Müjde! Kürtler de kullanmaya başladı

HEPİMİZE sesleniyorum...

Ben de dahil hepimize.
“Türkiye Cumhuriyeti” denilen topraklarda yaşayan; refahtan çok elemi ve kederi paylaşan hepimize..
Biz Türklere;
Kürtlere, Lazlara, Çerkezlere;
Azerisine, Arabına,
Müslümanına, Hıristiyanına, Yahudisine;
Ateistine de tabii;
Sünnisine ve Alevisine;
Sabahları kalktığınızda aynaya bakıp, siz de benim sorduğum soruyu sormuyor musunuz? Neden sadece biz...

Dünyada onlarca, yüzlerce diktatörlük var.
“Chavez’i”, “Ahmedinejad’ı” var.
Düne kadar “Kaddafi’si”, “Mübarek’i” vardı.
Teknolojisi bizden kat kat üstün, derini, daha az derini onlarca devlet var.
Soruyorum: Neden onların hiçbirinde yok da bizde var.
Huu.. Gözlerime bakamayan arkadaş; sana sesleniyorum. Anlıyorsun kimi, neyi kastettiğimi.
Alçakça telefon dinlemeleri, ortam dinlemeleri..
Siyasetin, belden de aşağıda lağımlarına akıtılan pislikleri kastediyorum ve soruyorum:
Bu, pespaye, kalleşçe pusular; neden bütün öteki ülkelerde yok da sadece bizde var.
Hiç aynaya bakıp sormuyor musunuz?
Bir kaset darbesiyle 6 MHP milletvekilinin bertaraf edilmesi, aynalara attığınız nazarın fiyakasını hiç mi bozmuyor.
“Bana ne” deyip geçiyor, sormuyorsunuz.
“Yahu en pespaye diktatörlükler bile kalleşliğin bu kadarına tevessül etmezken biz bu kirli çamaşırı ‘Milli bir karakter’ gibi üzerimize giyip de hiç çıkarmıyoruz?”
“Sen zarfa değil, mazrufa bak” diyerek bu kolektif röntgenciliğe biz de katılıyoruz.
Nasıl oluyor da bazı gazetelerimiz bu kalleşlerin, alçakların kuryesi haline gelebiliyor?

Hepimiz biliyoruz. Bal gibi biliyoruz. Hiçbirimiz için sır değil.
Çünkü onun bunun yatak odasına kadar giren pusucu, bazen işimize geliyor.
Tam seçim öncesinde, bir taşla, sesini sevmediğimiz altı kuşun yuvasını tarumar ediyor; bir rakip daha eksildi diye zil takıp oynuyoruz.
İlkesizliğin, karaktersizliğin atasözü göbek adımız haline gelmiş.
“Düşmanımın düşmanı dostumdur.”
İçimizdeki öfke, kıskançlık, haset; ne idüğü ve kimin verdiği belirsiz o misyonlar..
İşte onlar uğruna; daha içine düşeceğimiz suyu bile görmeden, bir yılan bulup, sarılıyoruz ona.

Ama Allah’ın sopası yok.
İşte bak o yılan şimdi seni de sokuyor. O akrep, daha suyun ortasında batırıyor iğnesini sırtına, sırtına.
Senin gölgene sığınıp, düşmanının mahremine giren o sırtlan; şimdi gözünü senin de mahremine dikmiş; arkandan sana da sırıtıyor.
Eh, sevgili kardeşim; bu alçakça ortam dinlemesini, telefon dinlemesini Türk yapar da Kürt’ü durur mu?
Senin de dediğin gibi; aynı toprağın ekmeğini yemiş, suyunu içmiş, havasını solumuşsa...
Durur mu hiç?
Altı MHP’liyi haklayan, bir siyasi parti liderini deviren, kim bilir kaç canı yakan, kim bilir kaç kişiyi cezaevlerine gönderen; o hain pusuları, o alçakça tuzakları Kürt’ü de kurmaz mı günü geldiğinde?
Al işte, o da başladı.
Hem de Devlet’in yaptığı en hayırlı işlerden birinin içine etti.
Kürt sorununun çozülmesi için Başbakan’ın attığı en cesur adımları, aldığı en büyük riskleri bir fiskede çöpe attı gitti.
Bir ülkede kasetin parça tesiri, mayından bile büyük hale gelmişse; sonu budur işte.
“Kaset icat olunca, zaten ahı çoktan gidip, vahı bile kalmamış mertlik iyice bozulur.”
Yıllardır süren ince politikalar; koskoca bir diplomatik çaba, müthiş bir cesaret, alınan bunca risk; cüretkâr ve medeni adımlar...
Meğer asker gibi onun da bir “ortamlık canı” varmış.
Önceki gün CHP’yi, dün MHP’yi vuran kepçekulak; bugün de Kürt sorununun medeni çözümü için çabalayanları vurur.
Çünkü sen o soruyu sormadıkça, sen rakibine yapılana sesini çıkarmadıkça, alkışladıkça..
Tabiatın, tarihin, insanın; hele hele kubura inmiş insanın kanunu işler:
Beterin de beteri vardır.

Şimdi anladın mı, bu karanlık adamların hepimize musallat olduğunu...
Anladıysan benimle birlikte, sen de sor: Kardeşim neden sadece biz?
Yazarın Tüm Yazıları