Yıldönümüm kutlu olsun!

Pakize SUDA
Haberin Devamı

25 Mart 1998 - 1 Nisan 1999. Bu köşeden size değerli (!) fikirlerimi aktarmaya başlayalı bir sene olmuş. Haftada iki günden 104 yazı, ortalama 8'er taneden 832 mış-muş eder. Az buz değil, benden epeyce faydalanmışsınız. Hepinize feda olsun. Bu memlekette doğdum, büyüdüm, etini yedim, sütünü içtim, tabii ki karşılığını vereceğim.

Yani bir nevi ‘‘mecburi hizmet’’ gibi bir şey.

***

Karşılıklı hizmetin sonu yok. Ben sizi her konuda aydınlatmaya çalışırken siz de beni okuyarak, benim bu köşede kalmamı sağladınız. Siz okumasaydınız beni burada tutarlar mıydı sanıyorsunuz? Belki biliyorsunuzdur, gazetelerde de aynı televizyon programlarındaki izlenme oranı gibi yazarların okunma oranı var. Kimin ne kadar okunduğunu Genel Yayın Müdürü biliyor yani. Öyle kapısını çalıp da ‘‘Sayın genel müdürüm, bana gelen faksların haddi hesabı yok, yani bir okunuyorum, bir okunuyorum ki sormayın. Bu arada şu maaş işini bir görüşsek’’ diyemezsiniz. Derseniz, size cevaben, ‘‘O faksların hepsi aynı yerden çekiliyor olmasın? Maaş işine gelince: Ne kadar oran o kadar paran’’ diyebilir.Hayat gittikçe zorlaşıyor, şöyle ağız tadıyla bir övünmek bile imkansızlaştı, ‘‘pat’’ diye masaya okunma oranınızı koyuyorlar.

***

Neyse benim böyle bir problemim yok. Evim, herbiri başka yerden çekilmiş övgü ve takdirlerinizi dile getirdiğiniz fakslarla, mektuplarla dolu. Üstelik Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök de beni takdir ediyor.

Geçtiğimiz pazartesi günkü yazısında bunu açıkça beyan etti. İnsanın hayatında çok gururlandığı, sayıca pek fazla olmayan zamanlar vardır, onlardan birini yaşıyorum okuduğum günden beri. Kendisine çok teşekkür ediyorum, hakkımdaki güzel düşünceleri ve bunları dile getirdiği için.

Bu arada kardeşim yine yapacağını yaptı. Ben evde mutlu mutlu dolaşırken ne dese beğenirsiniz? ‘‘Abla seni gaza getiriyorlar, bir angarya yükleyecekler.’’ Evet böyle dedi.

***

Gelen mektuplardan söz ediyorum; dediğim gibi hepsi övgü dolu, biri hariç. O birinde bir beyefendi uzun uzun kendini övüyor. Yazılarımda zaman zaman erkeklerin aleyhinde atıp tutuyorum ya, çok üzülmüş. Şimdi burada detaylarına girmek istemiyorum, kısaca ‘‘Erkeklerin aslında ne muhteşem yaratıklar olduklarını bana gösterecekmiş’’ dersem ne demek istediğini anlarsınız herhalde. Aslında kadir kıymet bilen bir kadın için bu mektup, mektupların en güzeli olabilir.

***

Bu arada, erkeklerden söz açılmışken, beni erkek düşmanı zannedenler var. Üstüne basa basa söylüyorum: ‘‘Kesinlikle böyle bir şey yok.’’ Ben erkeklere takıldığım kadar kadınlara da takılıyorum. İnanın erkekleri çok severim, hele dünyanın öbür ucunda yaşayanlarına bayılırım. Bakın bu da şaka, yeri geldi söyledim, maksat biraz gülümsemek. Gözünüzü seveyim size hoşça vakit geçirtmek için yazılmış yazılardan derin anlamlar çıkarmayın.

