‘Biz’ ne ara böyle olduk?

Batılı eleştirmenlerin yere göğe koyamadığı Jordan Peele imzalı ‘Biz’, bizim salonlara da uğruyor. Orta sınıf konforlu siyahi bir ailenin, kurulu düzenlerine saldırıya geçen ‘benzerlerine’ karşı verdiği mücadeleyi anlatan film, sağlam bir içerikten yoksun, biçimci ve sıradan bir gerilim çalışması olmuş...

Haberin Devamı

lk filmi ‘Kapan’la (‘Get Out’) gelen abartılı övgülerin ardından Jordan Peele, ikinci uzun metrajı ‘Biz’le (‘Us’) huzurlarımızda. Benzer şekilde Anglosakson eleştirmenlerin göklere çıkardığı bu çalışma da en azından benim için tam bir hayal kırıklığı. Filme ‘saldırmadan’ (!) önce kısaca özet diyeyim: Yıl 1986, ebeveynleriyle Santa Cruz sahilindeki lunaparka giden küçük Adelaide, aileden ayrı düz koşmaya başlar ve çevredeki ‘korku tünelleri’nden birine dalar. Burada yaşadığı bir olay onda travmaya neden olur ve konuşmayı keser. Çok geçmeden öykü ‘şimdiki zaman’a atlar. Adelaide artık uyumlu kocası Gabe, iki çocuğu Zora ve Jason’la birlikte mutlu, müreffeh ‘Wilson ailesi’nin bir ferdidir. Birlikte gittikleri yaz evinde, genç annenin hatıraları canlanır, özellikle aile dostlarıyla birlikte buluştukları Santa Cruz plajında travması kapıyı çalar... Peşi sıra o gece, bahçelerinde ortaya çıkan bir aile, hayatlarını alt üst edecektir...
‘Biz’ ne ara böyle olduk

