Ajda’nın çakmaları bize niye iyi geldi?

Kanal D’deki “2. Sayfa” programına katıldı, bütün çantalarının çakma olduğunu açıkladı. Peki bu, kim için, ne ifade ediyor?

Muhtemelen Türkiye’nin en zengin kadınlarından biri.
Düşünsenize her ay kenara üç kuruş atmış olsa...
Koskoca Süperstar...
Kanal D’deki “2. Sayfa” programına katıldı, bütün çantalarının çakma olduğunu açıkladı.
Bunu açıklamaya bir mecburiyeti var mı? Hiiiç.
Zaten çantadan çok iyi anlasan bile kim Ajda Pekkan’a kondurur ki çakmayı? Kolunda denk gelsen “Yazık, kazıklamışlar kadını” der, geçersin. Lafını bile etmezsin.
Ama bu o kadar basit bir hikaye değil bence. Gelin, biraz daha didikleyelim, anlamaya çalışalım.
Öyle insanlar biliyorum ki çakma çantayla sokağa çıkacağına ev hapsini tercih eder.
Hiçbiri süperstar falan değil. Hatta çoğu zengin bile sayılmaz, orta halli.
Ama o çanta için katlandıkları zahmeti, göğüs gerdikleri zorlukları görseniz... Aylarca başka şeylerden yapılan fedakârlıklar, sonra yine aylarca ödenen taksitler...
Doğru dürüst kirasını ödeyemiyor ama ortama girdiğinde o çantayı kendisi gibi bunu çok önemseyenlerin gözüne sokacak.
Örnekler çoğaltılabilir; daha bunun telefonu var, saati var, ayakkabısı var. Üstelik kadın-erkek fark etmiyor. Sigortasız çalışıyor, zar zor asgari ücret alıyor ama Donald Trump’la aynı model telefonu kullanıyor.

Az gelişmişlik göstergesi
Bu daha çok sonradan sanayileşen toplumlarda görülen bir hastalık: Orta Doğu, Uzak Doğu, Latin Amerika...
Batılılarda en beğendiğim özelliklerden biri, geniş orta sınıfların ayaklarını bütçelerine göre uzatmaları.
Adam bilmem kaç yıllık profesör, bir bakıyorsun elinde beş-altı yıl öncesinin vasat bir telefonu.
Bizde bırak profu, öğrenci için bile kantine gidememe sebebi.

Çakma takanlar
yeni anarşistler mi?
Bu grubun dışında iki kesim daha var. Birincisi; kapitalizmin sosyal statü sağlayan bu markalarından hiç haberi olmayan, olsa da hayatı boyunca hayalini bile kurmamış, daha gerçek dertleri olan dezavantajlı kesimler. Yoksullar yani.
Bir diğeri de bu statü ikonlarının gayet farkında olan ama parası olsa da o ürüne o parayı vermeyip sistemi sabote edenler.
Onları aşağılayan çok ama aslında çok fırlamaca: Parayı vermedikleri gibi, eğer yutturabilirlerse o sosyal statüden beleşe faydalanıyorlar.
Dahası, çok fazla insanda varmış gibi gösterip o ürünün sıradanlaşmasına sebep oluyorlar. Öyle ya, herkeste varsa senin ne özelliğin kaldı ki?
Suçu, suçluyu övmek, telif ve marka haklarına saygısızlık etmek istemem ama bu modern anarşistler bana çok eğlenceli geliyor.
“Ya sen?” diye soracak olsanız; ben ne çakmasının ne de gerçeğinin peşindeyim. Hayata ve sisteme karşı kendimce başka hinliklerim var.

Yağmasan da gürle
Bu kadar tıraştan sonra dönelim Ajda’ya, Süperstar’ımıza.
Belki yaptığı bu açıklama doğru değil. Belki sırf sansasyon olsun diye...
Belki de herkesin geleceğinden endişe ettiği şu korona günlerinde, insanlara moral olsun, “Ben de sizin gibiyim” mesajı vermek için böyle söyledi.
Yani “Commandante Ajda” gerçek bir anarşist mi bilmiyoruz.
Ama yalan bile olsa...
Birçok insana çok iyi, hatta ilaç gibi geldiği kesin.
Yağmasan da gürle be Ajda!

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

KAFKA’YLA SAATLERCE AŞK VE ACI TARTIŞABİLİRDİK

Cinselliğimizin kara kutusu gibi, belki de Türkiye’nin en büyük sırdaşı. Tıp fakültesinden mezun olduğu 1955’ten beri binlerce, on binlerce insan en özel sırlarını ona açtı. Posta gazetesindeki köşesiyle de yıllardır hem bilgilendiriyor hem eğlenceli üslubuyla neşelendiriyor. Şarkı var ya: “Aşkın kanununu yazsam yeniden”... Bu ülkede bunu yapabilecek belki de tek otorite Haydar Dümen.

