Domenico Tedesco’nun son bir ayda en çok eleştirildiği konuların başında dizilişle çok oynaması geliyordu. Trabzon’daki karo orta saha modeli başarılı olduktan sonra Forest’a karşı İsmail’i yanında oturtması, Antalya ve Samsun maçlarına üçlü savunmayla başlayıp, geriye düşüp dörtlüye dönmesi eleştirildi haliyle.
Dün belli ki bu formasyon kargaşasını bitirmek istedi, Karagümrük önüne Samsun ikinci devresinde de başarılı gözüken 4-3-1-2 ile çıktı. Ancak Trabzon’da 90, Antalya önünde 45, Samsun karşısında 30 dakika kullanılan 4-3-1-2 modelinin başarısının ortak bir sebebi vardı: Asensio! O üçlü sert orta saha modelini anlamlandıran şey, Asensio’nun yaratıcılığıydı zira.
İspanyol futbolcunun dün ağrıları olduğu için ilk 11’de başlamadığını açıkladı Zeki Murat Göle... Ancak akla ister istemez şu soru geliyor: Nottingham’da Asensio’nun rolünü mükemmel oynamıştı Oğuz Aydın. İngiltere’de her iki golün de hazırlayıcısı oydu. Dün madem Asensio hazır değildi, neden Oğuz başlamadı o rolde? Dün Olimpiyat Stadı’nda merkezde başlayan 4 futbolcu çok benzer olunca, ilk devreyi yine çöpe attı sarı-lacivertliler. İkinci yarıdaki telaşlı hamleler de bu kez yetmedi geri dönüşe.
SONU BÖYLE GELDi
Artık Domenico Tedesco’nun şu sorulara net yanıtlar vermesi gerek. Meselenin sadece sakatlıklarla ilgili olduğunu söylemek yeterli değil bence.
1-) Fred’in Asensio’nun muadili olmadığı kesin. Forest maçında Asensio’nun rolünü mükemmel oynayan Oğuz dün neden başlamadı?
2-) Trabzon’da geriye düşüldü. Kasımpaşa maçı 90’da 0-0’dı. Antalya’ya karşı 2-0, Samsun’a 2-1, Karagümrük önünde yine 2-0 geriye düşüldü. Fenerbahçe maçlara neden temposuz başlıyor? Neden hep ilk yarıları çöpe atıyor?
3-)
Spor tartışmalarında tüm zamanların en iyi kulüp takımı “Galatasaray 1996-2000” olarak anılır genelde. Ben o takımı anarken aralığı 1 sene uzatıp, “Galatasaray 1996- 2001” tabirini kullanırım. Gerekçem de şu: Evet o takımın patronu Fatih Terim, 2000 yazında ayrılmıştı ama o oyuncu kadrosu aslında çok büyük değişiklikler yaşamadan 1 sezon daha birlikte devam etmişlerdi. Kulübeye Lucescu geldi, yeni santrfor Jardel oldu. O ekip Ağustos 2000’de Real Madrid’i yenerek Süper Kupa’yı aldı. Nisan 2001’de de Şampiyonlar Ligi yarı finalinin kapısından döndü.
O Galatasaray, Raul’lü-Morientes’li-Figo’lu son Avrupa şampiyonu Real Madrid’i Devler Ligi çeyrek final ilk maçında 3-2 yenmişti. Ki Jardel’in attığı dördüncü gol de iptal olmuştu. Rövanş öncesi Okan-Emre’nin İnter transferi gündeme bomba gibi düşmüş, enerji biraz kaybolmuş, Galatasaray son iki maçta peş peşe yendiği Real Madrid’i pekala eleyebilecekken turu orada bırakmıştı.
Ben “Galatasaray’2026”yı nedense daha çok “Galatasaray’2001”e benzetiyorum. Okan Buruk’un iki Liverpool maçını 1-0 kazandıran, Atletico Madrid’i 1-1’de tutan stilini de Lucescu’ya... Bu Liverpool her ne kadar çok formda olmasa da, 1 milyar Euro’luk çok kaliteli bir takım. Geçen sezonu şampiyon bitirdiler, üzerine yazın üç tane 100+ milyon Euro’luk oyuncu aldılar: İsak, Wirtz ve Ekitike... Böyle bir takıma karşı İstanbul’da iki kere erken öne geçip, 1-0’ı 90 dakika korumak büyük iş. Tam Lucescu okulu tarzı bir iş. Okan Buruk 2001’de orta sahanın dinamosu olarak o işlerin kalbindeydi. 2026’daysa lider olarak görevde.
