Ahmet Ümit’in romanı bitmek üzere

Son günlerde adalara yolculuk etmek, beni kendime daha çok yaklaştırıyor. Geçenlerde adaya giderken aklıma yazar Ahmet Ümit de geldi; kendisini hemen aradım ve yeni romanını sordum. Yazar, Büyükada’daki evinde, yeni romanına odaklanmış durumda.

Ahmet Ümit’in 4 yıldır üzerinde çalıştığı “Bergama-Berlin” romanı bitmek üzere yani.
Antik dünyanın sekizinci harikası Pergamon Zeus Altarı’nın ekseninde yazılan roman, Berlin’de Türkiye’den Almanya’ya göçen işçilerin öldürülmesiyle başlıyor.
Roman, Anadolu’nun Helenistik döneminin yanı sıra Yunan mitolojisinin doğuşunu da anlatıyor.
Her seferinde yeni bir şeyler bulabilirsiniz bu şehirde... Berlin’de Berlinli gibi hissetmek çok kolay, bonkör bir şehir, kucaklıyor, sarmalıyor sizi.
Önümüzdeki yıl yayınlanacak olan romanın Almanca baskısı da yapılacak. Bu yazarın 25’inci kitabı olacak.
Yine yazarın bugüne kadar 90’a yakın kitabı, 30 farklı dilde yayınlandı. Yeni kitabın ilk baskısı da 300 bin adet basılacak...

Babasının daktilosunda yazdığı denemeler

Türk sinemasında “Turist Ömer”, “Kara Murat”, “Ayşecik” gibi klasiklerin dışında yüzlerce filmin senaryosunda imzası olan Erdoğan Tünaş’ın kahramanları hep mutlu bir yuva için savaş verdiler.
Paranın pulun önemli olmadığı bizim Yeşilçam filmlerimizdi onlar...
Kızı Binnaz Avcı Tünaş’ın kitabında okuduğum bir bölüm, beni o filmlerin arka planına ışınladı.
Erdoğan Tünaş’ın eşi olan ünlü sinema oyuncumuz Suzan Avcı, setten eve gelir, mutfağa girermiş.
Kapı çaldığında öğrenci Binnaz da babasının terliklerini hazırlarmış.
Binnaz Avcı’nın deyimiyle evde yemek asla soğuk yenmez, patatesler bile mutlaka baba eve gelince taze taze kızartılırmış.
“O Kadar da Değil”, samimi bir kitap. Binnaz Avcı’nın “Uğurum” dediği babasının daktilosunda yazdığı denemelerden ve sosyal medyada paylaştığı yazılardan oluşuyor.

Serdar Orçin’den güzel bir haber

Serdar Orçin farklı tarzlarda, ses getiren filmlerde rol almış, güçlü bir oyuncu.
Kendisi aynı zamanda şehir tiyatrolarında oyunculuk yapıyor. Aldığı ödülleri de sonuna kadar hak eden bir oyuncu. Uzun süredir takip ettiğim biri.
Farklı rollere bürünüyor ve her defasında farklı bir Serdar görüyorum.
Kendisiyle arada bir haberleşiriz.
Yine güzel bir haber verdi.
Şehir tiyatrosu bu sene “minimal sezon” başlığı altında bir repertuvar hazırlamış. Belirlenen bu oyunlardan biri de Albert Camus’nün “Veba” adlı kitabından uyarlanmış.
Bu ay oyun için provaya başlayacakmış. Oyunun genel sanat yönetmeni Mehmet Ergen, bakalım sahnelenme biçimi nasıl olacak?

Kim ne okuyor?

Kim ne okuyor?
∆ Yazar Faruk Duman ve editör Tolga Meriç aynı kitabı okuyor: Selim İleri’nin yazdığı “Yaşadınız Öldünüz, Bir Anlamı Olmalı Bunun”.
∆ Yazar Gürsel Korat, Ömer F. Oyal’ın “Sürgün Ruhun Rüya Defteri” adlı kitabını okuyor.
∆ Yayıncı Zeynep Aytekin, Menderes Çakıcı’nın “Mayday, Mayday, Mayday-Uçak Kazalarından Çıkarılan Dersler” adlı kitabını okuyor.
∆ Ressam Bahri Genç, Auguste Rodin’in “Düşünce Kıvılcımları” adlı kitabını okuyor.

Kapı Yayınları’nda neler oluyor?

Kapı, değerli, güzel ve kalıcı olanı okura, kendi değerinin vazgeçilmez bir karşılığı olarak sunmak istiyor. Edebiyat, kültür ve düşüncenin ergin yüksekliğini temsil etmeye çalışıyor. Bu bağlamda, yepyeni bir “Hafız-ı Şirazi” çevirisi bastık.
Okurların çok seveceğini düşünüyorum. Ayrıca, Tanpınar’ın “Huzur” romanının atlasını yayınladık. Romanda geçen bütün şahıslar, mekanlar, olaylar görsel malzemelerle zevkli bir kitaba dönüştü.
Son zamanların rehber kitabı Jules Payot’un “İrade Terbiyesi”ni çevirttik.
Bu özgün ve titiz çeviri çok sevilecek.
Milyonların sevgilisi Sinan Yağmur, Murat Göğebakan’ın hayatını anlattığı romanıyla okuru selamlayacak. Ayrıca yazarımız Kemal Sayar, güncel bir mesele olan çocuk ve dijital dünyaya rehber “Dijital Çocuğu” yazdı.
Erol Göka ise capcanlı “Kalp” incelemesi kaleme aldı. Firdevsi’nin “Zaloğlu Rüstem” kitabını ise müjdelemek isterim.

