunlar piyasanın desteğini göstermesi açısından olumlu. Ancak bir süre sonra atılacak adımlarla da desteklenmesi gerekiyor. Şu ana kadar piyasalar değişimi fiyatlandırdı. Bundan sonra artık icraatı fiyatlandırmak isteyecekler. Ekonomi yönetiminin bu yönde yoğun bir çalışma içinde olduğu söyleniyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları tarafından, “Her şey kontrol altında” deniliyor. Yeni dönemi, ‘ekonomi yönetimi+Erdoğan’ olarak düşünmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni dönemde ekonomik kararların daha çok içinde olacak. Daha doğrusu geminin dümeninde Erdoğan olacak. AK Parti milletin sofrasındaki ekmeği büyüttüğü için kendisi de büyümüştü. Ekmek küçülürse, iktidar da küçülür. Erdoğan bunun farkında.

EKONOMİ YÖNETİMİ İŞ DÜNYASI İLE BULUŞACAK

Futbol sadece futbol olmadığı gibi ekonomi de sadece ekonomi değil. Hukuk, ekonomi kadar önemli hale geldi. Biri olmazsa diğeri olmuyor. Çünkü sermaye ürkek. Hukuki güvenceye sahip olduğu zaman yerli yatırımcı yatırım yapıyor, yabancı sermaye o ülkeye geliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile Adalet Bakanı önümüzdeki hafta iş dünyası ile bir araya gelecekler. TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, TİM, ASKON gibi kuruluşlar katılacak. Hükümetle iş dünyasının buluşmasının gündeminde ne olacak? Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Mülkiyet hakkı, maddi-manevi hakların korunmasıyla ilgili aleyhe olan hükümlerin eskiye götürülmemesi gibi birtakım düzenlemeler olacak” dedi. Tabii ki iş dünyasının önerileriyle bu paket daha da zenginleştirilecek.

Gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iş dünyasının buluşmasına çevrilmiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Kasım’da TOBB’un düzenleyeceği ‘Türkiye Ekonomi Şurâsı’na katılacak. Ekonomi yönetiminin de tam kadro hazır bulunacağı buluşma önemli. Çünkü bir gün sonra da Merkez Bankası’nın para politikası kurulu toplanacak. Faiz artışı olacak mı, olmayacak mı, ona bakılacak.

REFORM SÜRECİ YENİDEN BAŞLIYOR MU?

Bir dönemler reformları, demokratikleşmeyi, özgürlükleri konuşuyorduk. Parlak bir geleceğe doğru yüründüğünden kuşkumuz yoktu.

Ne zaman ki Gezi olayları oldu, 17-25 Aralık darbesi yaşandı, PKK hendek savaşlarını başlattı, 15 Temmuz kanlı darbe girişimine maruz kaldık, Türkiye’nin öncelikleri değişti. İçe döndük. Devletin bekası, FETÖ’nün tasfiyesi, PKK’nın yok edilmesi önceliğimiz oldu. Zamanın ruhuna inanırım. Öyle bir dönemdi.

Yazının Devamını Oku

Biden’la yaşamı öğrenmeliyiz

“Amerika demokrasi ihraç ede ede kendisine kalmamış” esprisi Amerikan seçimleriyle ilgili en çok beğenilenler arasındaydı.

Görünen o ki tarihinin en büyük kutuplaşmalarından birini yaşayan ABD’nin espriye dayanacak hali kalmamış.

Bazı yorumcular, bunu ABD’nin dünya liderliğini kaybetme sürecinin bir belirtisi olarak görüyor.

Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin espriye gelir yanı yok.

Çünkü ABD ile aramızda kriz çıkarmaya aday önemli başlıklar var.

Amerikan Başkanlığı’na seçilen Joe Biden, Türkiye konusunda en donanımlı isimlerden birisi. Senatörlüğü ve başkan yardımcılığı döneminde Türkiye’yi ziyaret etmişti. 15 Temmuz’dan sonra gecikmeli ziyareti için özür dilemişti. Ancak adaylığı sürecinde Türkiye’ye yönelik tepki çeken açıklamalara imza atmıştı.

