Uğur Meleke

Hükmen yenilgi son çare değil, 2 önerim var!

21 Kasım 2020
Almanlar, hafta içi Avrupa kupaları, hafta sonu da lig maçı olan yoğun haftalara “Englische Woche (İngiliz haftası)” derler.

2020-21 sezonu hem pandemi nedeniyle geç başlayıp, hem de sonunda Avrupa Şampiyonası yapılacağından erken biteceği için futbol tarihinin belki de en sıkışık takvimi olunca, çok güzel bir isim koymuşlar bu yıla: İngiliz sezonu... Üstelik bu sezona bu ismi koyan Almanlar’ın ligi yalnızca 34 hafta. Diğer büyük ligler gibi 38 yada bizim gibi 42 hafta değil yani!

İNGİLİZ SEZONUNU ÖNGÖREMEMEK!

Ancak bizim TFF, 2020-21’in bir “İngiliz sezonu” olacağını en baştan öngörememiş olmalı ki(!), ligi belki de en olmayacak sezonda 21 takıma çıkarma kararı aldı. Bu da daha Kasım ayında bir kaosun içine itti ülke futbolunu. Süper Lig’de halen 45 futbolcu Covid-19 ile savaşıyor, ertelenen maçlar var, önümüzde halen uzun da bir kış olduğu için daha kötü bir senaryo bizi bekliyor belki de. Bu senaryoya karşı TFF’nin öngördüğü çözüm de, aynen sezon başında olduğu gibi hastalık yokmuşçasına alınan bir karar: “Eğer bir takım 14 oyuncuyu sahaya çıkaramıyorsa, hükmen mağlubiyetten başka çaremiz yok. Zira takvimde erteleme maçı oynatacak yerimiz yok.”

ERTELEME MAÇI İÇİN TAKVİMDE YER VAR

Öncelikle “Takvimde erteleme maçı oynatacak yer yok” argümanının doğru olmadığını söylemem gerek. Zira Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi eleme turları haftalarını pekâlâ erteleme maçları için değerlendirebiliriz. Başakşehir ve Sivasspor’un gruplarından terfi etmeleri halinde elbette onların durumu farklı..

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJuNnlCWHFtViIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

4 ÇARŞAMBA BOŞ

Ancak kalan ekipler için halen 17 Şubat, 24 Şubat, 10 Mart ve 14 Nisan Çarşamba müsait görünüyor. Aslında 5 Mayıs Çarşamba da boş ama o tarihte ZTK finali oynatacaklarını zannediyorum.

Yazının Devamını Oku

Dibe vurmamızın 5 büyük nedeni

20 Kasım 2020
Milli aralarda 12 günde 3 maç yapmak bize göre değil, kaldıramıyoruz. Milli takımın kadro istikrarı bozuldu, ideal 11’in nasıl olduğunu kimse bilmiyor. Rakip analizi, antrenmanlar ve ciddiyet konusunda da sıkıntılar var.

Evet, Uluslar Ligi’nde küme düşmek dünyanın sonu değil. Zaten pandemi sürecinde UEFA’nın bu Uluslar Ligi’ni kutsal bir turnuvaymışçasına korumasını da anlamsız buluyorum. Ancak bizim meselemiz küme düşmek değil. Gerilemek... Hem oyun, hem mantalite, hem de sonuç anlamında geriye gitmek. Ve Dünya Kupası elemelerine beş, EURO 2020’ye sekiz ay kala çok kötü sinyaller veriyor olmamız.

1- Hazırlık maçları zarar verdi

Her milli maç arasında pazartesiden cumaya zaten kabaca 12 boş günü var futbolcuların. Ve enteresandır bu 12 güne herkes ısrarla 3 maç sığdırmaya çalışıyor. Almanya, İspanya, Fransa gibi ülkelerin gerçekten geniş bir oyuncu havuzları var ve bu üç müsabakalık fikstürü kaldırabilirler. Ancak biz kaldıramıyoruz. Almanya ve Hırvatistan maçlarından biz bir şey kazanmadık, aksine kaybettik. Zaten büyük baskılar altında oynadığı kulübünden ulusal takıma katılan sporcuyu çarşamba-pazar-çarşamba şeklinde 8 günde 3 maç yaptırmak bizim için doz aşırı. Zaten dikkat ederseniz bu 3 maçlık sürece genelde büyük umutlarla giriyoruz. İlk maç sonunda manşetler “Biz bitti demeden bitmez” filan tadında oluyor. İkinci müsabakalarda fena olmayan sonuçlar alıyoruz. Üçüncü müsabakalarda çakılıyoruz.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJ1SGNUcW1HayIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

