GeriUğur Çelikkol Turizm sektörünün de bir bilim kurulu olmalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Turizm sektörünün de bir bilim kurulu olmalı

Bugün yaşanan salgın sürecinde gerek ülkemizde gerek dünyada yönetici konumunda olan tüm insanlar böyle zor bir sürecin içinde kendilerini bulacaklarını tahmin bile edemezdi.

Konumuz turizm olunca, Kültür ve Turizm Bakanı'mızdan tutun seyahat acentaları, otelciler, rehberler birliğine kadar tüm başkanlar, yöneticiler koronavirüs salgını yüzünden temsil ettikleri sektörlerde yaşanan sıkıntılara çözüm ararken yorucu bir süreçten geçiyor.
Peki ya her akşam Tv’de görüşlerini dinlediğimiz, kararları ve önerileri ile hareket ettiğimiz Sağlık Bakanlığı bilim kurulu gibi Turizm sektöründe de sözüne güvenilir, tecrübeli, tarafsız insanlardan kurulu bir bilim kurulu olsaydı neler olurdu?
Daha önce Türkiye turizminin gelecek beş yıl içinde karşılaşabileceği riskler üzerine çalışmalar yapılsaydı, salgın hastalık, deprem, terör vs. getirebileceği ekonomik sıkıntılara yönelik hazırlıklar yapılsaydı neler olurdu düşündünüz mü? Bir şeyler değişebilirdi, en azından sektör bu kadar hazırlıksız yakalanmazdı, riskli yatırımlardan kaçınırdı. Kredi almazdı, Nakit veya hızla paraya döndürülebilir yatırımlarda kalırdı. Moral olarak bu kadar düşük seviyelere inmezdi. 

*

Oteller, tur operatörleri, uçak şirketleri, turist rehberleri, ulaştırma şirketleri ve turizm ile ilgili olan diğer sektörler ilk haftalarda liderlerinden destek aradı; şimdi herkes kendi gücü yettiğince ayakta kalmaya çalışıyor. Sektör arayış içinde, umut verecek ve dik durmalarına yardımcı olacak sözler duymak istiyorlar. Sektörel Liderlik zor iş, hele bir de sektörünüz her şeyden ilk etkilenen sektörse.. Turizmin bir bilim kurulu olsaydı, Turizme liderlik konumundaki STK’lar, bu krizi çok önceden tahmin etmiş olabilirdi. Mesele biraz da yerel gündemler kadar, dünyadaki gelişmeleri de takip etmek, ülkemize olabilecek etkilerini öngörmekle ilgilidir.
Son otuz yılını krizlerle boğuşarak geçirmiş olan Türkiye turizmi, bu krizlerden edindiği deneyimlerle, bu krize de hazırlıklı girebilirdi. Olmadı. Geçmişte yaşanan Sars, Ebola, Domuz Gribi gibi örneklerden yaşadığımız coğrafyadaki savaşlardan, doğal felaketlerden turizm adına bir gelecek planı çıkarmalıydık. Bir bütün olarak sektör profesyonelleri, kıtalar arası seyahatin bu kadar yoğun ve kolay olduğu bu çağda, Dünyada virüsün kısa sürede yayılacağını tahmin edebilirdi. Olan oldu.. En azından bundan sonrası için; Turizm Bilim kurulu oluşturmak için kolları sıvamalıyız.

UÇAĞA BİNER MİSİNİZ?

Havacılık endüstrisi uzmanları, “Uçakta sosyal mesafeyi korumak için iki yolcu arasında bir koltuk boş bırakmak gibi ciddi kısıtlamalar uygulanırsa, yolcu sayısı düşer, havayolu şirketleri ayakta kalamaz” diyor. TOBB Sivil Havacılık Meclis Başkanı Teoman Tosun, “Tüm dünyada koltuk aralıklarının boş bırakılması önerisi somut fayda sağlamayacağı ve bilet fiyatlarını seyahat edilemez boyutta artıracağı için gündemden çıkartıldı” diyerek durumu netleştirdi.
Öyle anlaşılıyor ki sadece bir maske takarak eskisi gibi uçaklara binilmesine izin verilecek. Peki insanlar dünyayı kasıp kavuran salgında uçağa korkmadan binmekten çekinmeyecek mi?
İnsanların kafasını karıştıran bu soruyu Havacılık Tıbbı Derneği Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Çetingüç cevapladı. Çetingüç; “Çok titiz, durumu iyi, obsesif yüzde 20’lik kesim imtina eder. Kalanı, seferler bugün açılsa uçağa koşarak biner. Koronavirüs salgını nedeniyle yolcu sayısı çok azalmaz” dedi.
Bu bizim insanımıza özgü bir durum değil, Avrupalı ve Amerikalılarda da durum aynı.
Hayat insanları bazı şeyleri yapmaya mecbur bırakıyor. İş, hastalık, askerlik nedeniyle uçağa binmek zorunda olanlar var. Uçağa binmeden Rusya’yla ticaretini sürdüremez. Bunun yanında, sağlık bilinci yüksek olmayan, havada tavada hemen koşturacak macera seven bir grup da var. Diğer vasıtalara göre daha temiz olduğuna inananlar da uçağa binmekten çekinmeyecektir.
Uçakta, otobüs, metro ve metrobüs yolculuğundan daha sofistike önlemler var. Hepa filtreler var, 1 saatte 15-20 kez havayı sirküle ediyor. Uçak yolcusu böyle düşünüp kendini rahatlatacak.

HAVAAANLARI HAZIR

İstanbul Havalimanı CEO’su Kadri Samsunlu, havalimanının 28 Mayıs’ta iç hat uçuşlarına açılmasının hedeflendiğini ve her türlü hazırlığın yapıldığını kaydederken bir açıklamada İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı İşletmesi (İSG)’nin CEO’su Ersel Göral’dan geldi. Göral: “İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı olarak tüm yolculu uçuş operasyonlarımıza ara verdiğimiz süreçte İSG olarak yoğun bir hazırlık dönemi geçirdik, tesislerimizin bakımlarını gerçekleştirirken diğer taraftan da tekrar faaliyete başlamak için hazırlıklarımızı hızla yaptık. Sosyal mesafe ve hijyen odaklı olarak yeni bir sisteme geçtik, hazırız” dedi.

TURİZM ÜZERİNE SENARYOLAR

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü, koronavirüsle mücadele eden dünyada turizmin yaşayacağı kayıba ilişkin 3 senaryo hazırlamış.Salgının seyrine göre küresel seyahat pazarının ne kadar daralacağına ilişkin senaryolar şöyle:
- Uluslararası seyahatlerin temmuzda başlaması durumunda seyahat pazarındaki daralma yüzde 58 olacak.
- Seyahatler eylülde başlarsa daralma yüzde 70 olarak ortaya çıkacak.
- Aralık ayında başlarsa pazar yüzde 78 oranında küçülecek.
Bu durumda 2020’de dünya turizminde ziyaretçi sayısı 850 milyon ile 1,1 milyar, turizm geliri 910 milyar ile 1,2 trilyon dolar ve 100-120 milyon arasında istihdam kaybının olacağı tahmin ediliyor.
Bu verilere bakıp hemen moral bozmayalım, güçlü bir iç turizm ağımız, yılın oniki ayı popüler bir ülkemiz var… Ülke ekonomisine 40 milyar dolarlık katkı sağlayan “turizm” siyaseten, ekonomik olarak, yarattığı istihdam aşçısından önemlidir, uluslararası ilişkiler ve ülke imajımız için önemlidir ,
Bir yerden başlamak zorundayız.

