Bu nedenle Lozan’da Sevr’in çöpe atılmasını ABD hiç kabullenemedi ve antlaşmayı imzalamadı: “Biz büyük devletiz. Planlarımızı/ projelerimizi er ya da geç gerçekleştiririz” dediler. Amaçlarını önlediği için Temsilciler Meclisi’nde Atatürk’e ağır hakaretler ettiler...
Aslında diğer emperyalistler de kerhen imzalamışlardı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, bunu İsmet Paşa’ya açıkça söylemişti; “Genç general ne istedikse kabul etmediniz. Bunların hepsini cebime koydum. Ülkeniz yanmış, yıkılmış, harap bir halde. Üstelik büyük borç altındasınız (Osmanlı’nın borçlarını yüklenmiştik). Yarın gelip önümüzde diz çöküp bizden gene borç isteyeceksiniz. O zaman cebimdekileri çıkarıp önünüze koyacağım” demiştir.
Atatürk zamanında ne diz çöktük, ne borç istedik. Ne yazık ki Atatürk’ten sonra diz çöktük, borç istedik, hâlâ istiyoruz...
Soğuk Savaş döneminde “23 sentlik asker” olduğumuz (!) için projelerini uygulamayı ertelediler, bizi fedai olarak kullandılar.
Soğuk Savaş bitince projelerini gerçekleştirmek için harekete geçtiler ve PKK’yı kurdular. Şimdi de PKK aracılığı ile projenin uygulama zamanının geldiğini ilan ettiler.
PKK, küstah açıklaması ile efendilerinin isteğini iletmiş oldu! Olay budur.
Şimdi safları belirleme, işbirlikçilere ve düşmanlara karşı yeniden KuvayıMilliye’yi kurma zamanı! Süleyman ÇELİK
GÜRSEL TEKİN’DEN SÜRPRİZ AÇIKLAMA
Yanlış hesap yapılmasın. Ben 25 yıldır Rotterdam İslam Üniversitesi yetkilisi olarak konuşuyorum. Biz Hollanda Yüksek Öğretim Kanunu hükümlerine göre kurulan bir Hollanda üniversitesiyiz. Hollanda mevzuatına aykırı bir tek işlem yapsak hemen kapatırlar. Uluslararası akreditasyonumuza rağmen 25 yıldır bütçemizi haksız olarak Hollanda Parlamentosu engelliyor. Eğer Heybeliada Ruhban Okulu da YÖK ve Türk hukukuna göre kurulacaksa, ben de tarafım. Onlar bunu kabul etmiyor ve sanki bağımsız bir devlet gibi olmak istiyorlar.
Heybeliada Ruhban Okulu, 1844’te Ortodoks din adamı yetiştirmesi için açıldı, 1971’de kapatıldı. 38 yıldır kapalı olan okulun kapısını en son ABD Başkanı Obama araladı. Obama’nın Türkiye ziyaretinde, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasının din ve ifade özgürlüğü açısından çok güçlü sinyaller vereceğini söylemesi, gündemin ibresini bir kez daha Heybeliada’ya çevirdi. AB üyeliği müzakerelerine başlayan Türkiye’nin zaman zaman gündemine aldığı Ruhban Okulu sorunu yeniden alevlendi. 127 yıl eğitim veren ve 38 yıldır kapıları kilitli olan Heybeliada Ruhban Okulu’yla ilgili olarak bazı hatırlatmalar yapmak gerekiyor.
Şöyle geriye bir bakalım, karşımıza neler çıkacak görün!
301 CAN GİTTİ, HESABI GÖRÜLMEDİSOMA maden ocağı faciasının üzerinden 12 yıl geçti. 13 Mayıs 2014’te meydana gelen Türkiye’nin en büyük iş (maden) kazasında 301 maden emekçisi ihmalkârlığın, yetersiz önlemlerin, aşırı kâr hırsının kurbanı olarak yerin yüzlerce metre altında yaşama veda etmişti.
Yürekler dağlanmış, gözyaşları sel olmuş. Yargıdan ailelerin beklediği karar çıkmamıştı.
“Madenciler birkaç kömür için bir ömür verirler.”
İş kazaları öncelikli ve ihmal edilmemesi gereken sorunların başında geliyor. Günde altı emekçi iş kazalarında yaşamını yitiriyor. Türkiye cinayete dönüşen iş kazalarında Avrupa şampiyonu, dünyada da üçüncü sırada. Canavara dönüşen iş kazalarında ölenlerin sayısı her geçen yıl artıyor.
Unesco’nun koruması altında. Lokanta, bar ve tavernaları ile çok şirin... Girit‘te balıkla enginar baş tacı.
