Sosyal kelebekler daha uzun yaşıyor

"İnsanlar tek başlarına değil, başkalarıyla birlikte olmak üzere programlanmış bir beyne sahiptir" demişti rahmetli psikiyatri hocamız Dr. Muharrem Özsan...

Bu cümlenin ne kadar önemli olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. İnsanlar çoğalıp kalabalıklara karıştıkça daha mutlu oluyor. Çoğaldıkları kişiler eşleri, dostları, akrabalarıysa huzur daha kolay bulunuyor.

Yalnızlık, insana uzak bir kavram... Ne var ki, insanoğlu yaşlandıkça yalnızlaşıyor. İnsanın soysal desteğe ihtiyacı bebeklikte başlıyor. Bizim "Aleyna bebek" bile etrafı kalabalıklaşıp ilgi gösterenleri arttıkça daha iyi yiyor, daha güzel uyuyor. Sosyalleşmenin stresi azaltma ve sakinleşmede ne kadar etkili olduğunu bebeklerde bile gözlemek şaşırtıcı! Sosyallik sadece mutluluk, güven ve güç vermiyor. Sizi duygusal olarak da besleyip doyuruyor.

Araştırmalar, dost ve akrabalarıyla keyifli zamanlar geçirenlerin yaşam süresinin uzadığını gösteriyor. Sosyalleşen insanların ortalama yaşam süresinin ve uzun yaşama olasılığının yüzde 20 daha fazla olduğunu gösteren çalışmalar var.

EKMEK-SU KADAR ÖNEMLİ

Sosyalleşmek, yani çevreden sosyal ilişkilerin sağladığı ruhsal hazları alabilmek, ekmek ve su kadar önemlidir. Sadece bedeni beslemek yetmiyor. Duygusal beslenmeye de önem vermek gerekiyor. Uzmanlar, sosyalleşmenin stres hormonlarını azalttığını, kortizol dalgalanmalarını yatıştırdığını gösteriyor. Stres hormonlarının azalması demek daha az hipertansiyon, kalp hastası, şeker hastası veya Alzheimer hastası olmak, yani iyi ve güzel yaşlanmak anlamına geliyor!

DAHA AZ HASTALANIRSINIZ

Bu insanlarda ruhsal problemlere (bilhassa depresyona) daha seyrek rastlanıyor. Sosyalleşmek "psikosomatik hastalıklar" diye bilinen bir dizi hastalığa yakalanma olasılığını da azaltıyor. Sosyalleşmesi yetersiz olanlarda reflüye, spastik kolite, rahatsız bacak sendromu, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu gibi problemlere daha sık rastlanıyor. Bunun nedeni olarak zayıf sosyal bağların yarattığı yalnızlık duygusu gösteriliyor.

Yalnızlıktan uzak kalmak, güçlü sosyal bağlarla bir eve, eşe, aileye, topluma, cemaate bağlanmak, kısacası "ait olmak" ve "aidiyet duygusu" bizi rahatlatıyor. Kendimize güvenimizi artırıyor. Öz değerlerimizi güçlendiriyor. Endişemiz, korkumuz, telaşımız ve hatta kıskançlık, düşmanlık gibi olumsuz duygularımızı azaltıyor.
HAYATA DAHA KOLAY YASLANIRSINIZ

Sonuç olarak sosyalleşmenin sağladığı güven duygusu birilerine, bir şeylere veya inandığımız manevi değerlere, güçlere, daha da önemlisi bizi biz yapan o sonsuz ve sınırsız güce kolaylık ve huzurla yaslanmamızı sağlıyor. Bu durum "hayata daha kolay yaslanmak" anlamına geliyor. Hayata huzur içinde yaslanmak çok ama çok etkili bir "iyileştirici"dir.

Hayata daha kolay yaslanmak, sırtınızı daha güvenle dayamak istiyorsanız, sosyal ilişkilerinizi çoğaltın ve güçlendirin. Bu ilişkilerin yarattığı güven duygusu sizi kelebekler kadar hafifletecektir. Sosyal bağları sağlam biri iseniz "kelebek olmak"tan asla korkmayın. Sosyal kelebekler sadece daha hafif değil, daha uzun, keyifli ve daha huzurlu yaşıyor.