X

Kavala’dan Thassos Adası'na 2  

Geçen haftaki Kavala yazımda Kavala ve Thassos Adası’nın bize sandığınızdan uzak olmadığını, sabah erken saatte çıkacağınız bir yolculukla öğle saatlerinde adada kahve leyfi yapabileceğinizi vurgulamış, önce Kavala’yı anlatmıştım. Bu haftada Thassos (Taşöz) Adası notları ile karşınızdayım.

Konumuz yeşil adaysa eğer, bugüne kadar gördüğünüz “yeşil” adaları bir tarafa, Thassos Adası’nı diğer tarafa koyacaksınız. Thassos’a giden biri görebildiği kadar plaj görmeli, Marble Beach’e mutlaka gidin. Thassos’ta çok fazla tarihi kalıntı var. Arkeoloji müzesine gidin, antik tiyatronun olduğu tepeye tırmanın tüm Limenas bölgesini yukardan seyredin. Remezzo’da frappe için, gelen geçeni seyredip dedikodu yapın, Panagia’da oğlak çevirme-kokoreç, Mylos’ta mutlaka kalamar dolma yiyin.

Kuzey Ege adaları genelde yeşildir, güneye doğru indikçe daha kurak hatta kayalık adalar başlar. “Ben daha önce adaya gittim; nasılsa hepsi aynı” diye düşünmeyin her adanın atmosferi, doğası, üzerinde yaşayan insanları farklıdır. Konumuz yeşil adaysa eğer, bugüne kadar gördüğünüz “yeşil” adaları bir tarafa, Thassos Adası’nı diğer tarafa koyacaksınız. Kuzey Ege’nin cennet adası Thassos’a yapacağınız gezide adanın muhteşem denizini, koylarını, yemyeşil doğasını birbirinden ilginç, geleneksel mimarisi bozulmamış köylerini gezmek için en az 2 geceye ihtiyacınız var.

Ege‘nin kuzeyine Thassos Adası’na yapacağımız yolculuğumuz için önce İpsala’dan Yunanistan’a geçmek, sırasıyla Dedeağaç-Gümülcine-İskeçe’yi geride bıraktıktan sonra Kavala’ya gelmeden Keramoti tabelasını takip edip, feribota binmek gerekiyor. Kısa yolculuk sonrası adanın merkezi, ve bence konaklamak için en iyi yerleşim olan Limenas’a varıyorsunuz.

DOĞAL HAVUZU UNUTMAYIN

Aracınızla adada yapacağınız turda adanın meşhur plajları; Golden Beach, Skala Potamia, Kinira, Aliki, Pefkari, Limenaria, Skala Marion, Skala Rachoniou ‘yu görüp doğa harikası, dünyaca ünlü doğal havuz Giola’yı görmek şart. Panagia, Kazaviti gibi geleneksel köyleri gezip adanın eski baş şehri Theologos’ta et lokantalarında lezzet molası vermek, etnoğrafya müzesini uğramak. Ada dönüşünde (eğer giderken uğramadıysanız) Kavala’ya uğrayarak hareketli şehrin önemli tarihi eserlerini ve liman bölgesini görmek, kahve ve Kavala kurabiyesi molası verdikten sonra Bursa’ya doğru hareket etmek planın parçası olmalı.

Çevresi 102 km olan bu adanın deniz kenarında üç ana merkezi var: Limenas, Limeneria ve Pathos. Ayrıca içerilerde irili ufaklı başka küçük köyler de var. Adanın her yeri ormanlarla ve yeşil bir bitki örtüsü ile kaplı. Adanın çevresinde onlarca doğal plaj bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Kavala’dan Thassos Adası’na 1

Biliyor musunuz, bir pazar sabahı erkenden yola çıkıp Kavala’ya uzanmak, hemen karşısındaki kuzey Ege’nin en yeşil adalarından biri olan Thassos Adası’na gitmek mümkün, ben yaptım.

 


Baharın ilk günleriydi sabah 06:00’da Nilüfer-Bursa’dan hareket ettim, Lapseki Gelibolu geçişi sonrası İpsala ve Kipi gümrük kapısından Yunanistan’a geçiş yaptım, gümrük sakindi. Otobandan devam ederek uzaktan selamladığım Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe yerleşimleri sonrası kendimi mübadelede Aksaray Güzelyurt’tan gidenlerin kurduğu Nea Karvali’de buldum. Bu molamın sebebi elbette Chrisantidis pastanesinde Kavala Kurabiyesi yemekti. Bu noktada önceliği Thassos Adası’na verirseniz Keramoti Limanı’ndan hareket eden gemilerle saat 13:00 te adadasınız, Kavala’ya devam ederseniz saat 12 de kahvenizi eski şehirde Kavala manzarası eşliğinde Briki (İbrik) kafede içersiniz. Toplamda 510 km. civarı yol. İki gece 3 günlük bir programla, haftasonuna Kavala ve Thassos adasını sıkıştırmak mümkün. Kurabiyesi kadar tatlı bu şehri çok seveceksiniz.


Yunaistan’ın kuzeyinde yer alan Kavala, Symvolo Dağı’nın eteklerinde adeta bir amfitiyatro gibi inşa edilmiş olan bir kent, tarihi binalarla çevrili ve Yunanistan’ın en güzel şehirlerinden biri. Tarihi M.Ö. 600’lü yıllara dayanan, Yunanistan’ın Thassos (Taşoz) Adası’ndan gelen göçmenler tarafından Neapolis yani “Yeni Şehir” adıyla kurulan Kavala 1391-1912 yılları arası yani yaklaşık 500 sene Osmanlı egemenliğinde geçmiş. Kavala, Türklerin eline geçtikten sonra Sultan Süleyman eski şehrin tepesinde konumlanan kaleyi tamir ettirmiş. 1800’lerin sonu 1900’lerin başında Kavala’da tütün ticareti başlamış ve şehir zenginleşmiş. O dönemin en zengin tütün ihraç eden limanı olarak adını tüm dünyada duyurmuş. Bu yüzden şehir merkezinde dev tütün depoları ve bir de müze var.

PHİLİPPİ ANTİK KENTİ


Yazının Devamını Oku

Afrodisias: Afrodit’e adanan kent

Baharı çağırıyoruz hep birlikte, hatta avazımız çıktığı kadar “Gel artık bahar kucakla bizi, güneşin ısıtsın bizi ve tüm Anadolu’yu” diye bağırıyoruz. Virüs salgını sürecinde en çok özlediğim, her sene bahar aylarında mutlaka gittiğim, kendmi mutlu hissettiğim iki antik kentten biri Afrodisias diğeri de inşasında Afrodisyaslı ustaların çalıştığı komşusu Sagalassos.


