Uğur Çelikkol

On İki Ada’nın huzur anıtı Leros Adası

15 Mayıs 2022
Bazı adalar huzurludur, sakindir, ama bazı Ege adaları vardır ki, huzurun adresidir... Bunu ilk adım attığınız anda daha liman bölgesinde hissedersiniz...

 LEROS;
 Leros’a Kos Adası’ndan bindiğim hızlı katamaranla gittiğimde, küçük Agia Marina Limanı’nda ilk gün bunu hissetmiştim hem de fazlasıyla... Bence bugüne kadar size huzurlu sakin ada
tarifi yaptıran tüm adaları unutun ve fursatınız olursa bu ilkbahar yaz sezonu Leros-İleryoz Adası’na gidin. Anadolu kıyılarına yakın olmasına rağmen gitmek biraz zor, ama belki de onu huzurlu yapan zor ulaşılması. Eğer kendi tekneniz yoksa benim yaptığım gibi önce Bodrum’dan Kos Adası’na geçecek oradan On İki Ada’yı dolaşan gemilerden birinin sefer saatlerini takip edeceksiniz.

 

Akşamları iyi müzikle keyif yapacağınız birkaç bar haricinde gece hayatıyla kopulacak, eğlenilecek adalardan değil Leros. Daha ziyade gündüzleri elinizde kitap, plajlardan birinde tüm gün mesken kurup, denize girebileceğiniz; akşamüzeri Ege esintisinde bir gölgede saatlerce kahve içebileceğiniz, akşamları da yine deniz kenarındaki restoranlardan birinde keyifle yemek yiyip, sohbet edeceğiniz, huzur vaat eden bir ada. Ege sofralarını seven Türkler, özellikle de yatçılar tarafından bu anlamda ün yapmış adalardan. Avrupalı turist çok yok denebilir.

Ege adalarını seviyorum, küçük ve az bilinen Ege adalarını daha da çok seviyorum. İşte Leros da o adalardan birisi. Leros bildiğiniz, tipik bir Ege adası. Kutu gibi, rengarenk, geleneksel mimaride binaları, küçük koyları, sıcakkanlı insanları var. Sakin, sessiz, huzurlu. Gördüğün her güzel plaja ser havlunu, dibi görünen denize at kendini. Akşamları tavernalarda lezzetli yemekler ye, uzun keyifli sohbetlere dal. Leros hem Türkiye’ye çok yakın hem çok ekonomik bir ada.

LEROS NASIL BİR ADA?

Yazının Devamını Oku

Süngercilerin adası: Kalimnos

8 Mayıs 2022
Bodrum yarımadasının Fener burnundan sadece 10 mil uzaklıkta olan Kalimnos adasına ilk gittiğimde rüzgarlı bir gündü... Saçım başıma karışmış, kalacak otel bulana kadar rüzgardan serseme dönmüştüm. Rüzgarın aslında ada için ne kadar önemli olduğunu, ada insanını ne kadar etkilediğini, insanların yüz hatlarına kadar etki ettiğini ilk günün akşamı keşfettim diyebilirim. Kos adasından bindiğim hızlı katamaran ile adaya yaklaşırken sağda solda gördüğüm yalnız kayalıklar ile beni dağlık ve çorak bir adanın beklediğini anladım.

KALİMNOS, liman bölgesindeki yüzlerce balıkçı teknesi, sünger satan dükkanları, etkileyici dağ manzaraları, denize dik inen kayalar arasındaki minik koyları, kekik, ot kokuları saçan tepeleri, yürüyüş patikaları, nefis balları, adım başı karşınıza çıkan keçileri ve özellikle adanın arka tarafında Telendos‘a bakan tarafındaki kayalarda ve tepe oyuklarında gördüğüm tırmanışçıları ile karşıladı beni...