OVERMARS’I HATIRLATTI
Tabii ki dünkü önemli galibiyetin birkaç başrolünün daha altını çizmek lazım. Yeryüzünün en iyi 5 santrforundan biri Osimhen bir büyük maçta daha büyük oynadı. Uğurcan, Jakobs, Abdülkerim, Lemina, Sara şahanelerdi. Buldozer Barış yakaladığı her savunmacıya kart aldırmaya devam etti. Bir de bugün İngiltere’de en çok yapılan Google araması sanırım şudur: Who the hell is this Noa Lang? (Kim bu Noa Lang?)... Dünkü kariyer performansıyla sürekli Overmars’ı hatırlattı bana.
Domenico Tedesco, geçtiğimiz pazar akşamı Antalya’daki maça 3-4-1-2 formasyonuyla başlamıştı. Felaket bir 50 dakika oynamışlar, iki farklı geriye düşmüşlerdi. Daha sonra Guendouzi’yi orta sahaya kaydırarak dörtlü savunmaya dönmüştü İtalyan Hoca. Santrfor arkası rolünde özgürleşen Asensio skoru 2-2’ye taşımıştı. Ancak iki kritik puan bırakmıştı Fenerbahçe orada.
Aradan tam bir hafta geçti. Domenico Tedesco, yine bir pazar akşamı, yine galibiyet beklentisi olan bir maça 3-4-1-2 ile başladı. Bu kez de Samsun’a karşı çok kötü bir ilk yarı performansı vardı Kadıköy’de. Fenerbahçe ilk devrede şutlarda 5-4, rakip ceza alanında topla buluşmada 9-8 geride kaldı. Kendi sağından ortalarla 3 net fırsat verdi, ikisi gol oldu.
Aynı Tedesco, yine 60’ta dörtlü savunmaya döndü. Mert-Musaba’yı çıkardı, Levent’i sağ beke kaydırdı, orta sahaya İsmail’i eklemledi. Son yarım saatte yine büyük baskı kurdu rakibinin üzerinde. Yine Asensio girdi devreye. Onun liderliğinde 3-2’ye geldi maç.
İster istemez şu sorular oluşuyor insanın zihninde: Nasıl olur da Tedesco, iki hafta peş peşe aynı senaryoyu yaşar? Üçlü başlayıp, başarısız olup, dörtlüye dönüp çevirir maçları? Aynı nehirde iki kere yıkanmak denmez mi buna? Üçlü savunma ile başlanmasının eleştirilmesi normal değil mi şu anda?
SAMSUNSPOR iÇiN VALLECANO PROVASI
Kış aylarında iki cepheyi bir arada götürmekte güçlük çeken, sakatlıklar-cezalar sonucu daralan kadronun bedelini ödeyen Samsunspor toparlanma aşamasında. Ocak transfer penceresinde takıma katılan Assoumou, Elayis ve Yalçın ile kadro genişledi. Thorsten Fink’in göreve gelişiyle de savunma toparlandı, altı resmi maçın beşinde kalesini gole kapadı Samsun.
Dün Kadıköy’de galibiyeti koruyamadılar ama solda Tomasson-Holse ikilisiyle ciddi fırsatlar yarattılar. Santrforlar Marius ve Ndiaye de son 4 maçta toplam 7 gole ulaştılar. Rayo, bu eğlenceli takımın temellerini atan İraloa’nın eski yardımcısı İnigo Perez tarafından çalıştırılıyor. Samsun eğer prese cevap verebilirse pekalâ eleyebilir Vallecano’yu.
17-18 Mart arası 12 günde Galatasaray 4 maçlık yoğun bir fikstürün içinde: Beşiktaş deplasmanı... Üç gün sonra Devler Ligi’nde Liverpool. Cumartesi ligde Başakşehir. Ve çarşamba gecesi Liverpool deplasmanı şeklinde... Beşiktaş’sa aynı süreci Galatasaray derbisinden sonra ligde Gençlerbirliği ve Kasımpaşa maçlarıyla tamamlayacak. Yani sarı kırmızılılar rakibine göre sert bir fikstürle geldi derbiye. Beşiktaş’ın dünkü maçı kazanması halinde zirveyle farkı 9’a, Fenerbahçe’yle de 5’e indirme şansı söz konusuydu. Galatasaray’ınsa 1 puana hayır demeyebileceği bir günde siyah-beyazlıların daha yüksek bir tonda, daha büyük coşkuyla, daha fazla önde baskıyla başlaması beklenirdi derbiye. Ancak öyle olmadı.