Bu haftasonu sizi Anadolu’nun adeta bir heykel müzesi olara tanılayabileceğim etkileyici sanat kenti Afrodisias’a götürmek, fotoğraflarla avunmak istiyorum. Gezi günleri çok yakın, kendimizi yollara atmaya az kaldı. Ben bugün bu sayfada kendimi yola attım bile. Beni Geyre’ye götürecek otobüsüm hareket etti.

Virüs salgını etkisiyle her zamankinden daha uzun geçen ve geride kalan kış mevsiminde hayatla aramda yükselen duvarda bir aralık bulmuş, oradan, ait olduğum çocuk gülüşlü topraklara kaçmayı başarmıştım. Şimdi gözlerim otobüsün yan camında dışarda akıp giden manzaraya dalmış, yüreğimi ısıtan Anadolu yollarındayım. Başımı dayadığım serin camın önünden nazlı kıvrımlarla akıp giden dağlar, ovalar, bahçeler gezginleri Pamukkale’den Geyre Ovası’na yolcu ediyor.

Güneş’in eşlik ettiği baharın serinliğinde, bir ikindi vakti iniyorum otobüsten. Ömrünü Türkiye’yi ve kültürünü gezip tanımaya adamış bu rehberin tok sesi, anadiline saygılı cümlelerini süsleyen Yunanca kökenli arkeoloji terimleriyle, meslek alışkanlığıyla ağzından ara sıra dökülen ingilizce sözcüklerle çeşnilenerek tılsımlı bir bulut gibi insanların çevresini sarıyor, onları çağının en büyük mermer ve heykelcilik merkezi olmuş Afrodisias şehrinin kapısından içeri taşıyor.


Atın artık üzerinizden kış yılgınlığını, karamsarlığını, bahar geldi.. Anadolu’nun en büyük antik kentlerinden birindeyiz bugün. Geyre ovasını çevreleyen buğulu sıradağların tam ortasında, büyülü sessizliği bozmamak için toprağa gömülü binlerce yıllık mermer bloklara usulca basarak yürüyorum.

Amfitiyatronun en üst sırasına çıktığımda, önümde zengin ve kalabalık şehrin renkli yaşamına tanıklık eden iki pazar yerinin, yabancı diyarlardan gelen tüccarların şehre salgın hastalık taşımasınlar diye öncelikle yıkanıp arınmak zorunda oldukları hamamın kalıntıları uzanıyor. Afrodisias’ı dünya literatürüne kazandıran Prof. Kenan Erim’in hayatını nasıl bu şehre verdiğini, İngilizlerden, Fransızlardan, İtalyanlardan oluşan yabancı kazı ekiplerini yöneterek vatan topraklarının tarihini ne büyük bir coşku, ciddiyet ve disiplinle gün ışığına çıkardığını düşünüyorum.

TETRAPILON KAZISI SÜRÜYOR

Yazının Devamını Oku

Bursa turizminde bir başka alternatif durak Uluabat Köyü & Lopodium Kalesi

Önceki gün şehrin batısına, Uluabat- Lopodium kalesine gittim... Yaşadığımız şehrin her tarafı güzel doğa ve tarih dolu. Birçok kez yanından geçip, mola vermediğiniz sadece Ulubatlı Hasan‘ın heykeli ve belki de büyük ekmek fırını tabelası ile hatırladığınız mütevazı yerleşim aslında içinde birçok hikaye barındıran, duvarları günümüze kadar ulaşan kalesi ve tarihi yapıları ile ilgi bekleyen cennet bir yerleşim.

 

 

10 METREDE BİR BURÇ VARDI

Bursa ve çevresini korumak, Bursa’ya yolculuk yapanları denetlemek İçin tam Apollonia/Uluabat gölünün sularının Kocadere olduğu noktada önemli bir kale olan yerleşimin Bizans komutanı, imparator Alexios Komnenos (1048-1118) tarafından on metrede bir yükselen burçlarla yaptırıldığı, kaleye Lopadium adını ise 13. Yüzyılda Yunan tarihçi Niketas Khonietas’ın verdiği biliniyor. Niketas Khoniates, 12. yüzyıl ortalarında Denizli yakınındaki Khonai (antik Clossai) şehrinde doğmuş. Daha sonra Istanbul’da eğitim görmüş, Bizans’ta Angelos hanedanının hâkim olduğu dönemde (1185-1204) saray memuriyetlerinde ve idari görevlerde önemli mevkilere ulaşmış . Haçlılar tarafından 1204’te Istanbul’un işgali sırasında Iznik’e kaçarak, İmparator Thedoros Laskaris zamanında (1204-1222) saray hizmetinde bulunmuş. Türk tarihi açısından gezgin ve tarihçi Niketas’ın eseri, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Mesud (1116-1155) devriyle, Sultan II. Kılıçarslan (1155-1192) hakkında verdiği bilgiler bakımından önemli kaynak kabul edilir. Notlarında Myriokephalon Savaşı bütün ayrıntıları ile tasvir edilmiştir. Bu eser 16. yüzyılın ortalarından itibaren pek çok defa basılmış, birçok dile kısmen veya tamamen tercüme edilmiştir.




Yazının Devamını Oku

Karadeniz’de Bir Prenses

Sonsuz yeşillik ve ormanlar, insanın içini ürperten kayalıklar, Karadeniz’in hırçınlığına savaş açmış durgun mavi suları ve taze deniz ürünleriyle doğallığını her daim koruyan bir balıkçı kasabası burası. Bu hafta; adını bir kraliçeden, evlenip mutlu olamayınca Amasra’ya yerleşerek burayı yönetmeye başlayan Pers Prensesi Amastris’ten alan bir Amasra’dayız

 


Bartın’dan sonra giderek artan orman, göz kamaştırıcı bir tepede “Bakacak’ta” Karadeniz’in sularıyla buluşuyor. Tepeden aşağıya süzüldüğünüzde neredeyse tamamı tarihi bir kalenin kalıntılarının üzerine kurulmuş bir kent bekliyor sizi. Uzaktan Karadeniz’e bir üzüm salkımı gibi uzanmış yarımadanın, masmavi denizin ve muhteşem doğanın güzelliği, şehrin içine girdiğinizdeyse bir tarihle kucaklaşıyorsunuz.
Pırıltılı kumsalları, gizli kalmış mağaraları, tarihin izlerini doyasıya görebileceğiniz kent merkezi ve misafirperver insanlarıyla Karadeniz kıyısında bir balıkçı kasabası bu; doğal, bakir ve sakin…

YÜRÜYEREK KEŞFEDİN


Yürüyerek keşfetmelisiniz Amasra’yı... Kalenin içindeki daracık sokaklar, rengarenk ahşap evler ve bu tarihe tanıklık etmiş ulu ağaçlar, usul usul yolunuza çıkacak. Deniz kıyısına indiğinizde, büyüklü küçüklü tekneler, balıkçılar, denize giren insanlarla karşılaşacaksınız. Sonra tüm görüntüleri toplayıp önünüzdeki tabloya baktığınızda, Amasra’nın, dün ile bugünü aynı zeminde yaşatan bir coğrafya olduğunu çok daha iyi anlayacakınız.