Erdoğan’ı darbe ile değil, seçimle tasfiye etmekten söz etmişti. Bu sözleri 15 Temmuz’da başaramadığını seçimler yoluyla tamamlama yorumlarına neden olmuştu. Erdoğan’a karşı muhalefete destek verilmesi gerektiği yönündeki sözleri ise içişlerimize müdahale olarak görülmüştü. O gün muhalefet Biden’a, “Sen ne hakla Türkiye’nin içişlerine karışıyorsun? Sen hangi sıfatla muhalefete rol biçiyorsun?” demedi. Tam aksine, Biden’ın kazandığı ortaya çıkınca dünyada ilk kutlayanlardan biri CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu oldu. Bu Amerikan halkının iradesine saygı olarak görülebilir. Kılıçdaroğlu’nun tavrı, Trump’tan kurtuldu, Biden’ın gelişine sevindi diye yorumlanabilir. Hiç itirazım yok.

Biden’ın Türkiye’deki muhalefeti destekleme açıklamaları hafızalarda tazeliğini korurken, bunun bir iletişim hatası olduğunu iddia edenlerden de değilim. Varsın olsun. Arzular şelale durumu.

BU NE YAMAN ÇELİŞKİ

Yazının Devamını Oku

Erdoğan mı Kılıçdaroğlu mu karıştırdı?

İktidar, muhalefetin bölünmesinden memnun olur. Millet ittifakının içinde karışıklık çıkmasını keyifle izler.

Bu ayrı ama CHP’nin içini iktidar bölüyor dediniz mi bu başka bir şeydir. O nedenle üzerinde durulması gerekiyor.

KÜLLİYE’YE GİDEN CHP’Lİ

CHP, yerel seçim rüzgârlarıyla yelkenlerini şişirmiş gidiyordu. Sonra birden ne oldu? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de yayına çıktı. Kendisine Külliye’ye giden CHP’liler olduğu yönünde duyumlar olduğu soruldu. Kılıçdaroğlu ne dedi? “Doğrudur” dedi. Yetmedi, CHP Genel Merkezi’ne yakın olduğunu söyleyen kaynaklar, Muharrem İnce ismini ortaya attı. Haliyle CHP karıştı. Muharrem İnce bir haysiyet mücadelesi başlattı. Eğer İnce bugün parti kurma aşamasına gelmişse, o olayın çok büyük etkisi var. Peki bu sözü Kılıçdaroğlu’na Erdoğan mı söyletti?

MUHARREM İNCE TUVALETİN KAPISINA OTURTULDU

Yerel seçim başarısı ve pandeminin de etkisiyle CHP tarihinin en rahat kurultayı yapıldı. Kılıçdaroğlu rakipsiz olduğu kurultayda oybirliği ile genel başkanlığa seçildi. Ancak Türkiye’ye Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdikleri Muharrem İnce’yi götürüp tuvaletin kapısına oturttular. CHP’de kendisine yer olmadığını gören Muharrem İnce, yeni bir parti kurmak üzere yola çıktı. Abdullah Gül’e, Ali Babacan’a, Ahmet Davutoğlu’na gösterilen ilginin binde biri Muharrem İnce’den esirgendi. Peki Muharrem İnce’nin CHP’den uzaklaştırılma sürecini iktidar mı tavsiye etti?

ATATÜRK TARTIŞMASI

CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Atatürk demediği için partide kıyamet koptu. Çünkü Atatürksüz bir CHP düşünülemez. 50 yıldır iktidar olamamasına rağmen yüzde 25’lik kitle CHP’yi terk etmiyorsa, Atatürk sevgisi nedeniyledir. Bu bilinmesine rağmen Canan Kaftancıoğlu’na Atatürk dedirtmeyen iktidar partisi miydi?

