AKP nasıl başardı?

DÜNYANIN en büyük yatırım bankalarında biri olan ve Türkiye’ye ’sıcak para’ getiren Morgan Stanley’in 22.8.2007 tarihinde müşterilerine yayınladığı araştırma raporunda, "AKP’nin bu seçimde nasıl başarılı olduğu" anlatılıyor.

hurriyet.com.tr’de dün yer alan rapora göre, başarılı bir politik kariyerin anahtarı seçmenlerin düşüncesini okuyabilmek. Akademik kariyerin iyi bir politikacı olmak için yeterli olmadığının altı çiziliyor. Raporda, Türk siyasi tarihinin defalarca bunun örneklerini ürettiği ifade edildi. 2002 seçimlerine gönderme yapılan raporda, seçmenlerin tüm eski partileri cezalandırdığı ve AKP’yi tek başına iktidara taşıdığı, AKP’nin de bu şansı iyi kullandığı yazıldı.

Morgan Stanley, olumlu global ortamın avantajını kullanan AKP’nin akıllı ekonomik politikalar izlediğini, yapısal reformlar gerçekleştirdiğini ve sonuç olarak ekonomiyi normalleştirme sürecine soktuğunu belirterek şu tespitte bulundu: "İşte bu süreç AKP’nin 22 Temmuz zaferinin en önemli yapıtaşı oldu."

TRİLYONLUK EKONOMİ

AKP’
nin birçok analiste göre sürpriz olan seçim sonucunun aslında yapısal olarak normal olduğunun altını çizen Morgan Stanley, şu değerlendirmelerde bulundu: "Seçmenlerin %78’i için ekonomik durum en önemli etken oldu. Türkiye 1990-2002 arasında yıllık ortalama %3.6 büyürken, AKP döneminde bu rakam %7.4’e yükseldi. Enflasyon da %71’lerden tek haneli rakamlara kadar indi. Kişi başına milli gelir de 2 bin 620 dolardan 5 bin 477 dolara çıktı. Gelir dağılımı da olumlu yönde etkilenirken, orta sınıfın toplam gelirden aldığı pay yüzde 44.6’dan %49.5’e çıktı. Zaten AKP de hiç kuşku yok ki oylarındaki artışı asıl olarak orta ve alt gelir gruplarına mensup seçmenlerden sağladı."

"Bizim araştırmalarımız Türkiye’nin yıllık %7-7.5 büyüme ile önümüzdeki 10 yıl içerisinde trilyon dolarlık bir ekonomi olabileceğini gösteriyor. Buna karşılık makroekonomik normalleşme eğilimi henüz yolun başında. Bu yüzden Türkiye’nin en büyük ihtiyacı makroekonomik istikrarın korunması ve mikro tarafta da yeni reformların yapılması. Bu reformlar enerjiden sosyal güvenliğe, eğitimden işgücüne kadar geniş bir alanı kapsıyor."

ERDOĞAN BU FIRSATI HARCAMAZ

"Erdoğan’ın Eğitimi"
başlıklı raporda "Akademik kariyer iyi bir politikacı olmak için yeterli değil. Başarılı bir politik kariyer için gerekli olan en önemli şey; seçmenin ne düşündüğünü okuyabilmek" yorumu yapıldıktan sonra Erdoğan’la ilgili şu değerlendirme yapılıyor:

"Sorunlar biraz karmaşık görünse de amaç aslında çok basit. Seçmenler daha iyi ekonomik şartlar istiyor ve bu da ekonominin yeni iş yaratabilme kapasitesine bağlı. Bu nedenle Erdoğan hükümetine atfedilen görev insan sermayesini geliştirmek, iş gücüne katılımı artırmak ve iş ortamını geliştirerek çalışanların daha fazla kazanmasını sağlamak. Türkiye’nin böyle bir dönüşümü başarmak için tüm global dengesizliklere rağmen bize göre yeterli potansiyeli ve kuvveti var. Erdoğan’ın böylesine tarihi bir fırsatı boşa harcayacağını zannetmiyoruz."