 

 

X

Kurmaca ile gerçek buluşuyor

Aylin Sökmen, “Kendinde Değil Gibisin” ile kurguyla yaşam arasındaki ince çizgiye odaklanıyor. Sökmen’e romanın çıkış noktasını sordum:

“Kendinde Değil Gibisin, bir hoca öğrenci ilişkisiyle başlıyor. Anlatıcı orta yaş bunalımı emareleri veren bir edebiyat profesörü. Arkadaşının romanının yayınlanmasıyla kendi hayatını ve karısıyla ilişkisini sorgulamaya başlıyor. Biraz da hastalık hastası. Bir sivrisinek ısırığından parazit kaptığına ve çok yakında öleceğine inanıyor. Psikolojisi gittikçe bozulan karakter, arkadaşının romanında anlatılanlara benzer deneyimleri yaşamaya başlıyor. Fakat romanın sayfalarında ilerledikçe okuru bir sürprizin beklediğini görüyoruz.” Edebiyatla psikolojinin iç içe olduğu bu ilginç romanı tavsiye ederim.

Aydınlığa ve umuda çağrı

Akademisyen, ressam Hülya Küpçüoğlu ile bir süredir görüşüyoruz, aynı yakada oturmanın avantajı işte. Onun resimlerindeki renklerle konuşmak bana iyi geldi. Hülya’ya resimle olan ilişkisini sordum, o da samimi bir şekilde yanıtladı:
“Siyah rengi severim ve resimlerimde de sık sık kullanırım. Siyahın kimi zaman resimlerime karanlık bir atmosfer verdiği ifade edilir. Salgın döneminde yaptığım resimlerde siyahtan uzaklaştığımı fark ettim. Renkler canlanmıştı. Gökyüzü aydınlanmış, deniz canlanmıştı. Resimlerimde kimileri tarafından karanlık, karamsar olarak adlandırılan his, yerini umuda, aydınlığa bırakmıştı. Sanırım bu, salgın sürecinde yaşanılan şok, korku, bilinmezlik sürecinde ruhumun bir çıkış noktası arayışının sonucuydu.”

Pandemi döneminde sanatçılara destek

Geçen hafta, işini severek yapan Film-San Vakfı Müdürü Kıvanç Terzioğlu’nu ziyaret ettim. Pandemi günlerinde sanatçı dostlarımızın neler yaptığını sordum... Terzioğlu, yaptıklarını şöyle anlattı:
“Film-San Vakfı pandemi döneminde normal zamanda çok sık görüp konuşamadığı tüm üyelerin sorunlarını teker teker dinledi. Genellikle yardıma ihtiyaç duyan müzisyen dostların sorunlarını Ankara’ya T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirdik. Sonrasında çıkan yasa doğrultusunda Ankara’nın belirlediği sekiz meslek birliğine müzisyen dostları yönlendirdik. Muziksusmasin.com’a başvurularını yaparak gerekli yardımları almaya başladılar. Ayrıca Film-San Vakfı olarak pandemi döneminde bolca proje ürettik. İntercast ajans ile işbirliği protokolü imzalanarak sinema ve müzik atölyelerinin çalışmalarına da başlandı.”

Kim ne okuyor?

Yazının Devamını Oku

Başrolde kediler var

“Geçmiş Zaman Kedileri”, kedi sevenlerin elinden bırakamayacağı bir kitap. Edebiyat araştırmacısı Fatih Altuğ’un hazırladığı kitapta edebiyatımızın Ahmet Rasim, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi en klasik yazarlarının kedilere dair öyküleri, denemeleri yer alıyor.

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında basılan edebiyat dergilerinde yayınlanmış anonim kedi yazıları ilgi çekici. Metinlerin sıradan kedi güzellemeleri olmadığını söylemem gerek. Şahane kedi

illüstrasyonlarıyla bezeli kitabı okurken insan ve kedi ilişkisinin her haline tanık oluyorsunuz. Kedilerle dostluk, yoldaşlık da var, kedi düşmanlığının kökenlerinde yatan dürtüler de... Fondaki eski İstanbul ışıltısı da cabası. Bir kedi sever olarak tavsiye ederim.

Kadim şehrin balıkları

İstanbul’da doğan ve çocukluk yıllarını Boğaz’ın eşsiz manzarasını görerek geçiren Meltem Ulu’nun son kitabı “İstanbul’un Balıkları” eğlenceli bir Boğaz macerası.
Kitap, altı yılı aşkın süredir devam ettiği serbest çizerlik mesleğinde uluslararası işlere imza atan Venezuellalı çizer Marynel Camacho’nun rengarenk çizimleri ile hayat buluyor.
Camacho’nun daha önce hiç görmediği İstanbul’un balıklarını resmetmekteki başarısı hayal gücünün yetkinliğini gözler önüne seriyor.
Hikayede Boğaz’da yaşayan çeşit çeşit balıkların, başlarına gelen bir felaketle nasıl mücadele ettiklerine tanıklık ediyoruz. Palamuttan uskumruya, kırlangıçtan lipsoza ve pisi balığından yunusa kadar sayısız balık, “İstanbul’un Balıkları”nda çocuklara eşlik ediyor. Üstelik balıklar bu mücadelede yalnız değil, insanlar da onların macerasının bir parçası.