PARA ALIP PARTİ KURAN

Yazının Devamını Oku

Mesut Yılmaz’la ilgili sahte belge neydi?

Mesut Yılmaz ile Yıldırım Akbulut’un yarışacağı kongreye sayılı günler kalmıştı.

 Kıran kırana bir mücadele yaşanıyordu. Bursa’dan gazeteci arkadaşım Hüseyin Hiçdurmaz aracılığıyla bir belge geldi.

Hiçdurmaz, Akbulut yanlısı bir medya grubunun el altından yaydığı notunu düşmüştü. Kongrede Mesut Yılmaz’ın aleyhinde etkili olabilecek bir belgeydi. Resmi evraklar konusunda uzmanlığına inandığım kişilere danıştım. Akbulut’un ekibini yokladım. Doğrudan onlarla ilgisinin olmadığı sonucuna ulaştım. Bu arada Sevgi Ulusay aracılığıyla Mesut Bey’e ulaşmaya çalıştım. Sevgi Hanım’a ön bilgi vermiştim. Gecikmeden Mesut Bey aradı. “Öncelikle haberi yazmadan önce arayıp sorma gereği duyduğunuz için teşekkür ederim” dedi. Bunun benim görevim olduğunu söyledim. “Benim böyle bir üyeliğim yok. Dediğiniz kulübe olmadığı gibi bu tür hiçbir yapıya üyeliğim söz konusu değil” dedi. Kongre sürecinde kendisine zarar vermek isteyen bir yapı tarafından üretilen sahte bir belge olduğunu söyledi. Beyan esastır dedim. Haberi yazmadan önce kendisini aradığım için memnun olmuştu, daha geniş bir zamanda sohbet etmek üzere davet edeceğini söyledi. 

PİŞMAN OLMADIM

Daha sonra FETÖ’nün sıkça kullandığı sahte evrak üretme gerçeği ile ilk olarak o zaman karşılaştım. Benim için öğretici oldu. Genç bir gazeteciydim. Çift kontrolün ne denli önemli olduğunu orada öğrendim.

Haberi yayınlasam kongre sürecinde çok büyük bir sansasyona sebep olabilirdi. Sahte olduğunu tespit ettirdiğim belge Mesut Yılmaz’ın Lions kulübüne üye olduğu yönündeydi. Lions’un resmi evrakı havası verilen bir kâğıt hazırlanmıştı. Doğruluğundan kuşkulandığım haberi yazmadım. Hayatım boyunca da pişman olmadım.   

O tür iddialar muhafazakâr seçmende etkili oluyordu. Doğrusu Mesut Yılmaz’la ilgili iddia önüme gelince, AP kongresinde Demirel hakkında ileri sürülen “mason” iddiası hatırıma gelmişti. Demirel, mason olmadığına dair bir belge almak zorunda kalmıştı.

Mesut Yılmaz, ANAP Genel Başkanlığı’na aday olduğunda ilk gezisini Marmara ve Ege bölgelerine yapmıştı. Mehmet Gedik koordine ediyordu. Mesut Yılmaz, Ecevit mavisi gömlek giyiyor, onu takdim ederken gençliğine ve dinamikliğine vurgu yapılıyordu. Gittiğimiz yerlerde Akbulut’u destekleyen teşkilatlar mesafeli duruyor ama Mesut Yılmaz’ın gelecek vaat eden genç ve dinamik yapısı sokaktaki vatandaşı etkiliyordu. Orada seçmenin umuda ve geleceğe oy verdiğini gördüm. Bursa’da ilk bölümü tamamlanan geziden ayrılırken, Mesut Bey otobüse gelerek bizlere teşekkür etti. “Başbakanlıkta ziyaretinize geleceğim” deyince hafif tebessüm ederek “Hayırlısı bakalım” karşılığını vermişti.

Yazının Devamını Oku

Ziya Selçuk’la İzmir’deki okulları ve koronavirüsü konuştuk

İzmir’de yaşanan depremin etkilediği yerlerden biri de okullar oldu.

