"Uğur Meleke" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Meleke" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Meleke

Galatasaray'ı yoğun bir yaz bekliyor

25 Mayıs 2019

MAYIS 2016’da Süper Lig, kıtanın en pahalı altıncı turnuvasıydı. Futbolcu havuzu 1,2 milyar Euro’ya ulaşmış, Top 5 ligden sonra yıldızlar için en cazip maaş rotasına dönüşmüştü. Fakat o yatırımların karşılığı sportif olarak gelmeyince kulüpler borçlandı, mecburi küçülme yaşandı. Ve sadece üç yıl sonra bugün, Süper Lig 600 milyon Eurolar’a gerileyen değeriyle Avrupa’nın en pahalı 10’uncu ligi konumunda. Bu ekonomik kayıp, özellikle büyükleri derinden sarstı.

2015’te Benfica ile karşılaştığında Portekiz ekibiyle aynı değerde olan Galatasaray, bu sene sahaya rakibinin üçte biri kadro ederiyle çıktı. İstanbul devlerinin hepsinin bütçeleri daraldı, Anadolu’yla mesafeler azaldı. Geçen sezon ligde 70 puanı geçen dört takım varken, bu sene bu sınırı kimse aşamadı. Dün de Sivas’ta bu mesafelerin ne kadar azaldığını gösteren bir futbol vardı sahada. Galatasaray sahaya rotasyonlu bir kadroyla çıktı ama ligde dengeler bu kadar hassasken yedeklerle Sivas’la baş etmeniz kolay değil. Üstelik şu detayı da not etmek gerek: Bu sezon Galatasaray sonuca 13-14 adamla gitti, öyle güçlü bir kulübeleri yok. Geçen hafta Başakşehir’e karşı işler kötü gitse sahaya sürebilecekleri 3 hücumcu vardı kulübelerinde (Muğdat, Yunus ve Sinan). Rize’de skor 1-1’ken oyuna giren ikinci adam Muğdat’tı.

Düşünün, geçen sezon Akhisar’da sürekli oynamayan Muğdat, bu yıl Galatasaray’ın 13’üncü adamı!

Dün Sivas ileri ucu sahaya biraz daha beceri koyabilse sonuç 7-3 filan olabilirdi. Muhammet maestro gibiydi. Rybalka-Hakan-Özer orta sahayı hiç kaybetmediler. Galatasaray’sa yoğun bir transfer sezonu geçirecek. Kaleye alternatif şart, İsmail iyi sinyaller vermiyor. Hatta sadece kale değil, kulübenin de güçlendirilmesi gereken bir yaz bekliyor Galatasaray’ı. Dün Donk-Linnes gibi olağan şüpheliler dışında iyi sinyal sayısı azdı sarı kırmızılılarda.

HAKEMLERİN BİLGİSİ DE SIKINTILI

16’da İsmail yumrukla çıktığı bir topu ıskalıyor, Hakan’a vuruyor. Dikkatsiz hareket. Net faul. Ceza alanı içinde olduğu için penaltı çalınmalı. Oyun duruyor, VAR masasında Serkan Tokat pozisyonu inceliyor ama ne hikmetse Zorbay Küçük’e izleme tavsiyesi vermiyor. Baskı yok, maç önemsiz, dünyanın en rahat ortamı. Ve hâlâ bu kadar basit kararları alamıyorlar.

SÜPER KUPA FİNALİNİ BAŞAKŞEHİR OYNAMALI

Galatasaray’ın Türkiye Kupası’ndan sonra Süper Lig’i de şampiyon tamamlamasıyla, elli yıllık bir sorun bir kez daha girdi gündemimize: Ağustos’ta oynanacak Süper Kupa finalinde Galatasaray’ın karşısında kim olacak? Statü, bu hakkın Türkiye Kupası finalisti Akhisarspor’a ait olduğunu söylüyor ama birkaç enstrümanla bunun artık değişmesi gereken bir gelenek olduğunu kanıtlayabiliriz:

Yazının devamı...