2- Kadro istikrarsızlığı

Süper bir EURO 2020 eleme grubu süreci geçirdik. Sadece iki maçta gol yedik ve ciddi bir kadro istikrarı yakaladık. Ancak ne olduysa pandemiden sonra oldu ve tekrar eski alışkanlıklara döndük. Şu anda yine milli takımın ideal 11’ini ve ideal dizilişini tam olarak bilemediğimiz bir döneme giriyoruz üzülerek. Macaristan maçı esame listesi elimize ulaştığında bir saat boyunca dizilişimizin ne olduğunu bulmaya çalıştık: Acaba İrfan Can mı sol açık oynayacaktı? Çift santrfor mu çıkıyorduk? Hakan kanatta mı, merkezde miydi? Saat 22.45 oldu, maç başladı ve acı gerçekle karşılaştık. Milli takım daha önce hiç oynamadığı bir 4-1-2-1-2 ile (yani karo orta sahalı, kanatsız 4-4-2 ile) sahadaydı. Yılın en kritik maçına çıkıyorsun, bir galibiyetle bütün toz dumanı temizleme ve mükemmel bir ruh haline geçme fırsatın var. Ama sezonun en önemli müsabakasına daha önce hiç denemediğin, maceracı bir dizilişle çıkıyorsun. Akıl almaz...

3- Rakip analizi sağlıklı yapılmıyor

Uluslar Ligi B3 grubunun yüksek bütçeli iki devi Sırbistan ve Türkiye idi. Averajla kümede kalma savaşı verdiler. Düşük bütçeli iki mütevazı kadro Rusya ve Macaristan’sa taktik dersi okuttular bize! Rusya bize karşı ilk maçta Dzyuba’yı derinde oyun kurucu gibi kullandı. Çare bulamadık. Cherchesov’un elinde ikinci maçta Artem Dzyuba yoktu, bu kez savunmamıza önde baskı yaptı. Yine çaresiz kaldık! 11’e 11’ken bizi zor durumlara düşürdüler. 11’e 10’ken bile maçı çevirebilecek fırsatları yakaladılar. Altı maç boyunca oynadığımız her rakibi hayatımızda ilk kez izliyor gibiydik sanki!

Yazının Devamını Oku

Antrenör farkı

19 Kasım 2020
Grubun kaderini kadro kaliteleri değil, teknik adamlar belirledi.

UEFA Uluslar Ligi B3 grubunun sanırım en çarpıcı manşeti şu: Grubun en yüksek bütçeli iki ülkesi Sırbistan ve Türkiye son dakikalara kümede kalma yarışıyla girerken; en mütevazı ekibi Macaristan, A Ligi biletini kaptı. Grupta oynanan 12 maçta kaderi kadro kaliteleri değil taktik savaş, çoğunlukla da antrenör farkı belirledi. Bu grubun kazananı Macaristan’ın koçu Marco Rossi... Peki biz neden bu grubun kazananı değiliz, hatta kaybedeniyiz, bolca düşünmemiz gerekiyor sanırım üzerinde...

77 GÜN ÖNCE DE AYNIYDI

Bundan iki buçuk ay önce Sivas’ta Macarlar’a yenildiğimiz maçın sonunda “Orta sahada kaybettik” olarak atmışım manşeti... O maçın üzerinden 77 gün geçmiş, netice yine aynı olmuş: Maçı yine orta sahada kaybettik dün gece. Yılın bizim için en kritik maçına daha önce hiç denemediğimiz, üzerimize hiç uymayan bir garip 4-1-2-1-2 dizilişiyle çıktık. Savunmanın önünde Mahmut, onun önünde Ozan-Irfan ikilisi... Hakan on numara rolünde... Cenk ve Kenan da çift santrfor olarak başladılar maça... Orta sahamız kalabalık görünümlü bir yol geçen hanıydı maalesef! Zira oyuncularımız bu dizilişe alışık değillerdi, bir görev kargaşası yaşandı ve ne Ozan Ozan gibi oynayabildi, ne de Hakan Hakan gibi...

