Dr. Özlem İnay Erten küratörlüğünde hazırlanan ‘Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı’ sergisi sanatçının portre, natürmort ve peyzajlarını arşiv belgeleri, fotoğraflar ve desen defterleriyle bir araya getirerek yaşamını, çevresi ve dönemiyle ilişkilerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
Asker Ressamlar Kuşağı’nın en üretken ve öncü isimlerinden biri olan Halil Paşa, 1857 yılında İstanbul Beylerbeyi’nde Osmanlı’nın üst yönetici sınıfına mensup Ferik Selim Paşa’nın oğlu olarak dünyaya geldi. Dönemin en modern eğitim kurumlarından Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn’dan (bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi) mezun olur olmaz sarayda görevlendirildi, askeri liselerde de resim
öğretmenliği yaptı. 1880’li yılların Paris’inde dönemin en prestijli sanat akademilerinden Ecole des Beaux-Arts’da eğitim aldı. Sekiz yıl kaldığı Paris’te ünlü oryantalist ressam Jean-Léon Gérôme’un atölyesinde çalıştı. Halil Paşa’nın 1889’da, Eyfel Kulesi’nin de açılışına ev sahipliği yapan Paris Evrensel Sergisi’nde ‘Madam X’ portresiyle kazandığı bronz madalya bir Türk sanatçının uluslararası alandaki ilk başarısı olarak tarihe geçti.
Marcus Miller, ustasını anmak ve onun müzikal mirasını kutlamak için hazırladığı projesiyle Miles Davis’e son yıllarında turnelerine eşlik eden ekibi yeniden bir araya getiriyor ve ilham kaynaklarından İstanbul’u da duraklarına ekliyor.
Tıpkı eski günlerdeki gibi saksafonda Bill Evans, gitarda Mike Stern, perküsyonda Mino Cinelu ve elbette basta Marcus Miller, Miles Davis’in We Want Miles albümünün yanı sıra ustanın son dönemine uzanan repertuvarından bir seçkiyle sahnede olacak. Bu efsane kadroya davulda Anwar Marshall, klavyede Brett Williams ve trompette çağdaş Miles Davis yorumlarıyla alkış alan başarılı caz müzisyeni Russell Gunn eşlik edecek.
Bu görkemli ve anlamlı açılış gecesinden sonra festival ritmini hiç düşürmeden devam edecek. 1 Temmuz Çarşamba akşamı, soul müziğin yükselen yıldızı Thee Sacred Souls ilk Türkiye konserinde festival izleyicisiyle buluşacak. 2 Temmuz Perşembe akşamı ise Led Zeppelin’in söz ve ses hazinesi Robert Plant, tüm dünyada olağanüstü ses getiren yeni grubu Saving Grace ve Suzi Dian ile 33. İstanbul Caz Festivali sahnesinde olacak.
14 gün boyunca 30’a yakın konserde 200’e yakın sanatçıyı ağırlayacak festivalin 10’dan fazla mekâna yayılan programı, çağdaş cazın yenilikçi temsilcilerinden geleneksel köklerden beslenen ustalara, elektronik dokunuşlarla sınırları genişleten projelerden akustik ifadenin en yalın hâline uzanan bir seçkiden oluşuyor.
Ünlü yazarı gündeme getiren bir diğer olay ise Masumiyet Müzesi romanını yazdığı Cihangir’deki Taray Apartmanı için aldırdığı yıkım kararıydı.
Orhan Pamuk’un da 9 dairesinin bulunduğu, 53 yıllık ve 18 daireden oluşan Taray Apartmanı hakkında 2022 yılında açılan davada ‘riskli yapı’ kararı verilmişti. Pamuk’un komşuları, yapının güçlendirilmesi talebiyle karşı dava açsalar da son raporda binanın yıkılıp yeniden yapılması yönünde karar çıktı.
Pamuk’un avukatı Hikmet Güngör, bilirkişi raporu doğrultusunda tedbir kararının kaldırılarak yıkımın gerçekleştirileceğini tahmin ettiklerini, binanın yıkılarak müze yapılacağı yönündeki iddiaların ise doğru olmadığını, buna kat maliklerinin toplantı yaparak karar vereceklerini açıkladı.
Orhan Pamuk’un binaların statiği konusundaki titizlendiğinin bir başka örneği Masumiyet Müzesi’nin yapımı sırasında da yaşanmış. Çukurcuma’daki binayı bulup müze yapmaya karar verdiğinde kapısını çaldığı ünlü mimar İhsan Bilgin yapıyı güçlendirerek eski halini korumak istemiş. Orhan Pamuk’un tercihi ise binanın yıkılıp yeniden yapılması yönündeymiş.
Arkitekt.com sitesinde 2022 yılında kaybettiğimiz ünlü mimar İhsan Bilgin’in Masumiyet Müzesi’ni nasıl tasarladığını anlattığı bir video paylaşıldı.
Bilgin
Üyepazarcı yeni yayımlanan anılarında o kitabın araştırmaları sırasında yaşadıklarını da anlatıyor. Bunlardan biri polisiye romanlara olan tutkusuyla bilinen Sultan ll. Abdülhamid’in Sherlock Holmes polisiyelerinin yazarı Sir Arthur Conan Doyle’u İstanbul’da huzuruna kabul edip hizmet madalyası takması ve nasıl yazması gerektiği konusunda tavsiyede bulunması.