Şubatta iki büyük kayıp

Yazının Devamını Oku

Pink Floyd’u baştan tanıma zamanı

Unutulmaz şarkıları ve sahne şovlarıyla müzik tarihine adını yazdıran efsanevi grup Pink Floyd’un yolculuğu “Pink Floyd - Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı” başlığıyla kitap oldu.

Fatma Berber ve Sümeyra Teltik tarafından kaleme alınan kitapta Pink Floyd’un müzik yolculuğu 10 bölümde anlatılmış. Bölümlerin başında ve sonunda grubun şarkı sözleri ve grup üyelerinin cümlelerine yer verilmiş.

Sümeyra Teltik’e kitabın hikayesini sordum o da heyecanla şöyle anlattı:

“İkimiz hayatımızın pek çok evresinde mücadele verdik. Hâlâ da veriyoruz. Pink Floyd’da pek çok duygumuzu ifade etmemize yardımcı olan cümleler var. Hatta çoğu şarkı sözlere dahi ihtiyaç bırakmıyor.

O notaların gücü mücadeleye devam etmemizi sağlıyor. Filmlerde yere düşen kahramanlar ayağa kalkarken fon müziği girer ya, tam da öyle.

Her duygumuz için bir parça bulabiliyoruz. Pişmanlık, kırgınlık, isyan, tehdit, özlem, bazen yalvarma, dostane bir uyarı... Bu kitap sayesinde umarız onları yeni tanıyan birilerinin hayatında da fon müziği olurlar.

Fotoğraftakiler; bıyıklı pilot gözlükleriyle müthiş havalı Nick Mason.

Onun hemen arkasındaki gözlerini adeta gökyüzüne dikmiş olan toprağı bol olsun Syd Barrett. Çömelmiş olan hâlâ aynı yakışıklılığı ile David Gilmour. Adamım David’in arkasında yüzünü bambaşka yere dönmüş olan Roger Waters ve püsküllü ceketiyle klavyeci Rick Wright.

O da 2008’de vefat etti.”

Yazının Devamını Oku

Halide Edib’in bilinmeyen fotoğrafları

Geçen hafta sevgili İpek Çalışlar’ı aradım çünkü “Halide Edib-Biyografisine Sığmayan Kadın”, YKY imzasıyla tekrar yayımlandı.

Yeni baskının en büyük sürprizlerinden biri kapak resmi! Çek ressam Alfons Mucha, Halide Edib Adıvar’ın yakın dostu Charles Crane’in desteklediği bir sanatçıydı. Halide ile Dr. Adnan 1925 yılı mart ayında tedavi amacıyla Avrupa’ya gittiklerinde Crane, Halide’den ünlü ressam Mucha’ya poz vermesini istedi. Halide de Mucha’ya kapaktaki bu pozu verdi. Mucha yaptığı portrenin bir trajedi kahramanını andırmasını istiyordu. Halide, tuvalde beliren suretini tatlı ve dingin buldu, bu süreçten olağanüstü hoşlandı.
Nadide Altuğ’un sıkı takibi ile elde edilen bu çok özel portrenin hikâyesini daha bir keyifle okuyacaksınız.
Kitabın içindeki Halide Edib’in falcı kıyafetiyle babasıyla çektirdiği fotoğrafı da çok hoş.
Robert Kolej arşivinden çıkan bu fotoğraf Halide Edib’in babası Edib Bey’in Sultan Tepesi’nde, Özbekler Tekkesi yakınındaki Boğaz’a nazır evinde çekilmiş.
Halide, bu fotoğrafta babasının el falına bakıyor. Baba-kız eğlenceli vakit geçiriyorlar.
Fotoğrafı çekenin imzası olarak da, Osmanlı İmparatorluğu’nda fotoğrafçılık sanatının kurucuları arasında sayılan “Abdullah Biraderler” yazıyor.

Özgürlüğe Kaçış!

Yazının Devamını Oku

Radi Dikici’yi uğurladık

Ani vefatıyla iş dünyası ve kitap dünyasını üzüntüye boğan Radi Dikici aramızdan ayrıldı.

Bizans tarihi uzmanlığıyla bu alandaki birkaç romanın ardından sahnelerin ünlüleri Müzeyyen Senar’ı ve Zeki Müren’i okuyucularla da buluşturmuştu. Bizans tarihine ilişkin bilinmeyenleri araştıran ve gün ışığına çıkaran romanlarından en ünlüsü “Dört İstanbul” üst üste baskılar yaptı.
Yıllar önce kendisiyle yaptığım röportajda da “Müzeyyen Senar” kitabının özel anlarını anlatmıştı:
“Müzeyyen Senar özellikle bugün hayatta olmayan sanatçılarla ilgili bazı konuları anlatmak istemiyordu.
Kabul etmedim. Biyografi, biyografi olacaksa hepsini anlatmalıydı. Ayrıca özel hayatıyla ilgili bazı detayları da vermek istemediğinde bu sefer ben, ‘Vazgeçelim’ dedim.
Sonunda pes edip hepsini kabul etti.”
Buradan bu değerli insanları rahmetle anıyorum. Hoşça kal Radi Dikici, seni çok özleyeceğiz.

