Duygusal açlık şişmanlatır

Yiyeceklerle sadece karnınızı doyurduğunuzu sanıyorsanız yanılırsınız. Yemekler, açlık duygusunu gidermekten başka faydalar da sağlar.

Düzenli beslenerek hem karnımızı hem ruhumuzu doyururuz. Yemek yemenin müzik dinlemek, banyo yapmak, yürüyüşe çıkmak gibi ruha iyi gelen farklı yönleri de vardır. Ama ne var ki yiyip içmenin ruhsal yanı bazen abartılır. Kilo fazlalığı ve obezite sorunundan bazen de işte bu abartı sorumludur.

Canı sıkılınca, üzülüp kırılınca, yalnız kalınca sıkıntısını yiyeceklerle gidermeye çalışan pek çok kişi var. Bu kişilerin aşırı ve kontrolsüz gıda tüketmelerinin nedeni bedensel açlıktan çok ruhsal sorunlar. Yiyecek-içecekler acılarını, kızgınlıklarını, küskünlüklerini azaltmak için başvurdukları bir tatmin aracı. Bu kişilerde yeme tutkusu kumar, keyif verici madde veya alışveriş çılgınlığından farksız bir şeydir. Bir kere bu yola sapıp iyi sonuç aldılar mı bir türlü durmak bilmezler!

BAĞIMLILIĞA DÖNÜŞEBİLİR

Duygusal kökenli aşırı yiyecek tüketimini işte bu nedenle alkol, sigara, kumar veya uyuşturucu madde bağımlılığına benzetebilirsiniz. Eşinde, işinde, çocuklarında, toplumsal ilişkilerinde yaşadığı mutsuzluğu şekerlemeler, çikolatalar, kuruyemiş, tatlı, pasta ve kurabiyelerle gideren pek çok hastam oldu. Bu mutsuz ve iç çatışmaları yoğun kişiler yiyerek ruhsal ağırlıklarından kurtulmak istedikçe bedensel yönden daha da ağırlaştılar.

Duygusal kökenli aşırı gıda tüketenlerin ortak özellikleri enerji içeriği yüksek besinlere yönelmeleri. Bol şekerli, unlu, karbonhidratlı yiyecekler ve tuzlu atıştırmalar bu kişilerin ortak tutkusu. Yiyeceklerin beyinde salgılanan moleküllerin türünü ve miktarını etkilediğini biliyoruz. Yukarıdaki besinleri tüketme eğiliminde olanların keşfettikleri molekül serotonindir. Serotonini mutluluk hormonu olarak tanımlayanlar da var. Beyinde Serotonin miktarı artınca mutluluk, keyif, coşku artıyor, kötü ve hüzünlü sorunlar geride kalıyor. İşin kötüsü bu serotonin sevgisi bir süre sonra bağımlılığa dönüşüyor. Serotonin bağımlıları sıkışınca makarnaya, üzülünce dondurmaya, kızıp hiddetlenince pastaya koşuyorlar.

BESİNLERİ TRANKİLİZAN GİBİ KULLANMAYIN

Geçici ruhsal rahatlama sağlayan bu kalori bombası yiyecekler bir süre sonra neredeyse ilaç haline geliyor. Herhangi bir huzursuzluk veya zihinsel dağınıklığı geçici de olsa gideren bir sakinleştirici gibi kullanılmaya başlıyor.

İkinci ve daha tehlikeli dönem bu yiyeceklerin televizyon seyrederken, internette sörf yaparken, okurken, çalışırken de tüketilmeye başlanması. Bu şanssız kişiler sorunlarından habersiz, şişmanlamaya devam eder. Koca bir tabak dondurmayı, pastayı ya da bir paket kremalı bisküviyi nasıl olup da farkına varmadan yediklerine şaşarlar. Aslında yedikleri kremalı bisküvi veya dondurma değil stresleri, iç kavgalarıdır. Yedikleri onları beyinlerindeki kaostan kurtaran sakinleştirici veya keyif verici mutluluk ilaçlarıdır.

DEPRESYON ŞİŞMANLATIR!

Duygusal kökenli aşırı yeme sorununun en çok yaşandığı durumlardan biri depresyondur. Panik bozukluk eğilimi olan hastalarda da duygusal kökenli aşırı gıda tüketimine rastlanabilir. İşin kötü yanı bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların aşırı yeme krizlerini daha da çoğaltması. Bu nedenle depresyon sorunu yaşayan veya depresyon tedavisi gören hastalarda yeme davranışı bozukluğuna, kilo ve obezite sorununa sık rastlanır. Giderek artan kilo sorununun depresyon veya panik sorununu daha da artırması ise tam bir şanssızlıktır.