DAĞLARI TAM TIRMANMALIK

Dağlık bir ada, deniz kenarındaki köyler ve köyler arası yollar haricinde kurak bir görüntüsü var, su yok ancak heybetli dağların da farklı bir görsel güzelliği var. Baktığınız her yer kaya. Fakat kaya deyip geçmeyin, dikkatlice baktığınızda her kayanın üzerinde bir dağcı karşınıza çıkıyor. Adanın bütün dağları ve tepelerinde imkansız yükseklikte ve diklikte, hatta ters eğimde ve oyuklarda dünyanın her yerinden gelen kaya tırmanışçılarına rastlıyorsunuz. Hatta geçmişteki süngerci adası unvanı artık kaya tırmanışçıları adasına dönmek üzere..
Sanki keçilerin adası Kalimnos, keçilere özenen insanların adası haline gelmiş artık. Avusturalya, Almanya, Amerika ve dünyanın birçok farklı köşesinde ünlenen ada, tırmanışçılar sayesinde Nisan – Kasım arasında 8 ay boyunca ziyaret edildiği için, diğer Yunan adalarına göre çok daha uzun bir sezona sahip artık, turzimde yeni bir pencere açmış kendine bu tırmanış meraklıları ile.

SÜNGERİN HİKAYESİ

Kalimnos yıllar önce süngercilerin adası olarak ünlenmiş. Bu ada civarındaki denizlerden çıkarılan süngerler işlenerek dünyanın her yerine ihraç ediliyormuş. Ve adalıların büyük zenginlik yaşamış, bunu da merkezdeki taş konaklardan anlayabiliyorsunuz. Ancak sünger dalışı yasaklandıktan sonra adaların geçim kaynağı ellerinden gitmiş. Ve bu dağlık adada yeni bir geçim kaynağı bulamadıkları için bir çok kişi adadan göçmüş ve ada fakirleşmeye başlamış. Adanın doğal granit kayalıkları, oyukları ve dimdik tepelerinin kaya tırmanışı için elverişli olduğunu fark eden adalı gençler sayesinde 2000’li yılların başından itibaren yeniden ünlenmeye başlamış. Şimdi aktif, dinamik ve sportmen bir kitlenin yaz kış ziyaret ettiği ada, ister tırmanış rotaları, ister yürüyüş ve bisiklet rotaları ile sportmen bir tatili, veya nefis koylarındaki pırıl pırıl suları ile harika bir deniz tatili sunuyor.

Yazının Devamını Oku

Şanlıurfa’nın çarşıları ve insanları

24 Nisan 2022
Güneydoğu Anadolu’da dinlerin ve farklı kültürlerin buluşma noktalarından biri olan Şanlıurfa’ya gitmek, çarşısını yaşamak gümrük handa oturup dibek kahvemi yudumlarken insanları gözlemlemek benim için en güzel molalardan biri.

 


Savaş öncesi 2010 yılında muhteşem çarşısı ile Halep’e yaptığım son seferleri hatırlatıyor bana Urfa çarşısı, kozmopolit insan yapısı, dağınık dükkan tezgahları, dar sokaklar, handan hana geçişler, kebapçılardan yükselen dumanlar, baharat kokuları ve insanların yüzlerindeki şüpheli bakışlar… Hepsi birbirine düğümleniyor bu çarşıda çözülmemek üzerine.. Çarşının hangi sokağında , hangi dükkanında kiminle tanışacağınız hep bir merak konusu.. Hanlardaki insan kalabalıkları, onlarca insanın yaptığı sohbetin uğultusu çarşı renklerinin tamamlayıcısı.

BALIKLARI KUTSAL GÖL

Önümden renkli ve parlak kumaşlardan yapılmış elbiseler giymiş kadınlar geçiyor, ellerini küçük çocuklar tutuyor.. çekiştiriyorlar biri bir yana diğeri öbür yana kadını. Başımı kaldırıp Urfa kalesine bakıyorum. Derler ki; Hz. İbrahim, Asur Kralı Nemrut’un gazabına uğramış ve bu kalede bulunan iki sütunun arasında kurulan mancınıktan aşağıya atılmış. Nemrut düşeceği yere ateşler yaktırmış ama bir mucizeyle ateş göle, odunlar da balıklara dönüşmüş. Gölün adı Halil-ür Rahman, yani Allah’ın Dostu ama halk Balıklı Göl demiş ve yüzyıllardır buradaki balıkların kutsal olduğuna inanılır.