◊ 90 yaşındasınız... Hayatınız bir maç olsa ömrünüzün hangi yarısını tekrar oynamak isterdiniz: İlk 45 mi, ikinci 45 mi?
- Hiç tereddütsüz ikinci yarısını tekrar yaşamak isterim. Çünkü öncelikle eşim Gül olmak üzere, tüm güzellikler başıma ikinci yarıda geldi.
◊ Kimselere âşık olamamak mı, her aşkın kötü bitmesi mi?
- Amma da yaptın yahu, aşksız olmaz. Olsun, olsun da kötü bitsin. Güzelken verdiği enerji, duygu yeter.
◊ Hangisi daha iç gıdıklayıcı: Göz kırpmak mı, göz kaçırmak mı?
- Göz kırpmak! Çünkü dopamin, serotonin gibi hormonların salgılanmasına neden oluyor.
◊ Yılın hangi mevsimi daha romantik? İlkbahar/yaz mı, sonbahar/kış mı?

Yazının Devamını Oku

Sevgi neydi? Sevgi lastik değiştirmekti

Demet Akalın yine lastik patlattı. Kadın-erkek, karı-koca ilişkileriyle ilgili muhteşem görüşlerini yine ipe dizdi, sosyal medyada gündem yarattı. Gelin ona bir mektup yazalım, “kendi ataerkil bakış açısı”yla izah etmeye çalışalım.

Bir gün arkadaşımla arabada giderken lastik patladı. Takır takır jantın üzerinde gidiyoruz. Durduk. Ben hemen kocamı aradım. Mesela o arayamadı. İnsan bir erkeğin gücünü istiyor.”
Bu cümleden anlıyoruz ki bir kocası olduğu için Demet Akalın çok şanslı.
Arayacak kimsesi olmadığı için de arabada beraber gittiği arkadaşı şanssız.
İyi ki lastik eve yakın bir yerde patlamış.
Ezkaza şehirlerarası yolda olsa, atıyorum İzmir girişinde... Çaresiz, herkes gibi “yol yardım ekibi” çağıracaktınız. O zaman şanslar eşitlenecek miydi?
Ama asıl mesele, insanın gönlünü verdiği eşini, o kişi olduğu için, ona ne kadar hayran olduğu için, onunlayken kalbinin, zihninin ne kadar açıldığı için değil de böyle pratik ihtiyaçları öne çıkararak izaha kalkışması.
E sevgi neydi o zaman? Sevgi lastik değiştirmek mi?

Yazının Devamını Oku

Bir gecede Yunancayı sökersiniz

Cihangir’de Eski Hazine’nin yerine Yunan tavernası Tanisia açıldı. Saat 22.00 dedi mi, Anna Vissi’nin ‘İmesta Panomu’suyla ‘yemeği bitir’ borusu çalmış oluyor. Sonra gelsin sirtaki, gitsin tabak kırmaca... Eğlenceye dalıp ana yemeği unutmanız mümkün.

Hepsi hepsi Külkedisi’nin balosu kadar. Vakit gece yarısı oldu mu müzik susacak, eğlence bitecek, herkes evlerine dağılacak.

Daha az evvel yarın yokmuşçasına çığlık atıp sirtaki yapan, dolu kadehi ağzıyla yerden kaldırdığı gibi tekrar yere fırlatıp kıran kadının camdan ayakkabısını ara ki bulasın...

Herkes bunu bildiği için saat 20.30’da masalarda çoktan yerlerini almış, Girit ezme, deniz börülcesi, Yunan usulü cacıki gibi mezelere girişmiş bile.

Burası Cihangir’deki eski Hazine.

Biraz makyajla Yunan tavernası ‘Tanisia’ oldu geçen hafta. Camlarda, masalarda Antik Yunan figürleri, etraf biraz daha beyaz, acıcık daha mavi...

Kitle, Hazine’nin kitlesi değil. Daha çok kadın kadına masa gelmiş. Girişte kafalarına çiçekten yapılmış taçlar takıyorlar. Bana mı öyle denk geldi bilmiyorum ama inanılmaz bacak dekoltesi var.

Tam bu sıralarda sohbet ettiniz ettiniz, sonra yavaş yavaş müziğin sesi yükseliyor, birbirinizi duymanız imkânsız hale geliyor. Türkçe-Yunanca ortaya karışık çalıyor. Bildiğimiz Türkçe şarkıların Yunancaları, Yunanca şarkıların Türkçeleri. Mesela Nilüfer’den dinlediğimiz ‘Haykırsam Göklere’... Yani ‘Ta Mavra Matia Sou’...

