GeriAhmet HAKAN Cemaat diyor ki: O bakan bize düşman
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cemaat diyor ki: O bakan bize düşman

MADEM "İflah olmaz Gülen karşıtları" cemaatinden değilim...<br><br>Madem "Gazetede yazı yazmak" ile "Aleyhte kampanya düzenlemek" arasındaki farkın farkındayım.

O halde...

Adını açıklamadığım bir "Bakan"ın, "Gülen cemaati" hakkında ileri sürdüğü önemli iddialar konusunda, "Cemaat"ten gelen cevaba da kulak vermek zorundayım...

Ama önce kısa bir özet...

Şöyle yazmıştım önceki gün:

"Andıç" olayından "Günlük" meselesine...

Şemdinli’den Van’daki rektör olayına...

Emniyet içindeki kavgadan, türlü istihbarat çekişmelerine...

Son dönemde ortaya çıkan tartışmalı her hususta, "Bu işin arkasında cemaat var" yargısı gündeme geliyor.

Ben bu yargıya pek katılmıyorum...

Ancak...

Hükümetin etkili bir bakanı, bir sabah kahvaltısında, "Bu cemaat de çok olmaya başladı" diye başlayıp, "Her işin arkasında Gülen parmağı var" yargısını ortaya atınca...

Benim için işin rengi değişti.

Evet, yazdığım buydu...

Geniş yankı uyandıran bu iddia üzerine, "cemaatin içinden bir isim" ile buluştum.

Bana dedi ki:

"Size o açıklamayı yapan bakanın kim olduğunu biliyoruz."

Şaşırdım... "Kim?" dedim...

Söyledi... Bingo! Verdiği isim doğruydu.

Soru sırası bana gelmişti:

"Nasıl bildiniz?"

Cevap kısa ve netti:

"Nasıl bilmeyiz? O bakan, üç aydır bize düşman. Aleyhimizde konuşuyor. O bakanın bize karşı kişisel bir husumeti var."

"Kişisel bir husumet" meselesine kafam takılmıştı.

Sordum:

"Pardon ama bir bakan, neden bir cemaate karşı kişisel husumet duysun ki?"

Cevap geldi:

"Bakanın yaptığı bir yasa çalışmasına karşı çıktık. Hem hükümet hem AKP bizim haklı olduğumuza kanaat getirdi. Yasa tasarısı değişti. Bakan gururunun kırıldığını düşündü ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü. Uzun bir süredir hakkımızda tezvirat yapıyor."

Cemaatin içinden önde gelen ismin söyledikleri bununla sınırlı kalmadı.

Şu iki noktanın üzerinde de durdu:

Biz cemaat olarak iddia edildiği gibi istihbarat işlerinin hiçbirinin arkasında yokuz. "Andıç" olayında yokuz. "Günlük" olayında yokuz. Şemdinli’de yokuz. Emniyet içindeki kavgada yokuz. Hepsi yalan, hepsi iftira... Bu iddiayı dile getirenler en küçük bir kanıt ortaya koymadılar. Olayların içeriğinin tartışılmasını istemeyen çevreler, cemaat iddiasını kasıtlı olarak gündemde tutmaya çalışıyorlar.

Hükümet içinde bir bakanın, tamamen kişisel husumet duygularıyla dile getirdiği iddialar, "cemaat" ile "hükümet" arasında bir gerilim ve çekişme olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Bu izlenim de tamamen yanlıştır. Böyle bir çekişme söz konusu bile değildir. Olay bir bakanla sınırlıdır.

* * *

Takdir edersiniz ki...

Bu yanıtlar üzerine kafam karıştı. Şimdi en kısa zamanda...

O "bakan" ile bir kez daha buluşup...

Şu "kişisel husumet" meselesi üzerinde durmak istiyorum.

Yine bir "sabah kahvaltısı" mı olur, yoksa bu sefer "beş çayı"nda mı buluşulur?

Artık işin bu kısmına "sayın bakan" karar verir...

Başbakan’ın uçağına binmenin yedi külfeti

BİR Bütün programı sizin inisiyatifinizin dışında oluşturulmuş bir gezi, her aşamasını sizin belirlediğiniz herhangi bir geziden 10 kat daha yorucudur.

İKİ Kasvetli bir otel lobisinde verilen uzun, upuzun molada, meslektaşlarla medya geyiği çevirmenin hiçbir çekici tarafı yoktur.