Eğitime bir hafta ara verildi. Diğer yandan koronavirüs nedeniyle henüz yüz yüze eğitime başlayamayan sınıflar var.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la İzmir’de eğitimi, okulların durumunu ve okullarında eğitime başlayamayan 6, 7, 10 ve 11. sınıfların durumunu konuştuk.

“Haberi aldığım ilk andan itibaren aklım, kalbim İzmir’deydi. Çünkü deprem anında öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz okullardaydı” dedi.

15 dakika içinde bilgi alınmış.

“Çok şükür, okullarda can kaybı olmadı ama o haberi alana kadar büyük endişe yaşadım” diye anlattı. Kolay değil, İzmir’de 3 bin 600 okulda 850 bin öğrenci ve onların öğretmenleri görev yapıyor. “Onların emanetini omuzlarımda hissediyorum” diyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, verilen bilgilerle yetinmemiş. “Pazar günü ‘Bana hasarlı okulları gösterin’ dedim. Okulları gezdim. 139 okulumuzda hafif hasar var” dedi. Okullar zaten 1 hafta eğitime ara verdi ama bu sadece okullardaki hasar için yapılmamış. Daha çok çocuklara psiko-sosyal destek vermek adına böyle bir karar alınmış. “Herkes emin olsun, en ufak bir risk gördüğümüz okulumuzda gerekli tedbirleri almadan kapılarımızı çocuklarımıza açmayacağız” diye güvence verdi. Dolayısıyla okullardaki hasar durumu, okulların açılmasına engel görünmüyormuş.

İZMİR’DE BU YAZ 50 OKUL YIKILMIŞ

Hatırlarsınız, Milli Eğitim Bakanlığı okulları yıkıyor diye haberlere konu olmuştu. Aileler, siyasetçiler kimi zaman bu yıkımlara engel olmaya çalışmıştı.

Yazının Devamını Oku

Murat Kurum İzmir’le ilgili öncelikleri anlattı

Şiir gibi bir kenttir İzmir.

Depremin vurduğu güzel İzmir, şimdi yaralı.

Aslında hepimiz yaralıyız.

İzmir yanımızda bir acı var.

Bir yanda kurtarma çalışmaları sürüyor.

Kurtarma ekipleri kahramanlık destanları yazıyorlar. Ne kadar teşekkür etsek azdır.

Hayatını kaybedenlerin hayat hikâyeleri yüreğimizi yakıyor.

Sağ olarak kurtarılanlar umudumuzu arttırıyor.

Güzel İzmir’in yaralarının bir an önce sarılması için yapılan çalışmaları takip ediyoruz.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu neden erken seçim istiyor?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Birinci Meclis’i ziyaretinde erken seçim çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu, bir süre öncesine kadar erken seçime karşı çıkıyordu. CHP’li belediyeler icraatlarını ortaya koyduktan sonra seçimlere gidilmesinin doğru olacağı görüşündeydi.

Peki Kılıçdaroğlu tavrını niye değiştirdi?

1- CHP’nin oylarında ciddi bir sıçrama yok. Hatta CHP’nin oyları geriliyor.

2- Ya iktidarın oylarında dramatik bir düşüş yaşanır ya da iktidarın altında kalkamayacağı bir siyasi kriz patlak verir. Her ikisi de yok. Cumhur ittifakının oylarında erken seçim istenecek bir değişiklik yok.

BAHÇELİ’NİN TAVRI SÜRPRİZ OLMADI

Ama Kılıçdaroğlu ısrarla erken seçim istiyor. Bunun için önce Bahçeli’ye de çağrı yaptı. İşte o zaman Kılıçdaroğlu’nun gerçekte erken seçim istemediğini, bunun taktik bir hamle olarak kullandığını anladım. Çünkü Bahçeli erken seçim isteyecek olsa bile Kılıçdaroğlu talep ettiği için istemez. Onun altında bir parmak arar. Tahmin ettiğim gibi oldu. Bahçeli, “Kılıçdaroğlu ne oldu da seçim diye tutturdu? Seçim isteği sipariş ve hezeyandır. Sana kimler ne söyledi, neyi vaat ettiler?” diye tepki gösterdi.