Heyecan verici buluşmalar

Geçen hafta Fransız Kültür Merkezi’nin yeni görsel-işitsel işbirliği ataşesi Ghislain Vidal-Giraud ile tanıştım. Kendisi beni nazik bir şekilde Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi’ne davet etti.

Yazının Devamını Oku

Turgut Uyar “Masumlar Apartmanı”nda

Geçen hafta Yapı Kredi Yayınları’ndan, kadim dostum Özgür Kalyoncu aradı. Sosyal medyadan paylaştığım ünlü şairlerin  sevdiğim şiirleri onun da ilgisini çekmiş olacak ki hemen bir edebiyat magazini anlattı.

TRT 1’de yayınlanan “Masumlar Apartmanı” dizisinde oyuncular tarafından okunan Turgut Uyar şiirleri büyük ilgi görüyor. Dizide baba karakterini oynayan Metin Coşkun’un aralık ayı başında yayınlanan bölümde okuduğu Turgut Uyar’a ait “Göğe Bakma Durağı” şiiri, şairin “Büyük Saat” kitabında yer alıyor.

Dizide ayrıca yine “Büyük Saat” kitabından “Ölüme Dair Konuşmalar 2” ve “Bir Gün Sabah Sabah” şiirlerini de Naci karakterini oynayan Tansel Öngel okudu. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Büyük Saat” kitabı, dizide Uyar’ın şiirlerinin okunmaya başladığı aralık ayından bu yana 3 baskı daha yaptı.

Booker finalisti “Beyaz Kitap” Türkçede!

Koreli yazar Han Kang önce “Vejetaryen” adlı romanıyla dikkatimi çekmişti, devamında Gwangju Ayaklanması’nı konu alan “Çocuk Geliyor” adlı romanıyla favori yazarlarım arasına girdi. Tüm dünyada Kore rüzgarı eserken, edebiyatta da heyecan verici isimler çıkarıyor Kore... Han Kang da kazandığı Booker ödülüyle farklı dillerde çok satan bir yazar olarak karşımızda. Son romanı “Beyaz Kitap” geçtiğimiz günlerde yayımlandı, yazar bu kez beyaz objeler üzerinden bir anlatı kuruyor ve evrensel duyguları prizmadan geçiriyor. Çeviri ülkemizde Kore edebiyatının yaygınlaşması için önemli çalışmalar yapan akademisyen Göksel Türközü imzalı. Sarsıcı duygular kitabı “Beyaz Kitap”, heyecan verici bir roman, tavsiyemdir.

Alain de Botton’un tüm eserleri Everest’te

Birkaç hafta önce Everest Yayınları’ndan yayımlanan Türk yazarlarından bahsetmiştim. Bu hafta da yayınevinin editörü Eyüp Tosun çeviri kitaplardan bahsetti. Zadie Smith’dan “Yazarlar İçin Dans Dersleri”, Geoff Dyer’dan “Beyaz Kumlar”, yakın zamanda kaybettiğimiz David Graeber’dan “Tırışkadan İşler”, Marina Warner’dan “Yabancı Büyü”, Cafer Modarres Sadiqi’dan “At Kafası”, Julio Cortázar’dan “Manuel’in Kitabı” yakın zamanda yayınlanacaklar arasında...
Bunların dışında Alain de Botton’un tüm eserleri artık Everest’te... Yazarın editörlüğünü üstlendiği “Hayat Okulu” dizisini de yayınlayacaklar. Susan Sontag’ın günlükleri ve Adolfo Bioy Casares’in kitaplarını da hazırlıyorlar. Bir de “Savaş ve Terebentin” romanıyla tanıtacakları Stefen Hartmans gibi Türkçeye ilk kez çevrilen yazarlar var.

“Galata: Bölgenin Karakutusu”

Yazının Devamını Oku

Son Osmanlılar

Yakın tarihimizin acı sayfalarındandır... Osmanlı hanedanının 155 mensubu, yıllar önce ülke dışına çıkartıldığında, mal varlıkları tasfiye edilmiş, ellerine sadece ikişer bin İngiliz lirası ve dönüşü olmayan pasaportlar verilmiştir. Vatansız ve neredeyse beş parasız kalan hanedan mensupları dünyanın dört bir yanına dağıldı.

Geçinebilmek için kimisi mezar bekçiliği yaptı, kimisi kapı kapı dolaşıp sabun sattı.
Aralarında başka hanedanların mensuplarıyla evlenip yeniden asalet unvanı alanlar da oldu.
Gazeteci ve tarihçi Murat Bardakçı’nın bugün artık bir klasik kabul edilen ama baskısı bulunamayan unutulmaz eseri “Son Osmanlılar”, ilk basımının 30. yılında yeniden kitapçılarda.
Bardakçı’nın hayatta olan hanedan mensuplarıyla görüşerek hazırladığı ve Turkuvaz Kitap etiketiyle çıkan kitap, geçmişimizin önemli bir sayfasını gün ışığına çıkarıyor.

“Seyir” 1 numara

Mona Kitap’tan çıkan “Seyir”, listelerde üst sıralarda, başarı gösteren bir roman oldu.

