Edirne... Eski Cami’den Üç Şerefeli’ye

Ferah bir görünümü olan Eski Cami’nin önemli özelliklerinden biri içerisindeki süslü yapısıdır. Klasik mimarinin habercisi olarak anılan Üç Şerefeli Cami ise minarelerden biri 3 şerefe uygulaması ile dikkat çeker ve cami de halk arasında bu adla anılır. Edirne için yazılacak çok şey var; ama bu hafta sizi Eski Cami ve Üç Şerefeli Cami’ye götüreceğiz.

Haberin Devamı

Edirne... Eski Cami’den Üç Şerefeli’ye

KLASİK dönem Edirne’si günümüzde Anadolu-Avrupa yolu üzerindeki önemli konumunu her zaman korumuştur. Adriyatik’ten başlayan ve İstanbul’a uzanan tarihi Roma yolu (Via Egnatia) üzerinde bir merkez olan Edirne; Tekirdağ yoluyla denize ve İstanbul’a uzanıyordu. Meriç Köprüsü yanındaki İskelebaşı denilen yer ise bir Edirne Limanı durumundaki Enez ile bağlantılıydı. Mısır’dan, Ege adalarından, İzmir’den gelen ticari mallar Enez yoluyla ve küçük sallarla İskelebaşı’na getirilir; Filibe’den yüklenen pirinç aynı yolla Enez’e, buradan da İstanbul’a ulaştırılırdı. Kaynaklar, bir zamanlar Edirne ile Enez arasında 300 teknenin işlediğini yazarlar. Edirne akarsuları ve köprüleri, şehri ziyaret için başlı başına bir bahane, sınır şehri olması nedeniyle günümüzde dahi kendi ekonomisi ile her daim ayakta duan şehre dair yazılacak çok şey var ama bu sayfada sadece Eski Cami ve Üç Şerefeli Cami’den biraz bahsetmek istiyorum.

Haberin Devamı

GİDİLMESİ GEREKEN YERLER

Yoksa birkaç gününü Edirne’de geçirecek bir kişinin; Yunanistan ile sınırımız olan Karaağaç-Pazarkule bölgesine giderek, günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olan eski tren istasyonu binasını, Lozan antlaşması anıtını gömesi, Edirne ve Selimiye Camii’nin en güzel manzarasının izlenebildiği Tunca, Arda ve Meriç nehirleri üzerindeki köprülerden yürüyerek geçmesi, akşam yemeğini Meriç nehri kenarında yemesi, Alipaşa Çarşısı, Selimiye Camii, Muradiye Camii, Üç şerefeli Camii, Eski Cami’yi, görmesi II. Beyazıt Külliyesi, sağlık ve imaret müzelerini ziyaret etmesi, Tunca nehrinin iki kolu arasında bir ada olan Sarayiçi’ne Kırkpınar’a gitmesi şart.

EDİRNE VE OSMANLI TARİHİ

Edirne’nin Osmanlılar dönemindeki önemli yeri, yalnızca Başkent olduğu dönemlerde değil, sonraki yıllarda da korunmuştur. Bursa gibi sonradan unutulmamıştır. Rumeliye hareket edecek ordunun sefer öncesi burada toplanması, nehirlerle çevrili şehrin yemyeşil ortamı onu padişahların vazgeçemediği bir yer yapmıştır. Tarihçiler der ki: “Osmanlı tarihinde Edirne adının geçtiği yerler silinse, Osmanlı tarihi kalbura döner.”

Haberin Devamı

Edirne... Eski Cami’den Üç Şerefeli’ye

FERAH GÖRÜNÜMLÜ ‘SÜSLÜ’ CAMİ

EDİRNE’ye en erken Osmanlı Döneminden itibaren camiler damgasını vurmuştur. İstanbul ve Bursa ile birlikte, ülkemizin en güzel camileri Edirne’de inşa edilmiştir ve yüzyıllardır ibadete açıktırlar. Merkezdeki camileri gece ziyaret etmek bazen çok daha etkileyici olabilir, ben genelde öyle yaparım.
Edirne’de Osmanlılar’dan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapı Eski Cami’dir (Ulucami).
15. yüzyılda yapılmış cüsseli camilerin en önemlisidir. Edirne’de zamanımıza ulaşmış ilk orijinal abidevi yapı olarak da bilinir. Bu aynı zamanda devletin büyümesinin de simgesidir. 1403’te Sultan I. Süleyman tarafından yapımına başlanmış, Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1414’te bitirilmiştir. Mimarı Konyalı Hacı Alaaddin, kalfası Ömer İbn İbrahim’dir.

