Takside işkence

Serdar TURGUT
Haberin Devamı

Haitili şoförün taksisinde yaşadıklarıma devam etmeden önce birkaç not:

1- Televizyonda izledim.

Başı örtülü hanım kızlarımız da Ata'yı anmak için Anıtkabir'e gelmişler.

Başı örtülü olmayan bir kadın onlara ‘saygısız olduklarını’ bağırdı.

İçeriye böyle girmemelerini istedi.

Saldırganlık yaptı.

Başı örtülü genç kızlar korkulu gözlerle ona baktılar.

Oraya gelmişler, saygılarını sunmak istiyorlar.

Size ne onların kıyafetlerinden?

Türk insanı neden demokrat olamıyor?

Laiklik bu demekse ben de içine tüküreyim bu anlayışın.

2- 1980'li yılların başında daha YÖK kıyımı henüz başlamamıştı.

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde yapılan bir toplantıda profesörler ve asistanlar ‘ne yapalım’ sorusunu tartıştık.

Bir şeylerin hazırlandığını biliyorduk, fırtına geliyordu.

Ben hemen hepimiz istifa edelim görüşünü savundum.

Birkaç kişi daha bu görüşteydi.

Ancak çoğunluk kalmaktan yanaydı. Onlar kendilerine dokunulmayacağını düşünüyordu.

Bu toplantıdan sonra altı ay içinde oraya katılanların yüzde 90'ı ya YÖK tarafından atılmıştı, ya da 1402'lik olmuştu.

Bugün yine 20 öğretim üyesi fakülteden atıldı.

Unvanlarını kullanmaları yasaklandı.

Üniversite suskun.

Bilim adamları sinmiş vaziyette. Bu bana dokunmaz diye düşünüyorlar.

Yanılıyorlar. Bugün onlara yarın size, emin olun bundan.

Demokratlık insanın kendisi gibi düşünmeyenlerin haklarına sahip çıkmasıdır.

Bunu bile anlayamayan insanların bilim adamı olabilmeleri imkânsızdır.

3- 1980'li yıllarda 2 bin küsur öğretim üyesi işten atıldı.

Türkiye buna sessiz kaldı.

Onların yerine çoğunlukla sözde ‘milliyetçi, muhafazakâr’ cahiller dolduruldu.

O zaman makbul olan bu adamların bazıları şimdi ‘tehlikeli’ görülüp atılıyor.

Bu tür kısır döngülerden hiç kurtulamayacak mıyız?

Hiç adam olmayacak mıyız?

Ve cevabım: Öyle görülüyor ki hayır, adam olmamakta ısrarlıyız. Acı ama gerçek.

***

Havalimanından çıktıktan sonra bindiğimiz taksinin dört metrekare hacimli, kovboy şapkalı ve de üstüne üstlük Haitili şoförü bizi ne zaman öldürecek diye beklerken...

Çok ama çok daha tuhaf bir şey oldu.

Adam klasik müzik dinliyordu!

Bu görünümde olan bir insanın klasik müzik dinleyecek kadar ince bir ruha sahip olması tabiat ananın biz insanlara oynadığı garip bir şaka olmalıydı.

Aslında ona en uygun müzik türü Amerikalıların ‘ganster Rap’ diye adlandırdıkları türdü.

Bu tür müzikte bazı işsiz zenciler, garip el ve kol hareketleri yaparak durmadan konuşuyorlar.

Arka planda ise hemen hepsinde aynı ritim tutuluyor.

Bence tek bir rap müziği var.

Sadece konuşmalar değişiyor, arka plan müziği ise her zaman aynı.

Yazıda bu ritmi vermek gerçekten zor ama ritm TA DA İ A, TA DA İ A, TA DA İ A şeklinde gidip duruyor.

Konu ise yine her zaman aynı.

Kadınlara tecavüz etmenin güzellikleri, adam öldürmenin keyfi, can çekişerek ölen insanı seyretmenin şiirselliği falan filan anlatılıyor.

Beyazlar onların bu müziği dinlemelerinden son derece hoşnutlar, çünkü zenciler bunu dinleyerek kendilerini hayatta önemli zannediyorlar.

Ve beyaz ırkın sömürü mekanizması da yaratılan bu hayal nedeniyle hiç aksamadan tıkır tıkır işliyor.

***

Evet, bizim şoförün tipine aslında bu müzik uygundu.

Ama o anti-emperyalist ve anti-faşist bir tavır alarak seçimini klasik müzikten yana yapmış...

Böylece kurulu düzende büyük de bir delik açmıştı.

Ne hali varsa görsün, isterse var olan düzeni bu tavrıyla yıksın umrumda değildi.

Ancak şunu biliniz ki 11 saatlik bir uçak yolculuğu ve zaman farkının vücutta yarattığı sersemlik sürecinde...

Sıcak bir takside...

Yorgunluktan bitmek üzereyken...

Bir de üstüne üstlük bilmem ne oda orkestrasının bilmem ne yorumunu dinlemek hiç ama hiç de hoş olmuyor.

Benim yerime orada Doğan Hızlan olsaydı eminim Haitili şoförü çok sever, onunla Bach'ın son yorumlanma biçimleri, Yo-Yo Ma'nın viyolonsel çalma tekniğinin incelikleri üzerine konuşur ve hatta halkların özgürlüğü teması üzerine bir de yazı bile yazabilirdi.

Ben ise bu klasik müzik bombardımanı nedeniyle Haitili şoförden ve biraz abartarak her türlü halk özgürlüğünden biraz daha fazla nefret etmeye başladım.

***

Öğleden sonra saat dört ama benim uykum gelmek üzere.

Uyumamam lazım, çünkü o günü de değerlendirmek için ta Türkiye'den arayıp harika bir restoranda yer ayırtmışım.

Uyumamam gerekiyor ama adam bana oda müziği dinletiyor.

Oysa beni o anda bir Metallica, bir Jon Bon Jovi ya da daha iyisi Snopp Doggy Dog paklar.

Rana, çektiğimiz eziyete dayanamayıp çoktan uyumuş durumda.

Benim ise uyumamam lazım, çünkü birçok seri cinayet işleyen katilin boş zamanlarında klasik müzik dinlediklerini biliyorum.

Hatta onlardan bir tanesi kaçırdığı insanları doğrarken bile klasik müzik dinliyordu.

İnce sanat anlayışına rağmen adama güvenmem mümkün olmadığından katiyen uyumamam ve ailemi korumak için hazırlıklı olmam gerekiyordu.

Hedefimize vardığımızda zorla klasik müzik dinletilerek çağdaş oldukları ispat edilmeye çalışılan halk kitlelerinin çektikleri azabı daha da iyi anlamış olarak taksiden indik.



Yazarın Tüm Yazıları