ÜÇ Başbakan ile yapılan bir gezide herhangi bir şehri, serazat dolaşmak imkansız olduğundan, dönüşte "Ben o şehri gördüm" demek imkansızdır.

DÖRT Gezi bitip eve döndüğünüzde sizi bekleyen, ancak bir haftalık dinlenmeyle atlatılabilecek bir ince sızı ve şahane bir yorgunluktur.

BEŞ Çekilen bütün çilelere karşın, işin iç yüzünü bilmeyenlerin, "Başbakan’ın uçağına binip gez bakalım! İşin iş" türünden çemkirmelerine muhatap olmak işin cabasıdır.

ALTI Bütün bir geziden mesleki açıdan size kalan, Başbakan’ın uçakta gazetecilerle yaptığı bir saatlik görüşmedir ve ötesi yoktur.

YEDİ Hele bir de herhangi bir şark memleketine gittiyseniz, yaşadığınız sıkıntıları ve yorgunluğu en az üç ile çarpmak kaçınılmaz olur. Organizasyon denilen olgudan haberdar olmayan bu memleketlerden dönüşte, yurdunuzun toprağını öpecek hale gelirsiniz.
X

İsraf var demek yoksulluk yok demek midir?

Dünkü Hürriyet’in manşeti şuydu:

“ÇÖP TOPLADIM, İSRAFI GÖRDÜM”

*

Nereden çıktı bu manşet?

*

Anlatayım:

*

Hürriyet Ekonomi Servisi’nden arkadaşımız Emre Eser, her hafta “İşin Peşinde” diye bir köşe hazırlıyor.

Emre

Yazının Devamını Oku

E hani öldürmeye gelen dirilecekti?

Sezai Karakoç’un ünlü sözü aynen şöyledir:

“İslam’ı öyle bir yaşa ki... Seni öldürmeye gelen sende dirilsin”.

*

Ayasofya’nın eski imamı, sosyal medyada İslam davasını öyle savunuyor ki...

Sosyal medyada onu madara etmek isteyenler, onun artık gitgide çirkinleşen polemikçi üslubu nedeniyle bırakın onda dirilmeyi...

Ona bakıp İslam’dan uzaklaşıyorlar.

*

“Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” yaklaşımı nerede?

Yazının Devamını Oku

Bir göç karşıtı ile bir göç yanlısının ateşli münakaşası

Göç karşıtı şöyle dedi:

“Eyvah! Perişan olduk! Şimdi virüs kıyılara ve Anadolu’ya yayılacak.”

*

Göç yanlısı cevap verdi:

*

“Ne alakası var? Arabasına atlayıp dağa, bağa, yazlığa gittiler. Bu yolculukla virüs nasıl yayılsın?”

*

Göç karşıtı sinirlenerek atağa geçti:

*

Yazının Devamını Oku

Doğruları ve yanlışlarıyla alkol tartışması

Alkol ve korona ilişkisi açısından şu üç doğruyu söylemem gerekir:

BİR: Alkol, bağışıklık sistemini olumsuz etkiliyor. Doğrudur.

*

İKİ: Dünya Sağlık Örgütü, korona açısından alkolden uzak durulması gerektiğini söylüyor. Doğrudur.

*

ÜÇ: Dünyanın birçok ülkesinde karantina süreçlerinde alkol satışına aşırı sınırlandırmalar getiriliyor. Doğrudur.

*

Ama bütün bu doğrular, alkol satışlarının tüm yurtta 17 gün süreyle yasaklanmasını haklı çıkarmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Liyakatsiz dış politika işte buna yol açar

Biden, henüz ABD’ye başkan seçilmeden önce meşhur bir açıklama yapmıştı. “Dur, bir daha bakayım o konuşmaya” dedim.

Açtım, baktım.

*

Açıklamanın sonuna gelince...

Birden irkildim.

Şöyle diyordu Biden:

*

“Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerini nasıl tecrit edeceğimizle ilgilenmek bizim için önemli bir iş olacak. Özellikle Doğu Akdeniz’deki petrol faaliyetleri... Ve birçok farklı şey.”

*

Yazının Devamını Oku

Teşekkürler Biden Bey! İç cepheyi birleştirdin

Dün itibarıyla...

Manzara-i umumiye aşağı yukarı şöyle:

*

Fazıl Say ile AK Parti Bağcılar İlçe Teşkilatı...



Aynı duyguda birleşmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Terörle yüzleşmeyen HDP, bize ‘Soykırımla yüzleşin’ diyor

HDP’ye yıllardır söylenen bir söz var:

“PKK’nın terörist olduğunu söyleyin”.