TFF, Avrupa'da rotasyona yasak getirmeli

23 Mayıs 2019

TOTTENHAM’lı Lucas, o son saniye golünü atıp Ajax’ı devre dışı bırakmasa, Süper Lig şampiyonunun Devler Ligi bileti tehlikeye girebilirdi. Dört sezondur özellikle Başakşehir’in Avrupa performansları bizi olağanüstü aşağı çekti. 10’uncu sırada artık rahat değiliz, Hollanda ensemizde... TFF, bir kulübe UEFA lisansı vermek için onlardan, Avrupa kupalarındaki maçlara en güçlü kadrolarıyla çıkacaklarına dair yazılı taahhüt almalı. Bu sene Avrupa kupalarında kazandığımız toplam puan 27 buçuk... Beşiktaş 9,5, Fenerbahçe 8,5, Galatasaray da 8 puanla sezonu kapadılar. Fakat Akhisar 1, Başakşehir de yalnızca yarım puan aldıkları için ortalama 5,5 puanda kaldık ve 2018-19 sıralamasında ancak 17’nci basamağa oturabildik. Hırvatistan, Sırbistan, Çek Cumhuriyeti, hatta Güney Kıbrıs, bu sezonu bizden yukarıda tamamladılar. 

4 SEZONDA SADECE 9,5 PUAN

Bu sezonki düşük performansımız bizim 5 yıllık sıralamadaki yerimizi değiştirmedi, ama hemen altımızda yer alan Hollanda’yla aramızdaki fark yaklaşık 2 puana düştü. Ajax için işler biraz daha yolunda gitse ve Şampiyonlar Ligi kupasını kazansalar, fark 1 puan seviyesine inecekti. UEFA ülkeler sıralamasında ilk 10’da yer alan takımlar, şu anda Devler Ligi’ne direkt ekip gönderebiliyorlar. Ancak 11’incinin şampiyonunun gruplar bileti garanti değil. Bir önceki sezonun Devler Ligi şampiyonunun, kendi liginden direkt bilet almasına bağlı... 4 yıldır Türkiye’yi Avrupa kupalarında temsil eden Başakşehir’in bu 4 sezondaki toplam katkısı yalnızca 9,5 puan. Oysa mesela Osmanlıspor, tek bir sezonda Avrupa Ligi’nde 13,5 puan toplamıştı. Son yıllarda Türk temsilcileri özellikle Avrupa Ligi’nde enteresan bir ciddiyetsizlik sergilediler. Önceliklerinin lig olduğunu açıklayanları ya da Alman Ligi temsilcisinin karşısına yedek ağırlıklı kadroyla çıkanları hayretler içinde seyrettik. Yeni seçilecek TFF yönetimine şöyle bir ricada bulunmak istiyorum: Avrupa kupalarına katılım hakkı kazanan kulüplere lisans vermeden önce niyetleri sorulmalı. Eğer amaçları Avrupa kupalarında başarı değilse, haklarını bir alt sıradaki takıma devretmeliler. Ki yıllar önce UEFA Intertoto Kupası döneminde birçok kulüp bu tarz kararlar alıp, Avrupa’ya gitmemeyi tercih etmişlerdi.

HAFTANIN RAKAMI

HÜCUM faul konusuna defalarca değindim, yazın daha geniş bir analiz de yapacağım. Futbol gitgide basketbola yakınsıyor kesinlikle. Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde en çok kart gören takımın da 29’la Ajax olması sanırım tesadüf değil. Bunların birçoğu hücum faul çünkü.

PROTOKOL GELMELİ

Eğer kulüpler, Avrupa kupalarına katılım haklarını kullanmak istiyorlarsa, TFF’ye yazılı bir taahhüt vermeliler. Aynen Premier Lig’de olduğu gibi... Premier Lig yönetimi, lige katılan 20 kulüpten tüm maçlara en iyi kadrolarıyla çıkacaklarına dair yazılı taahhüt alıyor. Son birkaç yıl içinde Wolves menajeri Mick McCarthy ve Blackpool koçu Ian Holloway, bu kuralı ihlal ettikleri için cezalandırıldılar. Hatta 2017’de bu kuralı daha da sıkılaştırıp lig protokolüne şöyle bir madde eklediler: “Mart’ın 4’üncü haftasından itibaren kulüpler hiçbir maçın esame listesinde, bir önceki lig müsabakasına göre 8’den fazla farklı oyuncuya yer veremezler” Türk futbolu, bazı kulüplerin, başkanların, teknik adamların kişisel hesaplarına terk edilmeyecek kadar değerli. Bir protokolle de bu değeri koruma altına almak şart.