Kadın masaları çok daha eğlenceli

Yazının Devamını Oku

Pandemide 7’nci ay raporu

Hürriyet’in dünkü manşetinde Osman Hoca’nın (Müftüoğlu) sokak teftişini okumuşsunuzdur. İstanbul’da sosyal mesafe ve maske kuralına ne kadar uyulduğunu incelemiş ve notumuzu 10 üzerinden 7 vermiş. Ben de sosyal hayatın içinden bildiriyorum. Ama notum daha kıt...

◊ “Ne olacaksa olsun”cular:
Salgın ilk başladığında önlemler konusunda titizdiler. Evden hiç çıkmıyor, sipariş verdikleri su bidonunu bile önce küvette yıkıyor, sipariş torbalarını bir gün balkonda bekletiyorlardı. Ama aradan geçen 7 ayda bunaldılar.
Artık televizyonda, gazetede bile korona haberlerine dayanamıyorlar. Kendi içlerinde de ikiye ayrılıyorlar: En azından sokakta sosyal mesafe ve maske kuralına uyanlar, polis ve ceza korkusu olmadığı sürece ona da uymayanlar.
◊ “Ben koronayı atlattım”cılar:
Zaman zaman benim de dahil olduğum grup. Tıbbi hiçbir dayanağımız yok. Tamamen goygoy olsun diye, cahillikten. Hatta bana sorsanız iki kere falan bile geçirmiş olabilirim. Fakat cahil-cahile sohbet çok zevkli. Aranızda şöyle konuşmalar oluyor: “Bende ateş yükselmedi, öksürmedim de. Biraz kollarım ağrıdı.”
◊ “Her işin başı tedbir”ciler:
İlk günden itibaren ve hâlâ bütün kurallara sıkı sıkıya uyanlar. Tanıdıklarıyla açık havada bile görüşmüyorlar. Benim asıl dahil olduğum grup burası. Neredeyse sadece iş ve alışveriş için dışarı çıkıyorum, o da haftada iki. Üç kere de şehir dışına çıktım. Gerisi paso karantina. Fakat hiç zorlanmıyorum, hatta biraz işime bile geldi.

Yazının Devamını Oku

Sinan Akçıl’ın baş döndüren aşk trafiği

Tam gazlar, geri vitesler, ne patinajlar, ne spin’ler... Aşkın trafik cezası olsa 2 bin yıl beste yapsa ödeyemez Sinan Akçıl. Her seferinde de büyük büyük laflar eşliğinde. Ergen de değil artık, 40’ına merdiven dayadı.

Aralıkta evlendi. Amsterdam’da.
O gün “Lunapark gibi bir hayatımız olacak” diye yazmıştı eşi Burcu Kıratlı sosyal medyada.
Kadıncağız ne bilsin çarpışan otolara bineceklerini.
Eylülde boşandı.
E olabilir, her evlilik bir yastıkta kocamayla bitmez, bazen dokuz ayda doğru kararı vermediğini anlarsın, üzücü ama ayrılırsın.
20 gün sonra barıştılar.
Akçıl, sosyal medyadan “24.09.2019 milat” paylaşımı yaptı.

Yazının Devamını Oku

Mabel Matiz klibinde 55 saat aç susuz

Klipte yer alan dansçılar 55 saat aç susuz çalıştırılmış. Çölde, oldukları yerde yıkılıp yıkılıp tekrar kalkıyorlar ya... Rol değil, gerçekmiş. Toy klibi dansçıları yayınladıkları bildiride şöyle diyor: “Duyulmak, insanca koşullarda çalışmak ve verdiğimiz emeğe karşılık saygı görmek istiyoruz.”

Mabel Matiz’in “Toy” klibi gündemde. Çekimleri Fethiye-Kayaköy ve Kaş-Patara’da yapılan video hakikaten enteresan.
Etekleri led ışıklı semazen görselleri, çölde (Patara kumsalı) oldukları yerde yıkılıp yıkılıp tekrar kalkan dansçılar...
Zaten Matiz de kliple ilgili Onur Baştürk’e verdiği demeçte “Toy; kırılan, düşen, zorluklardan geçen ama bir şekilde yoluna devam eden insanın hikâyesi” demiş.
Tek sorun, klibin bu kadar gerçekçi olmasının nedeninin gerçek olması.
Mabel Matiz, “kırılan, düşen, zorluklardan geçen” diyor ya...
Çekim sırasında bire bir yaşanmış.
Klipte yer alan dansçılar 55 saat aç susuz çalıştırılmış.

Yazının Devamını Oku

Benim ev halim PTT: Pijama-Terlik-Televizyon

Buenos Aires’te bir antikacıda plağını görüp şaşırmıştım. Dünyanın tam da öbür ucu. İnsanın tüylerini diken diken eden sesi, Anadolu’dan oralara uzanmış. Festivaller, ödüller, hastalıklar, turneler, kazalar, hapis... Hayata bakışı da sesi kadar tuhaf. Selda Bağcan’ın şaşırtıcı ve kalender dünyasına girmeye hazır mısınız? Öyleyse kemerlerinizi bağlayın, bir de derin nefes alın, arkanıza yaslanın; başlıyoruz.