Yazının Devamını Oku

Belirsizliklere rağmen Bursa turizm seyahat acentaları 2021 yaz sezonundan umutlu

Salgın sürecinin en çok etkilediği hizmet sektörlerinden, turizm seyahat acentaları bir seneyi aşan koronavirüs sürecinde desteksiz bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyor. Yaşanan olumsuz sürece rağmen ısrarla umutları taze tutmaya çalışan TÜRSAB-Güney Marmara Bölgesel Temsil Kurlu Başkanı Murat Saraçoğlu ve Bursa’da bulunan turizm seyahat acentaları temsilcileri ile görüşerek yaklaşan 2021 yaz sezonunu sorduk. Bu hafta sonu ile birlikte Türkiye virüsün yayılmasını kontrol altına alınması, vaka sayısın azaltılması amacıyla yeni bir kapanma sürecine girdi.


Yeni kararlarla vaka sayılarının 10 bin bandının altına indirilip; turizm sezonuna vaka sayısını kontrol altına alınmış bir ülke olarak girilmesi hedefleniyor. Başkan Saraçoğlu ve süreç boyunca destek konusunda üvey evlat muamelesi gören Bursalı seyahat acentaları, her şeye rağmen yaz sezonundan umutlu. Ben de aşılanan insan sayısının artması, vaka sayılarının kontrol altında tutulması ile birlikte yaz ortalarına doğru hayatın daha farklı olacağını eylül ayından itibaren ise turizmde olumlu yansımaların başlayacağını öngörüyorum.

MURAT SARAÇOĞLU
TÜRSAB Güney Marmara Bölgesel Temsil Kurulu Başkanı


Dünya üzerinde ve ülkemizde seyreden vaka sayılarının Şubat sonu Mart başı gibi hızla artması, koronavirüsün mutasyona uğramış bir seyir izlemesi ve ölüm oranlarının günden güne artmasından dolayı hedeflenen turizm planı da sekteye uğradı. Tek tesellimiz aşılanan kişi sayısının her geçen gün yükselmesi ve yaz aylarına kadar da ülke çapında biteceğine dair kamu yonetiminden gelen haberler oldu.
Dolayısıyla 2021 turizm sezonunun açılışında yeni tarihte Haziran olarak belirlendi.

Yazının Devamını Oku

Malabadi Köprüsünden Mardin’e

Doğu Anadolu yolculuğumuz devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Kars’a ve sonra Erzurum’a gitmiştik.Bu hafta Tatvan, Bitlis’ten geçip Batman’a doğru ilerliyoruz, sonra da Güneşn aşık olduğu şehir “Mardin’e” götüreceğim sizi...

Genel olarak Doğu Anadolu’nun soğuk iklimine uygun bir doğa ve bitki örtüsü ile geçen yolculuğumuz sırasında çok ilginç bir durağımız var; “Malabadi Köprüsü”.

Silvan’a 20 km uzaklıkta olan köprünün bir yanı Batman il sınırı diğer tarafı Diyarbakır il sınırı. En son 1989 yılında Silvan Belediyesi tarafından restore edilen köprü Silvan Belediyesi’nin logosunu oluşturan ana unsur. Artuklu Beyliği tarafından 1147 yılında yapılmış köprü gerçekten çok etkileyici. Yedi metre eninde ve 150 metre uzunluğunda olan köprünün en etkileyici yeri su seviyesinden kilit taşına kadar olan yüksekliği; yaklaşık 20 metre...
Malabadi Köprüsü, dünyada taş köprüler içerisinde en geniş kemerli olanı olarak biliniyor. Kemerin her iki yanında, iç tarafta kervan ve yolcular tarafından, özellikle kışın zorlu günlerinde barınak olarak kullanılan iki oda bulunuyor. Köprü nöbetçileri tarafından da kullanılan bu odaları daha önceleri dehlizlerle yolun dipleri ile bağlantılı olduğu, gelen kervanların ayak seslerinin bu dehlizler vasıtası ile daha uzaklarda iken duyulduğu söylenir.

AYASOFYA’NIN KUBBESİ SIĞAR

Köprü için dönemin araştırmacıları ve gezginler; “Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık uyandırıcıdır. Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Doğu’da bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.” derler. Nitekim Evliya Çelebi de Seyahatnamesi’nde köprü hakkında “Malabadi Köprüsü’nün altına Ayasofya’nın kubbesi girer” yazmıştır.

Yazının Devamını Oku

Kendi soğuk insanı sıcak ERZURUM

Geçen haftaki yazımda Kars’a gitmiştik, hazır oralarda dolaşırken bu hafta da Erzurum’a geçelim. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Erzurum, bölgenin en büyük ili ve Türkiye’nin en kalabalık 29. şehri olarak biliniyor. Şehrin kuzeyde bir bölümü Karadeniz Bölgesi sınırlarına yer alıyor. Denizden yaklaşık 1900 m yükseklikle ve Palandöken Dağı’nın eteklerinde kurulan şehir, tarihin ilk dönemlerinden bu yana farklı uygarlıkları ağırlamış.


Önemli ticaret yollarından biri olan İpek Yolu’nun Erzurum’dan geçiyor olması ve şehrin verimli ovaları da Erzurum’un Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerinden biri olmasında önemli rol oynamış. Tarım ve hayvancılığın önemli bir geçim kaynağı olarak görüldüğü şehirde bir diğer önemli değer de kesinlikle kış turizmi. Doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel değerleri ile yılın her dönemi turist çekme potansiyeline sahip olan Erzurum’da kış turizmi uzun yıllardır canlı. Erzurum’un insanları her ne kadar dışardan biraz içine kapanık tabir edilse de semaverde demlenen çayla sohbete girdiğinizde size ne kadar açık fikirli olduklarını, kışın kardan kapanan yolları, Selçuklu ‘yu, varoşuyla, üniversitesiyle koca bir şehri ve Dadaş’ın ne olduğunu anlatmaya başlayabilirler. Çayımı içerken öğrendiğim; dadaş, mert, cesur, özü sözü bir zalimin karşısında, mazlumun yanında olan merhametli, kişiye denirmiş.

SELÇUKLU İZLERİ


Kentin tarihi milattan önce dört binlere dayanıyor ama günümüz Erzurum’unda en çok Selçuklu izleri var. Türklere Anadolu kapılarını açan meşhur 1071 Malazgirt Savaşı’yla şehir Saltukoğulları’ndan Saltuk Bey yönetimine verilmiş. Anadolu Selçukluları ve İlhanlılar dönemi yeni yapılarıyla Erzurum’u özel kılmış. Şehri Osmanlı topraklarına 16. yüzyılda katan padişah ise Yavuz Sultan Selim.
Merkezde yürüyerek gezip görebileceğiniz eserler içinde Yakutiye Medresesi, Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden. 13. yüzyıldan kalan Çifte Minareli Medrese’ye, minaresi kubbesi görünmeyen, taşlar ta Horasan’dan gelmiş. Ulu Cami’ye mutlaka uğramalısınız. Derler ki, Ulu Cami’nin üç ayrı mihrabının olmasının nedeni, padişahın üç ayrı mezhebin gönüllerini alma niyetiymiş. Kalenin içindeki Saat Kulesi de kaçırılmaz. Kalenin milattan sonra 5. Yüzyılda Bizanslılar tarafından yapıldığı sanılıyor. Kaleye gittiğiniz zaman ahşap merdivenli saat kulesine çıkarsanız şehrin en iyi fotoğrafını çekebilirsiniz. Bence Yakutiye Medresesi’nin yanındaki Lala Paşa Camii’ni ve Murat Paşa Camii’ni de mutlaka gezin.