Çarşının yanıbaşı, kutsal Balıklı Göl ve çevresi bence başka bir yazı konusu. Havada uçuşan güvercinler dikkatimi çekiyor. Urfalılar, bu kuşlara çok meraklı. Genelde kış aylarında yapılan “Karışma” dedikleri kuş uçurma olayı, serbest bırakılan güvercinlerin şehrin üzerini kaplayıp, gökyüzünde görsel bir şölen sunmasıymış.. Bu karışmalarda bazen gerçekten de bir karışma olayı sözkonusu olduğu da oluyormuş, yönünü şaşıran küpelerle, halhallarla süslenmiş güvercinler soluğu başka bir yuvada alabiliyormuş. Daha sonra kuşçu kahvelerine gidip, başka yuvaya giden güvercininizi geri alabiliyormuşsunuz.

DOĞUNUN GİZEMİ İÇİNDE


Yazının Devamını Oku

Şanlıurfa’nın çarşıları ve insanları

24 Nisan 2022
Güneydoğu Anadolu’da dinlerin ve farklı kültürlerin buluşma noktalarından biri olan Şanlıurfa’ya gitmek, çarşısını yaşamak gümrük handa oturup dibek kahvemi yudumlarken insanları gözlemlemek benim için en güzel molalardan biri.

Savaş öncesi 2010 yılında muhteşem çarşısı ile Halep’e yaptığım son seferleri hatırlatıyor bana Urfa çarşısı, kozmopolit insan yapısı, dağınık dükkan tezgahları, dar sokaklar, handan hana geçişler, kebapçılardan yükselen dumanlar, baharat kokuları ve insanların yüzlerindeki şüpheli bakışlar… Hepsi birbirine düğümleniyor bu çarşıda çözülmemek üzerine.. Çarşının hangi sokağında , hangi dükkanında kiminle tanışacağınız hep bir merak konusu.. Hanlardaki insan kalabalıkları, onlarca insanın yaptığı sohbetin uğultusu çarşı renklerinin tamamlayıcısı.

BALIKLARI KUTSAL GÖL

Önümden renkli ve parlak kumaşlardan yapılmış elbiseler giymiş kadınlar geçiyor, ellerini küçük çocuklar tutuyor.. çekiştiriyorlar biri bir yana diğeri öbür yana kadını. Başımı kaldırıp Urfa kalesine bakıyorum. Derler ki; Hz. İbrahim, Asur Kralı Nemrut’un gazabına uğramış ve bu kalede bulunan iki sütunun arasında kurulan mancınıktan aşağıya atılmış. Nemrut düşeceği yere ateşler yaktırmış ama bir mucizeyle ateş göle, odunlar da balıklara dönüşmüş. Gölün adı Halil-ür Rahman, yani Allah’ın Dostu ama halk Balıklı Göl demiş ve yüzyıllardır buradaki balıkların kutsal olduğuna inanılır.

Çarşının yanıbaşı, kutsal Balıklı Göl ve çevresi bence başka bir yazı konusu. Havada uçuşan güvercinler dikkatimi çekiyor. Urfalılar, bu kuşlara çok meraklı. Genelde kış aylarında yapılan “Karışma” dedikleri kuş uçurma olayı, serbest bırakılan güvercinlerin şehrin üzerini kaplayıp, gökyüzünde görsel bir şölen sunmasıymış.. Bu karışmalarda bazen gerçekten de bir karışma olayı sözkonusu olduğu da oluyormuş, yönünü şaşıran küpelerle, halhallarla süslenmiş güvercinler soluğu başka bir yuvada alabiliyormuş. Daha sonra kuşçu kahvelerine gidip, başka yuvaya giden güvercininizi geri alabiliyormuşsunuz.