ŞAŞKIN DiZiLiŞ

Yine de şanslıydık, soyunma odasına golsüz gidildi. 46’da kenarda iki adam olacağına, Şenol Güneş’in herkesin yerli yerinde olduğu yeni bir oyun ve oyuncu grubuyla maça bir ‘reset atacağına’ emindim doğrusu. Maalesef yanılmışım. Devre arası diğer maçın sonucunu öğrenen iki teknik ekipten doğru hamleleri yapanlar yine Macarlar’dı. Onlara beraberlik yettiği için oyuna Cseri ve Varga gibi iki koşucu soktular, Şenol Güneş’se aynı futbolcu grubu ve aynı şaşkın dizilişle döndürdü takımını sahaya. Kaybetmemiz kaçınılmazdı. Sonuna kadar hak edilmiş bir yenilgiyle ayrıldık Puskas Arena’dan. Dünya Kupası elemelerine yaklaşık beş, Avrupa Şampiyonası’na kadar da sekiz ay süremiz var. Umarım Şenol Hoca bu süreçte bu takımın ne oynayacağını bulabilir de, bir daha bir maçın 85’inci dakikasında hâlâ kağıda bir şeyler çizerken görmeyiz onu.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJ3SzFqbmJsQyIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Misli.com'a üye ol, sanal oyun kuponu yap, 10 TL kazan! Sadece Misli'de, hemen üye ol...

Yazının Devamını Oku

‘Biz bitti demeden bitmez’ saçmalığı

16 Kasım 2020
Bu slogandan acilen kurtulmamız lazım.

Bu galibiyete fena halde ihtiyacımız vardı. İhtiyacımızın tek sebebi de Uluslar Ligi’ndeki pozisyonumuz değildi üstelik. Belki en az bunun kadar önemli olan bir başka gerekçe de, milli takımın kazanma alışkanlığını yitirmeye başlamasıydı. 17 Kasım 2019’dan beri, yani tam 364 gündür maç kazanamıyorduk. “Biz bitti demeden bitmez” filan gibi artık kabak tadı veren aforizmalarla geriye düşmeyi de alışkanlık haline getirdik maalesef. Dün de bu berbat alışkanlığımız sürdü, yine geriye düştük. Bence bu slogandan acilen kurtulup, aynen EURO 2020 eleme grubunda olduğu gibi zor gol yediğimiz günlere dönmeliyiz artık.

ANTRENÖR FARKI

Rusya bu grubun lideri olabilir, ama asla en kaliteli takımı değil. Hele Dzyuba’sız Rusya, aslında oldukça sıradan. Dün sahaya çıkan 11’lerinin toplam değeri 74 milyon Euro iken, bizimki 140 milyon Euro seviyesindeydi. Onların beş büyük ligde sadece iki sporcuları var, bizimse ilk 11’imizin yedisi ‘top 5 lig’ oyuncuları. Durum böyleyken, Cherchesov’un bize karşı hemen her maçta antrenör farkı yaratması, taktiksel ekstralar ortaya koyması gerçekten takdire değer. Bir önceki maçta Dzyuba’yı derinde oyun kurucu gibi kullanmış, ona atılan uzun toplar üzerinden
ataklar yaratmışlardı. Bu kez de önde baskı yaptılar ve savunmamızı sıkça hataya zorladılar. İlk gol öyle geldi. İkinci devrede 10’a 11 oynarken bile presle top kazanıp pozisyon yarattılar. Ulusal takımımızın geriden çıkışlar konusundaki zaafını yüzümüze çarptı Cherchesov dün.