HAFTANIN SORUSU

Yazının devamı...

Pragmatizm kaybetti, oyun kazandı

20 Mayıs 2019

BU sene Şampiyonlar Ligi yarı finalistlerine bakın: Ajax, Tottenham, Liverpool ve Barcelona’nın hiçbiri pragmatik değil, oynatmama odaklı değil. Hepsinin birinci önceliği oynamak. İngiltere’de City, Almanya’da Bayern, Hollanda’da Ajax’ın şampiyonluklarına bakın. Sezonun kaybedenleri Mourinho’ya, Atletico’ya, Juventus’a bakın. Oynayanın kazandığını, faydacılığın yenildiğini görüyoruz hep. Süper Lig’in süper finalinde de kazanan oynayan oldu, oynatmayan değil.

Dünkü maçı iki perdede ele almak lazım: Birinci perde, santrada iki takımın da aynı şekli aldığı, sahaya dengeli dağıldığı andı. Bu perde yaklaşık 10 saniye sürdü(!). Sonra ikinci perde başladı ve oyun kontrolü Galatasaray’a geçti. Sarı-kırmızılılar ısrarla hücum etti, Başakşehir karşıladı. Orta çizgide Marcao-Luyindama geri kazandı, Galatasaray bir daha yerleşti hücuma... Neredeyse bir buçuk saat sürdü bu senaryo. Terim’in takımı hücum planı olarak özellikle iki strateji benimsemişti dünkü maça çıkarken... Birincisi, sağ bek Mariano, sağ iç Belhanda ve sağ açık Feghouli arasındaki seri pas trafiği. Buradan akan oyunda bolca üretim yaptılar, skor bulamadılar. Ama ikinci metot verimliydi kesinlikle. Özellikle Belhanda’nın sağ kanattan kullandığı kornerlerin/frikiklerin neredeyse hepsine Galatasaraylılar vurdular. Marcao’nun iki net pozisyonu var. Luyindama ve Donk fırsatlar yakaladılar, atamadılar. Feghouli ve Onyekuru’nun attıklarıysa Galatasaray’a şampiyonluğu getirdi.

Galatasaray’a ligin ikinci yarısında namağlup 40 puanı getiren unsurların başına sanırım şunu da yazmak lazım: Ligde, kaleciler dışında üç tane 1,90 üstü adamı (Luyindama, Donk ve Diagne’yi) ilk 11’de kullanan tek takım Galatasaray. Bu da havada olağanüstü bir üstünlük getirdi Galatasaray'a.

74’TEKi O SAHNE

74’Te Selçuk’la Belhanda arasındaki frikik tartışması, aslında bu sezon Terim’in işinin ne kadar zor olduğunun bir başka ispatıydı. Geçen hafta Diagne üstelemiş, Sinan küsmüştü; bu hafta gereksiz ısrar eden Selçuk, küsen Belhanda’ydı. Galatasaray’ın bu yılki bol Afrikalı kadrosu, yönetilmesi gerçekten zor bir gruptu ve Terim iyi kalktı bu işin altından.