DOĞUNUN GİZEMİ İÇİNDE

Şanlıurfa çarşısında yürürken Şam veya Halep’te, “Souk” dedikleri o çarşılardan birindeymiş gibi, doğunun o gizemli havasının hissedildiği sokaklarda yürüyor gibi hissediyorum. Eski kervanların getirdiği mallar, hoş kokulu baharatlar, rengarenk kumaşlar sanki dört bir yana yayılmış, değişik diller konuşuluyor eller sıkışılıyor, ticaret yapılıyor. Kumaş satan bir dükkanın önünde dakikalarca durup renk cümbüşüne dalıyorum, kimbilir hangi genç kızın nişanlık kıyafetleri, düğün hazırlıkları, elbise kumaşları buradan temin edilecek. Balıklıgöl ve çarşı civarında bu kumaşlardan yapılmış kıyafetlerle başı dik göğsünü gere gere yürüyen kadınlar gördüm ama fototoğraflarını çekmeye korktum. Neredeyse her meslek grubu için bir çarşı var, bazı çarşıların sadece adı kalmış, sanatkarlarıysa gelişen dünya ve onun ihtiyaçlarına ayak uyduramamışlar. Herşeye rağmen Bursa veya İstanbul geleneksel çarşısından tartışmasız çok daha otantik..Kazaz Han diye de geçen Bedesten’e yürüyorum, Ortadoğu, İran kokan şallar, yanar döner, parıltılı kumaşlar elbiseler, rengarenk bluzlar, örtüler dükkanları donatmış. Bedesten aslında kuyumcuların toplandığı yer olmalı, Kuyumcu çok yok burada ama altını Urfalı kadınlar da seviyor, kollarındaki boyunlarındaki takılardan bunu söyleyebilirsiniz. Hemen yanındaki Sipahi Çarşısı’nda ise kilimden battaniyeye, halıdan keçeye kadar değişik ürünler var. Bakırcılar ya da diğer adıyla Hüseyniye Çarşısı ise gün boyu, sanatlarını icra etmek için bakırları döven ustaların sesleriyle inliyor. Hediyelik birçok eşya da bulunabilir burada..

Yazının Devamını Oku

Mavi motosikletim Ege mavisi ile buluştu

17 Nisan 2022
Geçtiğimiz haftasonu motosiklet ile Bozcaada yoluna düştüm. Gezmek bizim için bir yaşam tarzı . Hayatımızı şekillendiren, bize sürekli öğreten, ruhumuzu besleyen bir olgu. Arabayla, motosikletle veya bisikletle...Motosiklet sevenler o işin keyfini bilir. Bende mavi motosikletimi Ege mavisi ile buluşturma istedim ve havanın güzel olduğu ilk fırsatta Bursa’dan erken saatte yola çıktım.

Sabah Bursa’dan ayrılırken kapalı, hatta zaman zaman yağmur damlalarının düştüğü bir hava vardı, hava serindi. Bursa havası bu ! Uzun süre bulutların ve yağmurun esiridir. Kurtulamaz bulutların esaretinden, kışı uzundur...Uludağ çeker bulutları kendisine bırakmaz. Karacabey’e doğru ilerlediğim her kilometrede bulutları geride bıraktım. Bandırma’ya vardığımda ise güneş çoktan yüzünü göstermeye başlamıştı. Rüzgar da ben buradayım diyordu, öyle ya Bandırma ‘dan Gelibolu’ya kadar olan bölgede yaz kış bitmek bilmeyen esinti meşhur. Esas esinti ise Bozcaada’da tabi bakalım hava orada nasıl?
Karacabey sonrası yol gerçekten çok güzel, Bandırma sonrası sağ tarafınızda görmeye başladığınız deniz, Kapıdağ yarımadası ve adalar, yemyeşil tarlalar, bahçeler sizi dinlendiriyor. Lapseki’ye yaklaştığımda boğazı süsleyen yeni köprü daha Çardak yakınlarından etkileyici görüntüsü ile ortada...