Dolmabahçe’de çok düşük tonda, topu hızının pek artmadığı, iki takımın da emniyeti seçtiği bir ilk yarı izledik. İlk devrede topa daha fazla sahip olan, isabetli şutlarda 2-0, rakip ceza alanında topla oynamada 10’a 5 üstün olan, önde de 3 top kazanan taraf misafir Galatasaray’dı. Beşiktaş dün ilk devreyi sıfır isabetli şut, sıfır kornerle bitirdi. Belki ilk 45’te bariz bir oyun farkı oluşmadı ama golü bulan misafir Galatasaray oldu bu istatistiklerle de paralel biçimde.
iKiNCi DEVRE TABLO BAMBAŞKAYDI
İlk yarıda pasif gözüken Beşiktaş, ikinci devreyeyse büyük bir coşkuyla başladı... 46 ile 62 arası, yani 11’e 11 oynanan bölümde de üstün olan taraf siyah-beyazlılardı zaten. 62’de gelen kırmızı kart sonrasıysa maç büyük ölçüde tek kaleye döndü, Beşiktaş son yarım saatte 5-6 net fırsat yakaladı anc
Uzatmalarla beraber 40 dakika 1 kişi eksik oynayan Galatasaray, peş peşe defansif hamlelerle içerideki savunmacı sayısını artırdı. Son çeyrekte 4 savunmacı + ön liberoda Singo-Torreira, orta saha kanatlarında da Sallai-Eren oynadılar. Yani bir bakıma 1-8-1’e döndü sarı kırmızılılar son çeyrekte. Ancak Beşiktaş’ın bu bölümde yakaladığı net fırsatlarda Uğurcan Çakır başroldeydi hep. Hatta dün ikinci devrede maçın neticesini Uğurcan’ın belirlediğini söylersek, sanırım yanılmış olmayız.
Aslında her şey iki hafta önce başladı. 14 Şubat akşamı Trabzon’da Domenico Tedesco, tüm Fenerbahçe kariyerinin en iyi performansını göstermiş, doğru oyun ve oyuncu seçimiyle kritik bir derbi galibiyeti almıştı. O gün Fenerbahçe karo orta sahayla 4-3-1-2 dizilmiş, merkezde Asensio’nun, sol içte İsmail’in, ikinci santrfor rolünde Kerem’in verimleri maksimize olmuştu.
Fenerbahçe o maçtan 5 gün sonra İstanbul’da Nottingham’ı ağırladı ve Tedesco’nun diziliş denemeleri de orada başladı. Tedesco o gün İsmail’i yanına oturttu, Cherif’i sahaya sürdü. Orta sahayı bir eksiltti, Asensio’yu sağa hapsetti. Önce 3-0’lık o kırıcı sonuç geldi. Sonra peş peşe sakatlıkların da tetiklediği bir sürü diziliş değişikliği. Kasımpaşa maçına 4-2-3-1 başlandı, 3-4-1-2 bitirildi. İngiltere’de Asensio’suz bir 3-5-2 vardı. Dün de Antalya önüne (muhtemelen Tedesco’nun seçtiği) 3-4-1-2 ile çıkılıp, 4-3-1-2 ile tamamlandı maç. Antalya’da ilk devrede üçlü savunmanın merkezinde oynayan Guendouzi, ikinci yarıda ideal yerine, altı numaraya döndü. Zaten Guendouzi’nin orijinal yerine kaydırılarak orta sahada eksikliğin giderilmesi, Asensio’nun özgürleşmesi ve devreye girmesi de bu formasyon değişikliğinin sonucuydu. Fenerbahçe beraberliği de özgürleşen Asensio’nun katkısıyla buldu. Ancak 3 puana yetmedi onun çabası.
RiTiM 19 ŞUBAT’TA KAYBOLMUŞTU
Kelebek etkisi kavramını muhakkak duymuşsunuzdur. Bir durumun başlangıç verilerindeki küçük değişiklikler, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilir bazen. Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, tüm dünyayı dolaşabilecek bir kasırganın tetiklenmesine neden olabilir
Tedesco’nun Trabzon’da bulduğu doğru formülü İstanbul’da Nottingham’ı karşı bozması ritim kaybettirdi Fenerbahçe’ye. O gün İsmail’i yanında oturtup, Cherif’i sahaya sürmesi küçük bir değişiklik gibi duruyor olabilir. Ama sonrasındaki 15 gündeki tüm sonuçlar üzerinde domino etkisi yarattı bence o karar.