Haberin Devamı

FERAH BİR GÖRÜNÜMDE

Erken dönem camileri başlığı altında çok birimli veya çok kubbeli camiler grubuna girer. Merkezi kubbeyi taşıyan dört paye ile dört duvar üzerine dokuz kubbelidir. Bir yanının dış ölçüsü 13 metre olan kare planlıdır. 13 metre çapında ve tümüyle yarım kubbe biçiminde olan kubbeler, yan neflerle pandantiflere, ortada çeşitli geçiş öğelerine oturur. Orta kubbenin trompları mukarnas dolgusudur. İç mekanda yalnızca dört paye oluşu yapıya ferah bir görünüm verir. Bu özelliğiyle Osmanlı mimarisinde mekanın birleştirilmesi yönünden yeni bir aşamayı oluşturur. Paye ve duvarlarda yer alan iri ak yazılar ve barok süsleme, mekan etkisini zayıflatır. Camide süsleme yönünden en önemli bölüm minberdir.

Haberin Devamı

O KÜRSÜ KULLANILMAZ

Kapı üzerindeki yazıtta Çelebi Sultan Mehmet’in adı vardır. Doğu ve Batı yüzeylerindeki geçme yıldızlar ve Rumiler ilginçtir. 5 kemerli son cemaat yeri ve biri tek öbürü iki şerefeli, iki minaresi vardır. Cami, 1748’de yangından, 1752’de depremden zarar görmüştür. 1754’te Sultan I. Mahmut döneminde, 1924 ve 1934’te onarılmıştır. II. Murat döneminde Edirne’ye gelen ve Camiye girerek vaaz verdiği söylenen Hacı Bayram Veli’nin anısına duyulan saygı nedeniyle vaaz kürsüsü imamlarca kullanılmaz.

DÖRT YERDEN BİRİ

Ayrıca Kabe’den getirildiği rivayet edilen ve mihrabın sağında bulunan Kabe taşı, özel bir ziyaret noktasıdır. Bu taşın önünde iki rekat namaz kılanların duaları kabul edilir şeklinde bir inanç yaygındır. Eski Cami, Edirne’de duaların kabul edildiği dört yerden biri olarak bilinir. Osmanlı padişahlarından II. Ahmet ve II. Mustafa’ya bu camide “Kılıç Kuşanma” törenleri yapılmıştır.

Haberin Devamı

HACI BAYRAM VELİ SÖYLENCESİ

FATİH’in tarihçilerinden Beşir Çelebi’nin naklettiğine göre; Hacı Bayram Veli, Edirne’ye II. Murat tarafından getirildikten sonra; bir gün, Eski Cami’ye gider. Camiye girdiğinde, orta kubbenin altında ibadete meşgul olan Hz. Muhammed’i görür. Orada ne yaptığını sorduğunda Peygamber kendisine, “Bu cami benimdir, ümmetimle bile olurum. Ya Şeyh! Zinhar bu makamı hali görmesinler. Daim gelüp bunda hacet dilesinler” der...

Edirne... Eski Cami’den Üç Şerefeli’ye

KLASİK MİMARİNİN HABERCİSİ

CAMİ, II. Murat tarafından (1437-1447) tarihleri arasında yaptırılmıştır. Mimarı Muslihittin, ustası Şahabettin derler. Avlu penceresinin ikisinin alınlığında, Sultan II. Murat’a ait kitabeler yer alır. 1752 depreminde hasar görmüş iç ve dışta 7 kubbesi ve şerefelerine kadar 4 minaresi yıkılmıştır. 1764’te Sultan III. Mustafa tarafından onarılmıştır. Son cemaat yerindeki depremde yıkılan minarelerden dolayı, Ekrem Hakkı Ayverdi’ye göre yıkılan tekne tonozların yerine oval kubbeler yapılmış, bir köşede çapraz tonoz bir köşede kubbe yapılması gibi aksaklıklar doğmuştur. Mukarnaslı şerefeler yerine sade şerefeler yapılmış. Son cemaat bölümünün kubbeleride onarımla değişmiştir. Bununla beraber avludaki kubbelerin 15.yy dan kalan orjinal kalem işi süslemeleri günümüze ulaşmıştır.

EN ESKİ KALEM İŞİ SÜSLEME

Bu cami Bursa ve Edirne Muradiye camilerinden sonraki en eski kalem işi süslemeye sahip yapıdır. Ayrıca içerdeki ana kubbedeki kalem işleri 18. yy sonu, mihrap içindeki kalem işi süsleme ise 1934’te yapılmıştır. Camii Klasik Osmanlı Mimarisi’nin ilk habercisidir. Temeli Artukluların mihrap önü kubbeli enine dikdörtgen planlı camileri ile Manisa Ulu Cami’ne ulaşan Üç Şerefeli Camii, ana kütleyi örten kubbe yanlara doğru daha küçük kubbeler ile genişletilerek merkezi plan şemasına doğru yeni bir adım atılmıştır.

