Yeni yüzyılın kavramı psikolojik ambalaj

STUTTGART’ın en işlek caddesinde kırmızı ışıkta bekliyoruz.

Haberin Devamı

Yeni yüzyılın kavramı psikolojik ambalaj

Bir ara uyum bakanı Bilkay Öney’in danışmanı Fatih Ekinci kolumdan tutuyor:
“Şu arabayı görüyor musunuz?”
Bakıyorum simsiyah kötü ve eski bir araba.
Mad Max filmlerinden çıkmış sanki. Kaportası kötü zırhlarla kaplanmış bir külüstür.
Kırmızı ışıkta bekliyor.
Anlamıyorum.
Fatih’e soruyorum:
“Nedir bu? Dünyanın en büyük otomobil sanayisinin başkentinde bu döküntüyü kim kullanıyor?”
Fatih gülüyor:
“Ne döküntüsü. Bu en son model Mercedes...”
Yine anlamadım.
Devam etti:
“Stuttgart Mercedes’in üretim merkezidir. Burada en yeni model arabalar üretilir ve test edilir. Ancak yeni modeller test edilirken fotoğrafı çekilmesin, dizayn çalınmasın diye böyle siyah bakalitlerle kaplarlar. Görüntüsünü bozarlar...”
Tam bunu anlatıyordu ki, bu defa yanımızdan bir başka kara böcek gibi bir araba geçti.
Muhtemelen o da Opel ya da BMW’ydi. Anlamadık...
Mercedes yeni arabalarının test sürüşlerini yapabilmek için belediyeden bir arazi istemiş. Çok büyük bir arazi.
Belediye astronomik bir rakam isteyince de vazgeçmiş.
Bu yüzden normal trafik içinde test yapıyor araçlar.
Genç şoför fotoğraf çektiğimi görünce sinirle gaza bastı.
O döküntü görünen araba neredeyse bir roket oldu.
Arkasından bakarken sordum:
“Acaba nasıl bir tasarım ve rekabet dünyasında yaşadığımızı ne kadar fark ediyoruz?”
Mesela iPad’i sıradan bir alet gibi alıp hemen alışıyoruz.
Parmaklarımızla bir cama dokunarak görüntü büyütmeyi sanki doğduğumuzdan beri yaparmış gibiyiz.
Cep telefonu dedemizden kalmış gibi davranıyoruz.
Gazetenin birinci sayfasını skype üzerinden yapabilen bir dünyada, atmosferin üzerinde istasyon inşaatı yapabilen bir teknolojide bu tasarım rekabetinin ne kadar içindeyiz?
Yoksa yalnızca birer tüketici-seyirci miyiz?
Yeni model otomobilleri vitrinlerde gördüğümüz için otomotiv dünyasındaki tasarım rekabetini pek bilemiyoruz.
Yalnızca otomotivde mi?
Bir şarap şişesinden parfüm kapağına, tenis ayakkabısından gözlük kabına kadar...
Çoğu zaman fark etmesek de inanılmaz bir tasarım rekabeti yaşandığını görüyor muyuz?
O rekabetin ne kadar içindeyiz?
Vitrinden beğenip aldığınız bir gözlük, bir saat ya da bir kravat için kim bilir kimler nasıl ‘akılteri’ döküyorlar.
RİSK HARİTASI
Bir ayakkabıyı çizebilmek için acaba kim ne kadar uykusuz kalıyor?
Tasarım dünyası işte böyle bir psikolojik risk haritasına dönüşmüş durumda.
Risk var, çünkü tasarımda kaybeden bir daha çıkamıyor.
Psikolojik, çünkü eğer o ruhu yakalayamazsanız bu defa tüketici ürünü değil, sizi tüketip atıyor.
Batan markaları düşünün...
Psikolojik risk haritası diyorum, çünkü her gün öylesine azgın bir soruyla boğuşuyorlar ki... Kim yeni bir ufuk bulacak?
Kim çok tutulacak bir buluşu yakalayacak?
Nike’ın yükselişi, Converse’in yeniden doğuşu...
İnsanı çıldırtabilir.
Her sezon Vivaldi’den bir mevsim bestelemek gibi bir şey bu...
Stuttgart’ta külüstür makyajlı son model Mercedes’i görünce daha iyi anladım...
Mesela Dice Kayek markasının yaratıcıları Ayşe ve Ece...
Tasarım dünyasındaki hayatları hiç bitmeyen bir doğum sancısı gibi olsa gerek.
Ya da Murat-Melkan Tabanlıoğlu’nun her proje karşısında nasıl bir heyecanla titrediklerini anladım...
O yüzden şimdi daha iyi sorabilirim:
Oturduğumuz evden kullandığımız arabaya kadar o tasarım dehaları acımasız bir rekabet halinde gündelik hayatımızı nasıl dizayn ediyorlar?
Önümüzdeki yüzyılın yeni meselesi işte budur.
Artık marka yaratmak yetmiyor.
Onun reklamını yapmak da yetmiyor.
Yeni yüzyılın algı rekabetindeki kilit kavram “psikolojik ambalaj”dır.
Herkes her ürünün sırrını çözebilir. Ama psikolojik ambalaj deha gerektirir.

Yazarın Tüm Yazıları