ÜÇLÜ SAVUNMAYI DENEMELİYİZ

Tabii Ki geriden topla çıkma işi sadece bireylerle değil, kurguyla ilgili bir mesele. Biz topu eveleyip-geveleyip Mert’e dönüyoruz sürekli. Evet, Mert topu iyi kullanan bir kaleci ama o da bazen realist oyun sınırlarını zorluyor ve fırsat veriyoruz rakiplere. Dün geriden çık(amay)ışlarımızı izlerken aklıma şöyle bir soru takıldı: Acaba bizim milli takım zaman zaman da olsa üçlü savunma oynayamaz mı? Çok sayıda iyi stoperimiz var; Merih, Çağlar, Ozan, Kaan ve iki Mert’le havuzumuz geniş. Çağlar’lı Leicester üçlü savunma oynuyor ve Premier Lig’de lider. Ozan’lı Schalke üçlü oynuyor, Kaan’lı-Mert’li Sassuolo da üçlüye döndü. Merih de Juventus’un Verona ve Crotone maçlarında üçlü savunmada sol stoper rolündeydi. Koşullar bu kadar uygunken, oyuncularımız bu duruma bu kadar alışıkken acaba üçlü savunma denenebilir mi? Üçlü kurgu, geriden çıkma becerimizi artırır mı? Tabii ki Şenol Güneş’in vereceği bir karar bu. Ama sanki denemeye değer gibi.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI1YlVnU2s0bCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Sivas’ta 60 dakika gezi 30 dakika kâbus

9 Kasım 2020
Arda-Belhanda-Emre üçlüsü sürekli yer değiştirerek iyi bir 1 saat oynadılar.

Galatasaray’ın dün ilk 11 başlayan deneyimli, kaliteli ama enerji dozajı düşük ön tarafının rahat edebilmesi için ilk 1 saat boyunca tüm koşullar uygundu Sivas’ta. Arda, Feghouli, Belhanda, Emre ve Babel sürekli yer değiştirdiler, çok rahat paslaştılar, hemen hemen hiç yakın temasa girmeyen, adeta refakatçi bir savunma vardı karşılarında o bölümde. Galatasaray’ın dünkü 11’i, kaliteli bir 11... Ancak düşük enerji
seviyeleri ya da maç içi süreklilik sorunları nedeniyle genelde maça başlamak için değil, bitirmek için kullanacağınız bir 11 bu. Doğrusu esame listelerini görünce Terim’in riskli bir takım çıkardığını, ilk yarıda sert bir Sivasspor’la karşılaşırsa devre arası 2-3 değişikliğe mecbur kalabileceğini düşünmüştüm. Fena halde yanılmışım. Galatasaray takımı 60-65 dakika boyunca adeta Sivas’ta bir akşam gezintisi rahatlığındaydı dün. Çok rahat pas serileri yakaladılar, dilediklerinde vites artırıp, dilediklerinde düşürdüler. Bu tek taraflı bir saati birkaç gerekçeyle açıklayabiliriz sanırım:

1- Bu sezon Galatasaray’a karşı önde baskı yapan takımlar, özellikle de Marcao’yu zorlayanlar sonuç aldı. Dün Sivas hemen hemen hiç önde baskıya gelmedi. Galatasaray’ı siz birinci bölgenize kadar beklerseniz, Galatasaray’ın kaliteli ileri beşlisi zaten orada size fatura kesebilecek düzeyde. 

2- Terim’in bir süredir otomatik forma vermediği deneyimliler yer değiştirerek iyi bir 1 saat oynadılar. Arda-Belhanda-Emre gibilerin sık sık yer değiştirmesi, alanını bekleyen ve öne çıkmayan Sivas savunmasının dengesini bozdu. 