Hanya Girit’in bir ucunda, Gonia (Konya) ise diğer ucun denizden 200 metre yukarıdaki bir köyünde. (Hanya’yı Konya’yı görürsün) lafı oradan çıkmış işte. Ayrıca Hanya Mevlevihanesi varmış Girit’te ve bizim Konya’ya bağlı imiş. Herhalde buradan galat Hanya-Konya benzetmesi.
Zeus Girit’te doğmuş, sonu ‘akis’le biten isimler genelde Girit’liymiş. Örneğin ünlü müzisyen Teodorakis, ünlü yazar Kazancakis, bizimle barış anlaşması yapan Venizelos da Giritli ki, her evde ve çok dükkânda onun fotoğrafları asılı. Kaçak ve çarpık yapılaşma, çok katlı bina yok adada. Öyle beton mikserlerine, hafriyat kamyonlarına, iş makinalarına ve gürültüye de rastlamadım hiç. Ortalıkta polis, jandarma, belediye zabıtası filan da görmedim. Tıkır tıkır işliyordu şehirler ve sistem. Genel bir huzur hâkimdi ortalığa. Kıskanmayı düşünmedim hiç ama (biz bu kadar basit şeyleri nasıl yapamıyoruz) diye hayıflanmadım da değil. Birbirimizle uğraşmaya, ranttan nasıl pay kaparımı hesaplamaya, toplumu değil kişisel çıkarlarımızı ön planda tutmaya kafa yormaktan, güzelim turizm kentlerimizi nasıl güzelleştirir, turizmden nasıl daha çok para kazanırızı düşünmeye vakit ve fırsat bulamıyoruz. Can PULAK
SAVAŞIN FATURASI OLMAZ MICHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM’deki konuşmasında savaşın ekonomik etkilerine dikkati çekerek, hükümetin henüz işçi, çiftçi, esnaf ve emeklilere yönelik herhangi bir destek paketi açıklamamasını eleştirdi. Gürer, artan zamlar ve vergilerin vatandaşın yaşamını her geçen gün daha da zorlaştırdığını söyledi. “Bir ay geçti, hiçbir destek açıklanmadı. Nakliyecilerin isyanı büyüyor. İthalatçılar dışında somut bir adım atılmadı. Savaşın faturası vatandaşa kesiliyor. Acil destek paketi açıklanmalı” dedi.
NEDEN FARKLI FİYATÖğretmenevi, polisevi, orduevi neden farklı fiyat uyguluyor? Bu üç kurum da devlete ait olmasına rağmen, barınma fiyatları arasında büyük bir uçurum var. Birkaç örnek; Ankara, Başkent Öğretmenevi: 1355 TL (1 kişi), Ankara Polisevi: 749.70 TL (1 kişi), Ankara Orduevi: 480 (1. kategori- subaylar) - 400 TL (2. kategori - astsubaylar)
Üç kurum da devlete ait. Bunların yönetimi, bütçeleri, harcamaları halkın vergilerinden karşılanıyor. Öğretmenler en yüksek bedelle buralarda kalabiliyor. Siyasetçiler, sarı sendikaların ağaları bu adaletsizliğe ses çıkarmıyor. A.Ö.
KKTC’YE FERİBOT SEFERİ ÇAĞRISICHP
Türkiye’nin yerli bir küresel konumlandırma sistemine kavuşmasını istiyor. Bu konuda Türkiye tüm dünya gibi tek kaynağa bağlı. Fergani bu güne kadar 5 uydu attı. Her birinde yerlilik ve millik artıyor. Hedef 2030’a kadar 100 uyduyu uzaya göndermek.
PAGGIO İLE HEDEF AB
Haluk Bayraktar’ın ise gözü daha çok havacılıkta. İtalya’nın en köklü havacılık şirketlerinden biri olan Piaggio’nun alınması, Haluk Bayraktar’ın projesi. Yıllardır ekonomik türbülanstaki şirketi Baykar kısa sürede toparladı. Arka arkaya yeni projeler başladı. Piaggio, Baykar’ın Avrupa Birliği pazarına hem sivil hem de askeri girmesini sağlayacak.
PADİŞAHIN ADI ATATÜRK’ÜN İMZASI
Fuarın yıldızı, Milli Savunma Bakanlığı ARGE’nin yaptığı ‘Yıldırımhan’ füzesiydi. Savaşlarda gösterdiği hız, atılganlık ve çeviklikle bilinen Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’e ithafen füzeye bu ad verilmiş. Yıldırımhan tüm dünyada gündem oldu. Füzenin ortasında Yıldırım Bayezid’in tuğrası vardı. Burnuna da Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası atıldı. 3 bin kilogram harp başlığı taşıyan, 6 bin kilometre menzilli füzeyle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan kıtalararası balistik füze ‘Yıldırımhan’ın büyük ilgi gördüğünü belirtti ve bir gün önce CHP Lideri Özgür Özel’in füzenin önünde poz verdiğini hatırlatarak gönderme yaptı.
