"Vedat Milor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vedat Milor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vedat  Milor

Korku ve nefret karşısında gastronomi yazarlığı

İnsanlarımız çaresiz ve öfkeli. Bu, korkularını arttırıyor. Korku katsayısı arttıkça da daha çaresiz ve öfkeli hale geliyorlar. Nefret duygusu katmerleniyor ve serseri mayın gibi önüne geleni çarpıyor. Ben de bundan payımı alıyorum. Nasıl mı?

Korku ve nefret karşısında gastronomi yazarlığı"Abi korkmuyor musun bunu yemeye? İçinde ... var.”

Boş bıraktığım yeri istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. En güzeli, “İçinde öcü var” demek olur.

Günlük klasik yemeklerimizin dışına çıkan yemekleri Instagram’a koyunca bu tip mesajları sık sık alıyorum. Çoğu kimse gıda olayına korku ekseninden yaklaşıyor.

Korku, çok temel bir güdü. Gıda söz konusu olduğu zaman ‘lezzet’ olayından çok daha önemli. Belki bu yüzden bir yemek eleştirmeniyle izleyici kitlesi arasında potansiyel bir gerilim oluyor. Eleştirmen mümkün olduğu kadar fazla çeşit gıda ve değişik yemek denemek zorunda. Bunları değerlendirirken belli referans noktaları ve lezzet ölçütleri var. İlki tecrübesi, ikincisi koku ve damak yeteneğiyle ilintili. Gastronomide esas değer olarak lezzet ön planda eleştirmen için.

Lezzeti ön plana çıkarmanın dar bir bakış açısı olduğunu kabul ediyorum. Toplum açısından baktığınızda farklı korku türleri var. Bu korku türleri neyi yiyip yemediğimiz konusunda lezzetten daha çok belirleyici. Gıdayla ilgili korku türlerini birkaç grupta toplayabiliriz. Ayrıca sizin aklınıza da farklı türler gelebilir.

Dört temel korku

Din temelli korkular... Pek çok dinde var. Müslüman ve Musevilerin domuz yememesi ve helal ya da koşher kesimi şart koşmaları gibi. Söz konusu korku, günaha girme korkusu.

Etik korkular... Çok farklı türleri mevcut ve hemen hepsi doğayla insan ilişkisinin yozlaşmasına ve üretim sürecinde insanla insan ilişkisinin sömürü boyutunun giderek artmasına dayanıyor. Kahve içtiğiniz an çocukların boğaz tokluğuna çalıştırılmasına göz yumuyor oluyorsunuz. Et tükettiğiniz an hem doğayı kirleten hem de iklim krizine yol açan hayvancılığa çanak tutuyorsunuz.

◊ Sağlıkla ilgili korkular... Çok farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Bazen ‘falancayı yeme’, bazen ‘filancayı sağlık için ye’ ya da ‘şu veya bu şekilde pişmiş olanı ye’ gibi. Temelde söz konusu olan ölüm korkusu tabii.

Bilinmeyen ve farklı olanla ilgili korkular. Diyelim ne Kuran’da yasak, ne etik açıdan sorunlu ne de sağlık açısından zararlı bir yemek yiyorum. Ama bildik ya da bildiğe yakın bir şey değil. Hemen olumsuz tepki: “Bu yenir mi? Ben yemem.” Arkasından da yazana herhalde kendisinin çok zeki olduğunu düşündürten bir soru: “Hocam sen hiç fil salyası çorbası içtin mi?” Buradaki korkunun temelini çok çözemedim ama birtakım cinsel dürtü ve fantazilerin söz konusu olduğunu sanıyorum.

Bu dört korku kategorisinin birbirini dışladığını sanmıyorum. Hatta tem tersi. Hepsi bir arada. Hemen herkeste farklı oranlarda olsa da bir arada. Bendeniz de yaşım ilerledikçe kırmızı et tüketimimi azalttım, şeker ve tatlıyı çok azalttım, canlı maymunun beyninin yendiği bir masa görsem oradan kaçarım, falan. Söylemek istediğim bu değil. İstediğim dertleşmek ve işimin zorluğundan yakınmak.

Birçok sorunun tatmin edici bir cevabı yok

Zor olan, suçlamalarla karşılaştığım zaman tutarlı ve etkin bir stratejiyi formüle etmenin güçlüğü. Yukarıdaki dört kategori arasında oyunun kurallarının en açık olduğu alan dini inançlar.
“Yediğin kuzu mu domuz mu?” diye soran birine cevap vermek kolay. Her şey net. Gri bir alan yok burda.

Dinle ilgili soru ve yorumlar sorun değil ama diğerleri sorun çünkü kişiden kişiye değişen alanlar çok. Birçok sorunun net ve soranı tatmin eden cevabı yok. Ayrıca insanlardan size, açık veya örtülü, suçlamalar gelebiliyor. Ne gibi mi? Sömürüye veya eşitsizliğe ortak olma. Kalp krizine yol açan yemekleri önerme. Sağlık ve hijyenle ilgilenmeme. Şüphesiz bunlarda gerçeklik payı da var. Yediğimiz her gıda kapitalist ya da vahşi kapitalist üretim ilişkilerinin ürünü. Doğayı mahvettik. Gıda zincirimiz zehirli. Özellikle orta yaşın üzerinde kanser eksponansiyel artıyor. Canlıları kesip yemek de ayrı bir konu. Etik olarak bunu meşrulaştırmak kolay değil.

İnsanlarımız çaresiz ve öfkeli. Bu, korkularını arttırıyor. Korku katsayısı arttıkça da daha çaresiz ve öfkeli hale geliyorlar. Nefret duygusu katmerleniyor ve serseri mayın gibi önüne geleni çarpıyor.

Gastronomi yazarının da bundan nasibini alması normal herhalde.

 

 

 

X