1938 yılında İstanbul’da doğan Üyepazarcı, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’ni bitirdikten sonra uzun yıllar Türkiye Sinai Kalkınma Bankası’nda çalıştıktan sonra 1995 yılında emekli oldu. Çocukluk yıllarından itibaren bir kitap sevgisinin ve merakının peşini hiç bırakmayan Erol Üyepazarcı Türkiye’de matbuat tarihinin son 75 yılına yakından tanıklık etmiş, yazar ve çevirmen olarak emek vermiş bir bibliyofil. Pertevniyal Lisesi’ndeki hocası ünlü tarihçi Reşat Ekrem Koçu’dan itibaren tarih, edebiyat, sahaf ve yayın dünyasının hep içinde olmuş bir kitap sevdalısı.
Erol Üyepazarcı çocukluk yıllarından polisiye merakına, yöneticilik tecrübelerinden İstanbul sahaflarına ve tanıdığı edebiyatçılara uzanan anılarını ‘Şerlok Holmes ile Cingöz Recai’nin İzinde Bir Kitap Kurdu’ adıyla kaleme aldı. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan kitapta özellikle polisiye romanlar üzerine yaptığı çalışmalar sırasında yaşadıkları edebiyat tarihi açısından da ilginç detaylar barındırıyor.
PADİŞAH DA BAŞIMIZA ELEŞTİRMEN OLDU ÇIKTI
Edebiyatın her türünde eserler veren, dönemin gazetelerinde tefrikaları ve çevirileri yayımlanan Ahmet Rasim’e asıl ününü 1897 - 1899 yılları arasında Malumat gazetesinde yazdığı Şehir Mektupları getirir. Fıkra, sohbet, deneme karışımından oluşan mektuplarında Ahmet Rasim, akıcı anlatımı, renkli üslubu, mizahi yaklaşımıyla modern ve geleneksel yaşamın yan yana varlığını sürdürdüğü 130 yıl öncesinin İstanbul’undan canlı manzaralar sunar. Osmanlı toplumunun bütün unsurlarıyla yaşayışını, çarlarını, pazarlarını, özel günlerini, gazete haberlerini, edebiyat dedikodularını, eğlencelerini anlatır.
Ramazan ayında “Canâb-ı Hak mübarek ramazan ayını kadın ve erkek bütün inananlara kutlu kılsın, amin” diyerek başladığı yazılarında özellikle oruç tutup tutmama karşıtlığından doğan ilginç anekdotlar aktarıyor.
Ahmet Rasim’in kaleminden Eski İstanbul’da Ramazan ayının ilk günlerinde yaşananlar...
ORUÇ TUTANLA TUTMAYAN NASIL ANLAŞILIR
Son olarak Türk şirinin en önemli akımlarından Garip’in kurucularından Orhan Veli Kanık’ın Beykoz’da doğduğu ev satışa çıkartıldı.
Gazeteci Adil Bali, sosyal medya hesabı Instagram’dan yaptığı paylaşımla Türk şiirinin hafızasında önemli bir yer tutan tarihi binanın ahşap bedenine satılık tabelasının asıldığını duyurdu.
Evin daha önce çektiği bir fotoğrafını da paylaşan Bali “Beykoz’da, 13 Nisan 1914 sabahına tanıklık eden o ahşap köşkün kapısında bugün mahcup bir tabela var: Satılık. Satılan bir ev mi, yoksa İstanbul’un hafızası mı? Bu yapı yalnızca bir mülk değil; şiirin, çocukluğun ve bir şehrin hatırasıdır. Orhan Veli’nin doğduğu ev satılıyor. Gözlerimiz kapalı mı?” diye yazdı.
İSTANBUL’UN ŞİİRİNE AİT
Adil Bali Beykoz’a her gittiğinde mutlaka bu sokağa uğrayıp evi görmek istediğini, son olarak binada satılık tabelasını görünce içinin sızladığını, evin yaklaşık 80 milyon lira bedelle satışa çıkarıldığını söyledi.
Adil Bali kişisel blogunda da duygularını şöyle dile getirdi: “1914 yılının bir nisan sabahında, Beykoz Yalı Mahallesi’nde dünyaya geldiği ahşap köşkün bugün satılık olduğu haberi, yalnızca bir emlak ilanı değildir; İstanbul’un hafızasında açılan yeni bir gediktir. İshak Ağa Caddesi’nin alt başında, ilk bakışta mütevazı görünen o yapı; şiirle yoğrulmuş bir çocukluğun, Boğaz’a karışan ilk hayallerin ve henüz adı konmamış bir edebiyat devriminin sessiz tanığıdır. Duvarındaki ‘Bu evde doğdu’ yazısı, aslında bir hatırlatma levhasıdır:
Bir şairin doğduğu yer, yalnızca bir adres değil, bir kültürün başlangıç noktasıdır.