Buna rağmen Kılıçdaroğlu, erken seçim çağrılarını sürdürünce CHP’deki gelişmeleri ve millet ittifakını mercek altına almak gerekti. Böylece Kılıçdaroğlu’nun hamlesinin iktidardan ziyade yeni kurulan partilere yönelik olduğu ortaya çıktı.

CHP’DE ETKİLİ OLDU

O tarihte

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın tepkisi

Meclis’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bekliyorduk.

Milletvekillerinden koronavirüs testi pozitif çıkanların sayısı artınca, haliyle sohbet konusu da koronavirüs üzerine oldu.

Enerji Bakanı Fatih Dönmez, koruma ekibinden birisinin testi pozitif çıkınca kendini birkaç gün izole ettiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İslam’a saldırıda bir yarış halinde olan Charlie Hebdo dergisine Macron’a gösterilen tepkiyi konuştuk. İslam dünyasındaki tepkiye yönetimlerin sessiz kalamadığının altını çizdik. “Sokağın tepkisi olmasa yönetimler sessiz kalırdı. Ancak tabanda öyle bir tepki oluştu ki yönetimler de tepki göstermek zorunda kaldı” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na sıcağı sıcağına verdiği yanıtı konuştuk. Enis Berberoğlu’yla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararını yerel mahkemenin tanımaması üzerine Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ü hedef almıştı. Gül de “Kasetlerle gelen kişinin iddialarını ciddiye almıyoruz” diye yanıt vermişti. Abdulhamit Gül, “Hak etmişti” demekle yetindi.

Bakanlarla sohbet ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıdan göründü.

Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu ve ATV Ankara Temsilcisi Şebnem Bursalı ile birlikteydik. Cumhurbaşkanı bizim olduğumuz bölüme gelince, kandilini tebrik ettik. Erdoğan bunun üzerine tavana asılı duran avizeleri göstererek, “Kandil onlar. Ben o yüzden ‘leyle-i kandilinizi’ demeyi tercih ediyorum” dedi. Yaşanan onca krize rağmen Cumhurbaşkanı’nın morali yerindeydi. Şebnem Bursalı’nın verdiği kilo üzerinden karşılıklı espriler yaptık.

AYAKTA ALKIŞLADILAR

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Gülen, Enver Altaylı’yı Gül’e danışman yapmak istemiş

Ümit Özdağ’ın Buğra Kavuncu hakkında ileri sürdüğü “FETÖ’cü” iddiası üzerine yargı harekete geçti. Buğra Kavuncu, Ümit Özdağ’ın iddiaları üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Meral Akşener de “Sayın Ümit Özdağ’ın iddialarını ispatlaması için imkân sunuyor” demişti.

Ama söz konusu FETÖ’yle ilgili bir iddia olunca yargı harekete geçti. Şimdi de Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olmadığını ispat etmesi gerekecek.

Ümit Özdağ’ın açtığı tartışmanın iki ayağı vardı.

Biri Buğra Kavuncu’yla ilgili FETÖ’cü iddiasıydı. Diğeri ise Buğra Kavuncu’nun dayısı olan Enver Altaylı’nın “Sokağa dökülün” talebiydi.

Enver Altaylı, FETÖ iddiasıyla MİT’ten ihraç edilen Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma iddiasıyla yakalanmıştı. Askeri ve siyasi casusluk ile FETÖ iddiasıyla cezaevinde. Enver Altaylı hakkında düzenlenen iddianamede bir mektup yer alıyor.

ALTAYLI’NIN FETÖ’YE MEKTUBU

Bu mektup, Enver Altaylı’nın Fetullah Gülen’e yazdığı mektup.