Rotasyon futbolda mühim bir kavram. Ama ritim de öyle. İstikrar da. Devamlılık da.
Dün akşam İstanbul’da kora kor bir mücadele izledik Alanya’yla Galatasaray arasında. “Amorim soslu Joao Pereira”, 3-4-2-1 dizilişiyle büyük takımlara güçlük çıkarmaya devam ediyor. Beşiktaş’ı ve Trabzon’u mağlup ettiler, Fenerbahçe’ye çelme taktılar. Galatasaray’a karşı ilk maçta çok şanssızlardı kaybederken. Dün de özellikle Ruan ve Hadergojnaj’la oyunu genişletip her iki kanattan defalarca sıkıntıya soktular lideri.
Ancak Galatasaray’ın rotasyonlu kadrosunda öyle adamlar var ki, onlar adeta rotasyonlar üstü! Torino’da uzatmalara kadar savaşan Torreira ve Osimhen, dün Alanya karşısında da hayatlarındaki ilk maçı oynuyormuşçasına coşkululardı. Bir gol-bir asistle oynadı her iki oyuncu da. Galatasaray’ın devre arası transferi Boey de özellikle ilk 45’te çok etkiliydi. Üç şut attı, iki kere fileleri havalandırdı, biri ofsayta takıldı. Onun transferi, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi yolculuğuna da yardımcı olacak. Zira Boey’nin katılımı Sallai’yi özgürleştirdi. Macar jokeri Buruk ister orta sahada, ister önde kullanabilir gerektiğinde.
LiS VE GÖKHAN’IN ORTAK KADERi
Dün gündüz kuşağında Kocaeli’nde de olağanüstü bir fiziksel savaşa şahit olduk. Ligin en zor deplasmanlarından biri olan İzmit’te, tam saha bire bir pres uygulayan Kocaelispor, hem çok fazla futbol oynamadı, hem de Beşiktaş’ın oynamasına izin vermedi. Özellikle ilk 45 dakikada neredeyse hiç pozisyon yaşanmayınca müsabakanın kilidini bir duran topun çözeceği hissedilmişti.
Öyle de oldu. Geçen hafta Göztepe önünde de dengeyi bozan golü kornerden bulmuştu Beşiktaş. Ve o kornerde misafir kaleci Lis’i Olaitan perdelemişti. Aynı Olaitan bu kez de Kocaeli kalecisi Gökhan’ı perdeleyerek yardım etti Agbadou’nun golüne.
Beşiktaş teknik ekibini, duran toplara hazırlandıkları ve sahaya o çalışılmış paternleri yansıttıkları için kutlamak lazım. Siyah beyazlılar son 270 dakikada Başakşehir, Göztepe ve Kocaeli’ni yenerek sezonun hikayesini değiştirdi adeta. Hedefi artık ilk 3 basamak olarak koydu Sergen Yalçın’ın ekibi.
Geçtiğimiz hafta da değinmiştim, Gibbs-White ve Elliott Anderson 100’er milyon Euro’luk oyuncular. Bu Nottingham kadrosu, belki de Avrupa Ligi’nin en iyisi. Ancak bir Anadolu takımı başkanını aratmayacak kararlarıyla Marinakis, 600 milyon Euro’luk bir kadro kurup, 6 ayda dört teknik direktör değiştirecek kadar sabırsız ve nobran bir patron. Gönderdiği teknik adamların da ikisi gayet başarılıydı üstelik (Espirito Santo ve Sean Dyche).