*

- Hık derler.

- Mık derler.

- Öyle derler.

- Böyle derler.

Ama bir türlü sadede gelmezler, gelemezler.

*

Yazının Devamını Oku

90’ların fırtınası: Selahattin Duman

Selahattin Duman 90’ların köşe yazarıydı.

Yepyeni bir üslupla, müthiş bir espri duygusuyla öyle bir daldı ki Babıali’ye...

Çok kısa süre içinde müthiş tiryakilik yarattı.

*

- Kadın erkek ilişkilerine bodoslama girerdi...

- Hasan Cemal’le kafa buluşları efsaneydi...


Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar ben de 23 Nisan çocuğuydum

Her 23 Nisan’da şiir okuma işi bana düşerdi.

“Atatürk Çocuğu” diye bir şiiri, avazım çıktığı kadar bağırarak okuduğumu hatırlıyorum.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal’in Kağnısı” şiirini de hakkını vererek okumuşluğum vardır.

*

Bu fotoğraf Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde çekildi.

Rahmetli babamın memuriyeti dolayısıyla Doğubayazıt’taydık.

*

Sene 1976 olmalı.

Yazının Devamını Oku

‘Menderes’in sonu’ demeden konuşmayı öğrenemediler

CHP’li Engin Altay, tam bir çelişkiler yumağıdır benim için.

Bazen acayip demokratik, acayip şaşırtıcı, acayip alkışlanacak açıklamalar yapar.

Mesela...

“Ey ABD! Senin bize verecek hukuk ve demokrasi dersine ihtiyacımız yok” diyerek ABD’ye rest çeker. Amerika’nın Türkiye’den Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Suriye’de taviz istediğini söyleyip... “Asla taviz verilmemeli” der.

*

Bütün bunlara bakıp...

“Hah işte! Milli muhalefet budur” falan diye umutlanırım.

*

Yazının Devamını Oku

Bütün kadınlar KADES'i indirsin

Dün Hürriyet’in manşetinde Fevzi Kızılkoyun’un bir haberi vardı.

Haberde kadına şiddetle mücadelede elektronik kelepçe takılan kişilerin izlendiği merkez anlatılıyordu.

*

Haberin ayrıntılarını okuyunca...



Bu merkeze güvenim arttı. Umutlandım.

Yazının Devamını Oku

Ne yaptınız İlhan Bey

CHP, ne güzel bir şey tutturmuştu!

“128 milyar dolar nerede” diye...

*

128 milyar doların hortumlandığı algısı yaratılıyordu.

Ve bu algı, zihinlere kazınıyordu.

*

İşgüzar kamu görevlileri, asılan pankartları polis ve zabıta marifetiyle anında engelleyerek...

Yazının Devamını Oku

Kanal İstanbul’un Montrö ile alakası

“Kanal İstanbul, Montrö’yü etkiler mi?” diye soru var ortada.

Geçen akşam Tarafsız Bölge’de işte bu soruyu sordum uluslararası hukuk alanında uzman bir isim olan Prof. Dr. Selami Kuran’a.

Selami Hoca...

Canlı yayında... Kalktı ayağa... Eline bir çubuk aldı... Ve başladı harita üzerinden anlatmaya.

“Yeni başlayanlar için 10 dakikalık bir Montrö dersi” gibi bir şeydi yaptığı.

Net, sarih, anlaşılır ve basit bir şekilde anlattı mevzuyu.

*

Sonucu açıklıyorum:

Yazının Devamını Oku

Erkan Oğur’a yapılan yobazlığın ta kendisidir

İflah olmaz bir türkü severim ben.

Ama yüzyılların izini taşıyan türküleri severim. Çağlar ötesinden gelip bizi tam kalbimizden yakalayanları... İlk söyleyeni belirsiz anonimleri... Sözleri gayet basit ama bir o kadar da derinlikli olanları...

İşte bu yüzden “Ben bir türkü sözü yazdım, üstelik de besteledim” diye ortaya çıkanlara karşı hep mesafeli olmuşumdur. Çünkü bu tür iddialardan genellikle yapay sonuçlar çıkar.

*

İbrahim Kalın’ın sözü ve müziği kendisine ait olan ‘Hiç Oldum’ adlı bir türküyü seslendirdiğini duyunca...

“Eyvah” dedim.

Ve bin türlü önyargıyla açıp dinledim türküyü.

*

Yazının Devamını Oku