‘İnin lan arabadan’ dünyası

Birbirlerine sarılarak otobüste oturmuş iki genç sevgiliyi görünce küplere binen ve “İnin lan arabadan, burası seks yapma yeri değil” diyerek diklenen çılgın İETT şoförü, acaba aynı yüksek perdeden şahlanmayı otobüsün içinde “fordçuluk” yapan birine de gösterir miydi?

Haberin Devamı

Hiç sanmıyorum! Yan yana oturan iki sevgiliye bu tepkiyi gösteriyorsa, bilakis fordçu abinin yaptıklarına göz yumar, hatta zevk bile alabilirdi diye düşünüyorum.
Çünkü hakikaten bir tuhafız.
“Sevgili” sevmiyoruz. Gıcık oluyoruz.
El ele dolaşana, masum bir şekilde öpüşene kıl oluyoruz.
Belki bu şoför kadar bağırıp çağırmıyor ve de delirmiyor herkes, ama parkta/ bahçede/ otobüste/ yolda öpüşüp koklaşan çifte kumruları görünce önce bön bön bakıyor, sonra da içten içe sinir oluyor içimizdeki ahlak bekçisi.
O yüzden arkadaşlar, sinmek değil, daha çok öpüşüp koklaşmak lazım! Otobüste, trende, vapurda...
NOT 1: Kısaca “fordçuluk”: Toplu taşıma araçlarında sıkça rastlanan taciz eylemine ezelden beri verilen ad.
Gerçi son zamanlarda bu tacizin adına “Metrobüsçülük” diyen de var. Çünkü geçen aylarda Avcılar-Zincirlikuyu hattındaki metrobüslerde, ceketinin cebini delerek kadınları taciz eden bir adam şikayetler üzerine yakalandı!
NOT 2: Haberi uzun uzun tekrar etmedim, okumuşsunuzdur diye. Olay şu: Taksim’den kalkan bir otobüse binen genç sevgililer, koltukta birbirlerine sarılarak oturunca şoförün “İnin lan arabadan” tepkisiyle karşılaşıyorlar. Sonrası tartışma, hır gür... Yaşananlar Ekşi Sözlük’e yazılınca ortaya çıktı.

Haberin Devamı

Magazin gerekli mi

Anadolu Üniversitesi’nin Öğrenci Merkezi’nde kocaman, şık bir salon. Karşımda bir sürü üniversiteli genç. İletişim Kulübü tarafından üçüncüsü düzenlenen “CMYK-Gazete Günleri”nin konuklarından biriyim.
Ve farklı cümlelerle sorulsa da, dönüp dolaşıp en çok merak edilen/ didiklenen mesele şu: “Magazin gerekli mi?”
Tuhaf gelebilir, ama şu ana kadar yanıtını düşünmediğim bir soruydu bu.
Çünkü magazinin gerekli olup olmadığı sorusu bence şunları sormak gibi bir şey:
“Gazetelerde üçüncü sayfa haberleri gerekli mi? Dış haber sayfasına gerek var mı? Ya spor ve siyaset haberlerine?”
Elbette diğerleri nasıl gerekliyse magazin de gerekli.
Tartışılacak olan nokta (artık) bu olmamalı.
Tıkanıp kalır, bir yere varamayız çünkü.
Sevin ya da sevmeyin, magazin hayatın önemli bir alanı.
Ünlü kişiler (ama sadece oyuncu ve şarkıcılar değil, edebiyatçısı, politikacısı, futbolcusu, basketbolcusu; kısacası herkes), reyting rekoru kıran ünlü diziler/ şovlar...
Hepsi ama hepsi magazinin kapsama alanı içinde.
Ve tüm bunlar da gündelik hayatın içinde var.
İnsanlar konuşuyor, dalga geçiyor, eğleniyor, öfkeleniyor, saçma buluyor; ama dillerine düşüyor sonuçta.
Onlarsız yapamıyorlar.

Haberin Devamı

Üstelik magazinin tavrı değişti

Evet değişti, en azından yazılı basın için bu böyle.
Televizyonda da Televole zamanlarındaki gibi bir “fena magazin”e rastlanmıyor artık.
Onun mirasçısı olanlar da pek uzun ömürlü yaşamıyor zaten, yayından kalkıyor.
Yazılı basında ise magazinin kapsamı genişledi.
Sadece üç-beş şarkıcı ve oyuncuyu takip etmekten çıktı iş.
Orhan Pamuk’un sevgilisiyle Hindistan sahillerindeki romantik yürüyüşü de magazinin kapsamında.
Kısacası, iyi-kötü bir dil düzeyi ve çeşitlilik var. Özellikle çeşitlilik için bu ekin yazar kadrosuna bakmanız yeterli.

Sakarya Ekspresi sıcağı

Anadolu Üniversitesi’ndeki söyleşiye katılmak için Eskişehir’e trenle gittim, Sakarya Ekspresi’yle.
Daha önce de Eskişehir’e giderken treni kullanmıştım.
Zaten Eskişehir deyince aklıma tren geliyor.
Nitekim yalnız değilim, Eskişehir’de yaşayanların çoğu “trenci”. Öyle ki, pazar günü İstanbul dönüşünde hiçbir trende yer yoktu. Ama otobüslerde ve uçakta yer bulabiliyordunuz.
Eskişehir’e giderken treni seviyorum, seviyorsunuz; ama bu bazı sorunları görmezden gelmemizi gerektirmiyor.
İşte TCDD’nin el atması gereken iki önemli mesele:
1. Trenlerdeki iklim! Evet, evet iklim. Çünkü ya çok sıcak ya da çok soğuk oluyor trenler. Ortası yok.
Ben giderken ve dönerken çok ama çok sıcaktı Sakarya Ekspresi. Bir ara TCDD’nin bizi sabun yapmaya niyetlendiğini filan düşündüm.
2. Yemek vagonundaki ağır kızartma kokusu!
Bazı yolcular bunu romantik buluyorlar.
“Bir süre sonra alışıyorsun, boşver! Orada bira içip patates kızartması yemek çok keyiflidir” diyorlar. Tamam, keyfe diyecek bir şeyim yok. Ama yağ kokusuna alışmamı beklemeyin nolur, hem niye alışıyoruz ki?
Başka çaremiz olmadığından mı?

Yazarın Tüm Yazıları