Türk modern ve çağdaş sanatının öncü ustalarının, kariyerlerinin dönüm noktalarına işaret eden seçkin yapıtlarını bir araya getiren müzayede 15 Şubat Pazar günü gerçekleştirilecek.
Müzayedenin öne çıkan bölümlerinden ilki, Burhan Doğançay ve Erol Akyavaş’ın sanatsal yolculuklarına ışık tutan yapıtlar etrafında şekilleniyor. Doğançay’ın kent, duvar ve yüzey kavramları üzerinden geliştirdiği evrensel dille yarattığı eserleri ile Akyavaş’ın Doğu ve Batı düşüncesini tarihsel, mistik ve felsefi referanslarla harmanlayan özgün yaklaşımını yansıtan eserleri müzayedede öne çıkıyor.
Doğançay’ın ‘Mavi Senfoni’ ve ‘Muhteşem Çağ’ gibi ünlü yapıtlarını da içeren ‘Koniler’ serisine ait çalışması ‘Nazar Boncuğu’ ile Manhattan’da 1992 yılında kapanan Alexander’s adlı büyük mağazanın duvarlarından esinle yarattığı ‘Parlak Çiçek Bahçesi’ çevrim içi başlayan artırmada en çok ilgi gören eserler arasında bulunuyor.
Müzayedenin ilgi gören eserleri arasında Erol Akyavaş seçkisi de var. Sanatçının metafizik göndermeleri olan geometrik yüzeylerini, kuşbakışı manzaraları, tuğla yapılar ve labirenti andıran formlarını, hat sanatını, özellikle de Vav harfini kullandığı kompozisyonlarını müzayedede bulabilirsiniz.
Cihat Burak, Burhan Uygur, Mehmet Güleryüz, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nedim Günsür, Yüksel Arslan, Nuri İyem, Ömer Uluç, Avni Arbaş, Mevlüt Akyıldız ve Adnan Çokar’ın da aralarında bulunduğu çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinin ikonik eserleri resim meraklılarının dikkatini çekiyor.
Klasik resmin büyük ustalarından
Derneğin kuruluşunun temelleri 2024 yılında sanat fuarlarına bir tür alternatif kabul edilebilecek olan ‘Art Show: Galeriler Buluşması’yla atılmıştı. Galeriler Buluşması’nın ikinci edisyonu perşembe günü özel ön gösterimin ardından 13-15 Şubat tarihleri arasında 2Plan Terminal - Etiler’de gerçekleştirilecek.
USGD’nin kapsamlı vizyonunun ve ‘kültürel bir platform’ olma hedefinin ilk somut adımı olarak öne çıkan etkinlik, İstanbul dışındaki galerileri dışladığı eleştirilerini de beraberinde getirdi.
İLK TEPKİ DİYARBAKIR’DAN
İlk tepki Diyarbakır’ın ilk güncel sanat galerisi Rıdvan Kuday Galeri’nin kurucusu Rıdvan Kuday’dan geldi. Galerinin Instagram hesabından “ArtShow Galeriler Buluşması Yönetimine kınama mesajı” başlığıyla yapılan paylaşımda şöyle denildi: “ArtShow Galeriler Buluşması’nın fikir aşamasından başlayarak yapısal çerçevesinin oluşturulmasına kadar geçen süreçte, Diyarbakır merkezli Rıdvan Kuday Galeri aktif sorumluluk üstlenmiştir.
‘Beraberlik’, ‘dayanışma’ ve ‘alternatif’ kavramları etrafında şekillendirilen bu etkinlik; eleştiriye, çoğulluğa ve açık diyaloğa alan açması nedeniyle, özellikle merkezden uzak galeri ve sanatçılar için büyük anlam ve önem taşımaktadır.
Bugün gelinen noktada ise ArtShow’un; herhangi bir açık kriter belirlemeden, kamusal bir çağrı yapmadan ve şeffaf bir bilgilendirme süreci işletmeden, özellikle İstanbul dışındaki galeriler başta olmak üzere birçok galeri ve sanatçıyı kapalı devre kararlarla sistematik biçimde dışarıda bıraktığı görülmektedir. Bu durum bir zorunluluk değil, açık bir tercihtir.”
ArtDog İstanbul’a konuşan Uluslararası Sanat Galerileri Derneği (USGD) Başkan, Pi Artworks‘ün kurucusu ve direktörü Yeşim Turanlı mekânda öncelikli olarak bütün galerilerin aynı metrekareye sahip olmasını, homojen bir görüntü yaratmak istediklerini belirterek 40’a yakın galerinin etkinliğe dahil olmak istediğini, Rıdvan Kuday’ın da sonlara doğru bu isteğini dile getirdiğini ama o zaman 28 galerinin belirlenmiş olduğunu açıkladı. Turanlı, İstanbul merkezli olmak gibi bir çabaları olmadığını da belirterek problemin yer sıkıntısından kaynaklandığını ifade ediyor.
Diğer galeri sahiplerinin açıklamaları da bu yönde. İstanbul dışındaki galerilerin burada temsil edilmesi gerektiğini söylüyorlar ve önümüzdeki yıl bunun telafi edileceğine inandıklarını belirtiyorlar.