Yazının Devamını Oku

Merakla beklenen kitabı “Enstitü” çıktı

“Yeşil Yol”, “Hayvan Mezarlığı”, “Mahşer”, “O” ve “Yabancı” gibi kitaplarıyla okurların gönlünde taht kuran Stephen King’in yeni romanı “Enstitü” (The Institute) okurlarla buluştu.

Goodreads Awards 2019 “En İyi Korku Kitabı” ödülünü alan “Enstitü”, üzerlerinde deneyler yapılıp sonrasında acımasızca ortadan kaldırılmak üzere ailelerinden koparılarak gizli bir yere hapsedilen, telekinezi, telepati gibi özel yeteneklere sahip bir grup çocuğun hikayesini anlatıyor.
“Korkuyu yaratma, onu yok et!” temasını son yıllarda daha fazla vurgulayan Stephen King, “Enstitü” romanıyla ilgili, “Zayıf insanların güçlü olabildiklerini yazmak istedim” yorumunda bulunuyor.

Koronaya inat

Berlin’deki kültür sanat iklimini, orada yaşayan dostum Merhaba Dergisi Yayın Yönetmeni Murat Tosun’a sordum. Berlin’de önemli bir kültür ve sanat kurumu, korona nedeniyle sessiz sedasız dijital ortamda düzenlenen törenle açılmış, bu haberi paylaştı benimle. Humboldt Forum, Prusya döneminde inşa edilen Berlin Şehir Sarayı’nın içinde yer alıyor.

Berliner Stadtschloss, 2. Dünya Savaşı’nda hasar gördükten sonra restore edilmek yerine Doğu Almanya tarafından 1950 yılında havaya uçurularak yıkıldı. Uzun tartışmaların ardından 2013 yılında dış cephesi orijinal mimarisine uygun olarak birebir inşa edilmeye başlandı. Saray, 2019 Aralık ayında dijital ortamda düzenlenen törenle açıldı. Humboldt Forum, korona nedeniyle 2021 yaz aylarından itibaren sanatsal çalışmalara başlayacak. Berlin Etnoloji Müzesi, Asya Sanatları Müzesi ve Berlin Şehir Müzesi ile Humboldt Üniversitesi koleksiyonları ve sanat eserleri burada sergilenecek.

Fotoğraf, Christoph Musiol’a ait.

Everest’te yerli yazar rüzgarı

Everest Yayınları editörü

Yazının Devamını Oku

Özbeğen’i yeniden tanımanın tam zamanı

Gazeteci, müzik ve sahne sanatları organizatörü Ali Rıza Türker’in dostu Ferdi Özbeğen’in hayatını anlattığı kitabı “Şöhret Dediğin”, h2o kitap tarafından yeniden yayımlanıyor.

Nezaketin sembolü Ferdi Özbeğen’i ölümünün sekizinci yılında bir kitapla yeniden anmak şahane. Kitaptan biraz tadımlık vereyim...
“Evden her fırsatta kaçan küçük bir çocuğun annesi hiç de endişeli değildir çünkü onu hemen karşıdaki müzik aletleri satan dükkanda piyanoların ayaklarının dibinde bulacağını bilir. Hariciye görevlisi olmak isteyen bu İzmirli genç babasının ölümü üzerine kendini pavyonlarda müzik yaparken bulur.”
Muazzam hevesi, müthiş bir gayret ve mücadeleye dönüşür ve bugün hasretle andığımız Ferdi Özbeğen yıldızlaşır. Şimdilerde bir diziyle yeniden hatırladığımız Özbeğen’in plakları çok satıyor, sıra geldi kitaplarında...

“Yazarın Dönüşü”

Orkun Uçar’ı, Burak Turna ile birlikte yazdığı “Metal Fırtına” kitabından hatırlamayanınız yoktur.
“Metal Fırtına” yayınlandığı dönemde ortalığı kasıp kavurmuştu. Uçar bu kez kahramanı yazar olan farklı bir kitapla karşımızda. Kitabın içinde bir yazar ajansına da yer veriyor yazar. “Absentium-Yazarın Dönüşü” ilgi çekici bir roman.
Bir cinayet nedeniyle uzun yıllar hapiste yatmış ve kariyeri bitmiş bir yazarın dönüş mücadelesi anlatılıyor.

Yazının Devamını Oku

Bu romanın kahramanı Ünsal Oskay!

Ünlü romancı Cengis Asiltürk, okurlarını harikulade bir serüvene davet ediyor. Uluslararası Orontes Sanat Kurumu Roman Armağanı sahibi romancıdan, yine insanı allak bullak eden bir roman geliyor.

Ünsal Oskay, hem çok tanıdık, hem çok yabancı, ama rengârenk gerçek yaşantısıyla gelip romana eşsiz bir kahraman olarak giriyor.
Naif yaşanmış aşkları, her daim kıymetini bilen öğrencileri... Nasıl çılgın bir babaları olduğunun bilincinde çocukları, bazen çok yakın, bazen uzak arkadaşları...
Silik birer gölge gibi etrafında dolaşan, dokunmaları gizil bir güç tarafından yasaklanmış tuhaf düşmanları... Bütün bunlar nevi şahsına münhasır kişiliğiyle aramızda capcanlı yaşayan bilgeler bilgesi Ünsal Oskay’ın şaşırtıcı serüveninde... Ünsal Oskay’ın hayatının son beş yılında en yakınındaki kişilerden birisi olan Asiltürk’ün romanını heyecanla bekliyorum.