KIŞ TURİZMİ DEYİNCE PALANDÖKEN


Yazının Devamını Oku

Kars turizmine yeni bir yön çizen Doğu Ekspresi’ni bekliyoruz

Kars son yıllarda tren sayesinde turizmde yaptığı atılımlarla bir marka şehir halini almayı başardı ve Türkiye’nin en önemli kış destinasyonlarından biri haline gelmişti. Seferleri durdurulan sadece Doğu Ekspresi değil, birçok bölgesel hat ve tren yaşadığımız süreçte çalışmıyor. Yalnızca Karslılar değil tüm turizm çevreleri koronavirüs tedbirleri kapsamında seferleri durdurulan Doğu Ekspresi’nin tekrar şehirlerine geleceği günü bekliyor. Umarız önümüzdeki kış tekrar aynı hava yakalanır ve Kars turizmde hakettiği ilgiyi görür.


Türkiye’nin en doğusunda olduğundan mıdır bilinmez, biraz kendi kaderine terk edilmiş yalnızlaştırılmış bir şehir Kars. Oysa ki bir zamanlar “Doğu’nun Paris’i olarak anılan kentin aslında ne denli estetik binalara, düzgün kent planına ve hassas ruha sahip olduğunu görmek için sokaklarında yürümeniz yeterli.

Bir demiryolunun bir trenin bir şehrin kaderini nasıl değiştirdiğinin son öyküsüdür aslında Kars’ta doğu ekspresi ile yaşanan turizm hareketliği. Son yıllarda kış turizmi denilince ilk akla gelen şehirlerden olan Kars’ın turizm gelirleri virüs salgını döneminde yüzde 80 azaldı.
Karslılar koronavirüs tedbirleri kapsamında seferleri durdurulan Doğu Ekspresi’nin tekrar şehirlerine geleceği günü bekliyor. Ankara ile Kars arasında sefer yapan ve salgından hemen önce ilgi odağında olan Doğu Ekspresi ile kente gelen yerli ve yabancı turistler, turizmi canlandırmıştı. Ankara’dan Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum güzergahını izleyen Doğu Ekspresi treni, yaklaşık 24 saatlik yolculuğun ardından yolcularını Kars’a ulaştırıyordu. Seferleri durdurulan sadece Doğu Ekspresi değil, birçok bölgesel hat ve tren yaşadığımız süreçte çalışmıyor.

Geçmişte hep Kars’ın beyaz yalnızlığından dem vururduk, özellikle kış aylarında... Ama son yıllarda Doğu Ekspresi’nin seferlerinin şehre katkısı ile Kış turizmi bu şehir için önemli bir ekonomik kaynak oldu. Karslılar şimdi dillerinde “Kara Tren” türküsü, Doğu Ekspresi’nin şehre geleceği günü iple çekiyor. Turizm pastasından kendine göre pay alan insanlar umutlu, virüs salgını sonrası doğu ekspresi turistlerine “Daha güzel bir Kars ile onları karşılayacağız” mesajı yollayarak, özlemlerini dile getiriyorlar . Doğu Ekspresi turistleri Kars’ta gerçekleştirdikleri turizm aktiviteleri kapsamında Kars mutfağını deneyimleme, Sarıkamış’ta kayak, Çıldır Gölü’nde atlı kızak turu, Ani Harabeleri gezisi, ozanları dinleme gibi kültürel ve doğal turizm faaliyetlerine katılıyorlardı. Bu faaliyetler ve kentin yerel değerlerinin koruması yönündeki duyarlılıklarının, yeni bir ivme kazanmış Kars’ın sürdürelibilir turizmini olumlu yönde etkilediği kuşkusuz.

ANKARA’DAN, KARS’A GEZE GEZE 32 SAAT


Yazının Devamını Oku

İnsan Safranbolu’yu yaşayarak öğrenir…

Safranbolu, Karabük iline bağlı, kendine has doğal ve kültürel dokusunu korumuş şirin bir yerleşim yeri. Safranbolu’ya giderken yolunuz üzerinde karşınıza simsiyah ve tozduman görüntüsüyle çıkan demirçelik tesisleri sizi endişelendirse de Karabük’ü geride bırakıp doğal vadi içindeki kent merkezine inerken Safranbolu’nun bembeyaz evleri “Hoş geldiniz” der; ama insan asıl olarak Safranbolu’yu yaşayarak öğrenir

Safranbolu sahip olduğu kültürel varlıkları doğal dokusu içinde korumakta başarılı olmuş ve 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından “Dünya Miras Listesi”ne dahil edilmiş ve bir dünya kentidir; bu yüzden ülkemiz turizminde yerini her zaman korumuştur.

BİTMEYEN TURİZM

Safranbolu’da turizm hareketliliğinin hiç bitmemesinin iki önemli sebebi var; birincisi kentte koruma altına alınan bölgede eski sivil mimari örneği yapıların arasında gözü rahatsız edecek başka hiçbir çirkin, modern yapının olmaması ve başarılı restorasyonların yapılması ikincisi ise tarihi kentte yaşayanların bu tarihi miraz evlerin ve sokakların korunması ile onlara turizm kanalıyla geri dönüş olacağının bilincine varmış olmaları.
Korumanın Başkenti unvanıyla da anılan Safranbolu’da 8 Ekim 1976’da Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın aldığı koruma kararıyla bugüne kadar 700’den fazla tarihi eser restore edilerek turizme kazandırıldı.

Türkiye’de kent ölçeğinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde tek yer olma özelliği taşıyan tarihi ilçede, Tarihsel ve Doğal Sit Alanı kararının alınmasının ardından günümüze kadar geçen zamanda, tarihi eserlerin geleceğe taşınması için çok sayıda restorasyon çalışması yürütüldü.

Açık hava müzesini andıran, Osmanlı mimarisini, dönemin şehir hayatını ve kültürünü yansıtması dolayısıyla en iyi örneklerden biri olarak gösterilen, o dönemden kalma han, hamam, konak, çeşme, cami ve köprülerin yer aldığı tarihi ilçede, vatandaşlar da koruma bilincini benimseyerek tarihi dokunun bugünlere gelmesi ve geleceğe aktarılmasına katkı sağlıyor.