ROTA ÇANAKKALE ESKİ MERKEZ...

1915 Çanakkale köprüsü bugünlerde geçiş fiyatı nedeniyle eleştirilse de yakın gelecek yıllarda herkesin kullandığı, faydalanacağı bir köprü olacak. Boğazın karşı kıyı Gelibolu ile bağlantı noktası olan Çardak ve Lapseki’de gemiler çalışmaya devam ediyor, her ikisi de birbirinden huzurlu yerleşim yerleri. Son yıllarda köprü inşaatı nedeniyle artan yapılaşma, köprü manzaralı ev ve apartman inşaatları hızla devam ediyor. Beni korkutan, Lapsekili bir emlakçıdan duyduğum; Lapseki ile Çanakkale arasının şimdiden parsel parsel satıldığı ve önümüzdeki on senede tamamen binalarla dolacak olması senaryosu...Dudak büküp Çanakkale’ye doğru devam ediyorum. Rotamı Çanakkale eski merkezine çeviriyorum, Motosikletimle saat kulesinin dibinden geçip deniz kenarına çıkıyorum. Boğaz kenarında bir mola verip “Kilitbahir kalesine” ve “Dur Yolcu bilmeden gelip bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir” yazısına karşı bir mola vereceğim, çay içeceğim. Bu arada sizinle de Dur Yolcu dizelerinin hikayesini paylaşayım..

DUR YOLCU!

“Dur Yolcu” Çanakkale Boğazının en hakim konumunda, boğazdan gelip geçenlere bu topraklarda neler yaşandığını anımsatmak için yapılmış bir yazı. Yamaca yapılmış görselde bir asker figürü ve Necmettin Halil Onan‘a ait şiirin dizeleri bulunuyor. 1960 yılında günümüzde ki Dur Yolcu Anıtı‘nın hemen altında yer alan Değirmen Burnu Tabyaları‘nın komutanı Üsteğmen Turan Şekip Pınar yaşadığı coğrafyanın önemini çok iyi bilen bir askermiş. Bölgede Çanakkale Zaferini anlatabilecek bir eser bırakmayı çok istemiş. Bir gün aynı tabyada görevli Yedek Subay Seyran Çebi ‘ye düşüncelerini anlamış. Çanakkale Boğazı‘ndan gelip geçen herkesin göreceği büyük bir eseri, nasıl birşey yapacaklarını konuşurlarken kendisine masasının üzerinde bulunan bir asker sigarası paketini göstermiş... “Bunu çizebilir misin?” diye sormuş. Seyran Çebi çizilebileceğini söylemiş. Fakat tek başına bir asker görselinin verilmek istenen mesaj için yeterli olmayacağını düşünmüşler . Bu nedenle yamaca yapılacak anıta Necmettin Halil Onan‘a ait şiirin dizelerini de ilave etmeye karar vermişler.

Yazının Devamını Oku

Halfeti’nin büyüsü

10 Nisan 2022
Suyun gücüne ve zamanın hızına direnen, ziyaretçilerini atmosferiyle büyüleyen bir şehir Halfeti... Şanlıurfa ve Gaziantep arasında, bir yandan etkileyici ve köklü bir yandan hüzünlü bir hikâyenin başkahramanı sanki... Suyun bir yanı Gaziantep diğer yanı Şanlıurfa...

Genelde Gaziantep’i gezmeye gelenlerin aklına gelen Halfeti aslında Şanlıurfa ‘ya bağlı bir yerleşim. Yeni Halfeti Fırat Nehri’nden hayli yukarıda ve mimarisi ile sıradan bir şehir görüntüsü arz ediyor. Sular altında kalan ve günümüzde turistlerin uğrak noktası, günmüzün Citta Slow yavaş şehri eski Halfeti ise M.Ö. 855 yılında Asur Kralı III. Salmanassar tarafından zapt edildiği zaman “Şitamrat” adını taşıyordu.