SAĞLIKLI TAVSİYELER

Kısacası, ruhsal kökenli aşırı yemek tüketimi olumsuz duygular sonucunda ortaya çıkan hızlı bir tatmin sürecinden başka bir şey değildir. Çoğu kez derinde yatan bazı ruhsal sorunların üstünü kapamaya yaramaktadır. Oysa bu sorunları gidermek ve serotonini doğal yoldan artırabilmek için kullanılacak daha sağlıklı yöntemler var: Düzenli egzersiz yapmak, hiç olmazsa çıkıp biraz yürümek, dolaşmak bunlardan en etkili olanları. Özellikle yarım saati geçen ve tekrarlanan ılımlı egzersizlerin beyinde serotonin ve endorfin gibi keyif verici, gevşetici hormonları artırdığı biliniyor. Sanatsal faaliyetlerin, hoşa giden başka meşguliyetlerin, yoga ve meditasyonun da bu amaçla kullanılabileceğini bilmekte yarar var.

Ruhsal kökenli fazla yeme alışkanlığı her zaman kolayca önlenebilecek bir sorun değil. Sorunu aşmada zorluk çekenlerin tıbbi yardım almalarında yarar var. Özellikle depresif, canı sıkın, sinirli, gergin, yalnız, yorgun, bunalmış, halsiz ve güçsüz hissettiğiniz dönemlerde, öfke ve kızgınlık zamanlarında fazla miktarda ve yüksek kalorili yeme eğiliminiz varsa bu sorunu hatırlayın.

AKLINIZDA OLSUN

Duygusal kökenli aşırı gıda tüketenlerin tercih ettikleri besinler: Pizza Makarna

Pasta ve kurabiyeler

Dondurma Çikolata

Pirinç pilavı

Hamburger

Patates

kızartması

NASIL YAŞIYORLAR?

MELEK BAYKAL (Oyuncu)

51 yaşındayım. 1.73 boyunda ve 75 kiloyum. Yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum. İşim tam olarak dengeli beslenmemi engelliyor. Sebze ve meyveyle aram çok iyi. Sebze ağırlıklı besleniyorum. Düzenli kahvaltı yapıyorum. Öğle yemeklerim genelde sette olduğum için pek düzenli olmuyor. Öğlenleri atıştırarak geçiyor. Düzenli akşam yemeği yiyorum. Alkol kullanmıyorum. Maalesef sigara içiyorum. Vitamini doğal yollardan almayı tercih ediyorum. Günümün 5-6 saatini uykuya ayırıyorum. Uyku ve uykuda geçen vakti sevmiyorum. Yoğun bir çalışma tempom olduğu için spora pek vakit ayıramıyorum. Fırsat buldukça yüzüyorum. Eskiden ekstrem sporlarla da ilgileniyordum. Mesleğimi çok seviyorum. Bu yüzden stresi, yoğunluğu ve ağırlığı sağlığımı etkilemiyor. Ailemden gelen ırsi bir hastalık yok. Düzenli olarak bir ilaç kullanmıyorum.

PROF. MÜFTÜOĞLU’NUN YORUMU

Melek Baykal’ın yaşam seçimlerinde birkaç nokta dışında pek problem görünmüyor. Öğle yemekleri, gün ortasında kalori ihtiyacımızı gidermek için çok önemli görevler yükleniyor. Bu nedenle her zaman önemsenmeleri ve dikkate alınmalarında yarar var. İyi bir öğle yemeği, iyi bir öğle sonrası enerji, güç ve sağlık demektir. Öğle yemeklerinin hafif protein ağırlıklı olmasında yarar görüyorum. Bu öğünü salata ve sodayla geçiştiren "SS kıtalarını" ciddi sağlık sorunlarının beklediğini belirtmek istiyorum. Melek Baykal’ın da öğle yemeğini atıştırma olarak değerlendirmekten vazgeçmesinde yarar var. Ve son bir uyarı: Uykuda geçen vakit bedene kendini yenilemesi ve dinlenmesi için bir fırsattır. 16-17 saat size sadakatle hizmet eden bedeninizden uykuyu lütfen esirgemeyin. Sayın Baykal’a sağlıklı ve keyifli bir yaşam diliyorum.
Yazarın Tüm Yazıları