AVCI, İKİNCİ OLMAYA MAHKUM

Dün 17’nci dakikada Bajic’in golü geliyor. Daha dakika 17... Ama Başakşehir kalecisi Mert, ilk yarının kalan bölümünde aut atışlarının tamamında ağır davranmaya başlıyor. Mert, A milli takımın as kalecisi. Kulübü Başakşehir, ligin çok büyük bölümünde liderdi, bu maça da zirve ortağı olarak girdi. Ve 66 puanlı ligin ko-liderinin A milli kalecisi, daha 17’de vakit geçirmeye başlıyor. Mesele sadece Mert’in vakit geçirmesinden ibaret değil. Başakşehir de golü bulduktan sonra adeta kontak kapatıyor. Golü 17’de buluyorlar ve tam 73 dakika, hatta olası uzatmalarla 80-85 dakika bu skoru koruyacaklarına inanıyorlar. Üstelik beraberlik de rakiplerine yarıyorken. Korkarım ki Abdullah Avcı’nın takımı 1’inci dakikada golü bulsa, 89 dakika korumaya çalışacak! Başakşehir’in 1 Nisan’dan sonraki düşüşünün de temel sebebi buydu zaten. Rotasyonda geç kaldılar, yaşlı ve yıpranmış takımda ısrar ettiler. Bir başka korumacı davranış biçimi bu. Bu sezonun modasıysa bu değil: Maksadı korumak olan, ikinciliğe mahkum bu sene.

Maçın adamı: Belhanda.

Yazının devamı...

Fikstür adaletsizliği 20 yaşında

18 Mayıs 2019

Süper Lig’de 2000-2001 sezonuyla beraber fikstür otomatikleştirildi. 4 büyüklere önden hazır numaralar verildi ve bu yüzden bariz adaletsizlikler oluştu. Son 19 sezonda ilk 4 haftalarda yalnızca 1 kez İstanbul derbisi oynandı Süper Lig’de. Yine 21’inci yüzyılda (yani otomatik fikstür yüzyılında) tam 14’üncü kez 33’üncü haftada bir büyük maç oynanıyor! Fikstürün puan tablosu üzerindeki bir başka bariz etkisiyse “serbest fikstür” konusu. Eğer bu yıl da küme düşenlerden biri Göztepe olursa, son 10 yılda tam beşinci kez serbest fikstür sahibi ekip lige veda etmiş olacak.

ENTERESAN ETKİ

Fikstürün puan tablosu üzerindeki enteresan etkisini ilk kez 2010’da kaleme almıştım, zira sezonu serbest fikstürle oynayan Konyaspor (2009) ve Denizlispor (2010) peş peşe küme düşmüşlerdi. Sonra birkaç defa daha bu adaletsizlikten yakındım, durum değişmedi, hatta adaletsizlik derinleşti. Konya’yla Denizli’den sonra Mersin ve Sivas da serbest fikstür sezonlarında küme düştüler. Son 2 sezondur serbest fikstürle oynayan Göztepe de, şu sıralar kümede kalma savaşında. Serbest fikstürün bir başka garip sonucu da son 7 sezonda 5 kez, Beşiktaş’ın çift deplasmana gittiği takımlardan birinin küme düşmesi! Bu sütunu ilk kez okuyanlar için konuyu özetleyeyim: Fikstür çekimi dediğimiz şey, aslında 18 takıma birer numara verilmesinden ve onların zaten hazır olan tabloda yerlerini almalarından ibaret. Mesela bu sezon başında  Galatasaray’a 2, Beşiktaş’a 9, Fenerbahçe’ye 15 numaralar önden verildi. Bu numaralar, sezon boyunca fikstürde kimi takip edeceğinizi belirliyor. Bu sezon fikstürde Galatasaray Ankaragücü’nü, Beşiktaş Konya’yı, Fenerbahçe Malatya’yı izliyorlar. Yalnız tamamen matematiksel sebeplerle 1 takım, bu algoritmanın dışında kalıyor. Hiçbir takımı takip etmiyor, hiçbiri tarafından da takip edilmiyor. 17 numaralı topu çeken bu takımın fikstürü serbest.