SÜREKLİ İSİM DEĞİŞTİRDİ

Yunanlılar bunu değiştirerek “Urima” adını vermişler. Süryaniler ise ilçe için “Kal’a Rhomeyta” ve “Hesna d’Romaye” adlarını kullanmışlar. Arapların eline geçtikten sonra “Kal’at-ül Rum” adını almış. Bununla da kalmamış, birçok isim değişikliğine uğramış Halfeti XI. yüzyılda Bizanslıların eline geçince de bu kez “Romaion Koyla” adını almıştır. 1290 yılında Memluk Sultanı Eşref tarafından fethedilen ilçeye “Kal’at-ül Müslimin” adı verilirken.

SİMGESİ ‘SİYAH GÜL’

Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara egemenliğine geçen ilçe, günümüzde de kullanılan “Urumgala” ve “Rumkale” adlarını almış. Günümüzde ilçenin büyük bir kısmı Birecik Barajı’nın göl suları altında kalmış durumda. Güneydoğu Anadolu turlarında turistlerin olmazsa olmazı Halfeti’de su kenarında yüzer restoranlarında yemek yemek, kentin simgesi “siyah gül” ile tanışmak, teknelerle, Aziz Nerses Kilisesi’nin, Barsavma Manastırı’nı Rumkale’yi, melhur minaresiyle Savaşan köyüne gitmektir... Burada yaşanan keyifli saatler bölge gezinize her zaman renk katar.

Yazının Devamını Oku

Üç mezhep, üç kilise ve bir cami; Kıllıt- Dereiçi köyü

27 Mart 2022
Burası öyle geçerken uğradım veya nasılsa yolumun üstü diyebileceğiniz köylerden değil... Burası Mardin’in Savur ilçesinin yaklaşık 7 km doğusunda bulunan Kıllıt (Dereiçi) köyü.. Midyat’a giderken Hop geçidi kavşağından Savur istikametine dönerek kavakların süslediği, yeşil suyun suladığı vadilerden geçerek, Savur’u da ardınızda bırakarak ulaşıyorsunuz.

 

Çoğu kaderine terk edilmiş taş, çatısız, kahverengi evlerin yan yana sıralandığı bir Süryani köyü... Evlerin arasında dolaşırken İmbros-Gökçeada’da Dereköy sokaklarında yaşadığım duyguyu anımsadım. MorYuhanon Süryani Ortodoks kilisesinin gönüllü rahibi Sami Bey köye gelenlere yardımcı oluyor, kiliseyi gezdiriyor. Ama işin ilginç yanı köy, hem Protestan hem Süryani hem de bir Katolik kilisesi barındırıyor. Köyde kaç kişi yaşıyor derseniz, günümüzde sadece birkaç hane..! Protestan, Ortodoks ve aynı zamanda Katolik kilisesine sahip dünyada kaç köy vardır acaba? Sonra cami de yapılmış, onu da kucaklamış kadim Tur Abdin toprakları. Dağların iç kesimlerinde hayatın yoğun hengamesinden uzak olan bu köyün çok kimlikli yapısı dikkat çekici. Burada sadece Süryani, Müslüman, Türk, Arap, Kürt ve Ermeniler gibi farklı halklar değil, aynı dinin farklı mezhepleri de büyük bir ahenk içinde yaşayabilmiş. Savur’un Kıllıt Köyü işte tam bu noktada dünyada eşine az rastlanan bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Kıllıt Köyü; bugünkü adıyla Dereiçi. İçinden dere akan köy, yolunda ve etrafında gölge yapan yüksek kavaklarıyla. Sessiz kendi halinde. Hikayesi uzun..

