Ün hastalığına tutulanlar

‘Ün’ sözcüğünü, Türk Dil Kurumu Sözlüğü şöyle tarif ediyor: <B>İyi bir nitelikte bilinip, tanınmış olma durumu, şöhret, şan, nam.

Son birkaç yıldır Türkiye’de ‘ünlü olma hastalığı’ durumu var. Hangi televizyon kanalını açsanız karşınızda herhangi bir ‘Reality Show’a yarışmacı olarak katılmış (ve bence en fenası yarışmacı olmaktan öte, seyirci olarak katılmış) birisinin, ‘ünlü’ olmak uğruna yaptıkları ‘şaklabanlıklar’, ‘aymazlıklar’!

Birkaç haftadır ‘Ah Kalbim’ isimli show programında gördüğüm ‘Jess’ isimli şahıs, bence bu konuda gelinilebilecek son noktadır! Daha ötesi yoktur! Zaten daha ötesinin olmamasında da hepimizin ruh sağlığı açısından fayda vardır!

Bu ‘şöhret hastaları’nın bulundukları stüdyoda ‘kamera en az bir kez, birkaç saniye de olsa suratlarını yalasın geçsin’ diye yap(a)mayacakları şey yok! Hani ellerinden gelse en mahrem yerlerini bile açacaklar! Her vesile ile, hatta ‘tencere tıkırtısına’ bile, ellerini iki yana açıp atıyorlar kendilerini stüdyonun ortasına, başlıyorlar oynamaya.

Ya da her konuda fikir sahibi oldukları için, diğer seyircilerin elinden neredeyse kavga dövüş kaptıkları mikrofona fikirlerini söyleyerek, ‘abuklamakta’ ve de ‘sabuklamakta’ herhangi bir beis görmüyorlar! Bizi de engin bilgilerinden mahrum (!) etmiyorlar!

Benim en merak ettiğim şey, bu ‘ün hastalığı’ yüzünden kendisini bu hale düşüren insanların, daha sonra nasıl insan içine karıştıklarıdır.

‘Gelinim Olur musun’ evinden ‘Semra Hanım’ın oğlu Ata’ da aynı ‘ün hastalığı’na yakalandığını, haftalık bir dergiye soyunup, (kotunun altından gösterdiği ünlü bir markanın kötü taklidi donu ve feci çorapları eşliğinde) meme uçlarını elleriyle kapatarak ve alt dudağını dişleyerek verdiği pozlarla, yaptığı çarpıcı (!) açıklamalarla bize kanıtlamış oldu! Kendisi soyundu ama aynı evlerden çıkan kızların ‘ün’ için soyunmasına karşı olduğunu da şu sözlerle açıklamış:

‘Bir erkek istediği her şeyi yapabilir. Erkektir sonuçta! Ama sen gelin adayısın. Evlenmek için giriyorsun o programa ve sonra o pozları veriyorsun. Hangi psikoloji ile yaptıklarını da bilmiyorum. Görsel olarak güzel oluyorsa bir bayan, fotomodellik yapsın! Ama böyle bir yarışmadan çıkıp, böyle pozlar vermek çok tezat. Ben artık medyatik bir insanım ve onun gereklerini kullanıyorum. Üstümde hiçbir şey yokken de poz verebilirim’ diye buyurmuş ‘üstat!’

Kızların hangi ‘psikoloji’ ile soyunduğunu Ata’nın anlayabilmesi için, kendisinin hangi psikoloji ile ‘soyunup’ o pozları verdiğini anlayabilmesi yeter aslında!

Sanmayalım ki bu ‘ün hastalığı’ sadece televizyonlardan ve magazin dergi ve gazetelerinden bulaşıyor insana. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ayakkabılarını, ayakkabıları ile birlikte daha kötüsünü görmediğim ve göremeyeceğimi sandığım bir resmini açık artırmada alıp, evinde ‘yağdanlık’ köşesi yapan ‘işadamı’ da aynı hastalığa tutulmamış mı sizce?

Her gece ‘yağdanlık’ köşesine baka baka içtiği ‘zem zem suları’ ve ‘okunmuş şerbet’lerle içi rahat ediyordur sanırım. Ama en çok hakkında yazılıp, çizildikçe, gazetelerde resimleri çıktıkça, köşe yazarları ismini kullanarak yazılar yazdıkça, geceleri ‘huzurla uyuyordur!’

Sanırım yakında herkes ‘ünlü olma hastalığına’ yakalanacak.

Bu ‘pop-art’ın sembolü Andy Warhol’un ‘...Herkes 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak’ tespitinden daha vahim bir durum!

‘Norm’ onlar olacak!
X