***

Geçtiğimiz bir sene içerisinde en çok muhatap olduğum soru ‘‘Bu yazı işi nereden çıktı Allahaşkına?’’ idi. Bazıları bu soruyu çok masumane soruyorlar, ama bazılarınınkinin altında bu soruyla maskelenmiş başka sorular yatıyor. ‘‘Bu yaştan sonra böyle bir yeteneğinin ortaya çıkması biraz garip değil mi?’’ gibi. Yani ne yapsaydım? Hobi olarak köşe yazıları yazıp, kapıların altından evlere mi atsaydım? Üstelik ben ne oldum ki aniden? Edebi eserler yaratan yazar mı oldum? Alt tarafı günlük olayları hicvediyorum. Zeki ve gözlemciyim, bu ikisini birleştirip kağıda dökme yeteneğim de var. Eskiden de zeki ve gözlemciydim ama ‘‘doğru zamanda doğru yerde olmak’’ vardır ya, o ‘‘zaman’’ ve yer şimdi denk geldi. Hem takdir edersiniz ki birşeyleri ‘‘biriktirmek’’ için ‘‘zaman’’a ihtiyaç var. Yirmili yaşlarda dünya umurumda mıydı benim? Gözlem demek, sevgilimin ne haltlar karıştırdığını gözetlemekti.

***

Bir de şu ‘‘Köşe yazarı’’ sıfatı var. Bu sıfattan ne kadar rahatsız oluyorum bilemezsiniz. Bakıyorum bir zarf gelmiş, üstünde ‘‘Pakize Suda - köşe yazarı’’ yazıyor.

Ay! Yerin dibine gireceğim. Edebi yapıtlar verenle, bilim, sanat dalında kitaplar yazana da ‘‘yazar’’ deniyor, gazete ve dergilerde yazı yazana da.

Bu benim ayıbım değil, Türkçe'nin ayıbı. ‘‘Köşe bent’’ de ‘‘Köşe kadısı’’ da yok! İlla ‘‘Köşe yazarı’’ diyecek. Utuna utana ‘‘ar damar’’ım yalama olup çatlayacak bir gün.

Neyse, yıldönümüm kutlu olsun!

***

TEŞEKKÜR

Şu anda okumakta olduğunuz satırların size ulaşmasında emeği geçen, her kademedeki Hürriyet ailesi bireyine tek tek teşekkür ediyorum. Gönlünü koymayan yapamaz bu işi, ne bayramı vardır, ne pazarı, ne belirli mesai saati... Hepinizin gönlüne sağlık...

Ve sevgili okurlar sizlere de teşekkürler... Gözünüze, aklınıza sağlık.

HAKKI DEVRİM Usta'ya

‘‘Aklına düşmek’’ diye bir deyim vardır, ‘‘Aklına gelmek’’le eş anlamlı olarak kullanılır.

Ali Püsküllüoğlu'nun hazırladığı ‘‘Türkçe Sözlük’’de ve Emin Özdemir'in ‘‘Açıklamalı Örnekli Deyimler Sözlüğü’’nde bulabilirsiniz.

Benim, ‘‘Aklına gelmek’’ yerine ‘‘Aklına düşmek’’ deyimini neden kullandığıma gelince: İkisinin arasında bir nüans olduğuna inanıyorum. ‘‘Aklına gelmek’’ daha çok, düşünülerek, bulmaya çalışılarak hatırlamak anlamında kullanılıyor. Oysa benim ifade etmek istediğim ‘‘Aniden, istemeden, hiç aklında yokken’’ idi.

Ve size, sevilen eski bir şarkının güftesi:

Değdi saçlarıma bahar güneşi

Nazende sevgilim yadıma düştün

Sevenin gönlüne bir güzel düşer

Sen de tek sevgilim AKLIMA DÜŞTÜN

Nazende sevgilim yadıma düştün.

Gördüğünüz gibi, öğrenmenin yaşı yoktur.

Sevgiler, saygılar...

Mış muş köşesi...

Trafik canavarı etek giymiş.

Çok iyi, artık başını ezip, yok edebilirsiniz.

Baykal ‘‘Türkiye'yi soydurtmam’’ demiş.

Bu kararlılığı istisnasız bütün liderlerde görüyoruz. Her şeyi kendileri yapacaklar, hizmetse hizmet, soygunsa soygun.

***

Recai Kutan kutlama mesajında bayramları karıştırmış.

Karıştırmanın her türlüsü var Recai Bey'de. Daha dün küskünlerle bir olup ortalığı karıştırmadı mı?

***

Hülya Avşar ‘‘IQ'm 90-60-90’’ demiş.

Görünen köy kılavuz istemez.

***

Serdar Ortaç, ‘‘Tabutta zaten yalnız yatacağım, yatağımda da mı yalnız kalayım?’’ demiş.

Halbuki tabutlar iki kişilik olsa, yatakta tek başına yatacak.

***

Tarkan ‘‘Hayatımı bavullara doldurdum’’ demiş.

Senin yaşın ne, başın ne, el çantası neyine yetmez?



Yazarın Tüm Yazıları