Acı Çikolata ve Pasaport

Gila BENMAYOR
Haberin Devamı

Aradığımı Fikret Mualla sergisini gezerken buldum. Ressamın Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi'nde sergilenmekte olan tablolarından bir tanesinin köşesine iliştirilmiş, altın renkli küçük bir etikette şöyle yazıyordu:‘‘Sanat barışın hizmetinde’’

Bir kafenin içinde insanların resmedildiği tablo büyük bir olasılıkla aynı adı taşıyan Cenevre'deki bir sergiden geliyordu ve ‘‘Sanat barışın hizmetinde’’ bugünlerde kafamdan geçenleri en iyi özetleyen cümleydi.

İnsanlar arasında gerçek ve sıcak diyalogun politikacılar tarafından değil edebiyatçılar tarafından sağlandığına bizzat tanık olmuştum çünkü.

Davos'ta, geçen hafta vakit buldukça otellerdeki ebebiyat sohbetlerine katıldım. Brezilyalı yazar Paulo Coelho ile bu toplantılarda tanıştım.

Acı Çikolata kitabı bizde yayınlanmış olan Meksikalı Laura Esquivel ile yaşamını ABD'de sürdüren Nobel ödüllü Nijeryalı yazar Wole Soyinka'ya kulak verdim.

Konuştukları lisan evrenseldi.

Laura Esquivel, son kitabından bir bölüm okudu; evine kuma gelen Meksikalı kadının traji-komik öyküsü bizim de yakından bildiğimiz sayısız kuma öyküsünden farksızdı. Esquivel'in, çaresizlik içinde komşularına akıl soran, koca karı ilaçlarına bel bağlayan kahramanı Türkiye'nin herhangi bir köyünde yaşıyor olabilirdi.

Yazar Meksika'dan Türkiye'ye bir köprü kurmayı başarmıştı benim gözümde.

Toplantıların birine katılan Yunanlı yazar Antonis Samarakis, Türk olduğumu öğrenince ‘‘Gel bre çocuğum seni kucaklayayım’’ deyip beni göğsüne bastırdı.

Samarakis saçları bembeyaz 80'lik bir delikanlı.

Bakışları fıldır fıldır. İngilizceyi tam bir Yunanlı aksanıyla konuşuyor, hatta, araya büyük bir doğallıkla Yunanca kelimeler de sıkıştırıveriyor. İyice sorguya çekti beni. ‘‘Pasaport’’ adındaki öykü kitabını okuduğumu söyleyince çocuklar gibi sevindi. İkinci Dünya Savaşı sırasında bir gemide İstanbul Boğazı'ndan nasıl geçtiğini anlattı uzun uzun.

Simyacı'nın yazarı Paulo Coelho'ya sohbetimizin bir yerinde Türk bir yazar okuyup okumadığını sordum. Sadece Tahsin Yücel'in fransızcaya çevrilmiş bir kitabını okuduğunu söyleyince doğrusu bozuldum. Türk okurlarının yıllardan beri Latin Amerikan edebiyatını büyük ilgiyle izlediğini anlatırken birden farkına vardım. Yazarlarımızın kitaplarının yabancı dillere çevrilmemiş olması herhalde Paulo Coelho'nun kabahati değildi. İki kitabı ingilizceye çevrilmiş olan Orhan Pamuk'un başına gelenlere bakın son günlerde. ‘‘Benim Adım Kırmızı’’nın koparttığı fırtına anlaşılır gibi değil. Yüz bin basmış mı, basmamış mı? Orhan Pamuk'un başarılı bir romancı olmasından ve ününün Türkiye dışına taşmasından bunca rahatsızlık niye? Coelho, Esquivel, Soyenka ve Samarakis'in olduğu toplantılarda Pamuk da olsaydı kötü mü olurdu?

Yazarın Tüm Yazıları