Ölü Kadının Günlüğü

Yaşam, ölüm, travma, iyileşme... Yoğun bir romanla karşı karşıyayız. “Ölü Kadının Günlüğü”, psikolojik gerilim unsurları ağır basan bir aşk romanı.
Romanda dört anlatıcı var ve olaylar, her birinin bakış açısından, duygu ve düşüncelerinden aktarılıyor.
Kitap çok sürpriz bir sonla bitiyor.

Yazının Devamını Oku

Bergen’in kaderi

İzmir’de yaşayan ünlü magazinci Şenay Düdek’le görüşmek her zaman iyi fikirdir, ne de olsa yakın dostuz. Geçenlerde gazeteci Yeşim Demir’in “Bergen” adlı biyografi kitabından bahsetti. Hemen yazara ulaştım, sonra da buluştuk.

Bergen’le ilgili çok özel bir konuya temas etti. Bergen’in kaderi yoksul kaderine boyun eğmek olmasaydı geleceği nasıl şekillenirdi?

Fazıl Say ve Bergen’in hayatının kesiştiği yer:

Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü. Aynı konservatuarda okudular, birisi dünyaca ünlü piyanist oldu; hayatı en önemli senfoni orkestralarında konserlerle geçiyor.

Diğeri ise konservatuvara birincilikle girmesine rağmen pavyonlarda geçen hayatı ve sonrasında gelen trajik bir ölümle sonuçlandı. Ve Bergen çalışmak zorunda olduğu için konservatuvarı bırakıyor. İnsan düşünmeden edemiyor...

Bergen’in şartları Fazıl Say ile eşit olsaydı neler olurdu!

“Bergen”, tüm kitapçılarda.

Seran Göçer ne yapıyor?

Bu yıl hepimiz için oldukça farklı geçti. Sağlık ve bağışıklık gibi önemli bir konuda sınandığımız için zor olmasının yanında pek çok şeyi de öğretti ve tekrar sorgulattı.

Yazının Devamını Oku

İddialı bir roman geliyor

Onur Akhan, önemli bir gazeteci ve yazar. Kariyeri başarılı ve özetlemesi zor... Suç araştırmaları uzmanı Mesut Demirbilek’le birlikte 2014’te “Cinayet Sohbetleri”, 2016’da “Hepimiz Katiliz” isimli kitapları kaleme aldığını atlamayayım.

Onur Akhan, halen CNN TÜRK’te haber program editörü olarak görev yapıyor.
Romanı “Kafamdaki Karıncalar”, ilgi çekici, çok iddialı.
Merkezinde çocukluk travmalarını aşamamış, güvensiz, bir erkek var. Geçmişe saplanan, geleceği mahvetmeye meyilli, obsesif kompulsif bozuklukla mücadele etmeye çalışan bir kadın da yine ana eksende.
Yollar bir romanla kesişir. Hayatının aşkı ile çocukluk arkadaşı arasında kalmanın sancılarını okuyacağız ve çok daha fazlasını. Merakla beklediğim bir roman geliyor.

“Dimdik Ayakta Her An Tetikte”

Nilüfer Açıkalın’ın hayata, varoluşa ve özgürlüğe dair on iki yeni öyküye yer verdiği “Dimdik Ayakta Her An Tetikte” Doğan Kitap’tan çıktı. Sıra dışı, neşeli, sade, naif, kırılgan konular var bu öykü kitabında. Cesaretle, gözü kara bir umursamazlıkla, gerçeğin buram buram kokusuyla korkusuzca harmanlanan olaylar, duygular, kurgular kitabı size yakınlaştırıyor. İçten, okurdan saklanmadan hatta okurla beraber nefes alıp vererek işlenmişler. “Aynalar Sarayı”, “Jenerikte Uyurduk”, “Onlar Neden Orda?”... Öykü türünü sevenlere duyurulur.

Kim ne okuyor?

Can Yayınları’nda neler oluyor?

Yazının Devamını Oku

Şiir tadında bir müzisyen

Pandemi döneminde fırsat buldukça kendime kaçış yerleri aradım, sanırım başarılı da oldum.

Gümüşlük’te Pina Balık’ın sakinleştirici bahçesinde yetenekli ve iyi bir müzisyenle tanıştım; Gözde Öney.
Şehrin bütün çatışmalarını onun “Gitmek” şarkısıyla giderdim sanırım. Onun şarkıları özlediğim bahçeleri de aklıma getirdi.
İyi insanlar oldukça biz, olduğumuz yerden daha ötesine gideceğiz. Gitmek bazen geçmişi özlemek ama tekrar yaşamayı da beraberinde getiriyor.
Gitmek sahici bir eylemdir, kalmak ise pasif bir davranıştır ne yazık ki.
Daha önce Gözde Öney’in Tuna Kiremitçi’yle birlikte yaptığı şarkıyı da dinlemiştim; “Görmüyorsun”. Gözde Öney şarkı sözlerini güzel bir şiir tadında yazan bir müzisyen, dinlenmeyi hak ediyor.

Hayata dair her şey

Zorlu pandemi sürecinde, kültür sanat alanında faaliyet gösteren işletmelere yeni bir ‘iş modeli’ işaret etmesi bakımından THINK House’un etkinliklerini önemli buluyorum.