MERMER TAŞ KAPLI

Minarelerden biri 3 şerefe uygulaması ile dikkat çeker ve cami de halk arasında bu adla anılır. Cümle kapısı sarkıtlı mukarnaslı bir mermer taç kapıdır.
Cami, Osmanlı sanatında erken ile klasik dönem üslubu arasında yer alır. Burada, ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 metre çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak, enine dikdörtgen bir yapıdır. Böylece enine gelişen mekana ulaşılmak istenmiştir. Bu planı Mimar Sinan, İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır.

REVAKLI AVLU İLK KEZ

Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşelerine minareler yerleştirilmiştir. Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun sütunları, granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemedir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrık dal bordürü ile çevrilidir. Burada Sultan II. Murat’ın adı geçmektedir.

Edirne... Eski Cami’den Üç Şerefeli’ye

HEPSİNE AYRI YOLLARDAN ÇIKILIR

Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı camilerindeki en eski örneklerdir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67.62 metre yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare gölgesi kırmızı taştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır. Kaidesinde Bursa kemerli sağır nişler vardır.
Üç Serefeli Cami’nin, süslemeleri de ilginçtir. Taçkapı, yankapılar, minareler, sütun başlıkları ve pencerelerde mermer, ak ve kiremit rengi taş kullanılmıştır. Taç kapıda mukarnaslar ve yan nişlerin üst bölümlerindeki yazıların arasında kıvrık dal ve rumiler göze çarpar. Büyük kubbede, yan ve avlu revaklarındaki lacivert, al, ak ve sarı renkte kalem işleri vardır. Süslemelerde yazı kuşakları, rumi, palmet, lotus motifleri görülür. Kubbe kasnağı ve pandantiflerde de rokoko süslemeler vardır.

EGEMENLİĞİN İFADESİ

Bu camiyi yaptıran Osmanlı padişahı Sultan II. Murat Edirne’yi bir başkent olarak tasarlıyordu. Üç Şerefeli; bu tasarı o dönemlerde Balkanlardaki egemenliğin ifadesi gibidir.
Osmanlı mimarisinde yeni bir çığır açan bu cami bazı özellikleriyle, ilklerin de sahibi durumundadır. Örnegin; Üç Serefeli, Selçuklu mimarisindeki çok kubbeli dönemden tek kubbeli döneme geçisin ilk denemelerindendir.
Bu cami Osmanlı mimari tarihinin ilk büyük revaklı avlusuna sahiptir. Bu avlu da, Osmanlı mimarisinin bu konudaki ilk denemesidir. Camiye girer girmez ana kubbenin altına gelinir ve bu Üç Şerefeli’ye ait bir özelliktir. Kubbelerdeki orijinal kalem işleri Osmanlı camilerinde görülen en eski örneklerdendir.

CAMİNİN DENGE SİLİNDİRLERİ

İstanbul’daki birçok ünlü caminin kubbesinden daha büyük olan Üç Şerefeli’nin ana kubbesi kendi çapından daha büyük bir dikdörtgen alanı örter. Bu geometrik tasarımıyla Mimar Sinan’ın birçok altı istinatlı yapısı için prototip oluşturmuştur. Mihrabın iki yanında, caminin denge durumunu kontrol için iki silindir bulunur. Bunlar ayar terazileridir ve dönüyor oluşları caminin dengede olduğunun göstergesidir.

EN BÜYÜĞÜYDÜ

Dört minaresinin biri üç, biri iki, ikisi birer şerefeli olup; baklavalı, çubuklu ve burmalı motif üsluplarıyla bezenmiştir. Camiye adını veren üç şerefeli minare, Selimiye yapılana kadar minarelerin en büyüğü kabul edilirdi. Şerefelerine üç ayrı yoldan çıkılır. Bu tarzıyla bir ilktir. Baklavalı minare Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet bu minareyi Peykler Medresesi’ni yaptırırken ekletmiştir.
Kuzeybatı’daki tek şerefeli olan minare 1610 yılında Sultan I. Ahmet tarafından; Burmalı minare ise Sultan II. Mustafa tarafından yaptırılmıştır. Caminin ilk ve asıl minaresi Üç Şerefeli’dir.

Yazarın Tüm Yazıları