Oktay Bey'in en ağır sözü

GENEL yayın yönetmenliğimdeki ilk dersimi Oktay Ekşi’den aldım.

Galiba 1990 yılıydı.

Haberin Devamı

O göreve yeni gelmiştim.
Cağaloğlu’ndaki binanın merdivenlerinden yukarı çıkıyordu.
Nazik bir şekilde, “Oktay Bey yazınızı önceden görebilir miyim” demiştim.
Basamakta durup bana dönmüş ve tek kelimeyle cevap vermişti:
“Hayır...”
Yıllar bana, bu cevabın, “Genel yayın yönetmenini takmam” anlamına gelmediğini gösterdi.
Tam aksine, kritik konularda “Bir de sen okursan iyi olur” dediğine defalarca şahit oldum.
* * *
Pazar sabahı kahvaltı için evine gittiğimde, torunu ile satranç oynuyordu.
Ona uzaktan baktım.
20 yıl haftada en az 3-4 kere yazıişleri masasına oturmuş, kahkahalar atmıştık.
Kimimiz için “Oktay Abi”ydi.
Benim için hep “Oktay Bey” olarak kaldı.
Yirmi yıl boyunca ağzından tek kelime küfür işitmedim.
En ağır sözü “Halt etmiş” olurdu.
Bir de sempatik bulduğu biri için gülerek “Eşekoğlueşek”.
Hafızamda kalan kötü ifadeler bunlardı.
Hep adil bir insandı.
Hep nazikti.
Hep prensip sahibiydi.
Gerektiğinde siyasetçilerle, gerektiğinde askerle uğraşırdı.
* * *
Pazar sabahı kendi için de en ağır ifadeyi kullandı:
“Halt etmişiz...”
Başkaları için kullandığı en ağır ifadeyi, kendinden de sakınmadı.
Peki nasıl oldu bu yol kazası.
Bilmiyorum.
İddia makamına oturmak, yargılamak, yargının sonunu bile beklemeden infaz etmek bana düşmez.
Zaten onların hepsini kendi yaptı ve kararını verdi.
79 yaşında özür diledi.
Kendi kendine yetmedi ki, istifa etti.
Onun dilini bilenler bilir ki, özrü içtendi, sahiciydi.
İstifası da öyle oldu...
* * *
Hatalara gelince, bu meslekte hangimiz yapmıyoruz ki...
Böyle olaylarda ilk taşı atma hakkı hangimizde vardır derseniz.
Onlar arasında kolaylıkla Oktay Bey’i sayabilirim.
En günahsızımız diyemesek de, en az günahkârlarımızdan biri diyebilirsiniz.
Zaten en günahsızımız var mı?
Siyasette, medyada, sporda, iş âleminde; orada burada etrafınıza bir bakın.
Görürseniz bana da söyleyin.

Haberin Devamı

KÖTÜ SÖZ REPERTUVARIMI TEMİZLİYORUM

BEN küfretmeye çok geç başladım.
İlk ve ortaokul yıllarımda hiç küfredemezdim.
Şehrin kenarındaki bir mahallede büyüdüm.
Küfreden arkadaşlarım vardı.
Akhisar’da göçmen çocuklarının Bulgarca, Makedonca küfürlerini işitirdik.
Çoğu “anneyle” ilgiliydi.
Küfretmeye, üniversite yıllarımdan sonra başladım.
* * *
Pazar günü oturup, kendime ait küfür repertuvarımı ve psikolojisini düşündüm.
Kamusal alanda ağzımdan küfür çıktığını hatırlamıyorum.
Ama özel konuşmalarda zaman zaman çıkıyor.
Küfür repertuvarıma baktığım zaman şunu fark ettim.
Ettiğim küfürlerin çoğu, benim kafamda gerçek anlamını kaybetmiş, sıradan bir kızgınlığın, tepkinin ifadeleri haline dönüşmüş.
Hatta zaman zaman sempatik bir anlama bürünmüş.
Mesela “s....r git” ifadesi.
Tarantino filmi, Amerikan kenar mahalle filmleri, hatta Recep İvedik filmleri seyredenler için bu kelime artık, masum bir anlama sahiptir.
Amerikalı çok önemli bir medya yöneticisi, kendisi hakkında yazdığı kitabın adını “S.O.B” koymuştu.
Türkçesi “O... çocuğu” demek.
Yazar bu ifadeyi kendini nitelemek için kullanıyordu.
Bu deyim artık dilimizde, günlük ve sıradan bir tepkinin ifadesi olarak bile telaffuz edilebiliyor.
Yani onu kullandığımız zaman, bir insanın annesini falan kastetmiyorsunuz.
* * *
Oktay Ekşi olayını kendi payıma, başka bir açıdan değerlendirdim.
Ben bu ifadeleri böyle kabul ediyorum, edebilirim ama, toplumun başka bölümü de gerçek anlamları ile okuyor.
Onların tepkisini de anlamak gerekir.
Galiba en iyisi, yine eski günlere dönmek.
Kamusal alan dışında bile küfürlü konuşmamak.
Çünkü o kavramlar sıradanlaştığı zaman, kafanızda normalleşiyor ve kolayca yazıya da dönüşebiliyor.
Oktay Bey bile bu sözleri bu kadar kolayca telaffuz edebildiyse, bizim haydi haydi dikkat etmemiz gerekir.

Yazarın Tüm Yazıları