Cinius Yayınları “destekli kişisel yayıncılık” sistemini, Türkiye’de başlatan yayınevlerinden.
Zeynep Aytekin, bu yayınevinin oluşumunda önemli bir isim. Sayısız kitap yayımladılar.
Satış garantisi olmayan ama edebî değeri yüksek kitaplar yayınevleri için risk oluşturunca, destekli kişisel yayıncılık önemi daha da arttı.
Cinius’un sistemini eleştiren bazı yayıncılar, şimdi de onları taklit ediyorlarmış. Anlaşılan kendi koyduğu kuralları, kendileri bozmuşlar. Cinius Yayınları’nın çok satan kitaplarını öğrenince çok şaşırdım. Japonca ve Korece gramer kitapları... Bir de Nesrin Mehtap Can’ın “Kristalin Âlemi” adlı kitabına ilgi büyükmüş.
İz bırakmadan kaybolanlar
İtalya’da yaşayan Türk yazar Harun İsmail Çırak, April Yayıncılık’tan çıkan romanı “Tazı: Gölgenin Rengi” ile 2026’ya iddialı bir giriş yaptı.
Okuru Bahtiyar, nam-ı diğer “Tazı” ile tanıştıran roman, çocuk yaşta intikam uğruna Adana’dan İstanbul’a kaçan ve yeraltı dünyasında büyüyen bir tetikçinin hikâyesini anlatıyor.
Bu yıl, 45. İstanbul Film Festivali’nin kapsamlı seçkisinde sayısız film izledim.
Festival boyunca iyi olduğunu düşündüğüm filmleri hep paylaştım.
Bu filmi de listenize alın derim.
Mutlaka bir yerlerde karşınıza çıkar! “Dört Eksi Üç” (Four Minus Three), yasın ve insan ruhunun direncini sorgulayan, sahici bir film.
Hayata geri dönmenin bir yolunu bulmak çaba gerektirir, öyle değil mi?
Film, dört kişilik bir ailenin üç bireyini kaybetmesi sonucu geriye kalan annenin yaşadığı büyük kaybı, yeniden var olma çabasını anlatıyor.
Barbara Pachl-Eberhart’ın
Ancak kitap Ada’nın kurtulmasıyla bitmiyor, 20 yıl sonra yaşanan intikam hikâyesi olarak devam ediyor.
Filiz Çiçek bu kitabı, çocukluk arkadaşı Bilal’e ve onun gibi kaybolan, kaçırılan binlerce çocuğa ithaf etmiş.
Bilal ailesinden koparıldığında yazar 7-8 yaşlarındaymış ve sonraki yıllarda çocuk zihninde bu olayı farklı şekillerde canlandırmış.
Ona ne olduğuyla ilgili kafasında birçok hikâye üretmiş ve hepsinin sonunda onu kurtarıp evine getirmiş ama gerçekte Bilal geri dönmemiş.
Kitabı bir film senaryosu gibi okudum. Umarım bu nitelikli roman iyi bir yönetmen tarafından filme çekilir.
Mundi Çocuk’ta mayıs ayı kitapları
*Ayşegül Kocabıçak’ın 4 yaş ve üzeri çocuklar için kaleme aldığı “Babamın Yeni Huyları”, rollerin tatlı bir mizahla tersyüz edildiği, çocukların ebeveynlerine rehberlik ettiği hikâyesiyle, hataların sevgiyle nasıl düzeltilebileceğini anlatıyor.
BPR QuestHouse’da yapılan kutlama etkinliğinde konuşan Suare Dergi Genel Yayın Yönetmeni Nilgün Karataş, heyecan verici projelerini anlattı: “Suare Dergi’nin ilk yılında SuareMag’ adlı dergimizi her ay özel bir temayla yayımlamaya başladık. Ardından Suare Öykü Dergisi ile okurlarımızı yeni yazarlarla buluşturduk. Bunun yanı sıra Suare’nin Kitap, Film ve Öykü Kulüpleri üyeleri ile buluşmalar yapıyor. Filmler, romanlar ve öyküler üzerine çözümlemeler yaparken Suare Yazar Buluşmaları da gerçekleştiriyoruz.”
Osmanlı sokaklarında ‘gürültülü bir misafir’
Bir gün ansızın Osmanlı şehirlerinde ortaya çıkan, duman püskürten ve gürültüsüyle sokakları titreten tuhaf bir makine.