Vitor Pereira bence elit bir teknik direktör değil. Ancak Dünya’nın en şanslı teknik adamlarından birisi. Porto’yu şampiyon yaptı, evet. Ama teslim aldığı Porto takımı zaten son şampiyondu. Olympiakos’u şampiyon yaptı, evet. Ancak teslim aldığı Olympiakos da son 4 yılın şampiyonuydu zaten! Pereira’nın tarihi şansı sürüyor: Sean Dyche’ın gayet iyi yönettiği, son dönemde ritim kazandırdığı Nottingham Forest takımının başına geçti bu kez de anahtar teslim! Şanslı Pereira, belli ki dün City Ground’da konuk ettiği Fenerbahçe’yi biraz küçümsemiş. Altı oyunculuk sert bir rotasyon yaptı. Gibbs-White’sız, Sangare’siz, Jesus’suz, Hudson-Odoi’siz ilk yarı 11’leri son derece sıradandı. 3-5-2 oynayan, sağda Oğuz-Nene ile süper bir asimetri yakalayan Fenerbahçe ilk 45 dakikanın tamamını domine etti. Kerem bir, Cherif iki net pozisyon kaçırdılar. Eğer dün ilk yarıda sahada bırakın üst seviye bir santrforu, bu yaşlarında Dzeko olsa, Valencia olsa, tur biletini 45 dakikada koyabilirdi Fenerbahçe cebe belki de.
CHERIF ÇIKTI ALAETTİN GİRDİ
Fenerbahçe 45’te 4 farkla gidebileceği soyunma odasına 1-0’la gidince, ikinci yarıda kadro darlığının bedelini ödedi maalesef. Vitor Pereira bir anda dört yıldızını birden soktu oyuna. İlk devrede ayakları birbirine dolanan takımının enerjisini tümüyle değiştirdi. Tedesco ise şaşkın Cherif’i oyundan alıp 2009’lu Alaettin’i sokabildi oyuna! Kulübeler arasında böyle bir fark olunca ikinci devreden farklı bir sonuç beklemek imkansızdı zaten.
Juventus'un şahane bir form grafiği içinde olmadığı malum. Ancak bu seviyede oynama melekeleri çok yüksek. Son 15 sezonun 14’ünde Devler Ligi’nde yarıştılar. 12’sinde gruplardan terfi ettiler. 5 kez çeyrek finale çıktılar. İki final oynadılar. Torino deplasmanına gitmek her zaman zordur. Cebinizde 5-2’lik tarihi bir avantaj olsa bile.
Juventus, Şubat ayına berbat başlamıştı. Ocak’ın sonunda üç cephede hayattaydılar. Son bir ayda üç cephede de korkunç sonuçlar aldılar. Önce Atalanta’ya karşı dağılıp İtalya Kupası’na veda ettiler. Sonra ligde direkt rakipleri Inter ve Como’ya yenildiler. Şampiyonlar Ligi’nde de kulüp tarihinde ilk kez 5 yediler. Dün Allianz’a bu travmadan çıkmak için büyük bir motivasyonla gelmişler. Birinci dakikadan itibaren çok serttiler. Sadece 5 dakika içinde 4 Galatasaraylı’yı, Osimhen’i, Torreira’yı, Barış’ı ve Sallai’yi yerde bıraktılar. İlk 45’te taraftarla bütünleşerek baskı kurdular temsilcimiz üzerinde. Soyunma odasına da 1-0’la gittiler.
47’de Kelly’ye gelen kırmızı kartı maçın kırılma anı olur sandık. Yanılmışız. Barış aslında şu eşleşmede 210 dakikaya çok şey sığdırdı: İlk maçta ikinci golde ilk şutu attı, üçüncü öncesi faulü aldı. İstanbul’da ilk sol bek Cambiaso’yu bitirdi, ikincisi Cabal’ı attırdı. Dün Kelly’nin atıldığı pozisyonda da o var. Ancak Juventus daha 48’de bir kişi eksik kalmasına rağmen, bir kişi fazla gibiydi maçın geri kalanında. 10’a 11’ken iki gol buldular. Thuram ve Zhegrova karşı karşıya kaçırdılar, Kenan direğe takıldı.
JUVENTUS’UN BELALISI BARIŞ
90 dakika bittiğinde her şey kötüye gidiyor gibi görünüyordu. Juventus tüm stadı arkasına almıştı, momentum ev sahibinden yanaydı. Buruk’un yaptığı hemen her değişiklik takımını geriye götürmüştü. Ancak iki yıldız çıktı sahneye ve turu getirdiler İstanbul’a: Juventus’un belalısı Barış ve yeryüzünün en iyi santrforlarından biri: Osimhen... Nijeryalı’nın turun en kritik golünü attıktan sonra bir de son çeyrekte yaptığı savunma müthişti. Barış-Osimhen ikilisinin bir sonraki turda da, Tottenham veya Liverpool’a karşı Galatasaray’ın en büyük kozları olacakları kesin.