İçki şişmanlatır

Alkollü içeceklerin tümünün önemli birer kalori kaynağı olduklarını unutmayın. Kilo sorunu olan biriyseniz, kalorileri sayarken hesabınızın içine mutlaka alkolden gelen kalorileri de katın. Bunun için ya çeşitli alkollerde bulunan kalori miktarını ezberleyecek (1 bardak şarapta yaklaşık 100, 1 tek rakıda 250 kalori olduğunu bileceksiniz) ya da aşağıdaki formülden istifade edeceksiniz:

İçtiğiniz alkol miktarı x alkolün derecesi (proof) x 0.8 / 30

Bu hesaba göre alkol derecesi 80 olan 50 ml (1/4 bardak) votkada: 50x80x0.8/30=106 kalori olduğunu kolayca bulabilirsiniz.

Eğer kilo vermeye çalışan ve bu nedenle her yiyeceğin, içeceğin kalorisini hesaplayan biriyseniz, en doğrusu alkollü içeceklerden uzak durmanızdır.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için: Tel: (0212) 236 73 00

4 aydır diyet yapıyorum, ortalama 6 kilo verdim. Son 1 aydır gram fark etmedi, motivasyonum azalıyor. Toparlayıcı önerileriniz var mı?

Hasar tespit dönemi

Kilo verme dönemlerinde zaman zaman kilo kaybı hatalarının sebeplerinin tespiti gerekir. Öncelikli olarak birer aylık dönemlerin analizini yapın. 1 aylık zayıflama döneminde ortalama 2-4 kilogram ağırlık kaybı idealdir. Bunun üzerindeki kilo kayıpları, ikinci ayda verilen kilonun daha sınırlı olacağının habercisidir. Bu nedenle ikinci ay daha az kilo verdiğiniz için motivasyonunuz sakın bozulmasın.

Bu dönemde motivasyonunuzun yeterli olup olmadığını iyice araştırmanız gereklidir. Eğer motivasyonunuz yüksekse, amaçlar ve stratejilerinizi diyetisyeninizle beraber yeniden gözden geçirilmelisiniz. Eğer motivasyonunuz yeterli değilse, yeniden motive edici tedavileri deneyin. Daha fazla kilo kazanmamış olmanız bile kilo kaybınız için cesaretlenmenizi gerektiren iyi bir işarettir. Kilo kaybında başarıya ulaşamamanın aşağıdaki nedenlerini diyetisyeninizle birlikte araştırmanızda fayda var!

n Ek bir enerji alımı (örneğin; alkol tüketiminde fazlalık).

n Planlanmadan daha az enerji harcaması.

n Psikolojik ve davranış tedavisinin yetersizliği.

n Yaşanan bazı olumsuz olaylar.

Dengeli beslenmeme rağmen adet öncesi hem stresli oluyorum hem de karşı konulamaz şekilde karbonhidrat ihtiyacı duyuyorum. Bu dönemlerde ortalama 1-2 kilo alıp, sonra ayın kalan iki haftası bu kiloları vermek için çalışıyorum.

Ayda bir tatlı krizi

Aşırı karbonhidrat ihtiyacı, halsizlik, gerginlik ve kilo artışı, adet döneminde birçok bayanın yaşadığı ortak problemlerdir. Adet döneminde, hormonal değişimler sonucu vücutta su oranının artması nedeniyle 1-2 kilogram artış olması normal karşılanır.

Bu dönemde günlük kaloriyi çok fazla etkilemeyecek şekilde tatlı ilavesi ile biraz kendinizi rahatlatabilirsiniz. 3-4 gün öncesi, 5-6 gün adet dönemi ve sonrası derken, her ayın 2 haftasını 2 kilogram fazla, kalan 2 haftasını kendi kilonuzda geçiriyor olabilirsiniz. Hamurlu tatlılara yönelmektense, sütlü bir tatlıyı tercih edin. Ve mutlaka yürüyüş yapın (özellikle adet dönemi sonrasında)...

2 hafta boyunca 3-4 tatlıyı geçmeyin. Ekmek grubuna (pilav, makarna) yüklendiğiniz gün olursa, aynı gün tatlı yemeyin. Adet dönemi sonunda eski kilonuza geri dönebiliyorsanız sorun yok demektir. Ayrıca bu dönemde su atımını sağlayacak bitkilerden yararlanabilirsiniz. Sıvı miktarının artışı, fiziksel aktivitenin artışı ve düzenli yeme ile iştahınızı dengelemeye çalışın.