Kimileri ona hayranlıkla bakıyor, kimileri korkuyla geri çekiliyordu.
Çünkü otomobil yalnızca yeni bir ulaşım aracı değil, modern dünyanın habercisiydi.
19. yüzyılın sonlarında Avrupa ve Amerika’da hızla yaygınlaşan otomobil teknolojisi Osmanlı topraklarına ulaştığında, şehir hayatında beklenmedik bir dönüşüm başlattı.
Güç, şiddet, siyaset ve erkeklik dilinin gölgesinde kadınların hayatta kalma mücadelesini çarpıcı bir atmosfer içinde sunuyor.
Sinematografik sahneler, güçlü diyaloglar ve alışılmış kalıpların dışında, sert ama ritimli bir üslupla kaleme alınan roman güçlü hikâyesiyle öne çıkacak gibi.
Mundi Kitap’tan iki yeni eser!
◊ Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli isimlerden Bülent Tanör, “Kurtuluş Kuruluş”ta ile okuru yakın tarihimize yeniden bakmaya davet ediyor. Birinci Dünya Savaşı ve hemen ertesindeki Kurtuluş Savaşı sürecinde ‘kurtuluş’un nasıl başarıldığına ve Türkiye Cumhuriyeti inşa edilirken yaşanan ‘kuruluş’ dönemine odaklanan bu kitap, Tanör’ün sözleriyle hem liderlerin payını göz etmeyen hem de halkın payını azımsamayan bir tutumu yansıtıyor.
Neil Tennant ve Chris Lowe geçen hafta Londra’daki Thames & Hudson ofislerini ziyaret ederek yakında çıkacak olan “Volume” adlı kitaplarının imzalı kopyalarını dağıttılar.
İmzalı kopyalar, Londra’daki birçok bağımsız kitapçıda satışa sunulacak.
Pet Shop Boys denildiğinde aklıma hep Hollanda Milli Takımı’nın maçları gelir.
Maçtan önce onların “Go West” adlı şarkısını dinlerdik. O şarkıyı da, o dönemin popüler radyosu Power FM çalardı.
“Volume”, Pet Shop Boys’un 1984’ten 2024’e kadar olan tüm görsel kayıtlarını içeriyor.
“West End Girls”, “It’s a Sin”, “Always On My Mind” ve “Being Boring” şarkılarını dinlemeyen var mıdır?
Kemal Sunal gerçekliği
Yönettiği 1986 yapımı “40 Metrekare Almanya”yı hatırladım. 40 m2’lik daracık bir alanda ve az sayıdaki oyuncuyla bu kadar iyi iş bir çıkaran kaç yönetmen var ki? Sonrasında bu önemli yönetmenle gezilerimizi de konuştuk.
Filmi düşünürken, Almanya’yı çok sevdiğimi bir kez daha anladım.
Özay Fecht ve Yaman Okay’ın başrollerini paylaştığı film, küçücük bir evde geçiyordu. Göçmenlik, baskı ve iletişimsizlik temalarını anlamlı bir şekilde işliyordu.
Bu arada Özay Fecht Berlin’de yaşamaya devam ediyor, kritik bir hastalık atlattı, tekrar geçmiş olsun. Yaman Okay, “Bizimkiler” dizisindeki ‘Nazım’ı 1993 yılında kaybetmiştik. Büyük sanatçılar ölmez, değil mi?
Filmler yaşatır...
Nisan ayında Can Yayınları
Berlin’in ünlü Friedrichstadt-Palast sahnesinde sergilenen, 14 milyon Euro bütçeli büyüleyici bir gösteriyi izledim: “Blinded by Delight Grand Show”.
Büyük bir sahnede 100’den fazla sanatçının yer aldığı unutulmaz bir gösteriden bahsediyorum.
Onca savaşın yaşandığı gezegenimizde, gündemimi sanatla değiştirdim.
Mutlu bir dünyada uyanmayı özlemişim. 150 dakika da olsa hayallerimin içinde buldum kendimi.
Luci karakterinin rüya dolu dünyasını, Jeremy Scott tasarımı 500 kostümle, 100’den fazla sanatçının yer aldığı sahne, pop kültürünü ve yüksek modayı (haute couture) birleştirerek sunuyor. Sadece bu oyun için bile Berlin’e gidilir! Sanatçılarımızın, yaratıcılıklarını beslemesi için, bu tip oyunları da izlemesi gerekir.
BİR DİNLETİ!
◊