Yazının Devamını Oku

Yeni hayatın yeni defteri Profil’den

Geçen hafta Profil Yayıncılık’tan kitaplar geldi kapıma.

Kargoyu açtığımda hoş bir sürprizle karşılaştım. Genç ve yetenekli tasarımcılar Caner Çokbulan ve Gizem Kara’nın tasarımını üstlendiği “Yeni Hayat Defteri” karşımdaydı.
Sunuşta şöyle diyor:
“Ajandalar ocak ayından başlarken, biz yeni hayat defterimizi çoktan açtık. Yılın göbeğinden yeni bir yıla başladık. Bugün yeni zamanın ilk günü. Yeni hayat defterinin her sayfasına ilham verici sözler, yeni hayatın yeni alışkanlıklarını hatırlatan notlar koyduk.
Eskinin bilgisinin yerini taze, umut dolu, heyecan verici yönlendirmeler alıyor artık.” Yeni yılda yeni deftere güzel notlar almak dileğiyle.

Yaşlanmaya Vaktim Yok

Yıllardır hayranlıkla izlediğim Haldun Dormen’in Mona Kitap’tan çıkan yeni kitabı “Yaşlanmaya Vaktim Yok” elime geçince hemen okumaya başladım.
Kendisiyle yıllar önce Frankfurt Türk Tiyatro festivalinde tanışmıştım.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Güreli’den yeni kitap

Geçenlerde romancı dostum Özlem Ertan, Mehmet Güreli’nin yeni kitabından bahsetti, sonra da hemen kitaba ulaştım.

Mehmet Güreli’nin yeni kitabı “Şehirli Karınca”, Sel Yayınları’ndan çıktı. Bu kitabında da deneme-öykü tarzında yazan Güreli’nin kurguları arasında dolaşırken farklı yazar, şair, sinemacı ve ressamlar hakkında pek çok yeni bilgi ediniyor ve sanatla dolu metinler okumanın keyfine varıyorsunuz.
Okurken, Türkiye’nin önemli entelektüellerinden biri olan yazar, sinemacı, müzisyen, ressam Mehmet Güreli’yi tanımanın gururunu yaşadım.
Kapak resmi de yazarın kendisine ait.
Bilenler bilir “Kimse Bilmez” adlı şarkısı zamanlar üstüdür. Kalbinizin acıdığını gösteremediğiniz, kimselere anlatamadığınız zamanlar için şarkısını, zihninizi açmak için kitabını öneriyorum!

Tuvalinde aşk var

Geçen haftanın büyük bir bölümünü Bodrum’da geçirdim. Gümüşlük’te ressam Mine Arasan’ı da ziyaret etmeyi ihmal etmedim. Bir sanatçının evine, atölyesine misafir olmak heyecan vericidir her zaman, yaratıcı enerjiyle dolarsınız. Yeniden hayata yaklaşmak da denilebilir buna. Resim her zaman sorgulanan bir sanat.
Arasan’ın yanında da huzura, mutluluğa, gülümsemeye dair ve hayatı yaşamaya değer kılan güzelliklerle karşılaştım.

Yazının Devamını Oku

Polisiye dolu üç gün

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye edebiyatı organizasyonu “Kara Hafta İstanbul Festivali”, meraklılarıyla bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle bir araya geliyor. Altıncısı düzenlenen festivalde, gençlerin ilgisini polisiye edebiyatına çekmek amacıyla geçen yıl başlatılan öykü yarışması bu kez de “İstanbul” teması ile gerçekleştiriliyor.

Büyük ilgi gören ve festivalin ön habercisi “Kara Hafta İstanbul Polisiye Öykü Yarışması”na 30 yaş altında olan herkes katılabiliyor.
Peki festivalde kimler var?
Aldığım haberlere göre yine zengin bir içerik polisiyeseverleri bekliyor.
Ian Tregillis, Ahmet Ümit, Algan Sezgintüredi, Michael Kardos, Hakan Günday festivalin konuklarından yalnızca birkaçı.
Ünlü polisiye yazarları bir araya getiren festivali ben de merakla takip ediyor olacağım, üstelik bu yıl tema Edgar Allan Poe!
Festival 26-29 Kasım arası çevrim içi düzenlenecek.

Kerem Akça’nın sevdiği sinema

Geçenlerde iyi anlaşabildiğim sinema yazarı Kerem Akça’yla Udonya adlı Japon lokantasında buluştuk.

Yazının Devamını Oku

Artık yeni mecralar moda

Uzun süredir görüşemediğim oyuncu arkadaşım Osman Cavcı’yla geçtiğimiz günlerde telefonda konuştuk. 

Uzun süredir görüşemediğim oyuncu arkadaşım Osman Cavcı’yla geçtiğimiz günlerde telefonda konuştuk. Hayatındaki değişimlere şaşırmadım desem yalan olur: “İstanbul’dan taşındım. Ege güzel Ege! Foça’da, denize tepeden bakıyordum ama sonra sıkıldım. Oyunculuğu bırakmış gibi hissettim ama İstanbul’a dönmeyi aklımdan geçirmedim. İzmir’e geldim. Bir tiyatro kursu açayım dedim, sabah bir kalktım benim sokakta 20 tane tiyatro kursu veren yer var. Antika, eski toplamaya başladım. Sonra ‘Son Yeşilçamlı’ diye tek kişilik bir teatral gösteri hazırladım ve seyirci karşısına çıktım. Şimdi YouTube kanalıma ‘Uyan da Balığa Çıkalım’ adlı bir sitcom yazıp oynayıp yönetiyorum.17 bölüm çektik, devam. Bence televizyon bitti, yakında sinema salonları da bitecek. Herkes artık cep telefonundan film izliyor. Ben de yeni mecrada yerimi hazırladım.”