ŞİMDİ KENDİSİ ZOR DURUMDA
Fuarda çok farklı ülkeden çok sayıda askeri heyet de vardı. Bu da fuara olan ilgiyi gösteriyordu. Bir de Türkiye’nin savunma hamlesi ile ilgili haberlerin dikkat çekici şekilde geniş şekilde verilmişti. Fuara ilgi gösteren ülkelerin başında Kanada geliyordu. Hatırlayacaksınız Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın İHA’larının yoğun kullanımı, TB2’lerin tarih yazmasının ardında Kanada kamera için Türkiye’ye ambargo uygulamıştı. Şimdi o ambargo uygulayan şirket, finansal açıdan zorlu günler geçiriyor. Ama SAHA 2026’ya Kanada’dan sektör temsilcisi 52 yönetici ve işadamı, Kanada alımlardan sorumlu devlet bakanı geldi. Ambargolu günler geride kaldı. ASELSAN’ın geliştirdiği kamera, İHA’ların ana kamerası oldu. Hem de Kanadalı kameradan daha iyi seviyeye geldi.
Bu etkinliğin tahtına ve tacına siz karar vermek zorundasınız. Her gördüğümüz ve dinlediğimiz unsurlar ‘rekor’ ile başlıyor. İlk üç günde 8 milyar dolarlık satış yapılmış. Geçen fuarda bu rakam 6 milyar dolarmış.
REKOR ARCA’DA
Bu yılki satış rekoru Arca firmasında. Tek başına top-mühimmat olarak 3.7 milyar dolarlık satışla başı çekiyor. Fuarda tanıtılan her ürün ve malzeme heyecanlandırıyor. 120 ülkeden 1700 savunma firmasının katılması da bir başka rekor olarak kayda alınıyor.
* Kemal Kılıçdaroğlu, butlan ya da başka bir formül ile genel başkanlık koltuğuna oturduğu zaman Özel-İmamoğlu-Yavaş troykası ile birlikte hareket eder mi? Bu yönde özellikle bazı milletvekillerinin çabaları var. Ama Kılıçdaroğlu kapalı. Yani mümkün değil. Gelir gelmez, yerel yönetimlere genel siyaset yolunu kapatır. CHP içinde yolsuzluk iddialarını araştıran bir hukuki ve yerel yönetimler komisyonu kurar. CHP’de güvenli liman ve arınma politikası başlatır.
* Peki aylardır görmezden gelen CHP TBMM Grubu ne yapar? Özgür Özel’in zaman zaman bürosuna gittiği Adnan Beker gibi partiye sonradan katılan, yakın çevresinde olan 10-15 milletvekilinin dışında Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında durur. Bunun kanıtı da CHP’ye sonradan katılan sivri dilli bir milletvekilinin İmamoğlu’nu ziyarete gitmesi yönündeki telkinlere “Niye gideyim. Kiminle iş tuttuysa onlar gitsin” sözleri gösteriliyor. Ayrıca en az 50 milletvekilinin TBMM Grup toplantısına katılmaması, milletvekillerinin Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte hareket edeceklerini gösteriyor. Etmeyenler de çok sayıda belediye başkanının desteği ile hazirandan itibaren yeni parti arayışına girer. Yani yerel yönetim ve merkezi yönetim ayrışır.
* Evet, bir başka not... 13 yıl CHP Genel Başkanlığı yapmış olan Kılıçdaroğlu’nun, 13 aydır AKP’nin saldırılarına karşı yapılan hiçbir mitinge katılmadığını ve partisine destek vermediğini biliyor musunuz?
BAHÇELİ’DEN AÇIKLAMA
Bahçeli’nin açıklaması CHP’ye mutlak butlan davası ile ilgili oldu önceki gün... “CHP’nin içinin karıştırılmasına, parçalanmasına, hukuki yönden zedelenmesine müsaade edilmemesini temenni ederiz” dedi.
ÖZGÜR ÖZEL’DEN SERT MESAJLAR
LONDRA’da yerleşik bir Türkiyeli yazar olarak, lüks segmentte düzenlenen bu müzayedeye özenle giyinip katıldım. Amacım kalabalığın içinde kaybolmaktı; fakat daha ilk dakikalarda bunun pek mümkün olmadığını anladım. Salonun ağır ama zarif atmosferinde dolaşan bakışlar, “Kim bu yeni yüz ve hangi esere talip olacak?” sorusunu fısıldıyordu adeta. Yine de bu görünmez baskının ardında, son derece rafine bir dünyanın kapıları aralanıyordu.