72 yaşındasınız. Ömrün hangi kısmını tekrar yaşamak isterdiniz: İlk 35 mi ikinci 35 mi?

- Ömrümün ikinci 35 yılını tekrar yaşamak isterim. 60 yaşımdan sonra zihnim açıldı ve IQ’m arttı.

Hangisi daha gurur verici: Times dergisinin “Dünya Müziğinde Yaşayan Efsane ve Tarihi Kadın Şarkıcılar” listesine girmek mi Rolling Stones dergisinin “100 Yılın En İyi 100 Kadın Vokali” listesine girmek mi?

- İkisi de çok gurur verici tabii ama Times dergisinin listesinde olmanın benim için şöyle bir anlamı var: 15 yaşımdayken Ankara radyosunun stüdyolarında söylediğim ilk şarkı Amalia Rodrigues’in “Abandonado” adlı şarkısıydı. Yıllar sonra alfabetik sırayla yayınlanan ‘Efsane Kadın Şarkıcılar Listesi’nde onunla yer almak benim için daha şaşırtıcı oldu.

Üç kere hapse girdiniz. Trafik kazası geçirip bir süre çelik iskelete mahkum oldunuz. İnsanda hangisi daha çok haksızlık duygusu uyandırıyor: Ruhun demir parmaklıklar arkasında olması mı bedenin çelik iskelete hapsolması mı?

- Ruhun ve bedenin demir parmaklıklar arkasında olması...

Yazının Devamını Oku

Sheyenne bilmecesi çözüldü

Çarşamba günü Amerikalı fenomen Sheyenne Shea’nın İngilizce ve Türkçe olarak yaptığı “Türk erkeklerinin tacizinden bıktım” paylaşımını yazmıştım. Türkler gerçekten başka bir ülkenin fenomenini tacizleriyle bezdirip Türkçe “Beni rahat bırakın” diye mesaj yazacak hale getirmiş olabilir miydi? Olayın sırrı çözüldü.

Sosyal medyada @sheyliee olarak bilinen Sheyenne Shea İngilizce ve Türkçe olarak yayımladığı mesajında şöyle diyordu:
“Bu konuya son kez değineceğim. Türkiye’ye karşı bir nefretim yok ama tacizlerden bıktım usandım. Aylardır Türk erkeklerinden ölüm tehditleri ve fazlasını içeren taciz mesajları alıyorum. Lütfen beni rahat bırakın ve kişisel alanıma saygı duyun. Sevginizi böyle belli edebilirsiniz. Teşekkürler.”
Olay biraz tuhaftı.
Türkler gerçekten başka bir ülkenin fenomenini tacizleriyle bezdirip Türkçe mesaj yazacak hale getirmiş olabilir miydi?
Eğri oturalım, doğru konuşalım: Olabilir.
Kendi kadınlarımıza yaptığımız taciz, artık sınırlarımızı, okyanusları aşmış; ülke dışına taşmış olabilir miydi?
Eğri oturalım, doğru konuşalım: Olabilir.

Yazının Devamını Oku

Ünlü şefler masalarda, yemekleri menüde

Türkiye’nin en başarılı birkaç şefinden Maksut Aşkar ile şarap uzmanı Levon Bağış’ın Nişantaşı’nda açtığı Foxy, gastronomi dünyasının yeni müdavim mekânı. Şefler sadece gitmekle kalmıyor; menüde Şemsa Denizsel, İnanç Baykar, Burçak Kazdal, Mustafa Otar gibi isimlerin kendi imza yemekleri de var.

Efsane lokanta Kantin’in şefi Şemsa Denizsel’in dillere destan ekşili dili... Reşitpaşa Amanda Bravo’nun şefi İnanç Baykar’ın pekmezli ciğeri... Apartıman Yeniköy’ün şefi Burçak Kazdal’ın pekmezli patlıcanı... Beymen Brasserie’nin şefi Mustafa Otar’ın çiğ rezene salatası... Nişantaşı’nın yenisi Foxy’de menü böyle uzayıp gidiyor.

Çeşit çeşit gelsin, herkes biraz tatsın

Bu isimlerin ortak yanı, Maksut Aşkar ve Levon Bağış’ın yakın arkadaşları olmaları. Ve bu arkadaşlıkları da sahipleri oldukları Foxy’yi kent gastronomisinin en ünlü isimlerinin müdavim mekânı haline getirmiş.

O yüzden imza yemeklerinin Foxy’de servis edilmesine izin vermişler. Mesala çarşamba akşamı ben karides mücvere elimle girişirken Mustafa Otar da yan masada keyif yapıyordu.