Enver Altaylı’nın Fetullah Gülen’e “muhterem efendim” hitabıyla başlayan mektubu 11.10.2008 tarihini taşıyor. Enver Altaylı, “zat-ı âlileri” diye hitap ettiği Gülen’e “Uygun göreceğiniz bir zamanda elinizi öpmek, duanızı ve nasihatinizi almak için beni kabul buyurmanızı sizden istirham ederim” diyor.

Mektup önemli. Çünkü

Yazının Devamını Oku

Enver Altaylı’yı yurtdışına kaçırmak istemişler

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’nın “Parti kurmayın, sokağa dökülün” dediğini açıklamıştı.

Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a yanıt verdi. “Güya kendisine ‘Sokağa dökülün’ demişim. O da bunu devlete iletmiş! Külliyen yalan!” dedi. Şimdi sıra Ümit Özdağ’da.

Ancak Enver Altaylı’yla ilgili iddianamede benzer teklifi FETÖ’nün ABD’deki etkin isimlerine de yaptığına ilişkin kanıtlar yer alıyor. Enver Altaylı, 17 Ağustos 2017 tarihli tutanağa göre FETÖ’nün Amerikan kongresiyle ilişkilerini sağlayan Bilal Ekşili ile ABD’deki görüşmesi sırasında, Türkiye’de tüm muhalif güçlerle birlikte hareket edilerek halkın sokaklara indirilmesini öneriyor. Enver Altaylı ABD’ye Fetullah Gülen’le görüşmek için gittiği sırada yapıyor bu teklifi. Belli ki Gülen’le görüşmeyi başarsa ona da aynı öneride bulunacak.

SERHAT ILICAK KAÇIRMAK İSTEMİŞ

Enver Altaylı’nın açıklamasına ilişkin olarak Ümit Özdağ’ın ne diyeceği önemli. Ümit Özdağ bu iddiayı ortaya atarken, dünyanın sayılı istihbaratçılarından biri olan Enver Altaylı’nın bunu yalanlayacağını hesap etmiş olmalı. O Enver Altaylı ki ünlü CIA ajanı Ruzi Nazar’ın, MİT müsteşarı Fuat Doğu’yla birlikte iki parlak öğrencisinden biri olarak gösterdiği kişi.

Enver Altaylı, MİT’ten ihraç edilen FETÖ’cü Mehmet Barıner’i Türkiye aleyhindeki Halkbank davasında tanık olması için yurtdışına kaçırmak isterken MİT ve Jandarma’nın ortak operasyonuyla yakalanmıştı. Barıner’in yurtdışına kaçırılmasıyla ilgili son aşamaya gelindiğinde, “Kuş kafesten uçuyor” şifresi üzerine MİT’le Jandarma ortak operasyon düzenleyip Altaylı’yı saklandığı yerde yakalamıştı. Askeri ve siyasi casusluk ile FETÖ’den dolayı halen cezaevinde.

Enver Altaylı’nın Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma operasyonunun üzerine yoğunlaştığımız için iddianamedeki bir bilgiyi atladığımı fark ettim.

MİT’çi Mehmet Barıner yakalanınca, Enver Altaylı’nın yurtdışına kaçırılması planı devreye girmiş.

Planı yapan kim?

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce’nin 29 Ekim hazırlığı

Muharrem İnce, CHP’ye sert eleştiriler yönelttikten sonra ‘Memleket Hareketi’ni ilan ederek Türkiye’yi gezmeye başladı.

Şimdiye kadar 46 il gezmiş. 81 ili ve Tarsus, Akhisar, Bandırma gibi büyük ilçeleri gezmekte kararlı. İnce, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan sonra ise “manifesto”nun yazımına başlıyor. Kurucular kurulu listesinin hazırlıkları da başlayacak. Muharrem İnce ile bundan sonraki yol haritasını konuştum. Gezdiği yerlerde halk ne diyor, Memleket Hareketi bir siyasi partiye dönüşecek mi, Türkiye için yeni olarak ne söyleyecek; hepsini sordum.