Müzayede ilerledikçe şunu fark ettim: Burası yalnızca bir alışveriş alanı değil, köklü bir kültürün sahnesiydi. Türkiye’de de müzayedeler vardır elbette; fakat burada para harcamak bir ihtiyaçtan çok bir kimlik ve bilgi göstergesi gibi yaşanıyor. Genç ya da yaşlı, kadın ya da erkek fark etmeksizin katılımcılar; bir dakikada orta sınıfın yıllık kazancını gözünü kırpmadan harcayabilecek bir sakinlik ve özgüven taşıyordu. Bu özgüven, yalnızca zenginlikten değil; sanata, tarihe ve koleksiyonerliğe duyulan derin saygıdan besleniyordu.
Salon, adeta dünyanın küçük bir özeti gibiydi: Çinli koleksiyonerler, Hintli yatırımcılar, İngiliz aristokratlar... Ayrıca bir kulağı telefona hapsolan temsilîler... Her biri aynı dili konuşuyordu; değer bilme dili. Nitekim Hindistan’dan Qaim Muhammad tarafından Aqa Afzal için sipariş edilen, son derece önemli, anıtsal bir pirinç usturlap vergi ve kesintilerle birlikte 2 küsur milyon sterline, yani yaklaşık 125 milyon TL’ye alıcı bulması bu dünyanın ölçeğini anlatmaya yetiyordu. Bu tür alımlar dışarıdan bakıldığında bir “ego gösterisi” gibi yorumlanabilir; ancak burada mesele çoğu zaman daha farklı: Tarihi sahiplenmek, nadire erişmek ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmek.
Türkiye ile Londra arasındaki en belirgin fark belki de tam burada ortaya çıkıyor. Türkiye’de müzayedeler çoğu zaman yatırım ya da fırsat ekseninde ilerlerken, Londra’da bu iş bir “kültür pratiği” olarak yaşanıyor. İnsanlar sadece eser satın almıyor; bir hikâyeye, bir tarihe ve o tarihin temsil ettiği estetik anlayışa ortak oluyor. Kısacası, Londra’daki müzayedeler bize şunu hatırlatıyor: Para harcamak bile başlı başına bir kültürdür. Ve o kültür, neyi neden aldığını bilmekle başlar.
Sotheby’s, 40 ülkede 80’den fazla konumu ve dünya çapında 9 ana müzayede salonu ile hizmet veren küresel bir sanat ve lüks eşya müzayede evidir.
Ana Müzayede Salonları: New York, Londra (New Bond Street), Hong Kong. Çağdaş sanat, mücevher, saat, şarap, otomobil (RM Sotheby’s) ve gayrimenkul alanlarında faaliyet gösterir. Sotheby’s, sanat eserleri ve değerli eşyalar için değerleme ve danışmanlık hizmetlerini hem ofislerinde hem de dijital olarak sunmaktadır.
SANATTAN 10 MİLYAR STERLİN
Londra gibi merkezlerde gerçekleşen müzayedeler, her yıl milyarlarca sterlinlik sanat ve lüks eşya ticaretinin dönmesine aracılık ediyor. Bu işlemlerden devlet; KDV, ithalat vergileri ve kurumlar vergisi yoluyla ciddi gelir elde ediyor. Örneğin sadece sanat piyasasının Birleşik Krallık ekonomisine katkısı yıllık 10 milyar sterlinin üzerinde tahmin ediliyor.
Geniş çerçeveden bakıldığında ortaya çıkan tablo ise daha sade, daha net ve daha düşündürücü. Silivri’den gelen mektuplardaki ifadeler bu açıdan da değerlendirmeli. Mektupların ana fikri, tüm mağduriyetlerin engellenmesi amacıyla bilirkişi tarafından kaleme alınan iddiaların iyi bir süzgeçten geçirilmesini işaret ediyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin yürüyen dava, kapsamı itibarıyla son yılların en büyük dosyalarından biri olarak öne çıkıyor. Yüzlerce sanık, çok sayıda tutuklu, yüksek ceza talepleri ve geniş bir soruşturma alanı.
İlk günlerde kamuoyunun ilgisi de bu büyüklüğe paralel biçimde yüksekti.
Bugün ise aynı ilgiden söz etmek zor.
MESAFE ARTTI
Toplum davayı tamamen bırakmış değil, ancak eskisi kadar yakından da izlemiyor. Bu durum geçici bir ilgisizlikten çok, daha bilinçli bir mesafe koyma hali olarak okunmalı. Gelişmeler takip ediliyor ama süreklilik zayıflamış durumda. Bu, dikkat eksikliğinden çok öncelik değişimi.
Eskiden büyük davalar uzun süre gündemin merkezinde kalırdı. Bugün ise gündem yerinde duruyor, fakat dikkat aynı noktada kalmıyor. Toplum olayları görüyor, fakat uzun süre zihninde taşımıyor. Kısa bakıyor... Devam etmiyor.
SÜREÇTEN ÇOK SONUÇ ÖNEMLİ