NÜFUS ÇOK AZ

Yeşilçam’ın usta oyuncuları Kadir İnanır ve Vahide Gördüm’ün başrolünü oynadığı ve Süryani bir ailenin hikayesinin anlatıldığı, ‘Kapı’ filmi de burada çekilmiş, seyretmediyseniz, göz atın...
Mardin tarihine bakıldığında, onunla kader birliği yapmış, şehir yapısı-doğası ile de ona oldukça benzeyen bir ilçesinin olduğu dikkati çeker. Bağlı bulunduğu Mardin şehrinden yaklaşık olarak 1000 yıl kadar daha eski bir yerleşime ve tarihe sahip olan Savur ilçesi, iki vadinin kesiştiği yerde uzanan bir masal şehri gibidir. Mardin’e geldiğinizde bir günü Savur’a ayırmalı, Savur’a yolunuz düştüyse mutlaka 6-7 km daha giderek Kıllıt köyünü de görmelisiniz. Dağların iç kesimlerinde hayat telaşesinden uzak bu köyün çok kimlikli yapısı dikkat çekicidir. Burada sadece Süryani, Müslüman, Türk, Arap, Kürt ve Ermeniler gibi farklı halklar değil, aynı dinin farklı mezhepleri de büyük bir ahenk içinde yaşayabilmiştir. Yaşayabilmiş diyorum çünkü maalesef günümüzde köyün nüfusu çok az.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ayakta duran en eski Süryani Ortodoks manastırı Mor Gabriel

13 Mart 2022
Geçtiğimiz hafta sonu tekrar Mardin’deydim. Bölgede Süryani kültürü hakim ve onlarca Süryani kilisesi ve manastırı var malumunuz. Yolumuz bunlar arasında en etkileyici ve en eskilerinden olanı Mor Gabriel’e düştü. Sürekli değişen hava, açan güneş ve bulutlarla güzel fotoğraflar çektim. Mardin’in Midyat ilçesine 25 kilometre uzaklıkta bulunan Mor Gabriel Manastırı, Deyrulzafaran ile birlikte Mardin’de görülecek en güzel ibadethanelerinden birisi. Manastır ziyaretinizde sizi, cemaatin görevlendirdiği gençler gezdiriyor, bilgi veriyor. Mekanları gezerken “Biz binlerce yıldır buradaydık, herkes bizden sonra geldi” dedi genç manastır rehberi.. Haksız da sayılmaz... Her yer tertemiz, belli ki son restorasyon ve bakım yakın zamanda yapılmış.

MARDİN’in Midyat ilçesine 25 kilometre uzaklıkta bulunan Mor Gabriel Manastırı, Deyrulzafaran ile birlikte Mardin’de görülecek en güzel yerlerden birisi. Tarihi 397 yılına dayanan manastır tarihiyle en eski manastırlardan birisi.1600 yıllık geçmişiyle Deyrulzafaran’dan bile eski olan Mor Gabriel (Aziz Gabriel) Manastırı’nın diğer adı Deyrulumur yani yaşam manastırı..

DİNİ BİR MERKEZ

Günümüzde yaklaşık 60-70 kişinin kaldığı ve içinde birçok metropolitin mezarının bulunduğu manastır, bölgede yaşayan Süryanilerin dini merkezi olarak biliniyor. Hatta burası Süryani inancına göre “2. Kudüs” niteliğinde. Tur Abdin olarak bilinen tarihi bölge ve Mardin ili, Midyat ilçesi ve çevresindeki alanı kapsayan bölgede erken dönemlerden itibaren Hristiyanlık yayılmaya başlamış, 4-5. yüzyıldan itibaren bölgede kültürel doku Hristiyan dini temelli olarak belirginleşmiş ve inşa edilen bu yapılar, özgün taş yapı geleneğiyle günümüze önemli birer kültürel emanet olarak gelmiş.

EL EMEĞİ MOZAİKLER

Etkileyici tarihi yapıyı gezerken yıllara meydan okuyuşu, kendine has duruşu ilk girişten sizi etkiliyor. Yapı içinde var olan anıt mezarları, daha önce yaşamış olan azizlerin duvar nişine oturur pozisyonda ve doğu yönüne bakacak şekilde gömülmüş olmaları, dahası günümüze ulaşmayı başaramamış el yazması birçok eser “Mor Gabriel Kilisesi’ni” farklı kılıyor.

Yazının Devamını Oku