ÖNEMLİ DEZAVANTAJ

Serbest fikstürü çekmeninse şöyle bir dezavantajı var: Ligin ikinci yarısında 6 ya da 7 kez, bir önceki maçını evinde oynamış takımın iç sahada ikinci rakibi oluyor. Morallenen ya da seri yakalayan takımla oynuyor genelde. Bu yılın serbest fikstür sahibi Göztepe, ligin ikinci yarısında F.Bahçe, Kayseri, Konya, Beşiktaş, Rize ve Başakşehir’in içeride ikinci maçını oynadığı rakip oldu. Bu 6 maçtan 4 puan çıkarabildi. Kümede kalma savaşı veriyorlar haliyle. Eğer serbest fikstür gerçekten inandırıcı bir kurayla her yıl rastgele bir takıma isabet etseydi, ben de bu yazıları yazmayacaktım muhtemelen. Ancak serbest fikstürün denk geldiği takımlar hiç öyle tesadüfi gibi gözükmüyor: 2014’te lige yeni çıkan Mersin’e, 2015’te bir önceki sezonun 15’incisi Sivas’a, 2016’da yine önceki sezonun 15’incisi Kayseri’ye, 2017’de ligin yeni ekibi Göztepe’ye denk geliyor(!) serbest fikstür. Bu yıl da, tarihte ilk defa 2 sezon üst üste serbest fikstürü oynayan Göztepe oluyor talihsiz ekip.

BİR GARİP TESADÜF DE AKHiSARSPOR’A 

Mevcut fikstür algoritmasına göre her takım sezonda bir kez 2 maç üst üste içeride, bir kez de peş peşe dışarıda maç oynuyor. Tamamen matematiksel sebeplerle... Okur dostumuz Barışmert Günal da bu konuda çok garip bir detay yakalamış: Bu sezon  Akhisar’ın da düşmesiyle, son 7 sezonda 5’inci kez Beşiktaş’ın çift deplasman oynadığı takımlardan biri küme düşüyor: Akhisar (2019), Rize (2017), Sivas (2016), Antalya (2014), Mersin (2013). Bu durumla ilgili bir bilimsel açıklamanız varsa bana yazın lütfen. 

HAFTANIN AYIBI

Yazının devamı...

Kupa gelirse Visca eve götürülebilir

13 Mayıs 2019

Başakşehir’in 4 haftada 10 puan kaybettiği süreçte beni en çok şaşırtan detay, kötü futbola ve hissiz görüntüye rağmen, Abdullah Avcı’nın isyan etmeyen oyuncu grubunda ısrarıydı. Özellikle Göztepe karşısındaki korkunç performanstan sonra Sivas’a da hemen hemen aynı 11’in çıkması Einstein’ın meşhur sözünü hatırlattı bana: Hani, aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemenin, dahilikle ilgisi olmadığını anlatan söz(!)

Avcı, Ankaragücü önünde nihayet farklı bir şeyler denedi, 5 as oyuncusunu kenarda oturtarak takımı temize çekti. Ama yine olmadı; Soner, Jojic, Gökhan gibi klasik yedekler çok sıradanlardı aynen aslar gibi. Onun da sebebi şu: Sen iki sene üst üste Türkiye Kupası’na Giresun ve Hatay gibi rakiplere elenerek erken veda edersen, yedeklerini sıcak tutacak fırsatı da bulamazsın.

Hemen her şeyin yanlış gittiği günün tek doğrusu yine Visca’ydı sanırım. Emre oyuna girdikten sonra Boşnak süperstar da vites yükseltti ve maçı aldı yine tek başına. Eğer Başakşehir şampiyon olursa ve Visca o kupayı eve götürmek isterse itiraz edemeyebilirsiniz bence!

Yazının devamı...

Süper Lig'de ekstra bir 35'inci hafta yaşar mıyız?

11 Mayıs 2019

Premier Lig’de puan eşitliğinde yalnızca genel averaja bakıldığı için, Liverpool’la City’nin bir play-off maçı oynama olasılıkları çok zayıf da olsa hâlâ var. Yarın Liverpool Wolves’la 4-4 berabere kalır, City Brighton’a 4-0 kaybederse; şampiyonu bir ekstra playoff maçı belirleyecek...