3- Beklendiği gibi bu tecrübeli ama yorgun grubun pili bir saatin sonunda tükendi. Çalımbay sahaya peş peşe müdahalelerle takımına bir elektroşok uygularken, Fatih Terim değişikliklerde çok geç kaldı. Terim’in 60-65’te yapması gereken değişiklikler 80’e kadar bekleyince, o bölümde Sivas maçı çevirecek kadar pozisyon buldu zaten. O 20-25 dakikalık süreçte de Galatasaray’ın şansı, Okan’ın üstün performansıydı kesinlikle.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJxS0NoV3dsWCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Erol Bulut'un listesi kaybetti

8 Kasım 2020
Sanki Bulut’un hazır bir listesi var ve o sıraya göre oyuncu değiştiriyor.

Konyaspor, tipik bir İsmail Kartal takımı: Bir kuş sürüsü nizamında hareket ediyorlar, asla şemalarını-duruşlarını bozmuyorlar. Zaten ilk 7 haftada rakiplerine verdikleri sadece 7 net fırsatla bu alanda liderlerdi. Ayrıca 540 dakikada akan oyunda yalnızca 2 gol yemişti Konya ekibi. Yani Antalya’yı çözdüğünüz gibi çözmenizin kolay olmayacağı bir rakipti Konya. Böyle bir organizasyona karşı mücadele ediyorsanız, ya oyun ya da oyuncu anlamında şaşırtmanız lazım rakibinizi. Mesela geçtiğimiz hafta Gökhan-Samatta’nın taç organizasyonlarından pozisyonlar üretmişti Fenerbahçe. Dün yapamadılar bunu. Benzer şekilde Caner-Gökhan kornerleri için de hazırlıklıydı İsmail Kartal’ın talebeleri. Bugüne kadar attığı 12 golün 7’sini duran toplardan bulan Fenerbahçe, o departmanda kilitlenince akan oyunda farklılık yaratması şarttı dün. 

Dün akan oyunda fark yaratmak, ya hafta içi değişik varyasyonlar çalışmışsanız, ya da bir-iki özel oyuncunuz şapkadan tavşan çıkarırsa mümkün olabilirdi. Oyun seti anlamında bir yenilik göremedim ben. Gökhan-Caner’in kanat bindirmeleri, Ozan’ın dripling denemeleri, Altay’dan Samatta’ya uzun toplar... Hemen her şey aynıydı. Mesela bu kadar kapalı bir savunmaya karşı uzaktan şutlar denenebilirdi. Denenmedi... Şapkadan tavşan çıkarabilecek oyuncuların da durgun olduğu bir akşamdı bu: Thiam solda mutsuz gibi. Valencia’nın pili erken bitiyor.

ADEMI GEÇ ALINDI

Pelkas ekstra işler yapmaya yatkın, ancak o da iki haftadır iyi oynarken oyundan alınıyor. Samatta’nın da aslında iki haftadır ikinci santrfor oyuna girince etkinliği artıyor. Ama Erol Bulut onu da iyi oynarken çıkardı yine. Belki 2 metrelik Ademi, böyle kapalı savunmalara karşı daha erken oyuna alınabilir. Samatta-Ademi daha uzun süre denenebilir. Ama Erol Bulut’un sanki hazır bir listesi var ve o listeye göre sırasıyla oyuncu değiştiriyor gibi! Bulut’un bence hafta içinde bolca üzerine düşünmesi ve çalışması gereken bir yenilgi bu.

VALENCIA-THIAM YEtERSiZ

Legends Cup’taki Antalyaspor karşılaşmasınra hat-trick yapan Thiam, belki de o akşamın, hayatının en güzel günlerinden biri olduğunu düşünmüştü. Ama o hat-trick, adeta kâbusu oldu Thiam’ın. Santrfor oynayabileceği unutuldu, sadece sol açık alternatifi olarak düşünülüyor. Ekvadorlu yıldız Enner Valencia’nın da enerjisi maçın bütününe yetmiyor. İki kanatta da sorunluydu dün Fenerbahçe.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI4TG9YT2pHUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

MHK KENDi VAR PROTOKOLÜNÜ YARATMIŞ

Yazının Devamını Oku

İlk görev tamam

6 Kasım 2020
Türk futbolunda 21’inci yüzyılın kara sezonunu yaşıyorduk. Ta ki 4 Kasım’a kadar... Ben Türk futbolunun Avrupa’da bu sezonu bu çarşamba akşamı açtığını kabul ediyorum.

Önceki gün Başakşehir tarihi bir galibiyet aldı. Dün de Sivas gerekeni yaptı. Gerektiği kadar savaştı, gerektiği kadar gol attı. İlk görevi tamamlamış oldu onlar da.