Resim sergisi yolda

Gazeteci arkadaşım Gülay Fırat ile sohbet ettik bu hafta.
Bir dönem ses getiren haberleriyle tanıdığımız eski Milliyet ve Sabah gazetesi muhabiri Fırat, şu sıralar serbest gazeteci olarak mesleğine devam ediyor. İki sene önce yayınlanan ilk romanı “Acemi Çöpçatan”ın ardından, bir süredir yeni romanı üzerinde çalıştığından bahseden Gülay, bu sırada resim sanatıyla da fazlasıyla haşır neşir olmuş.
Geç tanışıp hemen ısındığı resim sanatında özellikle tuval üzerine yağlı boya çalışan Gülay, şu sıralar usta ressamların resimlerini yaparak fırça kabiliyetini geliştirdiğini söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Dolu dolu bir hayat

Geçenlerde gazeteci dostum, eski Hürriyet Kelebek yazarı Ali Rıza Türker’le buluştum. Yazarın yeni kitabını 2021 yılının ilk aylarında H2O Kitap yayımlayacak.

Kitabının adı, “Bir Daha Yaşarsam İki Olsun”... Türker, “Yazdıklarım, hayatı sorgulayan ancak doğumdan ölüme anlatılan klasik hayat hikayesi değil. Ancak gerçeğe ve gözlemlere dayalı öyküler demeti. Gazetecilikle başlayan ve daha sonra müzik sektöründeki sıra dışı çalışmalarımı içeren gerçekleri yazdım” diyor.
Kitabın önemli bölümlerinden biri de trafik kazasında yitirdiği oğlu Ozan Türker hakkında. Aslında tüm bu hikayeler, yaşam mücadelesinde hiç yılmayan ve ürettikleriyle camiada övgüyle anılan bir adamın hikayesi. Sabırsızlıkla bekliyorum.

Umut dolu bir sağlık kitabı

İlk kez iki Nobel (Kimya ve barış) ödülüne layık görülen ünlü bilim adamı, barış ve insan hakları savunucusu Linus Pauling’in “Kanser ve C Vitamini” kitabı geliyor. Kitap zamanında çok konuşulmuş, ilaç ve tıp sanayi tarafından çok eleştirilmiş ama sonradan itibarı iade edilmişti. Kanser tedavisinde C vitaminin muhteşem etki ve önemini ortaya çıkaran Pauling’in büyük mücadelesinin ardından bugün ABD’de 25 gramlık C vitamini dozu devlet otoritesi tarafından ilaç olarak kabul edilmiş.
Bu ünlü araştırmanın ve mücadelenin hikayesi, H2O Kitap’ın diğer sağlık kitapları gibi umut dolu. Yılın sonuna doğru yayımlanacak olan bu kitabın okurları da bol olur umarım.

Yola çıkıyoruz, hazırlanın

Geçenlerde Instagram’da gezinirken “absurdmusik” hesabında ruhuma iyi gelen bir şarkıyla tanıştım. Ömer Güneş’in sözleri ve müziği kendisine ait olan “Yollar” şarkısını dinlemek çok iyi geldi. Hikayesi olan şarkıları hemen hissediyorsunuz... Sonra Güneş’le konuşma fırsatı buldum. Şarkı sözleri aynı zamanda güzel bir şiir tadında: “Yollar uzayıp gidiyor önümüzden/Bilinmez bir yere/Sorma kırılıp dökülüp yeniden denemek de/ Çekilmez mesele.”

Hayat anda ve burada

Yazının Devamını Oku

Ara Güler, seni unutmadık

Küçükçekmece Belediyesi, iki yıl önce aramızdan ayrılan usta fotoğrafçı Ara Güler’in ölüm yıl dönümünü fotoğraflardan oluşan bir sergi ve yine dostlarının anılarından oluşan bir kitapla anıyor.

Ara Güler, kültür tarihimizin en özel isimlerinden, dünya çapında tanınan bir isim. İsmet İnönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russell, Alfred Hitchcock, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Maria Callas, Fikret Mualla, Picasso gibi birçok ünlü kişiyle röportajlar yapmış ve fotoğraflarını çekmiş bir sanatçı.
Dahası hayatının son günlerine kadar fotoğraf çekmiş, enerjisi ve hayat sevgisiyle ilham vermiştir.
Küçükçekmece Belediyesi’nin usta için özel olarak düzenlediği serginin adıysa, Melih Berk Objektifinden/Güle Güle Ara Güler.
Yakın dostlarından Melih Berk, Güler’i son yıllarında pek çok ortamda fotoğrafladı. İlk kez sergilenecek Berk fotoğraflarında ustanın özel anlarına tanıklık edeceğiz.
Bu sergi Küçükçekmece’deki Cennet Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda 17 Kasım’a kadar görülebilecek.

KİM NE OKUYOR?

· Sanatçı Nur Sürer, Reha Çamuroğlu’ndan “Cemil Reloaded” adlı kitabı okuyor.

Yazının Devamını Oku