NÜFUSUN 9 KATI ZİYARETÇİ

Yazının Devamını Oku

Bursa Turizminden ve şehrin insanından hakettiği ilgiyi göremeyen YILDIRIM KÜLLİYESİ

Bursa erken dönem Osmanlı mimari eserlerini barındıran, Sultan Orhan’dan başlayarak en güzel külliyelerin yapıldığı bir şehir. Öyle ki bu külliyeler bakıldığında her yerden görülebilsin, şehri süslesin, yaptıran Sultanın şehre mührü olsun diye tepelere yapılmış. Hatta o günlerde, şehrin kuzeyinde verimli ova güneyinde ise Uludağ olduğu bilinci ile Sultan Orhan ile birlikte surlar dışına taşınan yerleşimin, şehrin doğu – batı istikametinde gelişebilmesi yolunda adımlar atılmış ve en batıda 1. Murat Hüdavendigar kendi adına külliyesini, en doğuya da Yıldırım Bayezid Külliye’sini inşa ettirmiş.


Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiğim Yıldırım Külliyesi’ni mahzun, sıkıntılı, kendi halinde buldum. Bursa’da Osmanlı dönemi külliyelere yapılan en büyük kötülük etraflarının düzensiz yapılaşma ile ev ve apartmanlarla çevrilmiş olmasıdır. Yıldırım’da da bu fazlasıyla var maalesef.
Ben hep yapıların etrafında gelişigüzel yapılarak, adeta külliyeyi kamufle eden çirkin binalar yerine dönemin mimari özelliklerini yansıtan eski Bursa evleri ile çevrili olmalarını ve o eski evlerle bütünleşmelerini hayal ederim. Bursa’ya gelen turistlerin, grupların yüzde doksanının ziyaret ettiği yerler belli; belki Muradiye Külliyesi, Tophane bölgesi, Ulucami, çarşı-hanlar bölgesi ve Yeşil Türbe ile sona eren bir rota...

BİR DE DÜZENLEME OLSA

Yıldırım Külliyesi’ni güzergahına alan kaç tane acenta veya rehber vardır? Sorsak zaman yetersizliğinden dem vurabilirler ama ondan da daha önce külliyeye ulaşan yolların dar ve park etmiş arabalarla işgal edilmiş olması, külliyede uzun süredir devam eden restorasyon ve yeterli derecede yerli yabancı ziyaretçiyi o noktaya çekecek düzenlemelerin olmaması... Halbuki bu şehir Yıldırım Bayezid’ın mirasını yiyor. Devletin sınırlarını Rumeli’de genişleten, İstanbul’u üç kez kuşatan, İstanbul boğazında Anadolu hisarını yapan, savaşlardaki başarısı ile Yıldırım lakabını alan, Emirsultan hazretlerinin kayınpederi, Niğbolu zaferi sonrası Ulucami’yi Bursa’ya kazandıran Bayezid Han’ın külliyesi daha çok ilgiyi haketmiyor mu? Yoksa 1402 yılında Timur ile giriştiği Ankara Savaşı’nı kaybettiği için ona kırgın mıyız? Timur’un yanında 7 ay 12 gün esir olarak kalan bu büyük Sultan, 43 yaşında 8 Mart 1403 yılında vefat etmiş, cenazesi oğlu Mehmed Çelebi tarafından Bursa’ya getirilerek, külliyesi içerisindeki türbesine defnedilmişti. Restore edilen türbesi ise geçtiğimiz yıl kasım ayında ziyarete açılmıştı.

YILDIRIM KÜLLİYESİNİ BURSA TURİZMİNE NASIL KAZANDIRABİLİRİZ?


Yazının Devamını Oku

Turist Rehberliği

Geçtiğimiz hafta sonu 21 Şubat Pazar Dünya Rehberler Günü’ydü. Dünyanın dışardan çok hoş görünen ama aynı zamanda en nankör ve zor mesleklerinden biridir turist rehberliği...


Türkiye’deki iyi eğitim almış, genel kültürlü, en kötüsü bir üniversite mezunu, en az bir yabancı dili iyi bilen meslek gruplarından biridir. Hakkında en çok şehir efsanesi yaratılan, en çok ön yargı ile yaklaşılan mesleklere örnek ararsanız, cevap yine rehberliktir.
Uzaktan herkesin bildiği ama iyi tanınmayan bir meslek. Bazılarına göre iş bile sayılmıyor, öyle ya “Hem geziyorsun hem para kazanıyorsun daha ne istiyorsun? Yediğin önünde yemediğin arkanda, her gün eğlence, her gün gezi, güzel kadınlar, yakışıklı delikanlılar, güzel oteller” deyip geçerler... Ama bir an durup düşünmezler mesela, rehberler eve döndüğünde yol yorgunluğu yüzünden kaç gün kendilerine gelemez, sinirler yıpranır, her türlü hava koşulunda her gün yüzlerce kilometre yol yapılır, off deme şansı yoktur, her koşulda sabırla gülümsemek zorundadır...

HER NAZI ONLAR ÇEKER

Her zaman en erken kalkan, en geç yatan onlardır, şoförü ayrı garsonu ayrı idare eder gönlünü almaya çalışır, üstelikte her zaman güzel temiz bir oda beklemez, her çeşit otel odasında yatmışlığım vardır mesela Yol boyunca otobüste, bırak misafirleri, o turu satan acente sahibinin bile hiç duymadığı yüzlerce farklı konudaki bilgiyi, her grup için o insanların anlayacağı bilgi seviyesinde yeniden formüle edip anlatan, ülkemizin dört bir yanına dağılmış, köyünden şehrine, yüzlerce müze ve ören yerine nereden girilir-çıkılır, yürüyüş rotası nediri bilen, her biri birbirinden farklı kültür, gelir ve öğretim geçmişine sahip misafirleri aynı oranda mutlu etmesi, ve sürekli çıkan anlaşmazlıkları, seyahate dair araç bozulması dahil sorunları çözmesi beklenen kişilerdir rehberler.
Ailelerini kimse sormaz mesela, sevenleri ne yapar onlar yollardayken ? Çocukları anneleri ya da babalarını görmeden nasıl büyürler, kaç tane müsamere, tiyatro gösterisi, ilk alınan karne, mezuniyet töreni kaçırılır? Evinden yüzlerce bazen binlerce kilometre uzakta dağın başında veya bir adada, çalan bir telefonla çocuğunun, hayat arkadaşının, annesi ya da babasının bir sorunu olduğunu, hastaneye kaldırıldığını öğrendiğinde ne hisseder?

ÇOK MU KAZANIRLAR

Her geçen sene kötüye giden turizm sektörü yaşanan virüs süreci ile dipte... Rehberlerde öyle... Ülkemizde bir rehberin senede iyimser tahminle sadece 100-150 gün çalışabildiğini, bu sürede kazandığı yevmiyeyle de 12 ay yaşamak zorunda olduğunu, sağlık-emeklilik primleri, tüm ev, okul, kılık kıyafet masraflarını işte bu sürede kazandıkları parayla ödemek durumunda olduklarını unutmayın, yani istikrarsız bir meslektir bu meslek, o duyduğunuz şehir efsanelerine de pek inanmayın. Bunun yanında sürekli kendini geliştiren, araştıran, okuyan sonu olmayan bu meslekte bir noktadan sonra farklı konularda uzmanlaşma yoluna giden insanlardır.