YARIN: YSK’nın seçmen kütüklerinin bilgisayara aktarılması SECSİS projesi kapsamında Sun Microsystems Sistemleri firması yetkilileri ne diyor?

Şirketokrasi

"Birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktaranların kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır."

(Johns Peerkins’in ’Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’ kitabından)

Biliyor musunuz

AİHM’ye 3. başvuru

EMEKLİ öğretmen Mustafa Köseoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) bizzat giderek 22 Temmuz seçim sonuçlarına, Adana’dan M. Fatih Özgür gibi bir dilekçe ile itirazda bulunduğunu.... ’Oy skandalı’ ile ilgili olarak Türkiye’de hukuktan bir karar çıkmaması üzerine M. Fatih Özgür’ün, daha önce ’bağımsızlara gümrük kapılarında oy verilmemesi’ nedeniyle AİHM’ye giden İstanbul Bağımsız Milletvekili adayı Baskın Oran ile Hakkari bağımsız milletvekili adayı Sabahattin Suvağcı gibi AİHM’ye gidecek üçüncü kişi olacağını...

’Seçilme’ ihlal oluyorsa ’seçme’ neden olmasın

AVUKAT bir dostumuz, İzmir’deki ’oy skandalı’ için şu öneride bulunuyor:"Herhangi bir Türk seçmeni İçişleri Bakanlığı’na başvurarak, durumun düzeltilmesi için istemde bulunsa... Ve bu istem reddedilse ya da yanıtsız bırakılsa... İdari yargı yolu denenebilir mi? Çünkü seçimlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesinde YSK yanında İçişleri Bakanlığı’nın da, dolayısıyla hükümetin de sorumluluğu vardır.

’Türkiye, Merve Kavakçı davasını nasıl kaybetti’ (21.8.2007) yazınız böyle düşünmeme neden oluyor.

Çünkü, Kavakçı seçilme hakkının ihlal edildiğinden dolayı AİHM önündeki davasını, hükümetin savunma göndermemesi nedeniyle kazanmıştı. Türkiye’de de oy pusulalarındaki oynamalar dolayısıyla seçilemeyen bir milletvekili adayı, yukarda değindiğim idari ve yargısal başvuruları yaparak, iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHM’ye seçimlerin iptali yönünde dava açabilir. (Nitekim bunu söyleyen okurlarınız oldu.) Ama bu oynamalardan mağdur olan siyasi partilerin bir an önce bu olaya sahip çıkması gerekiyor. Böylece, vatandaşın seçme hakkına ve kendisinin seçilme hakkına saygı gerçekleşmiş olur, vicdanlar rahat eder. Türk demokrasisi de bu kamburu üstünden atmış olur."

Prof. Halaçoğlu’nun adını yargı reddetti

ANKARA Büyükşehir Belediye Meclisi, 11.8.2005 günkü oturumunda Çankaya’daki ’Abdullah Cevdet Sokağı’ adını Prof. Yusuf Halaçoğlu Sokak olarak değiştirme kararı almıştı. Av. Sedat Vural, 1869-1932 yılları arasında yaşayan Jön Türkler hareketini başlatan, aydınlanmacı bir siyaset adamı ve yazar olarak bilinen Abdullah Cevdet adının değiştirilmesi kararının iptali için yürütmenin durdurulması istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı.

Mahkeme, Vural’ı haklı buldu.

Buna karşı Belediye, Danıştay 8. Daire nezdinde itiraz etti. 8. Daire, İdare Mahkemesi’nin kararını onadı ve tartışmaya son noktayı koydu.

Sedat Vural, "Bu olay, basit bir ad değiştirme olayı değildir. Böyle bir girişimde bulunanlar, Meydan Larousse’a baksalardı, A. Cevdet’in önemli bir Türk düşün ve siyaset adamı olduğunu öğreneceklerdi. Ne yazık ki, geçmişte Názım Hikmet’e yapılanlar bugün A. Cevdet’e yapılmak istenmiş, ancak yargının doğru kararıyla mahcup olmuşlardır."
Yazarın Tüm Yazıları