Biraz sakinleşmeye ihtiyacımız yok mu?

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde muhtelif ortamlarda yaptığı konuşmalarda gerilimi bir hayli tırmandırdığı konusunda herkes hemfikir gözüküyor.

Başbakan’ın hemen hemen her konuşması çatışmacı mesajlar taşıyor. Bu içeriği, üsluba tümüyle hâkim olan kızgın bir ruh hali ve öfkeli bir dil tamamlıyor.
Erdoğan, kürsüye çıktığında sıkça öfke patlamaları yaşıyor ve hatta geçen pazar günü bazı aydınlara “zavallılar” demesi örneğinde olduğu gibi, aşağılayıcı nitelemelere de başvurabiliyor hiddetlendiği kişi ya da gruplara ve kurumlara karşı. Erdoğan, ilginçtir ki, bu ifadeyi kullanırken “biraz ağır tonajlı” kaçtığını kendisi de kabul ediyor.
Sonuçta kavgacı üslup, çatışmacı içerik üzerinde bir çoğaltan etkisi yapıyor ve ortaya bir yüksek gerilim sarmalı çıkıyor. Bu sarmal, kaçınılmaz olarak ülkenin ruh iklimini de etkisi altına alıyor.
BALKON KONUŞMALARI MAZİDE KALINCA
Geçmişte, Başbakan Erdoğan’ın referandum ya da seçim dönemlerinde söylemini bilinçli bir şekilde sertleştirdiğine pek çok kez tanık olduk.
Ancak bu siyasi süreçler sonuçlanıp hedefine sandıkta ulaştığı noktada, Başbakan her seferinde ünlü balkon konuşmaları üzerinden tansiyonu aşağı çekmeyi hedefleyen ayarlamalar yaptı, rakiplerine, muhaliflerine “helalleşme” çağrılarında bulundu.
Erdoğan’ın tonu düşürdüğü bu açıklamalar, bir anlamda kampanya döneminde “tonajın” kaçtığını kendisinin de kabul ettiğini gösteriyor ve meydanlardaki kavganın geride kalmasıyla birlikte ülkenin artık normalleşmesi ihtiyacına işaret ediyordu.
Oysa bugünlerde yakın menzil içinde gözüken bir seçim sandığı yok. Üstelik yerel seçimlere ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine de tam iki yıl var.
KONTROLLÜ STRATEJİ Mİ YOKSA FRENE Mİ BASMIYOR?
Peki o zaman Başbakan neden bu kadar kızgın? Neden gerilimi tırmandırıyor? Erdoğan literatürüne geçen “Öfke de bir hitabet sanatıdır” şeklindeki sözlerini de hatırlarsak, neden süreklilik içinde böyle bir hitabet şeklini tercih ediyor Başbakan?
Pek çok insanın zihnini meşgul eden bu soru, beraberinde şu tür başka soruları tetikliyor:
Erdoğan’ın bu yönelişi, inceden inceye hesaplanmış, uzun vadeye dönük siyasi bir stratejinin hazırlayıcı adımları mı?
Yoksa Başbakan muazzam bir siyasi güce sahip olmanın, bu gücü tek başına kontrol ediyor olmanın getirdiği büyük bir özgüvenle kendisini artık herhangi bir şekilde frenleme baskısı duymuyor mu?
Bir başka anlatımla, iç dünyasının dışavurmasını olduğu gibi serbest mi bırakıyor?
Bu çerçevede Başbakan’ın ruh dünyasının içinde kökleri çok eskilere giden birikmiş bazı öfkelerin birden yanardağ gibi patlamasına mı tanık oluyoruz?
Geçen pazar günkü MÜSİAD konuşmasında olduğu gibi, “Suç duyurusunda bulunuyorum” sözleriyle savcıları göreve çağırırken, metin yazarları ekibinin kaleme aldığı ve önündeki prompter cihazından geçen bir mesajı mı okuyor? Yoksa konuşmanın akışı içinde o an birden kızıp çoktandır aklında dolaşan bir düşünceyi mi ifade ediyor.
ORTAK PAYDA GERİLİM OLUNCA
Doğru yanıtın hangi şıkta yer aldığını bilecek durumda değiliz. Belki de gerçek, ikisinin arasında bir yerde yatıyor. Erdoğan, muhtemelen cumhurbaşkanlığı seçimine uzanan önümüzdeki iki yıllık süre içinde zaman zaman kontrolü altında, zaman zaman da kendini serbest bırakarak ülkenin psikolojik iklimini bu gerilim hattının altında tutacak.
Yanıtı bilmeyebiliriz ama şunu söylersek hata yapmış olmayız. Hangi saikten kaynaklanıyor olursa olsun, Başbakan’ın bu sert çizgilerinin, toplum üzerinde sakinleştirici bir etkisinin olmadığı, ülkede bir yumuşama ortamının ortaya çıkmasına yardım etmediği aşikâr.
Başbakan, kürsüden verdiği ve TV ekranları üzerinden Türkiye’nin dört bir yanına yayılan, her evin içine giren mesajlarıyla bütün toplumu bu gerilimin parçası haline getirerek, kendi öfkesinin dalga boyuna çekmiş oluyor.
Herkes bu gerilimden nasibini alıyor, medya, aydınlar ve özellikle son dönemde iş çevreleri Başbakan’ın bu salvolarının doğrudan hedefi haline geliyor. Bu kesimlere son olarak tiyatrocuları da ekleyebiliriz. Listenin bundan sonraki adaylarını bilmiyoruz.
Burada düşündürücü olan, Başbakan’ın izlediği tutumun Türkiye’yi büyük bir toplumsal ayrışma ve saflaşmanın içine itmekte oluşudur. Bu, herhalde Başbakan’ın 2023 hedeflerinden biri değildir.
Yazarın Tüm Yazıları