Beyin tava, humus ve karides mücver.

Ama menüyü sadece başka şeflerin yemeklerinden ibaret sanmayın. Kuzulu patatesten beyin tavaya, lorlu ot salatasından topiğe seçenek çok. Karar vermesi biraz zor. Dert etmeyin, hiçbiri ne başlangıç, ne ara ne de ana yemek. ‘Çok çok söylensin, çeşit çeşit gelsin, herkes biraz tatsın’ kafasında tabaklar.

Ve bunlara eşlik eden 100’ün üstünde şarap... Sadece yerli üreticilerin, yerli üzümlerle yaptığı, birçoğunu başka hiçbir yerde bulamayacağınız şaraplar. Orada da kararsız kalıp birden fazla denemek isteyen için, ‘yarı fiyatına yarım kadeh’ uygulamaları var.

Yazının Devamını Oku

Kadir Şeker’in düşündürdükleri

Kadına şiddete müdahale etmeye çalışırken çıkan arbedede ölüme sebebiyet veren Kadir Şeker’in cezası 12 yıl 6 ay olarak açıklandı. Karar, sosyal medyanın gündeminden düşmüyor, ünlüler de açıklama üzerine açıklama yapıyor. Bense ne hissedeceğimi biliyorum ama nasıl düşüneceğim konusunda kafam çok karışık.

Nasıl hissettiğim çok net: Çok üzgünüm.

Okuyan, pırıl pırıl bir gencin, kendisinin hiç dahli olmadığı bir kavgaya müdahale edeyim derken hayatının kararması... Keşke bir 10 dakika önce ya da bir 10 dakika sonra geçseydi oradan da başına hiç böyle bir şey gelmeseydi.

Seda Sayan, Şevval Sam, Bengü, Sevim Emre, Gaye Su Akyol, Didem Soydan gibi kadınlar başta olmak üzere, birçok ünlü tepkisini dile getiriyor. Hatta Şevval Sam, Kadir Şeker’in beraatini istedi; Seda Sayan kendisinden özür diledi: “Bizi affet, senin için bir şey yapamadık.”  

Hukukçu olmayanın beraat falan gibi konularda ahkâm kesmesi zor. Ama mahkemenin verilebilecek en az ceza konusunda hassas davrandığı kanısı yaygın. En büyük endişeyse bundan sonra benzeri başka olaylarda insanların müdahale etmekten çekineceği kaygısı.

Şöyle bir paylaşım gördüm: “Demek ki bu ülkede çocuklarımıza ‘Aman yavrum, sokakta bir kadına, bir çocuğa bir şey yapıldığını görürsen kafanı çevir, yürü, git. Sakın yardım etmeye falan kalkma’ diyeceğiz. Ne acı! Bugün insanlığımızdan vazgeçme günü...”

Zaten bunu telaffuz eden de çok: “Asla karışmam, sonra bir de kadın karakolda ‘Kocamdır. Sever de döver de’ diyecek...” Bununla birlikte şunu söyleyenler de var: “Bir şiddet olayına müdahale etmekle o kişinin ölümüne sebep olmak ayrı şeyler. Oyalayın, vakit kazanın, polis çağırın.”

Verilen cezayı doğru bulanlar da mevcut:

“Kadir Şeker dayak yiyen bir kadını kurtardığı için değil, kurtarırken adamı bıçakla öldürdüğü için hapis yatmaktadır. Şiddetle karşı çıkanlar da: “Filanca gibi adamlar elini kolunu sallaya sallaya gezsin, Kadir 12 sene yesin!”

Yazının Devamını Oku

@Sheyliee bilmecesi

Türkler gerçekten başka bir ülkenin fenomenini tacizleriyle bezdirip Türkçe “Beni rahat bırakın” diye mesaj yazacak hale getirmiş olabilir mi? Öyle şeyler yaşıyoruz ki uydurma bir haber de olsa insan dikkat kesiliyor. Bakalım, akla kara çok yakında çıkar meydana...

ABD’li fenomen... Sheyenne Shea... Instagram’da @sheyliee olarak biliniyor. 108 bin takipçisi var.

İddia o ki Instagram’ın hikâyeler bölümünden hem İngilizce hem Türkçe bir paylaşım yaparak Türk erkeklerinin tacizinden şikâyet ediyor.

Haberi okur okumaz @sheyliee hesabını kontrol ettim. Öyle bir paylaşım bulamadım.

Ama hikâye paylaşımları 24 saatte siliniyor.

Belki ben yakalayamadım. İnternette dolaşan ve farklı saatlerde ekran görüntüsü alınmış fotoğraflardaysa fenomenin şöyle yazdığı görülüyor:

“Bu konuya son kez değineceğim. Türkiye’ye karşı bir nefretim yok ama tacizlerden bıktım usandım. Aylardır Türk erkeklerinden ölüm tehditleri ve fazlasını içeren taciz mesajları alıyorum. Lütfen beni rahat bırakın ve kişisel alanıma saygı duyun. Sevginizi böyle belli edebilirsiniz. Teşekkürler.”