Keten tohumu meme kanseri yapar mı

Keten tohumu meme kanseri yapmaz. Keten tohumunda bulunan Lignan grubu bitkisel östrojenler, olsa olsa sizi meme kanserinden korur. Düzenli olarak bitkisel östrojenden zengin besinler tüketen kadınlarda, örneğin soya ürünlerini sık ve bol miktarlarda tüketen Japon kadınlarında, meme kanseri çok az görülüyor.

Fitoöstrojenlerin zengin kaynakları olan soya ürünleri ve keten tohumu ile fasulye, bezelye, börülce gibi bakliyat grubu besinler, meme kanserinden korunmada yararlı olmalıdır. Ancak meme kanseri geçiren ve bu nedenle tedavi görenlerin bu besinleri tüketmelerinin doğru olup olmadığı konusunda yeteri kadar fikir birliği yok. Biz güvenilir araştırmalar yapılana kadar östrojen kaynağı besinleri, yani soya ürünlerini, keten tohumunu, sağlık geçmişinde meme kanseri olanların tüketmelerini uygun bulmuyoruz.

Testosteron kadınların işine yarıyor mu

Cinsel isteksizlik sorunu, erkekler kadar kadınlar için de önemli bir problem haline geliyor. Bu sorunun kadınlarda sanıldığından daha yaygın olduğu belirtiliyor. Testosteron erkeklerde olduğu gibi kadınlarda da sağlıklı bir seks için temel hormondur. Kanda testosteron seviyesi düşen kadınlarda, seks isteğinde azalma görülür.

Bazı çalışmalarda testosteronun vajinal uyarılma üzerinde de etkili olabileceği gösterilmiştir. Testosteron eksikliği düzeltilen kadınlarda cinsel hassasiyetin arttığı ve görsel uyarıcılardan etkilenmenin çoğaldığı belirlenmiştir. Eğer cinsel isteksizliğinizin bir probleme dönüşmek üzere olduğunu hissediyorsanız, doktorunuzla testosteron eksikliği hakkında konuşmanızda yarar var.

Yemeyen çocuklara dikkatli yaklaşın

Büyüme ve gelişmesi yeterli olmayan, zayıf, sürekli kilo kaybeden, sofraya doğru düzgün oturmayan, yemekten hemen sonra ortadan kaybolan, periyotları düzensiz, cildi kuru, saçları dökülen, tırnak problemleri yaşayan bir çocuğunuz varsa, aklınıza beslenme bozukluğu, özellikle de Anoreksiya Nevroza gelsin.

Anorektik kızların sayısı artıyor. Gizli anorektiklerin beklenenden çok daha fazla olduğu belirtiliyor. Bu genç kızların bir kısmı devamlı olarak zayıflama haplarını kullanıyor. Bu haplar onların metabolizma ve ruh dengelerini iyice bozuyor. Sinirli, huzursuz, problemli çocuklar ortaya çıkıyor. Bu kızların çoğu bağırsak boşaltıcı, ishal yapıcı ilaçlar veya sinameki kullanıyor. Bazıları yemekten sonra hemen lavaboya gidip yediklerini çıkarma ihtiyacı hissediyor.

Kısa bir süre sonra çoğunun hormonal sistemleri alt üst oluyor. Kemikleri, kasları zayıflıyor. Tüylenme, kan basıncı düşmeleri, düşük vücut ısısı, üşüme, saç, tırnak dökülmeleri, kırılmaları, cilt kurumaları ve bir süre sonra da depresyon başlıyor. Kız çocuklarınızın nasıl beslendiklerine dikkat edin. Kuşkunuz varsa çekinmeden tıbbi yardım isteyin.

Yeme bozukluklarının tedavi ekibinde doktorlar dışında terapistlerin ve beslenme uzmanlarının da yer alması gerekiyor. Terapist, bu hastaların kendilerine tekrar güvenmelerine yardımcı oluyor, duygusal sorunları ile ilgili çözümler üretiyor. Altta yatan depresyon, obsesif bozukluk veya madde bağımlılığı gibi problemlerin belirlenmesi için de terapist gerekiyor. Beslenme uzmanı ise düzgün bir beslenme planı oluşturmalarına yardım ediyor.

Yeme bozukluklarının bir takım çalışması gerektirdiğini, bu sorunu yaşayan kız çocuklarınız için doktor, beslenme uzmanı, egzersiz uzmanı ve terapistin işbirliği içinde çalıştıkları bir merkeze başvurmanızın şart olduğunu unutmayın.
Yazarın Tüm Yazıları