Eklem kireçlenir mi

Her doku yaşlanmadan payını alır. Erken yaşlanan dokulardan biri de eklem kıkırdağıdır.

Haberin Devamı

Çok değil, yaşınız daha kırka varmadan eklem doğal yapısını kaybetmeye, incelip hassaslaşmaya başlar. Bu durum özellikle diz ve kalça gibi yük binen eklemlerde daha belirgindir. Hele bir de kilo fazlanız varsa eklemlere binen yük iyice artacak, kıkırdaklarınızdaki bozulma hızlanacaktır. Düşme, burkulma, kazalar ve başka nedenlere bağlı eklem travmaları da kıkırdak kaybını artırır. Genetik şansın önemi de az değildir. Bazı ailelerde kıkırdak kaybı daha erken yaşlarda başlar, daha hızlı bir seyir gösterir. Kilosunu koruyan, düzenli egzersiz yapan, sağlıklı beslenenler biraz daha şanslıdır. Bunlarda kıkırdak kaybı en az düzeyde kalır.

Eklem kireçlenmesi çok eski bir deyimdir. Bu deyimi dilimize kimin kazandırdığını bilmiyorum ama yanlış bir tanımlama olduğundan da kuşku duymuyorum. Çünkü özellikle diz ve kalça eklemlerinde meydana gelen yaşlılıkla ilgili değişimlerin, eklemlerin yüzeylerine veya içlerine kireç ya da kalsiyum ihtiva eden yapıların birikmesiyle fazla bir ilgisi yoktur. Sorun yazının başında da belirttiğim gibi kıkırdak dokusunun harabiyetinden kaynaklanır. Yani olayı başlatan kıkırdak yapının incelmesi ve yapısal bozulmaya uğramasıdır. Olaya bir süre sonra – ki oldukça ileri bir dönemdir- osteofit adı verilen kemiksi çıkıntılar da eklenir. İşte bu çıkıntılar nedeniyle olsa gerek sorun eklemlerin kireçlenmesi adını alır.

Haberin Devamı

DİZ VE KALÇADA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Özellikle diz eklemlerinde meydana gelen dejeneratif, yıkıcı, yaşlandırıcı ve yaşlılıkla ilgili artritlerde başka faktörler de rol oynayabiliyor. Örneğin cinsiyet önemli bir etken. Sorun kadınlarda çok sık görülürken erkeklerde seyrek rastlanıyor. Hormonal ve metabolik hastalıkların da etkisi olabiliyor. Ayrıca diz eklemini destekleyen kasların ve bağların zayıflığı, kayak, tenis vb sporlar yapılırken tekrarlanan küçük travmalar, hatalı hareketler sorunu daha erken yaşlara alabiliyor ya da mevcut problemi hızlandırabiliyor.

Bu tür eklem problemleri bir süre sonra ekleme komşu yapıları da etkisi haline alıyor. Eklem şiş, gergin ve ağrılı hale geliyor. Eklem hareketleri kısıtlanmaya, ileri dönemde istirahatta bile ağrılı olmaya başlıyor.
Sorunun yalnızca diz ve kalça eklemleri ile sınırlı kaldığını da sanmayın. Bel, sırt, boyun, hatta parmak eklemleri bile yaşlılık romatizmasından payını az veya çok alıyor.

Hastalığın teşhisi zor değil. Özellikle radyolojik incelemelerde tanı kolayca konuyor. Ne kadar erken tanımlanır, hazırlayıcı faktörler ne kadar erken yok edilirse, çözüm o kadar kolaylaşıyor.

Haberin Devamı

Osteoartrit nasıl tedavi ediliyor

Hastalığın kalıcı bir tedavisi yok. Ağrı kesiciler en sık yararlanılan ilaçlar. Başlangıçta Parasetamol ya da Aspirin yetiyor. Daha ileri dönemlerde daha güçlü antiromatizmal ilaçlara ihtiyaç duyuluyor. Bu ilaçların kime, ne dozda, hangi süre ile kullanılacağına siz veya komşularınız değil, yalnızca doktorlar karar veriyor! Tansiyonu yüksek, şekeri fazla, kanama riski olan ülserli, gastritli bir hastada bu ilaçlar fayda vermek bir yana, zararlı bile olabiliyor. Örneğin mideyi kanatabiliyor. İşte bu nedenle komşularınızın “Bana iyi geldi sen de bir dene” diye tavsiye ettiği ilaçları kullanmaya kalkmayın. Hele kortizon içeriyorlarsa mutlaka uzak durun.

Son yıllarda ilaca alternatif olarak kullanılan glikozamin ve kondritin karışımları ciddi bir seçenek haline geldi. Yine son zamanlarda Rose-Hip isimli doğal bitkiden elde edilen özlerin de kullanılabileceği (Litozin) belirtiliyor. Kolajen içeren özel hazırlanmış hidrozilatların (CH-Alpha) da faydalı olabileceği söyleniyor. Bu üçlüyü de doktorunuza sormadan kullanmamanız gerekiyor. Çünkü bunların da yan etkileri olabiliyor, etkin dozlarını bilmek gerekiyor.
Tedavide egzersiz yapmanın ve fazla kiloları vermenin de önemli bir yeri var. Fizik tedavi uygulamaları da başarılı sonuçlar veriyor. Eklem için enjeksiyonlar eklemin kayganlığını artırıyor, ağrıları azaltıyor. Cerrahi girişimler ise (protezler) son çare olarak gösteriliyor.

Haberin Devamı

Şeker sağlığın düşmanıdır

Şekerin ciddi bir sağlık düşmanı olduğunu gösteren kanıtlar çoğalıyor. Beyaz şeker tadı hoş ama içi boş bir kalori kaynağı olmaktan başka işe yaramıyor. İçinde sağlığa yararlı bir vitamin, mineral veya başka besin unsuru bulunmuyor. Uzmanlara göre şekeri ne kadar az tüketirseniz ömrünüz o kadar uzuyor.

Şekerden, tansiyondan, damar sertliğinden uzak, sağlıklı bir ömür geçirmenin yolu şekere yaklaşmamaktan geçiyor. Beyaz şekerden elde edilen kalori kazanımının asla günlük toplam enerji kazanımınızın yüzde 10’unu geçmemesi gerekiyor. Yani 40–50 yaşında yetişkin biriyseniz ve günde 2000 civarında kaloriye ihtiyaç duyuyorsanız, günlük kalori ihtiyacınızın en fazla 200’ünü beyaz şekerden (toz veya kesme şeker) almanız gerekiyor. Bu da günde 10 tatlı kaşığı şeker anlamına geliyor. Bir kutu kolalı veya benzeri içecekte ortalama 10 adet kesme şeker, 9 tatlı kaşığı kadar toz şeker bulunduğunu unutmayın. Çok sık içiyorsanız çayınızda kullandığınız şekeri azaltın. Meyveli yoğurtların, meyve konsantresi içeren içeceklerin de birer şeker bombası olduğu aklınızda olsun. Yemek soslarından, kahvaltılık gevreklere kadar birçok yiyeceğin içinde de gizli şeker bulunuyor. Daha sağlıklı yaşam daha az rafine şeker kullanmaktan geçiyor.

Yazarın Tüm Yazıları