Haber uydurma olabilir. İnternet asparagası falan... Hatta hesap toptan sahte olabilir. Yine de Türkiye’de öyle şeyler yaşıyoruz ki insan böyle şeyler karşısında pürdikkat kesiliyor.

Yazının Devamını Oku

Ivana Sert’in 15 bin liralık nafaka davası

Ivana Sert başarılı bir işkadını olabilir, hatta çok iyi para kazanıyor da olabilir. Ama sırf çalışıyor diye müşterek çocuğun masrafları niçin sadece anneye ait olsun ki?

Ivana Sert, oğlu Ateş için eski eşi Yurdal Sert’e açtığı nafaka artırma davasıyla gündemde.
Aylık 5 bin lira olan nafakanın yüzde 300 artırılarak 15 bin lira olmasını istiyor.
Olaya tepkiler çığ gibi. Hatta şarkıcı Hatice (Çarpar), bu olayla ilgili “Ticari evliliklerden midem bulanıyor. Zaten çalışan bir kadın. Ne bu erkekleri haraca bağlamak? Biraz idare ve irade...” dedi.
Davada telaffuz edilen rakamlara, şarkıcı Hatice’nin “erkek tribünleri”ne oynamasına, “idare” ve “irade” gibi uyumlu, laf cambazlığına uygun kelimelere bakıp Hatice için “Ivana’ya füze atmış” diyebilirsiniz.
Ama benim katılmadığım, hatta ciddi itiraz ettiğim birkaç nokta var. Hatice Çarpar, Ivana Sert ve eski eşi Yurdal Sert’in 9 yıllık evliliğini neye dayanarak “ticari” ilan etti bilmiyorum.
Ama söylenen lafa bakmak lazım, bir de söyleyenin kim olduğuna.
İlle de “ticari” bir hareket arıyorsak Hatice’ye ne oluyor?

Yazının Devamını Oku

Artık herkes güzel sen paradan haber ver

Toplumu bıçak gibi kesen insanlar vardır ya, onlardan. Konservatuvar eğitimini ve yeteneğini yeterince kullanmadığını düşünen de var, zaten yeteneksiz olduğunu söyleyen de. Kimi Altın Portakal’ını hatırlıyor, kimi tuvalete sıkışma gibi skandallarını. Bazısına göre estetik harikası, bazısı da “Türkiye’nin en güzel ve şık birkaç kadınından biri” diyor. Eğer bugüne kadar bir karar veremediyseniz, buyurun bir de buradan yakın Hande Ataizi’ni...

◊ Eski bir hatıranın yâdına hangisi daha güzel eşlik eder? Sezen mi, Ajda mı?
- Sezen Aksu daha damar. (Gülüyor) Ajda daha motive edici. Hani “Kalk, kendine gel kızım, hayat devam ediyor” gibisinden... O yüzden “Geçmişe bakmayalım, önümüze bakalım, Ajda” diyorum.


◊ Hangisi daha kötü senaryo: Kimselere âşık olamamak mı, her aşkınızın kötü bitmesi mi?
- Bence bir ruh için her aşkın kötü bitmesi daha darbeli. Diğer türlü, bilmediğin bir duygu... Ne kadar acıtabilir ki? En fazla canın çeker.
◊ Hangisini tercih edersiniz? Tek başınıza ağlamak mı, birinin yanında ağlamak mı?

Yazının Devamını Oku

Haftanın en komikleri

Gündemden içimiz daralıyor bazen. Ne pandemisi bitti, ne iklim krizi, ne kadın cinayeti, ne siyasi gerilimi... Ciddiye alacak yerlerimiz ağrıyor. Neyse ki imdadımıza insani haller yetişiyor. “Anı yaşamak” derler ya, biz fukaralar da iki kıkırdayıp böyle “an”ı unutuyoruz. 

◊ Can Yaman’ın gece kulübünde uyuyakalması
İddia o ki Ortaköy’de bir gece kulübünde eğleniyor, o sırada bir kızla flört etmeye başlıyor. Fakat kapıda paparazziler var... Diyor ki “Aynı anda çıkmayalım, sen önden çık, sonra buluşuruz.” Kız çıkıyor. Kapıda bekleyen gazetecilere “Bu akşam yeni tanıştık” diyor.
Ama Can yok... Bekle, bekle çıkmıyor. Meğer içeride uyuyakalmış.
A) Siz kızın yerinde olsanız n’aparsınız?
B) Can Yaman ne yapmaya çalıştı?
A’nın cevabı basit: Engellersin, bir daha telefonlara bile çıkmazsın. Ha sırf Can Yaman’a istisna yapmak istiyorsan, o ayrı.
B’nin cevabı daha karmaşık: Birkaç olasılık var...