‘Çakma’ Shyamalan
Senaryosunu da Peele’nin yazdığı ‘Biz’, gerilim sinemasının bildik kodlarından bir harman yapmaya çalışmış fakat ne yazık ki orijinal bir bileşime ulaşamamış. Önce Wilson ailesinin, sonra da çevredeki bütün yerleşmelerdeki insan topluluklarının birer yansımasının (ikizleri, alter egoları, elmanın öteki yarısı, ne derseniz deyin) ortaya çıkmasıyla başlayan gerilime ve hesaplaşmaya sırtını dayayan film, karikatürize bir çabadan öteye gidemiyor. Konforlu orta sınıf çekirdek Amerikan ailesinin siyahi versiyonunu (bir nevi ‘Cosby’ler) sahaya süren öyküde, burjuva hayatları sarsan karakterler ortaya çıkınca aklımıza Haneke’nin ‘Funny Games’i geliyor. Lakin Haneke’nin Avusturya ve Amerika versiyonlarında ortada bir sosyoloji ve derinlik vardı; zamanla anlıyoruz ki Peele’nin böyle bir derdi tasası yok. Bu da kabul, zaten ‘kırmızılı’ ve eli makaslı ‘yansımalar’, giderek zombi hissiyatı yayıyor ve “Anlaşılan buradan Cronenberg-Romero sularına ulaşmak istiyor” diyoruz ama kafa karışıklığını andıran bulamaç bitmiyor; Hitch-cock da var uğranılan limanda ama asıl olarak finalde karşımıza M. Night Shyamalan çıkıyor. Yeri gelmişken; belki çıtayı belli bir seviyede tutmak ve bu tabiri kullanmamak gerekiyor ama doğrusunu söylemek gerekirse Peele’nin bende bıraktığı iz ‘Çakma Shyamalan’. Filmin çağrıştırdıklarından atılacak başlıklara gelince: Zihnim gazetecilik serüvenim boyunca hep böyle çalıştığı için ‘Biz’i izlerken bir yandan da nasıl bir başlık atmak gerekir diye düşündüm.
‘Her şey zıddı ile kaimdir’...
Başlarda öykü kendi yatağında yavaş yavaş akarken bizdeki karşılığı “Her şey zıddı ile kaimdir” olan varoluşçu görüş aklıma geldi. Sonrasında “Bir ‘biz’ vardır, ‘biz’de, ‘biz’den içeri”ye gönül kaydı. ‘Beyaz tavşan’lı tünel sahnelerinde ‘Alice Harikalar Diyarında’yı hatırladım. Ama hiçbiri eleştirmen dostum Murat Özer’in basın gösterimi öncesi muhabbetimizde söylediği, “Biz’ ne ara böyle olduk”unun üzerine çıkmadı. Dolayısıyla en uygun başlık bu ve Murat’tan ödünç alarak kullandığımı belirtmek istiyorum...
Filme dönersek, ‘ötekiler’ içimizdeki kötülüğün sahaya yansıması olabilir miydi (ben uzun süre durumu böyle algıladım) ya da Olkan’ın (Özyurt) kuyruk jeneriği yazarken kulağıma fısıldadığı gibi ‘Göçmen meselesi’ne bağlanabilir miydi bilemiyorum ama Peele’nin böyle niyetleri yokmuş meğerse... Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Görsel açıdan özellikle bahçedeki aile belirene kadar film gayet iyi gidiyor ama sonrasında bağlandığı ya da bağlanırken bizi tatmin edeceği bir nokta yok. Başta Lupita Nyong’o olmak üzere kadronun üzerine düşenleri hallettiğini de belirtmeliyim, ayrıca minik Adelaide’de Madison Curry de çok iyi.
Sonuç: Peele’nin filmi biçimci ama içerik bakımından bizi pek de bir yerlere taşımayan, vasat bir gerilim hamlesi olmuş. ‘Biz’ daha iyi şeylere layıkız!
‘Biz’ ne ara böyle olduk
Saltanatın sonu...
Kız kardeşi Mirai’nin doğumuyla evdeki saltanatı tehlikeye giren dört yaşındaki Kun, ebeveynlerinin ilgisini yeniden üzerinde toplamak için uğraş verir... Japon anime ustası Mamoru Hosoda imzalı ‘Mirai’ (Mirai no Mirai’), özellikle ayrıntılarda şekillenen güzelliklere sahip bir çalışma. Bu yılki Oscar’larda ‘En İyi Animasyon’ dalının beş adayından biri olan filmde. kıskançlık krizlerine giren minik Kun, evinin bahçesinde çıktığı fantastik yolculuklarla bir tür büyüyor ve olgunlaşıyor...
Bana kalırsa öykü zaman zaman tekrarlara giriyor ve özellikle son yolculukta çocuklar için karanlık ve bir hayli korkutucu bir atmosfer yaratılıyor ama son toplamda izlenmesi keyifli, yetişkinlerin de tat alacağı usta işi bir animasyon var karşımızda.
Ben özellikle Kun’un mimar babasının tasarımı olan eve, evin içindeki kitaplıkta yer alan, ünlü tasarımcılar Zaha Hadid ve Alvar Aalto’yla Bauhaus akımı hakkındaki yapıtlara yapılan vurguyu çok beğendim...
Sözün özü, ‘Mirai’, sezonun kayda değer animasyonlarından...
‘Biz’ ne ara böyle olduk
Diğer seçenekler
Hans Peter Moland’ın yönettiği ‘Soğuk İntikam’da (Cold Pursuit’) başrolleri Liam Neeson ve Tom Bateman paylaşıyor. Ramazan Özer imzalı ‘Ali’nin kadrosunda Gürbey İleri, Karel Gültekin ve Hakan Meriçliler var. ‘Çat Kapı Aşk’ı Erhan Baytimur yönetmiş, oyuncular Müge Boz, Jess Molho ve Nergis Kumbasar. ‘Kuzular Kurtlara Karşı 2’ Rus yapımı bir animasyon. ‘Anadolu Turnesi’ adlı belgeseli Deniz Tortum-Can Eskinazi ikilisi yönetmiş. Haftanın diğer filmleri ise şöyle: ‘Baba: Bu Âlem Bi Âlem’, ‘Şeytan-ı İns’ ve ‘Özgür Dünya’.
‘Biz’ ne ara böyle olduk




Yazarın Tüm Yazıları