Tek tuşla polis çağıramayan kadına üç tuşla ambulans mı gelsin

Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikası’nın genel başkanı Lütfi Şenocak şiddet tehdidi altında bulunan kadının, dağıtılacak çağrı cihazını kullanarak tek tuşla polis çağırabilecek olmasına karşı çıktı. Sayın Lütfi Şenocak, o sizin beğenmediğiniz tek tuşu kadınlar, canını kurtarmak, kocasının elinde ölmemek için kullanacak!

Lütfi Şenocak, Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikası’nın genel başkanı. Geçen hafta, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in gündeme getirdiği ‘tek tuş’ projesiyle ilgili yaptığı akıllara durgunluk veren açıklamayı duymuşsunuzdur. Şiddet tehdidi altında bulunan kadının, dağıtılacak çağrı cihazını kullanarak tek tuşla polis çağırabilecek olmasına karşı çıktı.
İtirazın nedeni; artık fena halde kabak tadı veren aile ve evliliğin kutsiyeti ezberi. Çatısı altında toplananlardan bazılarının hayatının risk altında olduğu bir kurum nasıl kutsaldır ve savunmaya değerdir çok merak ediyorum. Şenocak, uygulamanın aile birliğini sarsacağını, kaybolan değer yargılarının ve güvenin tamamen yok olacağını, iyi veya kötü birçok meselenin aile içerisinde kalması gerektiğini, dışarıdan müdahalenin uygun olmadığını iddia ediyor. Kol kırılsın ama yen içinde kalsın. Bu noktada kendisine, aileden daha kutsal başka şeylerden bahsetmek isterim.

PEKİ YA YAŞAMA HAKKININ KUTSALLIĞI

Belki de ‘tek tuş’un neden önemli olduğunu anlatabilmek için, onun uzmanlık alanından, yani İslam’dan referanslar vermek lazım. Kendisi eminim, her dinde en kutsal şeylerin başında yaşam hakkı geldiğini anımsayacaktır. Yaşamını devam ettirmek için elinden geleni yapmanın da İslam’da kişinin görevi olduğunu... En azından okuduğum kaynaklar bunu söylüyor.
Sayın Lütfi Şenocak, o sizin beğenmediğiniz tek tuşu kadınlar, canını kurtarmak, kocasının elinde ölmemek için kullanacak. Aksi halde onların tek tuşla çağıramadığı polisi, geride kalan, hatta katledilmelerine şahit olan çocukları, yakınları üç tuşla arayacak.
Siz Türkiye’de kocası tarafından öldürülen kadın sayısının 7 yılda yüzde 1400 arttığını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız, kanlar içinde kalmış kadınların fotoğrafını gazete sayfalarında da mı görmüyorsunuz? Gazete okumuyorsanız, televizyondan da mı çalınmıyor kulağınıza?

ZATEN POLİS İLK MERCİ DEĞİL

Şenocak bir de aile içi şiddet durumunda müracaat edilecek kurumlar listesi yapmış. Hakemler (kim bu hakemler), Diyanet İşleri Başkanlığı Aile İrşat Bürosu, Sosyal Hizmetler bünyesinde aile içi eğitim hizmetleri ve en son polis.
Psikoloji ve şiddet kendisinin hakim olduğu bir konu mu bilmiyorum. Doğru kaynaktan bilgi almak için Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son kampanyasının koordinatörü Neşe Hacısalihoğlu’nu aradım. Konunun uzmanı olduğuna eminim ve bakın Neşe ne diyor:
* Kadınlar polisi ilk değil, en son merci olarak kullanıyor. Daha önce aile ve çevreden destek istiyor, imama ya da vaizeye gidiyor, doktora ya da hocaya gidenler de oluyor, çoğu yıllarca belki bir daha olmaz diye affediyor, artık çaresi kalmayıp öldürülmekten korktuğu ya da şiddetten kurtulamazsa kendini öldürmeyi düşündüğü için polisten, mahkemeden ve sosyal hizmetlerden yardım istiyor.
* Korunma kararı alınan ve tek tuşla polisten yardım isteyecek kadınlar, artık aile birliği olamayacak kadar şiddet görmüş ve sağlıksız bir evlilikten ve eşten kurtulmaya çalışanlar.
* Geleneksel aile yapısı kadına eşinin her isteğine itaat etmesini, aile içinde hiçbir şekilde eşit haklara sahip olmadığını, yerini bilmesini, dayak yese de sabretmesini, hiçbir sorununu dışarıya belli etmemesini söylüyor. Bu yapının kadına tanıdığı haklar, erkeğin izin verdikleriyle sınırlı ve şiddet bu yapıda aile içi mesele olarak kalmaya mahkum.

YAPANIN YANINA KAR

* Aile içi şiddet vakalarının bu kadar çok olmasının bir nedeni de şiddet gösterene herhangi bir etkin yaptırım uygulanmaması. Evden uzaklaştırma veriliyor ama denetim yok. İhlal ettiğinde verilen hapis cezası bir başka kanun maddesiyle erteleniyor ya da para cezasına çevriliyor. Yani yaptığı yanına kar kalıyor.
* Şenocak tarafından yapılan başvuru merci sıralaması neye göre belirlenmiş anlamak mümkün değil. İlk sırada belirtilen hakemler kimler? Hangi din görevlisinin psikoloji eğitimi var? Bu güne kadar din görevlileriyle yaptığımız eğitim toplantılarında çoğu “kadın kocasını dinlese, itaat etse böyle şeyler olmaz” şeklinde görüş bildirdi. Ayrıca hem imam hem de vaizelerin katıldığı toplantılarda imamlarla vaizeler arasında bile fikir birliğine varılamadı, kendi aralarında da çok yoğun bir şekilde çatışanlar, o ortamda bile kadınlara alaycı yaklaşanlar oldu.
* Kastedilen eğer muhtarlarsa, Mayıs-Haziran 2011 arasında 320 muhtarla yapılan eğitim çalışmasında hemen hemen hiçbirinin bu konudaki prosedürleri bilmediği, çoğunun bu tür olaylar karşısında ne yapacaklarını şaşırdığı ve genellikle ortalığı yatıştırmaya çalıştıkları ama en çarpıcı olanı, önemli bir kısmının da eşine şiddet uyguladığı belirlendi. İkinci sırada yer alan diyanet işleri aile irşat bürolarında görevlilerin mesleki formasyonları nedir? Hangi eğitim formasyonuyla travma geçirmiş kurban durumundaki insanlarla görüşecekler? Ya da hangi değerlere göre bu ailelere görüş bildirecekler? Eşini ölesiye döven bir erkeğe hangi psikolojik yaklaşıma göre ne tür öneriler sunacaklar?
* Tehdit altında bir kadın için bu aşamalar şu anda uygulamada olanlardan çok daha tehlikeli ve uzun bir süreç anlamına geliyor. Bu da her aşamada kadının yeniden ve yeniden şiddet görmesine neden olabilir. Çünkü erkek açısından da önemli sayılabilecek kişilere karşı kadın tarafından utandırılması söz konusu.
Yazarın Tüm Yazıları