Yazının Devamını Oku

Minyatür mantı tepsisi

Kocaman bir mantı tepsisi düşünün... Sonra alın onu künefe tabağı boyutuna kadar küçültün. İçindeki mantılar da minnak minnak olana kadar tepsiyle beraber küçülsün... Balat Meze’nin en ilginç yemeği işte böyle bir şey...


Balat’ta yeni açılan Balat Meze’de ilgimi en çok çeken yemek Kayseri tepsi mantısıydı. Tepsi mantısı ama koca tepsiyi meze tabağına dönüşecek şekilde ufaltmışlar. Tabii onunla birlikte içindeki mantı taneleri de minyonlaşmış. Kemik suyuyla pişiriliyor, üstüne yoğurdunu kendiniz döküyorsunuz; normalde iki kişilik ama biraz zorlarsanız tek başınıza bitirebiliyorsunuz.

Malzemeler Anadolu’dan...

Onun dışında tarama, humus, cercerun, öcce (Antakya mücveri), levrek marin, patlıcan ruloları, atom, kokoreç denemeye değer. Malzemelerin her biri Anadolu’nun farklı bir yerinden geliyor. Mesela atomu Karaman’ın yanık yoğurdundan yapıyorlar. Çünkü mekânın işletmecisi ve şefi Savaş Ergen yıllarca yemek programı yapımcılığı yapmış ve bu sayede neyi, nereden, nasıl tedarik edeceğinin güzel bir arşivini oluşturmuş.

Terastan yer bulmaya çalışın

Mekân ilginç bir yerde: Haliç Köprüsü’nün Ayvansaray ayağında, geçmiş yüzyıllara gitmişsiniz hissi yaratan mimariyle yapılmış ultramodern bir sitenin içinde. İkinci katta olduğu için akşamüzeri kızıllığında Haliç’e bakan güzel de bir manzarası var. Gitmeye niyetlenirseniz önündeki terastan yer bulmaya gayret edin.

Mezeler 27-43, salatalar 30, ara sıcaklar 31-43 lira. (0554) 167 70 06.

Yazının Devamını Oku

Buradan çıkınca lança giderim

Biz acaba “Türkiye Güzeli” diye yanlışlıkla başka bir ülkenin kızını mı seçtik? Bu hanımın Türkçesi yetersiz değil. Belli ki İngilizcesi yetersiz. Konuşurken zorlanıyor, aralara Türkçe kelimeler serpiştiriyor.

Türkiye’de yaşayan İngiliz arkadaşımız var. Özbeöz İngiliz, Helen. Bir Türkçe konuşuyor, inanamazsınız. Paketi açılmamış argosuna kadar. En son ağzından “kâfi” lafının çıktığını duyduk. Ama layıkıyla. İncelterek falan.
Hadi Helen yıllardır aramızda. Güzel Türkçe konuşup düzgün yazmaya özen gösteren insanlardan öğreniyor dilimizi.
Yahu Türk dizisi izleyerek Türkçeyi söken Araplar, İranlılar, Balkanlılar, Latin Amerikalılar var.
2018’de Türkiye’nin en güzel kızını seçmişiz: Şevval Şahin. Adını o zaman duymadıysanız son dönemde insanlara korona bulaşan partileriyle çalınmıştır kulağınıza.


“Moda ve Sosyete” isimli programa katıldı.

Yazının Devamını Oku

Devlet Ayşo’ya sahip çıksa

Aklı biraz gel-git, fenomen olduğundan bile haberi yok. İnternete “Ayşo” diye yazın, şak diye çıkacak karşınıza. Dünya şekeri. Gülmekten ölürsünüz. Bir onun, bir bunun yanında kalıyor. Şu kadıncağız güvenli bir yere yerleştirilemez mi?



Düğünüm var benim anlamıyon mu?” lafıyla fenomen olan Ayşo’yu sosyal medya meraklıları yakından tanıyor.

Sosyal medyadan uzak olanlara hızlı özet: Adına açılmış, bol takipçili onlarca hesap var ama kendisinin fenomen olduğundan haberi yok.

Çiçekçilik yaparak hayatını devam ettiren, sokaklarda yaşayan bir kadıncağız.

Yaşadığı zorluklardan dolayı aklı biraz gel-git.

Ama dünya şekeri.

Kafayı evlenmeyle bozmuş, zaten bu kadar tanınmasının nedeni de

Yazının Devamını Oku

Gına getiren medyatik hareketler

Dejavu gibi, kendinizden şüphe edersiniz. Belirli aralıklarla durup durup aynı şeyleri okuyoruz. Kimilerine “medya maymunu” derler ya, kimi de medyayı maymun gibi parmağında oynatıyor. En kıdemlisinden en masumuna sıralayalım.