Süper Lig’de de ikili averajda deplasman golü avantajı olmadığı için, yani aralarındaki maçlar 1-1 ve 0-0 biten iki ekip denk kabul edildiği için hâlâ ekstra play-off ihtimalleri canlı. Özellikle Trabzonspor’la Beşiktaş arasında ekstra bir 35’inci hafta maçı oynanması olasılığı var. Premier Lig statüsünde iki takımın sıralamasını belirlemek için önce puan, sonra genel averaj, sonra da atılan gol sayısına bakılıyor. Eğer tüm bu kriterler eşitse iki (veya daha fazla) takımın pozisyonunu, sezonun bitiminde oynanacak play-off maçı (ya da maçları) belirliyor. Tabii ki puanı, averajı ve gol sayısı eşit olan takımlar şampiyonluk, Avrupa kupaları ya da kümede kalma yarışı veriyorlarsa oynanıyor bu play-off maçları...

Premier Lig’in 26 yıllık tarihinde henüz bir play-off maçına ihtiyaç duyulmamış. Ancak 1995-96 sezonunun 36’ncı haftasının sonunda Manchester United’la Newcastle arasında 2 puan, 2 averaj ve 1 gol fark olunca play-off umudu ayyuka çıkmış. Olası play-off maçının tarihi ve yeri belirlenmiş, bilet bile bastırılmış! Ama sezon sonunda bu ihtiyaç oluşmamış. Süper Lig’deyse statü biraz daha zorlu. İki takımı sıralamak için önce puana, sonra ikili averaja, sonra genel averaja, sonra atılan gol sayısına, en son olarak da hükmen mağlubiyet sayısına bakıyoruz. Ancak Süper Lig statüsü, birçok global örnekten farklı olarak, ikili averajda gol eşitliği olduğunda, deplasman golü sayısına bakmıyor. Yani iki takım arasındaki maçlar 0-0’la 3-3 veya 1-0’la 3-4 bittiyse, eşit kabul ediliyorlar.

Bu yüzden de hâlâ Süper Lig’de birçok takımın sıralama için play-off’a ihtiyaç duyma ihtimalleri canlı. Örneğin Beşiktaş’la Başakşehir arasındaki maçlar 1-0 ve 1-2 bittiği için bu iki kulüp ikili averajda dengeliler. Galatasaray-Başakşehir ve Trabzonspor-Beşiktaş maçları da herhangi bir sonuçla berabere biterse bu kulüpler ikili averajda dengede olacaklar. Geçtiğimiz hafta Galatasaray, Beşiktaş’ı 2-0 değil 1-0 yense (yani Fernando’nun golü gelmese) onlar da eşit olacaklardı. Çok çok zayıf ihtimaller olsa da, hâlâ Galatasaray-Başakşehir ve Beşiktaş-Başakşehir arasında şampiyonu (veya lig ikincisini) belirlemek için bir ekstra play-off maçına ihtiyaç duyulma durumu var. Ekstra play-off maçına gerek olması için, kalan haftalarda Galatasaray’ın Rize ve Sivas’ı 1-0 yenmesi; Başakşehir’in, Ankaragücü ve Alanya’yı mucizevi bir şekilde toplam 21-11’lik sonuçlarla mağlup etmesi, iki takım arasındaki 33’üncü hafta maçının da berabere bitmesi icap ediyor. Özellikle Başakşehir’in 2 maçta 21 gol atması mucize olur elbette. Ancak Beşiktaş’la Trabzonspor’un sıralaması için play-off’a ihtiyaç duyulması durumu daha olası.

EN OLASI PLAY-OFF: BEŞİKTAŞ-TRABZONSPOR

Kalan haftalarda Beşiktaş, Trabzonspor’la berabere kalır, Kasımpaşa’yı 1-0 yener, Alanya’ya 1-0 yenilirse; Trabzon’sa kalan 2 maçını 5-0 ve 5-1’lik skorlarla kazanırsa mucize gerçekleşiyor. İki ekibin puanı, gol averajı, ikili averajı ve attıkları gol sayısı eşitleniyor. Bu durumda (muhtemelen lig üçüncüsünü) iki ekip arasında oynanacak bir ekstra play-off maçı belirler.