Sivas’ın iki sezondur ezberlenmiş bir stili var. Bu tarz maçlarda disiplinle onu oynuyorlar. Topu istemiyorlar, fırsatı istiyorlar. Villarreal’e karşı %32, Maccabi önünde %41 topla oynamışlardı.

Dün de Karabağ önünde topu bıraktılar, yüzde 33’le oynadılar sadece. Ama net pozisyonların büyük çoğunluğunu temsilcimiz yarattı yine de.

Taktik tahtasına çizilenler sahaya yansıdı kısacası. Çalımbay’ın talebeleri Karabağ’ın topu geride geveleme tuzağına düşmedi, alan parselasyonunu hiç bozmadı. Kazandığı toplarla da süratli çıkarak istediğini aldı 4 Eylül’den. Sivas’ın 20 gün sonraki rövanşta da disiplini kaybetmeden, Kayode-Gradel’i de daha fazla kullanarak galip gelip puanını 6 yapacağına inancım tam.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJVRVZxVG92eiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

O sıcağa dayanamayan kar galiba buydu

3 Kasım 2020
Son zamanlarda izlediğimiz en tek taraflı müsabakaydı.

Sanırım Süper Lig’de son zamanlarda izlediğimiz en tek taraflı müsabakaydı: Fenerbahçe maçı 28’e 4 şut, 12’ye 0 korner, rakip ceza alanında da 46 topla buluşma gibi fantastik istatistiklerle bitirdi. O hep bahsedilen ‘sıcağa dayanamayan kar’ buydu galiba! Erol Bulut’un Trabzonspor ikinci yarısındaki güzel oyundan zaten elinde önemli veriler vardı. Hafta içinde çalışarak o oyunun üzerine bir iki tuğla daha koymayı başarmışlar:

1- Ozan Tufan’ın üç haftalık ‘on numara’ serüveni nihayet bitti. Ozan’ı sadece stopere baskı yapsın diye on numara oynatmak verimsiz. Dün Fenerbahçe nihayet 4-2-3-1’den 4-1-4-1’e döndü. Ozan merkezde sol iç, Sosa sağ iç olarak oynadılar. Orijinal yerinde müthiş bir Ozan izledik. Yine ikinci bölgeden kazandığı toplarla enfes driplingler yaptı.

VALENCIA’NIN EN iYi MAÇIYDI

2- Ozan'ın sol iç oynaması, Fenerbahçe’nin bir diğer yıldızı Caner’i de rahatlatıyor. Birbirlerini çok iyi anlıyorlar, bu da Caner’in
öne daha rahat gitmesini sağlıyor. Caner dün şut pası rekoru kırmış olabilir. Ben yedi tane şut pasını saydım Caner’in.

3- Erol Bulut belli ki iyi idman yaptırıyor, oyuncular gelişiyor: Valencia, Türkiye’deki en iyi maçını oynadı. Pelkas çok canlıyken oyundan çıkarıldı, bence şanssızlıktı. Samatta gol atamıyor ama onun dışında her şeyi doğru yapıyor. Gökhan’la taç organizasyonları da dikkat çekiciydi. Yine çok iyiydi Tanzanyalı. Perotti de Türkiye macerasına çok istekli başladı.

Dünün kaybedeni Antalyaspor bu ligin önemli bir rengi... Zaman zaman Malaga’nın-Nice’in yaptığını yapıyorlar, normalde maddi sebeplerle bu takıma gelmeyecek oyuncuları güzel iklim-güzel coğrafya avantajıyla kente getirebiliyorlar. Ancak kadronuzda bu tarz oyuncularınız varsa, antrenörünüzün de onları yönetme konusunda mahir olması gerek. Eğer antrenmanda, tesiste, sahada herkes eşit, ama bazıları daha eşit olursa takım duygusu kaybedilir. Tamer Tuna bu takım için çok doğru bir teknik adam tercihiydi. Gidişi bence büyük kayıp. Yerine seçecekleri ismin de muhakkak yıldız yönetimi konusunda usta olması gerekir.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI4TG9YT2pHUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku