GeriSahrap SOYSAL Hava, su ve toprak kirlendi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hava, su ve toprak kirlendi

Annem, “Niye yemeklerimiz çocukluğumuzdaki gibi lezzetli değil, sebzeler artık çok tatsız” deyince hemen sözünü yapıştırırdı: “Evladım artık toprak, su, hava çok kirlendi. Hiçbir şey bizim zamanımızın tadında değil. Yine sizi doğal besledik ama Allah torunlarımın yardımcısı olsun...”

Annem, büyük bir felaket olarak depremi çok iyi bildirdi de gitgide artan sel felaketlerine, kasırgalara, büyük yangınlara bir türlü akıl erdiremezdi. Hele biz “Annecim küresel ısınma, iklim değişiklikleri, kuraklık” dedikçe şaşkınlıkla yüzümüze bakardı. “Yoksa kızım kıyamet mi yaklaşıyor” derdi.

Hava, su ve toprak kirlendi

2019 yılı insanlık tarihinde yaşanmış olan en sıcak ikinci seneymiş. Şimdi ise daha da sıcak günler bizi bekliyor.
Dünya gitgide ısınıyor. Felaket habercisi gibi oldum ama bir diğer sorunumuz da her geçen gün artan dünya nüfusu.
Eh nüfus arttıkça gıdaya olan talep de yoğun bir biçimde artıyor.
Buna bir de, tarım alanlarının azalması, verimsizleşen toprak, her geçen gün artan su ihtiyacımızı katarsak, çözüm bekleyen problemlerimiz çoğalarak karşımıza çıkıyor.

Anadolu kadını atalık tohum yetiştiriyor

Peki, çözüm var mı ve geç kalmadan neler yapabiliriz?
Çevreciler, bilim insanları ve herkesin ortak fikri, doğru tarım uygulamaları.
Yani önce toprakla, tarımla işe başlamak gerek. Biz toprağa değer verirsek toprak da bize hayat verecektir.
Size ülkemizde yapılan bir araştırma sonucundan bahsetmek isterim.
Bu çalışmayı Prof. Dr. Zeynep Zaimoğlu’nun bir röportajından öğrendim. Biliyor musunuz kadın çiftçilerimiz kadim bilgileriyle, iklim değişiklikleriyle mücadele etmeye başlamışlar bile. Zaten dünyadaki tarımsal üretimin neredeyse yüzde 45’ini, yoksun ülkelerde ise yüzde 50’den fazlasını kadınlar yapıyor.
Anadolu kadını annesinden, ninesinden kalan, beze sararak çeyiz sandığında sakladığı atalık tohumları ekip, üretip yetiştiriyor.
Bu atalık tohumlar hem zorlu iklim koşullarına dayanıklı hem de bizim geleneksel beslenmemize çok uygun.
Ayrıca ataları ve dedelerinde gördükleri tarım yöntemlerini kullanıyorlar. Besledikleri hayvanların dışkılarını, tarladan artan mahsullerini, evden çıkan sebze meyve atıklarını karıştırıp doğal gübre elde ediyorlar. Sonra tekrar toprakla buluşturuyorlar.
Biliyorum yine kadın lehine pozitif ayrımcılık yaptığımı söyleyeceksiniz. Ama “iyi tarım, doğru tarım” deyince aklıma hep kadın üretici, kadın çiftçi geliyor. Ailesinin ve çocuklarının karnını doyurmak, onların sağlığını korumak içgüdüsüyle hareket eden kadın, gıdanın hem üretiminde hem de tüketiminde büyük titizlik gösterir. Bu işten bir çıkar ya da menfaat gözetmez.

Hava, su ve toprak kirlendi

“Toprağın Kadınları” ekibiyle bir araya geldim.

Kadın toprağa toprak kadına hayat verir

Toprağın Kadınları projesi için bir araya geldiğimiz Ziraat Mühendisi Yeşim Bekyürek, tam da anlatmaya çalıştığım örnek kadınlardan biri. Kırsaldaki kadını, organik tarımı, bitkisel çeşitliliği ve yerel tohumları destekleyen KAÇEM projesini hayata geçirmiş. 30 yıllık meslek hayatının son 10 yılını organik tarıma adamış bir gönüllü olan Bekyürek, geleceğin tarımda olduğuna inanan bir kadın.
Kayseri Bünyan’da onlarca kadın çiftçiyi bir araya getirip, tarladan sofraya gelene kadar üretimin her aşamasında denetlenen organik gıdalar üretmeye başlamışlar. Atıl durumdaki bir köy okulunu onararak, üretim merkezine dönüştürmüşler. Tüm kadın çiftçiler el ele vererek kendi tarlalarından çıkardıkları ürünlerle doğal, katkısız salça, erişte, tarhana, reçel üretmeye başlamışlar.
Anne eli ve şefkati ile sağlıklı ve güvenilir gıdalar üreten bu kadınlarımızı yürekten kutluyorum.
Biliyorum ki gelecek nesillerin sağlığını en çok düşünen ve bu konuda çabalayan daima kadınlar olacaktır. “Kadın toprağa, toprak da kadına hayat verir” sözünün hep arkasındayım.

 

 

X

Peynirinden bulguruna... - Kars

İlk karın düşmesiyle Kars’ta hemen akla gelen yemek, bölgenin birçok farklı reçetesinde kullanılan lezzetli kazı… Çeşitli otlarla pişen çorbaları, erişteleri ve meşhur gravyeri de bu mutfağı zenginleştirenler arasında…

FIRINDA PATATESLİ KARS KAZI

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

- 1 adet Kars kazı (tuzlanmış)

- 2 kg patates

- 2 su bardağı kavılca bulguru

-

Yazının Devamını Oku

KARS’IN ÇALIŞKAN KADINLARI

Kaz etiyle meşhur Kars’ta kaz yetiştiricilerinin çoğunun kadın olduğunu biliyor muydunuz? Kars’ta, soğuk memleketin sıcacık kadınlarıyla tanıştım.

Kars’ın ilk kadın girişimcisi Nuran Özyılmaz ama popüler ismiyle “Nuran Abla”, aynı zamanda Kars Kaz Evi Restoran’ın da sahibi. 18 yıllık tekstil işini bıraktıktan sonra dört masalı ufak bir restoran açıyor.
Kars’ın yöresel yemeklerinden bir menü oluşturuyor ve kadınlarla beraber mutfağa giriyor. Kars’ın yerlilerinin de çok sevip saydığı Nuran Hanım, çevresindeki kadınların rol modeli.
Son derece etkileyici konuşması ve vurgulayıcı tonlamasıyla “kadının cesaretli olmasının” öneminin altını çiziyor.
Kars’ın Boğatepe Köyü’ndeki kadın bakkalın güleryüzünün ve bilgeliğinin bir başka yansımasını da Gamze Koçulu’da gördüm.
Kaz yetiştiriciliğini annesinden öğrenen Gamze, kaz yemeği için kasım ya da aralık ayında gelmemizi tavsiye etti. Kasım ayında yağan karla beslenen kaz etinin tadının unutulmaz olduğunu ve dünyanın en lezzetli etine dönüştüğünü gözleri parlayarak anlattı.
Karı yiyen kaz etinin lezzeti, Anadolu’da yüzyıllardan beri kulaktan kulağa dönüşen bir efsanedir. Kesilen kaz iyice yıkanıp, kanı akıtıldıktan sonra bolca tuzlanır ve bir hafta boyunca tuz baskısında tutulur.


Yazının Devamını Oku

Eti ve ekşisi bol olsun! - Diyarbakır

Farklı kültürlerle harmanlanmış, yüzyıllık yemekleriyle Diyarbakır mutfağının her bir lezzeti şüphesiz çok özel. Karacadağ pirinci ve sadeyağla yapılan geleneksel pilavlarını, bol sumakla tatlanan etli meftuneyi mutlaka deneyin.

TELLİ DUVAKLI PİLAV

İsmi aslında ‘duvaklı pilav’ olarak geçer ama ben çok sevdiğim bu pilava ‘telli duvaklı’ diyorum. Geleneksel tarifte yerel Karacadağ pirinci ve sadeyağ kullanılır.

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

Pilavı için;

- 2 su bardağı pirinç

-

Yazının Devamını Oku

Bitlis'te beş minare

Doğu Anadolu’yu Güneydoğu Anadolu’ya bağlayan vadideki güzel bir şehir olan Bitlis’in yemekleri de ayrı güzel… Orta Asya Türklerinden kalan yöntemler hala kullanılıyor.

Annemin o güzel, ince ama kulağı okşayan sesiyle söylediği “Bitlis’te Beş Minare” türküsü hâlâ kulaklarımda yankılanır.
Onun gençliğinin ünlü türkülerinden biriydi. Aslında bir ağıttan türküye dönüşen, sözleri ve müziğiyle dinleyen herkesi hüzünlendiren bu türkünün hikayesi de acıklı.
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Rus işgali sonucunda Bitlis harabe bir şehir görüntüsüne bürünür. Gazi Mustafa Kemal komutasındaki Kolordu, 8 Ağustos 1916’da Bitlis’i Rus işgalinden kurtarır.
Tarihsel geçmişi M.Ö. 2000’li yıllara kadar giden Bitlis’te bugün artık beş minare yok. Tarihi İpek Yolu üzerinde olan Bitlis’teki pek çok cami, çeşme, han, köprü ve kale ne yazık ki tahrip ya da terk edilmiş. Doğu Anadolu’yu Güneydoğu Anadolu’ya bağlayan vadideki bir güzel şehir olan Bitlis’i Evliya Çelebi bile Seyahatnamesi’nde öve öve bitirememiş.




Yazının Devamını Oku

Kayseri pekmezinin en güzel hali...

Bu güçlü mutfağı sadece mantısıyla anmak haksızlık olur. Şeker katılmadan yapılan nefis yöresel tatlıları, bulgur ve eti kavuşturan çeşitli bakliyat aşları, bölgeye ait ayrıcalıklı lezzetlerden sadece birkaçı.

ASİDE(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

1/2 su bardağı un

1/2 su bardağı irmik

100 gr tereyağı 

3 yemek kaşığı sıvı yağ

Yazının Devamını Oku

Paris Dünya Mutfakları Haftası!

Geçen ay Paris’te gerçekleşen Gourmand Yemek Kitapları Ödülleri ve Paris Cookbook Fuarı’nda konuşmacı olarak yer aldım. Mevlana’nın yemekle ilişkisini anlattım.

Pandemi nedeniyle 2020 yılında yapılamayan Gourmand Yemek Kitapları Ödülleri ve Paris Cookbook Fuarı geçen aralık ayında gerçekleşti. Dünya mutfakları kongresinin yanı sıra birçok gastronomi etkinliğinin bir arada yapıldığı muhteşem bir organizasyon oldu. Konuşmacı olarak davet aldığımda ise çok heyecanlandım.

Meksika’dan Çin’e, Hindistan’dan Avustralya’ya kadar pek çok yemek yazarı, araştırmacısı konuşma yapacaktı. Türk mutfağını kısa bir zaman dilimi içinde ve en etkili nasıl anlatabilirdim diye kafa yordum.

Ayrıca Sabri Ülker Vakfı için hazırladığım “Anadolu Mutfağımızın Lezzetli ve Sağlıklı Reçeteleri” kitabım da “jüri özel ödülü”ne layık görüldü. Çok mutluydum ama aklım fikrim hep yapacağım konuşmadaydı.

Paris’e vardığım günün gece yarısında aklıma birden Mevlana düştü. Onun sözleri ve ritüelleriyle mutfağımızı anlatabilirdim.

Tasavvufta yemek, yiyecekleri ve sofra adabıyla ilgili sayfalarca yazı yazmış, Mevlana gibi müthiş bir kaynağım vardı.

Birleşmiş Milletler UNESCO teşkilatı 2007 yılını Mevlana yılı olarak ilan etti.

2007’de tasavvufta yeme içme kültürünü ve sofra adabını anlatan

Yazının Devamını Oku

Erzurum - Yiyeni mest eden iki lezzet!

Dana eti, ayva, pekmez ve kuru üzümü buluşturan mayhoş bir tat, pekmezli ayva yemeği... İç harcı kavrulmuş undan oluşan keteyse mutfağımızın en özel hamur işlerinden... Mutlaka deneyin.

PEKMEZLİ AYVA YEMEĞİ

(2-4 kişilik)

NE LAZIM?

- 300 gr orta yağlı dana kıyma

- 1 soğan (yemeklik, ince doğranmış)

- 100 gr tereyağı

-

Yazının Devamını Oku

BİTLİS PEYNİR FUARI

Van’dan Tatvan’a gelirken, yemyeşil Kavar Havzası’nda, meralardan dönen kuzu sürülerine rastladık. Otobüsümüz durunca ben hemen inip, çobanlara selam verip kuzuların resmini çektim. Ama aralarda gezinen boz renkli keçileri ilk defa gördüm. Şoförümüz, “bizim boz keçilerimizin sütü ilaçtır, her derde devadır, her 5 koyuna karşılık 1 keçiyi mutlaka sürünün içine katarız” diye anlatmaya başladı.

Soru sormaya, öğrenmeye o kadar çok meraklıyım ki, bu sözlerin nedenini düşüne düşüne bir de baktım ki Tatvan’a varmışız. Doğu’nun incisi, Bitlis’in birincisi diye anlatılan Tatvan, arkasındaki yeşil dağlar ve önündeki turkuaz renkli Van Gölü’yle müthiş bir turizm potansiyeline sahip.
Bir ucu Nemrut, bir ucu Süphan Dağı’na uzanan bir Akdeniz sahil kasabası görünümünde olan Tatvan’a hepimiz hayran olduk.
Göl kenarındaki 8 kilometrelik yürüyüş parkuru, parkları ve bahçeleriyle çok dost bir şehir.

PEYNİRLERİN KRALİÇESİ TULUM
Birinci Bitlis Peynir Fuarı’nın düzenlendiği alan ise göl kıyısındaydı. Doğu Anadolu Bölgesi’nin çeşit çeşit peynirlerinin arz-ı endam ettiği fuarda en çok tulum peynirleri ilgimi çekti. Çünkü bana göre peynirlerin kraliçesi tulum olmalı.
Özellikle Bitlis Güroymak ve Muş’un tulum peynirleri büyük fark atacak lezzetteydi. Hiç ısıl işlem görmeden, endüstriyel makine kullanılmadan, çok emekle yapılan tulum peynirinin tuz oranı da çok dengeliydi. Peynirci Kenan Aybay’a göre işin sırrı, yüzyıllardır aynı geleneksel yöntemlerle yapılması, 1 ay boyunca olgunlaştırılması ve Şirvan’dan getirilen kaya tuzunun kullanılması.

Yazının Devamını Oku

Güzel yıllara, güzel tatlara!

Bu yılbaşında kendiniz ve sevdiklerinize hazırlayacağınız sofralar için benden size, hem pratik hem de leziz iki tatlı tarifi... Herkese iyi seneler!

DÜŞÜK KALORİLİ PASTA

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

Alt tabanı için;

* 500 gr yulaf ezmesi (1 paket)

* 18-20 hurma

* 1 su bardağı çekirdeksiz sultani üzüm

*

Yazının Devamını Oku

Çubuk turşusunun sırrı

Ankara’nın Çubuk İlçesi’nin Çavundur Köyü’nde 1968’lerde başlayan turşuculuk hikayesi bugün yurtdışına ihracatı yapılan bir yiyecek oldu...

Aşağı Çavundur Köyü’nden, çok marifetli Züleyha Hanım sanki turşunun aşçıbaşısı. İsterseniz size, 3 günde olgunlaşan acılı şipşak lahana turşusunun, domatesli karnabahar turşusunun ya da Çubuk’un ünlü salatalık turşusunun tarifini anlatabilir.



Turşunun yaşamına kattığı ekonomik, sosyal ve toplumsal kazanımlarını onun ağzından dinlemek çok keyifli.
Akşam karanlığında tarlasından geçerken duyduğu salatalıkların büyüme çıtırtısını, turşunun üzerine kapatılan tohuma kaçmış çiçekli dereotunun verdiği lezzeti, turşu suyunun mutlaka sert olmasının önemini öyle coşkuyla anlatır ki... Evet, Züleyha Hanım işini aşkla yapıyor. Arada sırada da “salatalık turşusunu karanlıkta saklayın, güneş görürse erir” diye de bizi uyarır.
Ankara’nın Çubuk İlçesi’nin Çavundur Köyü’nde 1968’lerde başlayan turşuculuk hikayesi bugün yurtdışına ihracatı yapılan bir yiyecek oldu. Kendini Osmanlı vatandaşı bir gayrimüslim olarak tanıtan, Yahudi bir yurttaşımızın, turşuculuk mesleğini bu köydekilere öğrettiği rivayet olunur. Hatta turşu kurmanın standardını ve formülünü ilk kez Taşkesti Ailesi’yle paylaştığı anlatılır. Böylece Çubuk İlçesi ve köylerinde başlayan turşu üretimi hızla artarak tüm ülkeye nam salar. Öyle ki “Çubuklu biri kavanoza sebze atıp, çeşmeden su doldursa turşu olur” hikayeleri ağızdan ağıza her yöreye yayılır. Sonrasında ise coğrafi işaret alan çubuk turşusu, tescillenip, markalaşır.


Yazının Devamını Oku

Malatya... Bu mutfağın başrolü bulgur!

40’ı bulgurlu olmak üzere 72 çeşit köftesi olan Malatya’nın ekşi erik kurusu ve bol ekşiyle yapılan köftesi özel bir tat. Şehrin, kuru kayısıyla yapılan tatlısı kasefeyi de deneyin.

ISPANAKLI EKŞİLİ KÖFTE

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

Bulgur köftesi için;

2 su bardağı köftelik ince bulgur

2 su bardağı ılık su

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır gastronomi günleri

Bugünlerde göçmen kuşlar gibi neredeyse her gün Anadolu’nun bir şehrine gidiyorum. Bu seferki lezzet durağım Diyarbakır oldu. Bu güzel şehirde Mezopotamya Gurme ve Yerel Lezzetler Fuarı’na katıldım.

Mezopotamya Gurme ve Yerel Lezzetler Fuarı’na katılmak üzere Diyarbakır’a vardığımda, şehrin büyük bir kentsel dönüşüm inşaatıyla nasıl da değişip büyüdüğünü görmek beni çok şaşırttı. Şehir merkezine yakın üzüm bağları ve meyve bahçelerinin yerinde artık lüks siteler ve çok katlı apartmanlar yükseliyordu.
En son 2018 yılında bir TV çekimi için gittiğim Diyarbakır o kadar büyümüş, genişlemiş ki, bir ucu Elazığ’a bir ucu da Urfa’ya doğru uzanmıştı.
Neredeyse 9 bin yıllık tarihi boyunca Kuzey Mezopotamya’dan gelip geçen pek çok uygarlığın kültürel, dini ve ekonomi merkezi konumunda olan Diyarbakır, bugün artık bir turizm cazibe merkezi olma yolunda hızla ilerliyor.
Şehri bir baştan diğer başa kuşatan dünyanın en uzun kalesiyle, süslü minareli asırlık camileri, şadırvanlı tarihi hanları, külhanlı hamamları, 10 gözlü meşhur köprüsü ve birçok inancı temsil eden kiliseleriyle ne kadar zengin bir geçmişi olduğunu gözler önüne seriyor.
Diyarbakır’da kaldığım otel sur içinde yani eski şehrin tam kalbindeydi. Karşımda burma kadayıfçı, yanında ciğerci, az ötede peynirci ve fırın, sokağı dönünce lahmacuncu, köşede baharatçı ve kahvemi içtiğim, 24 saat canlı müzik yayını yapan kafelerde şahane iki gün geçirdim.
“Bayram Çöreği – Diyarbakır Mutfağı” kitabının yazarı sevgili Nilhan Aras, şef Melih Demirel, Türev Uludağ ve rehberimiz Şervan Kemal’le çok hızlı bir lezzet keşif turuyla güne başladık.


Yazının Devamını Oku

Bursa - Bu lezzetlere doyum olmaz!

Fırında pişen süt helvası... Mayalı hamurla hazırlanan, sebzeli ve kıymalı harcıyla dillere destan cantık... İskender, pideli köfte ve kestane şekeri gibi özel tatlara sahip Bursa’ya has bu iki tarifi de mutlaka deneyin.

SÜT HELVASI

(2-4 kişilik)

NE LAZIM?

* 1 su bardağı un * 2 yemek kaşığı irmik

* 150 gr tereyağı  * 3 yemek kaşığı sıvıyağ

Şerbeti için;

*

Yazının Devamını Oku

Antakya çarşı ve sokak yemekleri

Antakya Gastronomi Derneği Başkanı Mehmet Tanrıverdi’nin “Antakya Sokak Lezzetleri” kitabında şehrin gastronomisi yer alıyor. Tanrıverdi, çarşıda pişirilen, pazarda ve sokakta satılan yiyeceklerin mutfağı nasıl şekillendirdiğini anlatıyor.

Mehmet Özer’le Antakya Havalimanı’na iner inmez, bir rehber öğretmeni edası ve heyecanıyla anlatmaya başladım:

“Burası çok verimli Amik Ovası, karşıdaki dağlar ise Amanos Dağları. Şu karşıdaki tepede ise Belen ilçesi var. Hani et tavası çok ünlü olan yer. Akdeniz buraya çok yakın ama pazar günü Samandağ’a gidince göreceğiz. Ayrıca Vakıflı ve Hıdırlı Köyleri’ne de uğrayıp, tepeden Akdeniz’e bakarak bir Antakya kahvesi içeriz. Yarın da Uzun Çarşı’ya gidip künefe yeriz ama yolda Affan Kıraathanesi’ne uğrayıp dondurmalı haytalının da tadına bakarız. Ama şimdi oruk yemeğe Sultan Sofrası’na gideceğiz. Hani Habibi Neccar Camii var ya, tam onun karşısındaki ara sokakta. Sonra da kalacağımız Savon Otel’e geçeriz. Zaten yürüyerek 10 dakikamızı alır.”

Bir an durdum ve ben bile kendime şaşırdım. Ben aslında Antakya’yı avucumun içi gibi biliyormuşum. Hani sanırsınız ki ben burada doğdum, büyüdüm. Medeniyetler beşiği, farklı kültür ve inançların birlikte barış içinde yaşadığı Antakya’yı çok severim.

Muhteşem bir tarihe ve şahane bir mutfağa sahip oldukları konusunda hemfikiriz. Ancak bu güçlü mutfağı şekillendiren, zenginleştiren en önemli etkenlerden biri de, çarşıda pişirilen, pazarda, sokakta satılan yiyecek ve içeceklerdir. Çünkü yemek deyince Antakyalılar için akan sular durur ve zaman akmaz.

Antakya Gastronomi Derneği Başkanı Mehmet Tanrıverdi’nin “Antakya Sokak Lezzetleri” kitabını okurken anlatılanları hayalimde canlandırmak zor olmadı. Aradan 30-40 sene geçse bile, Antakya lokal ve karakteristik özelliklerini yine de muhafaza etmeyi başarmış kadim bir şehir.

Mehmet Bey, Antakya Uzun Çarşı’nın tam göbeğindeki Aile Dükkanı’nda geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarında pek çok lezzete tanıklık etmiş.

1960 ve 1990 yılları arasında, Antakya’daki çarşı ve sokak lezzetlerinin her birini hikayeleriyle anlatmış. Kimi zaman sevinçle, bazen de hüzünle anımsadığı o günleri Antakya gastronomi tarihinin en parlak zamanları olarak nitelendiriyor.

Yazının Devamını Oku

Kahramanmaraş - Çeşidi bol bir mutfak

Maraş denince akla hemen ünlü dondurması geliyor ama bu şehrin oldukça zengin bir yemek kültürü var. Sıcak bir şeyler içmek isteyenlere pancarlı çorba, et sevenlere eli böğründeyi öneririm.

KIRMIZI PANCARLI ÇORBA

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

* 3 orta boy kırmızı pancar

* 2 su bardağı kırmızı mercimek

* 1 su bardağı haşlanmış aşurelik buğday

* 1 iri kuru soğan

*

Yazının Devamını Oku

Muhteşem Gastromasa Konferansı

Gastromasa Konferansı sayesinde dünyadaki birçok yeniliğe imza atmış şeflerin konuşmalarını dinleyip yemeklerini görme şansına sahip oldum...

Bir restorana giderken öncelikli beklentiniz ne olabilir? Cevabını benim vermemi isterseniz şöyle ifade edebilirim:
“Elbette ki hijyenik bir ortamda, lezzeti, tadı, tuzu kıvamında bir yemek yemek isterim.”
Sonrasında da fiyat kalite dengesi, menü, atmosfer, çalınan müzikler, müşteri profili, servis elemanlarının yaklaşımı gibi pek çok özelliklere de dikkat ederiz.
Evet, dünyada gastronomi alanında büyük değişim ve dönüşümler yaşanıyor ki bunlara kayıtsız kalmak mümkün olmuyor.
Adını giderek daha sık duyduğumuz Michelin yıldızlı şefler ve dünyaca ünlü restoranlar ister istemez hepimizin ilgisini çekiyor.
Restoranlarına gidebilmek için aylar öncesinden rezervasyon yaptırılıyor, resim çektirmek için herkes sıraya giriyor. Sosyal medyalarının milyonlarca takipçisi sayesinde bir Hollywood ünlüsünden daha çok izleniyorlar.
Ünlü şeflerin ilham hikayesi 1970’lerde İspanya’nın kuzeyinde Bask Bölgesi’nde başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Sinop... Mutlu şehrin zengin tatları

Taze fasulye çorbası, kestane yemeği ve sirkeli pırasasıyla ünlü Sinop’un ‘nokul’u ve ‘banduma’sı da çok özel... Türkiye’nin en mutlu şehirleri listesinde başı çeken Sinop’a özgü bu iki lezzette başrolde ceviz var.

NOKUL

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

125 gr tereyağı

 1/2 çay bardağı sıvıyağ

1 su bardağı yoğurt

4 su bardağı un

Yazının Devamını Oku

Afyon’un meydan sofrası

“Soframızın adı meydan, kuranlara selam olsun,Mercimek ile bükmeyi, dürenlere selam olsun, Ağzı açık hamuraşı, kaymak, güllaç, elebaşı,Sofraya bir de arabaşı, sürenlere selam olsun,Kedi külümbe, höşmerim, keşkek, daha var mı derim, Misafir aldı payını, getirin maden suyunu.”

İbrahim Alimoğlu, şair ve işadamı. Yemek kültürüne ve mutfağına aşık bir Afyonlu. Gastro Afyon 3. Uluslararası Turizm ve Lezzet Festivali’nin açılış töreninde okuduğu bu şiire, hepimiz kalpten alkışlarla karşılık verdik.
Afyon’a bu kez Isparta Havalimanı’ndan karayolu ile gittim. Etrafı seyretmeyi, ağaçları, tarlaları, yetişen ürünleri keşfetmeyi çok severim. Ne zaman ki Afyon il sınırına girdik, yol üstünde meşhur Afyon patates çuvallarını gördüm.
Leblebiciler, lokumcular, sucuk, dürüm ve sucuk dönerciler yan yana sıralanmıştı.
Gastro Afyon, çok geniş bir alanda kurulan çadırları, stantları, etkinlik ve yarışma alanlarıyla çok başarılı bir festivaldi.
Afyon’un ilçelerinin yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerini, yemeklerini tanıttıkları çadırlar ise en çok ilgimi çekenler oldu. Bu çadırlarda aynı zamanda kadın kooperatiflerinin el emeği, göz nuru ürünleri de sergileniyordu.
Hocalar İlçesi’nin standında sergilediği darı hamursuzu, salt hamursuz, leblebili baklava, tuzlu höşmerim, guru aş, dağ eriği turşusu ve banban aşı da dedikleri cıbıl topalak yemek kültürümüzün zenginliğini anımsattı.


Yazının Devamını Oku

Tavuk döneri evde yapmak mümkün!

Döner dendi mi bizde akan sular durur! Yapımı emek ve sabır ister, hele bir de güzelce pişirilmişse tadından yenmez. Bu geleneksel lezzeti evde de ekonomik ve pratik şekilde hazırlayabiliriz.

Bu geleneksel lezzeti evde de ekonomik ve pratik şekilde hazırlayabiliriz.

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

3 adet tavuk göğüs eti 

2 yemek kaşığı zeytinyağı

1 büyük boy yeşil dolmalık biber 

Yazının Devamını Oku

Uşak - Ziyafet sofralarına layık!

Ispanaklı, el açması börek; sıcakken üzerine serpilen beyazpeynirle demlenen kuskus pilavı... Uşak mutfağından bu iki tarifi deneyin.

DÖNDÜRME BÖREĞİ

(8-10 kişilik) 

NE LAZIM?

Hamuru için;

* 8 su bardağı un * 1 tatlı kaşığı tuz

* Aldığı kadar su

İç harcı için;

*

Yazının Devamını Oku