HAFTANIN TAKIMI

Kadrosunda okulda halen çalışan 5 beden eğitimi öğretmeni, iki aktif, iki de mezun öğrencisi bulunan Modafen Futbol Kulübü, geçen hafta 1877 Alemdağspor’u 1-0 mağlup ederek 3. Lig’e yükselmeyi başardı. Modafen, Türkiye’de profesyonel liglerde mücadele eden ilk okul takımı olacak.

Yazının devamı...

Bir penaltıyı 10 kişi birlikte atarsa ne olur?

9 Mayıs 2019

Penaltı atışları için rahatlıkla şunu söyleyebiliriz sanırım: FIFA Kural Kitabı artık sadece kâğıt üzerinde var. Yeni patron VAR protokolü. Ancak belli durumlarda ne yapılacağı konusunda hala büyük bir kargaşa mevcut.

BİR penaltı atışı yapılıyor. Hücumcu takımdan 9, savunmacı taraftan da 1 oyuncu ceza alanına dalıyor, ceza sahası ana baba günü! Bu arada top da ağlara gidiyor. Artık Dünya üzerinde hiçbir hakem penaltı sırasındaki ceza alanı ihlallerini fark etse bile sesini çıkarmıyor, çünkü VAR görevdeyken risk almanın anlamı yok. VAR, penaltıyı izliyor ve golü veriyor. Zira protokol ona, ancak penaltı kaçarsa ve ceza alanına giren futbolcular dönen topta aktif olurlarsa bir müdahalede bulunmasını söylüyor. Garip ama gerçek. Penaltı atışları için rahatlıkla şunu söyleyebiliriz sanırım: FIFA Kural Kitabı artık sadece kâğıt üzerinde var. Yeni patron VAR protokolü.

VAR öncesi dönemde, ya da şu anda VAR kullanılmayan İngiltere Premier Lig gibi turnuvalarda penaltı atışlarında tek yetki hakemde. Penaltı atılıyor, hakem eğer her iki takımdan oyuncuların ceza alanı ihlali yaptığını tespit ederse atışı tekrarlatıyor. Tek taraflı bir ihlal varsa, bu kez avantajlı tarafı mağdur etmeyecek şekilde veriyor kararını. Mesela atış ağlara gitmiş ve bu sırada savunma oyuncusu bir ihlal yapmışsa görmezden geliniyor ve gol veriliyor.

REALİTE ÇOK FARKLI

VAR’ın aktif olduğu liglerde de kâğıt üzerinde aynı kural kitabı geçerli elbette. Ama realite kesinlikle bu şekilde değil. Zira hakem, kulaklığında bir de VAR varken ceza sahası ihlalleri konusunda doğal olarak topa girmiyor, risk almıyor. VAR masasına da penaltı konusunda sadece şu durumlarda oyuna müdahil olması söylenmiş:

1- YANLIŞ verilen penaltı kararı

2- VERİLMEYEN penaltı kararı

3- İHLALİN ceza alanı dışında ya da içinde olması belirsizliği

Yazının devamı...

Şenol Güneş, Ümraniye’den mağlup gelmiş

6 Mayıs 2019

Avrupa’nın top 10 liginde Mayıs’a üçlü şampiyonluk yarışıyla giren tek turnuva bizimkisi. Kalitemiz tartışılır ancak olağanüstü rekabetçi bir sezon yaşıyoruz. Üstelik bu üçlü yarışın içindeki iki takım ligin 31’inci haftasında karşı karşıya gelince, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da dünün en ilgi çekici maçı buydu belki de. 

Ancak maçın büyüklüğü sanırım Şenol Güneş’i de fena halde etkilemiş. Beşiktaş, bu maça gelirken ligin ikinci yarısının en çok puan toplayan, en çok galip gelen, açık ara en fazla gol atan takımıydı. Ritmi Galatasaray’dan bir tık yüksekti, formda oyuncu sayısı açısından da ezeli rakibinin önündeydi. Ancak Şenol Güneş’in sahaya çıkardığı 11 ve oyun anlayışı, bu gerçeklerle örtüşmüyordu bence. Güneş belli ki Rize ve Ankaragücü karşısında yaşadığı 30-40 dakikalık kâbuslardan çok etkilenmiş. Bunları gözünde fena halde büyütüp, Galatasaray maçına bu korkular ışığında bir 11 yapmış.