Yazının Devamını Oku

Tadı damaklarda kalan kent

İnsanların yaşamak için yemek yedikleri değil, yemek yiyebilmek için yaşadığı Gaziantep’te elbette tadı damakta bırakacak başka şeyler de var... Çarşı bölgesi, Karagöz’den kalealtına kadar olan bölüm, hanlar, el sanatı dükkanları, baklavacılar bana Halep günlerimi hatırlatan eski taş evlerle süslü sokaklar...


Gaziantep’e batıda yaşayanlar Güneydoğu’lu bir şehir, Güneydoğu‘da yaşayanlar batılı şehir gözüyle bakar. Gaziantep Fırat’ın batısında kalmasıyla batılı, sınırlarının Güneydoğu Anadolu’da bulunmasından dolayı da Güneydoğulu bir şehirdir.
Şehir kültür olarak güneydoğuya daha yakındır ancak şehirleşme, sanayileşme ve gelişmişlik yönüyle batıya hatta Bursa’ya benzer.
Gaziantep ‘te gezmekten en çok keyif aldığım yer tabiiki çarşı bölgesi, Karagöz’den kalealtına kadar olan bölüm, hanlar, el sanatı dükkanları, baklavacılar bana Halep günlerimi hatırlatan eski taş evlerle süslü sokaklar...

SOKAKLARINDA GEZİN


Bir şehri tanımanın en iyi yoludur sokaklarında yürüyerek gezmek. Bir mahalle fırınında yapılan, kürek üzerinde dumanı tüten lahmacunlar gözümün önünden gitmiyor. O yürüyüş esnasında kokusu eksik olmayan kebapçılar, ciğerciler, katmerciler, dürümcüler ve baklavacılarsa köreltmeye çalıştığım nefsimi ısrarla uyandırmak için yarışıyordu sanki. Yaralı ve eskimiş halini yeni bir yüze sarıp sarmalamaya çalışan bir kentin içine, yüreğine doğru yürüyüp gittim. Çingene kızın kendisi ve belki de binlerce yıl önceki halinin mozaikten bir portresi, daha sonra karşıma çıkacaktı.

Kentin dar ve kıvrımlı sokaklarında yürümek, adım adım bulmaca çözmek gibi bir duygu uyandırıyor insanda. İşgal yıllarında, iki insanın kolayca kapatabileceği bu sokaklarda yapılmış, kent savunması. Sağlı sollu yüksek duvarlardaki kemerli kapılar kapandı mı “hayat“ içeride kalıveriyor.

Yazının Devamını Oku

Atatürk Caddesi trafiğe kapatılınca ne olacak?

Tarihi Çarşyı ve Hanlar Bölgesi’ni ortaya çıkarmak için uygulanacak projeyle ilgili yarışma sonuçlandı. Proje kapsamında birinci seçilen çalışmada Heykel ‘in trafiğe kapatıldığı görülüyor. Ancak yarışma jürisinin birinci olan projenin mimarlarına, revize önerisinde bulunabilecekleri konuşuluyor. Konu çok hassas, zira Bursa’nın en yoğun caddesinin trafiğinin böyle bir durumda ne olacağı hangi alternatiflere yönlendirileceği merak konusu. Burada Cumhuriyet Caddesi’ni pratiğini de unutmamak gerekiyor.

Haziran ayında yazmıştım, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının desteği ile Ulu Cami ve etrafındaki hanlar bölgesinde tarihi silueti bozan yapıların kamulaştırma süreci başladı, yaz aylarında bazı kamu binaları yıkıldı, diğerleri de yıkılacak. Etaplar halinde 430 bin metrekarelik alan yenilenip, restorasyonları yapılacak,
1958 kapalıçarşı yangını sonrası restorasyonu yarım kalan, tamiri iyi yapılamayan bazı hanlar için de iyileştirmeler, cephe sağlıklaştırmaları gerçekleşecek, bölge ihya edilecek.
Bölgeyi yakından bilen, yaşayan biri olarak desteklediğim bu proje tarihi çarşı, hanlar bölgesi ve Bursa turizmi için çok önemli bir proje. Hanlar Bölgesi tarihi Bursa’nın kalbi. Yıllar içinde bölgenin düzenlenerek tarihi dokusunun ön plana çıkarılması için çeşitli girişimler yapıldı. 1985’te Neşe Arolat’ın projesi Orhan Gazi Meydanı’nda uygulanmış, Kozahan, Ulucami ve Orhan Cami ortasında kalan alan günümüzdeki halini almıştı. İlki 2008’de açıklanan, bölgenin yayalaştırılmasına yönelik yapılan projeler ise hep kağıt üzerinde kaldı.

İLK SOMUT ADIM

Bursa’da Tarihi Çarşılar ve Hanlar Bölgesi’ni ortaya çıkarmak amacı ile başlatılan proje yarışması geçen hafta sonuçlandı. Proje kapsamında birinci seçilen çalışmada Heykel ‘in trafiğe kapatıldığı görülüyor. İlk kez Alinur Aktaş’ın büyükşehir belediye başkanlığı döneminde merkezi hükümetin desteğiyle tarihi proje için somut adımlar atıldı ve yıkımlar başlamıştı. Başkan Aktaş da projeyi çok önemsediğini söylemiş, hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile görüşerek Ankara’nın desteğini almıştı. Aktaş, ortak aklı burada da hayata geçirerek, uygulanacak proje için yarışma düzenlenmesine karar vermişti. İşte o yarışma sonuçlandı. Fotoğrafını görebileceğiniz proje, jüri tarafından birinci seçildi.

MERKEZ BANKASI NEREDE?

İstanbullu bir mimarlık firmasının kazandığı projenin ekip başı Ece Avcı. Projede Merkez Bankası’nın yerinde kaldığı görülüyor, halbuki şu anda yerinde yok, yıkıldı. Projede en dikkat çekici detay, araç yolunun ortadan kaldırılması. Yani eğer 1. seçilen proje kabul edilirse, Heykel araç trafiğine kapatılmış olacak.

Yazının Devamını Oku

Ege adaları ile bağlantı koptu...

Geçen sene mart ayı başından bu yana Ege adaları ile bağlantı koptu, sadece ticaret ve turizm taşımacılığı değil iki yaka arasındaki dostluk ve arkadaşlıklar da koptu. Bu yazımız için Türkiye ile Yunanistan’a ait adalar arası taşımacılığın ve oradaki turizm organizasyonunun önemli isimlere ulaştık, sürecin nasıl geçtiğini ve 2021 öngörülerini sorduk.

 

Turizm sadece Türkiye’nin değil tüm dünya ülkelerinin en önemli ekonomik geçim kaynağı ve sektör canlı olduğunda beraberinde milyonlarca insanı harekete geçiriyor, yaşatıyor. Yaklaşık bir senedir içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreç Turizm sektörünün tüm kollarını, çalışanlarını yormuş durumda.

2020’de turizm sektöründeki ekonomik kayıp 1,3 trilyon dolar olurken, sektörde 100 ila 120 milyon istihdam risk altında. Merkezi Madrid’de bulunan Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (BMDTÖ) yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından dolayı 2020’de dünyada uluslararası seyahat edenlerin sayısının bir yıl öncesine oranla yüzde 74 düştüğünü açıkladı.”Turizm tarihinin en kötü yılı” ifadesini kullanan BMDTÖ, salgından dolayı getirilen seyahat kısıtlamalarıyla turizm sektöründe, geçmişte örneği olmayan bir krizin yaşandığını vurguladı.
Turizm sektörün farklı dalları kendi çabaları ile ayakta kalmaya çalışıyor, sabırla virüs sürecinin sona ereceği günleri, seyahatlerin başlayacağı günleri bekliyor.