Gezdiği yerlerdeki gözlemlerini de sordum.

1. “Millet hem iktidardan hem de muhalefetten rahatsız” dedi.

2. Gençlerin gelecekten umutsuz olduğunu söyledi.

“Bu ülkenin gizli bir potansiyeli var. Onu ortaya çıkarmak için bu hareketi başlattım” dedi.

MANİFESTONUN YAZIMINA BAŞLIYOR

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinden sonra bir açıklama yapacağını, ardından “manifesto”nun yazımına başlanacağını açıkladı. Manifestonun yazımının yılbaşına kadar tamamlanması bekleniyor. Yeni yılla birlikte yine Türkiye’ye bir mesaj verecek. Peki bu hareket siyasi partiye dönüşecek mi? “Siyasi parti olup olmayacağımıza millet karar verecek” dedi. 81 il ve büyük ilçeleri gezdikten sonra parti kurup kurmamaya karar vereceklerini söyledi. Onun için bir “kurucular kurulu” belirleyecekler.

BU İŞ PARTİYE DÖNÜŞÜR MÜ?

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanlığı Gül ile Babacan’ın arasını mı açtı?

İYİ Parti’deki FETÖ tartışmasına odaklandık ama DEVA Partisi’nde de önemli gelişmeler yaşanıyor.

Daha doğrusu DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile partinin kurucu lideri eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında. Babacan ile Gül’ün arasının DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinde açılmaya başladığı şeklindeki söylentiler kulağıma gelmişti. Ancak çok önem vermemiştim.

Ali Babacan’ın partide eskileri istemediği söyleniyordu. “Eski AK Partililerin partisi olmamalıyız. Yeni isimlerle toplumun karşısına çıkmalıyız. Yeni bir parti olduğumuzu hissettirmeliyiz” tezini savunduğu ifade ediliyordu. “Partinin kurucular kurulu belli olunca, Ali Babacan damgasını vurdu. Eskileri geriye çekti” denilmişti. Özellikle de Abdullah Gül gölgesinin düşmemesi için Beşir Atalay gibi isimlerin parti yönetiminde yer almamasını şart koştuğu konuşuluyordu. O günlerde bunu bir taktik manevra olarak yorumlamıştım. Çünkü yeni partinin kuruluşunu Abdullah Gül sağladı. Ali Babacan’ı ikna etmek epey zaman aldı. Babacan, partinin başına geçmeyi ocak ayında kabul etti. Babacan kabul edene kadar yavaş ilerleyen parti kurma çalışmaları hızlandı. Ancak partinin kuruluş aşamasında Ali Babacan’ın yeni isimlerle yola çıkmak istediği, eskilerin vitrinde yer almasına karşı çıktığı söylendi. Sadece Sadullah Ergin ile Nihat Ergün parti yönetiminde yer aldılar.

HAŞİM KILIÇ UZAK DURDU

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile Beşir Atalay arasında yaşanan bir sorundan dolayı Haşim Kılıç’ın uzaklaştığı söyleniyordu. Oysa Haşim Kılıç parti kurma çalışmalarına çok önceden hazırlanmıştı. Fikri düzeyde çalışmalar yapmıştı. Ancak DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinden uzak tutuldu. O da kendisini dışlanmış hissedip geri çekildi.