İzleyemeyenler için özetleyeyim: Beşiktaş Rize’yi 7-2 yendi ama özellikle 25-65 arası rakibinin hızlı çıkışlarına engel olamadı. Rize’de dakikalar 65’i gösterdiğinde ev sahibi ekip şut departmanında 16-6 öndeydi. Benzer bir tablo Ankaragücü önünde de yaşandı, Beşiktaş golü bulduktan sonraki yarım saatte çok fazla pozisyon fırsatı tanıdı rakibine. Şenol Güneş de belli ki, Rize ve Ankaragücü’nü farklı yenmelerine rağmen yaşanan o defansif arızalara fazla takılmış. Galatasaray’a karşı korkunç bir tercihle, üç defansif orta saha ile çıktı sahaya.

Güneş’in bu 11 tercihinin neden olduğu birden fazla arıza hissedildi siyah-beyazlılar cephesinde: Orta sahadaki o kaliteli pas trafiğini 45 dakika boyunca hiç yakalayamadılar. Ljajic solda adeta kayboldu, tribünlerden sahaya atılan o renkli kağıtların içinde gezinerek geçirdi 45 dakikayı. İlk 40’ta Ljajic’in topla buluşma sayısı sadece 4’tü! Ljajic yok olunca Beşiktaş ofansı da son derece sıradanlaştı. Burak son bir aydaki gibi beslenemedi, aşırı agresif davranışlar ve 4 faulle tamamladı ilk yarıyı.

Maça başlayan 11 ne kadar büyük bir hayal kırıklığı ise, 46’da sahaya çıkan takım bir başka büyük fiyaskoydu bence Şenol Güneş adına. Necip’i sol beke, Caner’i sol öne alarak denenen, bir palyatif teselliydi sadece. Kalıcı sonuç vermesi imkansızdı. Oysa Telekom Stadı’na galibiyet hedefiyle gelen Beşiktaş’ın ikinci yarıya çıkarken hem oyun, hem oyuncu değişikliği yapması şarttı. Necip yanlışından dönülüp, bir kenar oyuncusuyla klasik 4-2-3-1’le girilmeliydi ikinci yarıya. Olmadı... Şenol Güneş bu maçı Seyrantepe’de değil, Ümraniye’de bu ilk 11 kararını verdiğinde kaybetmişti bence.

Büyük maç ustası Fatih Terim’i de bir kader gününden daha zaferle çıktığı için tebrik etmek gerek elbette. Büyük bir maça çıkıyorum diye fantastik bir kadro tercihi yapıp rakibini şaşırtmaya kalkmadı. Zaten bu tarz büyük maçlarda yapılan “rakibi şaşırtma” denemeleri genelde kendi takımınızın şaşırması olarak döner size. Terim, ligin ikinci yarısında 13 maçlık namağlup seriyi yapan taktiği ve oyuncularıyla, daha önce Antalya’ya-Malatya’ya karşı ne oynuyorsa, onu uygulamak için çıktı Telekom Stadı’na. Bu cesur düşüncesinin karşılığını da aldı kesinlikle.

Maçın yıldızı Fernando’ydu ama Diagne’nin de Galatasaray’a geldiğinden beri en canlı oyununu oynadığını not etmek gerek. Sağ açık Feghouli-sağ iç Belhanda bağlantısı, galibiyetin bir başka anahtarıydı. Sırası geldiğinde görevini yapan Muslera’yı da, 24 yaş ortalamalı Marcao-Luyindama ikilisini de, 30’dan sonra oyuna ekstra enerji enjekte eden Onyekuru’yu da ekleyebiliriz rahatlıkla kürsüye.      

******

Yazının devamı...