Bunlardan biri de, her yıl binlerce insanı Ege’nin bir yakasından diğerine taşıyan, binlerce insanın birbirine kavuşmasını sağlayarak, turizm hareketliğine büyük katkı koyan, Türkiye ve Anadolu’ya yakın Ege adaları arasındaki turizm hareketinin baş aktörü feribot firmaları. Geçen sene mart ayı başından bu yana Ege adaları ile bağlantı koptu, sadece ticaret ve turizm taşımacılığı değil iki yaka arasındaki dostluk ve arkadaşlıklar da koptu. Bu yazımız için Türkiye ile Yunanistan’a ait adalar arası taşımacılığın ve oradaki turizm organizasyonunun önemli isimleri, bu bağlantıyı sağlayan yılların tecrübesi Çeşme-Sakız adası arası çalışan Ertürk Lines Yöneticisi Nezihe Ertürk, Marmaris ve Bodrum’dan Kos-Rodos-Leros adalarına taşımacılık yapan Yeşil Marmaris Lines Operasyon Müdürü Sertaç Erarslan ve Kuşadası- Samos, Patmos arası çalışan Meander Travel Genel Müdürü Engin Ersenbil ‘ ulaştık, sürecin nasıl geçtiğini ve 2021 öngörülerini sorduk.

Feribotlar mart ayından bu yana bekliyor, çalışanlar da sabırla demir alacakları günü gözlüyor. Ada sevdalıları ise perişan. Kapılar açılacak, gemiler çalışacak söylemleri ile bahar ve yaz ayları geçti yaz bitti. Yunanistan 14 ülkeye kapıları açtı ama Türkiye’den turist kabul etmedi. Türkiye’den kısa bir yolculukla ulaşılabilen Ege adaları, geçen yıl tam 330 milyon Euro bırakan Türk turisti bu yaz hasretle bekledi. Sakız adasından konuştuğum bir arkadaşım adaya gelen her Türk turistin, Alman, Hollandalı vs turistten 3 kat daha fazla para harcadığını, alışveriş yaptığını anlatıyor ve ekliyor; “Türk turist balık lokantalarında taze balık, kalamar, ahtapot yerken Alman turist karnını salata ile doyuruyor.”

Yazının Devamını Oku

Geçmişten bugüne ülkemizin en popüler kayak merkezi Uludağ bizi bekliyor

Şimdi bizim için kış mevsiminde yağan karla beyaza bürünen Uludağ’a gitme zamanı. Sezon geç de olsa açıldı; tesisler hazır. Bu kış, virüs süreci beraberinde bazı kısıtlamaları getirse de karlı Uludağ’a hafta içi bir gün ister kayak yapmak ister sadece doğayı yaşamak için vakit ayırmalısınız. Ben size Teleferik’le çıkmayı ve muhteşem kar manzarasının tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum. Kısa kar sezonunu kaçırmayın.


Uzun zamandır beklediğimiz kar geldi. Önce Bursa’ya hayat veren Uludağ’ı sonrada şehrin her yerini beyaz örtü kapladı, toprağa bereket insanlara umut oldu. Bursa’da yaşayanlar için kış mevsiminde heykelde yürürken başını kaldırdığında karsız bir Uludağ görmek kadar kötü bir duygu olamaz, gözümüz hep karlı Bakacak Tepe’sini ve sonrasında da dağın eteklerine doğru inen beyaz örtüyü arar.

ULUDAĞ’ DA TURİZM


Uludağ ilk olarak yaz turizmi açısından yaylalarıyla ilgi gördü. Kış turizmine açılması Fatih Tepe’de bir kayak evinin yapımıyla başladı. Bunu 1941’de Büyük Otel’in yapımı izledi. 1953’de yeni bir kayakevi yapıldı ve çevrede düzensiz yapılaşma başladı. 1961’de Ulusal Park olarak korunmaya alınınca izinsiz yapılar yıkılarak bu çeşit yapılaşmaya son verildi; yeni oteller ve kamu dinlenme tesisleri yapımına başlandı.
Günümüzdeki tesislerin çoğunluğu 1970-1980 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde yapıldı. 21 Ekim 1985’te Uludağ Kayak Merkezi Uygulama imar Planı yapılarak 1. Gelişim Bölgesi olarak adlandırılan oteller mevkiinde yapılaşma dondurldu. Bundan sonraki yapılar için II. Gelişim Bölgesi olarak isimlendirilen kesim 5 Ağustos 1986 da Turizm Merkezi ilan edildi.

ESKİ ADI KEŞİŞ DAĞI’YDI


Yazının Devamını Oku

Karlı kışın yıldızları

Çok özlediğimiz kar geldi.. ve şimdi bizim için kış mevsiminde yağan karla beyazlara bürünerek bir başka güzel olan Abant ve Gölcük göllerine gitme zamanı.

 

Ne zaman kar yağsa aklıma ilk önce Abant Gölü gelir. Sonbaharı da güzel ama kar belki de en çok bu göle yakışıyor. Kar da yürümekten keyif alanlar için muhteşem bir parkur. Bolu bölgesinde irili ufaklı bir çok göl var fakat Gölcük ve Abant gölleri bence kar yağdığı zaman kış mevsiminin yıldızları..
Uzun zamandır süren yağışsız, kurak kış günlerine evlerde olduğumuz bu haftasonu yağan karla nokta koyduk, belki de bu satırları okurken pencereden yağan karı izliyorsunuz..Kar herkese moral oldu, doğaya can verdi, heryeri olduğu gibi Abant’ı ve Gölcük’ü beyaz bir örtüyle kapladı.

Abant ve Gölcük’ü karlı halini merak edenlerle yaşadığımız süreçte kısıtlamalar nedeniyle haftasonu gidemiyorsak biz de hafta içi gideriz değil mi? Üstelik hafta içi çok daha güzel ve sakin olur..Günübirlikte olsa karda yürüyecek olmanın heyecanı, defalarca Abant’ı görmeme rağmen beyaz örtüye olan özlem, karlı Abant’ı yeniden görmek bu güzellikleri farklı açılardan göstermek ve paylaşmak keyif veren bir duygu. Ocak ve şubat aylarında en az 2 kere bölgeye gezimiz var, beni sosyal medya hesaplarımdan takip edin, sizi de bekleriz.

Kartpostaldan Fırlamış Gibi

Göle Bolu otobanı tarafından giriş yapıyorsanız sizi yakın zamanda yapılan bir ziyaretçi merkezi ve açık otopark karşılıyor. Göl çevresinde tek yön bir trafik var ama arabaların göl çevresinde dolaşması doğal hayata verdiği zarar nedeniyle eleştiriliyor. Gölü yaşamanın ve gezmenin en iyi yolu yürüyüş.

Yazının Devamını Oku