Partinin kurucular kurulunun belirlenme aşamasında çıkan krizde Abdullah Gül’ün, Ali Babacan’ın isteğine karşı çıkmadığı ifade edildi. Eski AK Partililere karşı tavrını doğru bulmamakla birlikte Babacan’ın arkasında durduğu gözlendi. Ancak Babacan’ın tavrının Abdullah Gül cephesinde bir burukluğa neden olduğu söylendi.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI ARALARINI AÇTI

“Ama bu kez sorun daha ciddi” diye söz başladı haber kaynağım. Abdullah Gül ile Ali Babacan arasındaki soğukluktan söz ediyordu. Ben Babacan’ın Gül’e karşı böyle bir tavır içerisinde olabileceğine ihtimal vermediğim için yine ihtiyatla dinledim. Gül ile Babacan’ın cumhurbaşkanı adaylığı konusunda bir sorun yaşadıklarını ifade etti. Henüz Cumhurbaşkanlığı seçimine 3 yıl varken, adaylar belirlenmemişken pek ihtimal vermedim. Ancak CHP içinde Abdullah Gül’e karşı çıkan çevrelerin Ali Babacan konusunda daha sıcak mesajlar verdiği gözlenmiş. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, DEVA Partisi’ni ziyarette Ali Babacan için “siyasetin yeni yıldızı” tanımlamasını yapması da üstüne gelince, Gül cephesinde kaşlar çatıldı. Babacan’ın bir süredir partiyle ilgili konuları istişare etmemesi de not ediliyormuş. Ancak cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Gül yerine Babacan isminin öne çıkması Abdullah Bey’i rahatsız etmiş. Ali Babacan’ın da buna yeşil ışık yakması Gül cephesinde hesapları karıştırmış.

Ben yine ihtiyatımı koruyorum. Ama

Yazının Devamını Oku

Akşener’in manevrası

Meral Akşener, usta bir manevra ile İYİ Parti’deki karışıklıklarda iktidarı adres gösteriyor. Bir liderin partisinin içindeki ateş topunu alıp iktidarın kucağına atma çabası anlaşılır bir şey. Ama Akşener’in eli o kadar güçlü değil. Çünkü bir iddianın karşılık bulması için gerçekliğe uygun olması lazım.

İYİ Parti’de kavganın nedeni, kongrede çıkarılan üstü çizilecekler listesi. Meral Akşener kongrede çarşaf liste sundu. Ancak teşkilat başkanı Koray Aydın, “Verilmeyecek. İlk 75’te de olsa tercih edilmeyecekler” listesi yayınladı.

Peki bu listeyi iktidar mı hazırladı? İktidar mı, yoksa Koray Aydın mı?

Yavuz Temizer, Aydın Sezgin, Hasan Subaşı, Aylin Cesur, Aytun Çıray gibi isimler listeyi Koray Aydın’ın hazırladığını, partide merkez sağın tasfiye edilmek istendiğini savundular. “Ya biz, ya Koray Aydın” dediler.

Meral Akşener ise Koray Aydın’ı tercih etti. O nedenle de tartışma bitmedi. Hatta büyüdü. İşin içine FETÖ suçlamaları ve HDP’ye yakınlaşma iddiaları girdi.

İYİ Parti iyi bir ivme yakalamıştı. Akşener kurultaydan güçlü bir destekle çıktı. Verdiği mesajlar kamuoyunda karşılık buldu.

Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrıya güçlü bir şekilde destek vermesiyle Akşener, el üstünde tutulan bir konuma erişmişti. “İllet-zillet” eleştirilerine son verilmiş, İYİ Parti, cumhur ittifakının göz koyduğu, millet ittifakının ise vermek istemediği bir pozisyona kavuşmuştu. Bu durum Akşener’in elini güçlendirmiş, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin ortak adayı mı değerlendirmelerine konu olmuştu. Ama ne olduysa oldu, Koray Aydın’ın listesi rüzgârı tersine çevirdi. O günden bu yana önce sayıları 20’yi bulan ama zamanla azalan milletvekilleri grup toplantılarına katılmıyorlar. Ekranlarda İYİ Parti’nin mesajları değil, içinde bulunduğu kriz konuşuluyor. İYİ Parti kendi topuğuna sıktı demiyorum. Daha da netleştirirsek: Koray Aydın gez göz arpacık dedi, İYİ Parti’yi tam 12’den vurdu.

Demem o ki

Yazının Devamını Oku