◊ Hülya Avşar’ın adası:

Avşar, ara ara basına bu tür gayrimenkul haberleri sızdırmayı seviyor. Sonra bir bakıyorsunuz her yerde “Hülya Avşar Riva’da çiftlik yaptırıyor, inek sağacak”, “Hülya Avşar ada satın aldı” haberleri...

Halbuki ortada fol yok, yumurta yok.

Adı geçen Çiçek Adası’nın hissedarı böyle bir görüşmenin dahi olmadığını açıkladı.

Şöyle bir arşiv tarıyorsunuz meğer aynı ada, “Hülya Avşar alıyor” diye, 2007’de de yazılıp çizilmiş. Fakat medyaya konuşmayı, başlık vermeyi bu kadar seven Avşar, sonra çıkıp “Yok arkadaşlar öyle bir şey” diye düzeltme de yapmıyor. 17 yıldır Çiçek Adası’nda yaşayan ve Robinson Ailesi olarak bilinen çift, taşı gediğine koymuş en sonunda: “Bunları durup durup gündeme gelmek için yapıyor.”  

◊ Nesrin Cavadzade’nin sergisi:

Medyaya başlık vermek, neyin başlık olacağını bilmek konusunda henüz Hülya Avşar’ın eline su bile dökemez. Ama iddialı geliyor, bakarsınız ileride boynuz kulağı geçer. Oyuncu Nesrin Cavadzade’nin terennümü de sosyal medyadan kendisine gönderilen müstehcen fotoğraflar...

Efendim, erkekler hanımefendiye durmadan çıplak fotoğraflarını gönderiyormuş, o da fotoğrafları silmeyip biriktiriyormuş. İfşa etmek için hepsini toplayıp sergi açacakmış... Valla o sergiyi kim gezer bilmiyorum ama Nesrin Hanım bu sapıklardan birini avukatına verip ceza aldırsa belki arkası zaten kesilecek.

Yazının Devamını Oku

Hakkından fazla yiyene de fazla konuşana da tahammül zor

Her gün gazetelerde görüşlerini okuyor, televizyonda tavsiyelerini dinliyoruz. Hürriyet Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan için ‘pandeminin yüzü’ desek yanlış sayılmaz. İkilemli sorularıma konuk olmaya onu şöyle ikna ettim: “Hocam, şimdi sırası mı diye kızabilirsiniz ama sağlık çalışanlarının da özlemlerinin, sevgilerinin, hasret kaldıkları küçük keyif ve tercihlerinin olduğunu, ezcümle insan olduklarını hatırlamaya ihtiyacımız var...”

◊ Kütüphanenizde hangi ödül önde durur: Cihat Tahsin Gürson birincilik ödülünüz mü TÜBİTAK teşvik ödülünüz mü?

- Hiçbiri. Kütüphaneye ödül koymayı sevmem.

◊ Yangında hangisini kurtarırsınız? Mona Lisa tablosunu mu, koronavirüs aşısını mı?

- Koronavirüs aşısını.

◊ İmkân olsa hangisiyle kahve içmek isterdiniz? Einstein mı Pasteur mü?

- Louis Pasteur’le tanışmak isterdim. Aşı bulunmasına öncülük etmenin, insanlığa hizmet açısından izafiyet teorisinin geliştirilmesinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.


Yazının Devamını Oku

Kocasını aldatan kadın polemiği

Kadının birinin kocasını aldattığı ve çocuğun babasının başka biri olduğu canlı yayında ortaya çıktı. Geri kalan 80 milyon taşı kuyudan çıkaramıyoruz, tartışma gündemden düşmüyor. Cuma başladığımız konuya bugün de devam ediyoruz.

Cuma günü, Esra Erol’un programında ortaya çıkan son rezaleti yazdım.
Canlı yayını görmemiştim. Sonradan izledim, hakikaten asap bozucu görüntüler.
Kadının biri, çocuğunun kocasından olmadığı tıbbi raporla ortaya çıkınca pişkin pişkin gülüyordu ekranda. Bu olayla birlikte sadece o kadına değil; programın kendisine karşı da tepkiler yükseldi, devam da ediyor.
İş o insanların özelinden çıktı, genel bir ahlak tartışmasına dönüştü; hatta programın kaldırılmasını isteyenler oldu.
Ben de “Esra Erol olmasa her şey düzelecek mi?” diye sormuş, hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğundan emin olamadığımı; bu konuda sizin ne düşündüğünüzü merak etmiştim.
Ortaya çıkan görüşlerden şöyle birkaç ana başlık beliriyor...

‘Sana ne’ciler...

◊ Sana ne? Sanki sen Esra Erol izleyicisi misin?

Yazının Devamını Oku