GeriOsman MÜFTÜOĞLU Örtülü alerjiye dikkat...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Örtülü alerjiye dikkat...

Kronik, can sıkıcı ve sebebi bir türlü belirlenemeyen sorunların arka planında, farkına varılmamış bir alerji ya da intolerans problemi olabiliyor. Ama örtülü bir alerjinin yani besinsel duyarlılığın söz konusu olduğu durumlarda sorunun alerjiden kaynaklandığı düşünülmediği için problem bir türlü çözülemez.

Sık karşılaşılan, can sıkıcı bazı sağlık sorunlarının arkasında örtülü alerji veya intolerans (duyarlılık) sorununun olabileceğini biliyor musunuz?
Mesela tekrarlayıp duran ishaller, aşırı gaz sorunu. Mesela kronik yorgunluk hali veya bir türlü düzelmeyen eklem, kas ağrıları, tekrarlayıp duran bağırsak spazmları, kronik baş ağrıları ve kaşıntılar.
Bütün bu kronik, can sıkıcı ve sebebi bir türlü belirlenemeyen sorunların arka planında farkına varılmamış bir alerji ya da intolerans problemi de olabiliyor.
Hatta araştırmalar, bazı kişilerde yıllardır tekrarlayıp duran migren veya baş dönmesi ataklarının sorumlusunun da yine gözden kaçmış bir alerji veya intolerans problemi olabileceğini gösteriyor.
Kısacası “gıda intoleransı” konusu önemlidir. Çünkü tipik alerjik reaksiyon semptomlarıyla ortaya çıkan vakalarda daha işin başında alerjiye yol açan besin maddesi bulunur ve o maddeden uzak durulduğunda problem de ortadan kalkar. Ama örtülü bir alerjinin yani besinsel duyarlılığın söz konusu olduğu durumlarda sorunun alerjiden kaynaklandığı düşünülmediği için problem bir türlü çözülemez.
Bu yüzden nedeni anlaşılamayan ve yukarıda bahsettiğim tür sağlık problemlerinde akla olası bir intolerans sorununun da gelmesi yerinde olacaktır.

Gri alan önemlidir

Sağlıklı hâl “beyaz”ı, hastalık durumu “siyah”ı ifade etseydi eğer ikisi arasındaki “gri alan” yani beyazı siyaha çeviren süre genelde çok uzundur.
Bu özellikle “kronik hastalıklar” olarak bilinen sağlık sorunları için söz konusudur.
Örneğin bazı istisnalar dışında kimse durduk yerde ve 3-5 gün içinde kansere yakalanmaz. Yine birkaç ekstra durum dışında kimse 3-5 ay içinde kalp enfarktüsü geçirmez. Listeyi uzatmak mümkün.
Kısacası sağlıklı biriyken yediğimiz hastalık gollerinin çoğu önlenebilir goller.
Hastalık risklerinin (genetik miras) çoğu da yönetilebilir riskler. Ve çoğu hastalıklar yavaşlatılabilen, geciktirilebilen ve kontrol edilebilir süreçler.
Bu kötü golleri yememek için sadece iyi bir korunma sistemi, azıcık dikkat bile yeter. 

Doktordan utanılmaz!

Hepimizin karşı karşıya olduğu ama açıklamaya çekindiği, hatta doktora gitmeye utandığı bazı rahatsızlıklar vardır.
Ve maalesef dile getirmekten çok çekindiğimiz için bu hastalık gün gelir ciddi bir sağlık problemi olarak karşımıza dikiliverir. Bunlardan biri de hemoroit sorunudur.
Utanç duygusu gelişmiş bir toplumuz. İyi ki de öyleyiz. Bazı durumlarda güzel bir özellik. Ama söz konusu sağlık olduğunda utanç mutanç olmaz, olmamalı da.
Derdinizi doktorunuzla paylaşırken kesinlikle utanmamalı, çekinmemelisiniz. Kliniğe hemoroit şikayetiyle gelenler yalnız değillerse, yanlarında eşleri ya da anneleri varsa ve çekingen, tedirgin bakışlarla onlara bakıyorlarsa, hemen dile getirmek istedikleri ama utandıkları için dile getiremedikleri bir sorun olduğunu anlarım.
Biraz kurcalayıp, hastayı konuşturduğumda –ki bu genelde beraber geldikleri insandan izin isteyip hastayla baş başa kaldığımda ortaya çıkar– sorunun ya hemoroit ya da cinsellik olduğu anlaşılır.
Bu arada, bir doktor için dişinizdeki apse ile hemoroit probleminiz arasında bir fark olmadığını anlamanızı istiyorum. Her ikisi de bir sağlık problemidir ve doktorun uzmanlık alanı hangisini tedavi etmek üstüne kuruluysa, doktor da onu tedavi eder.
Biraz daha açık olayım: Bir doktor ağzınız ve makatınız arasında bir fark gözetmez. Zaten mesleki ahlak da bunu gerektirir. Size tavsiyem, problem ne olursa olsun asla doktorunuzdan çekinmeyin. Sorun hemoroit ise, nezle ya da baş ağrısını nasıl utanmadan anlatıyorsanız, onu da anlatın!
Eğer yanınızdakilerden çekiniyorsanız doktora yalnız gidin ama lütfen sorununuzu bir uzmanla paylaşın. İnternette şöyle bir dolaşın, bu gereksiz utanç duygusundan faydalanmaya, bundan kazanç yaratmaya çalışan ne kadar çok uyanık olduğunu göreceksiniz. İnternet bostanında karşınıza çıkan hemoroit çözümlerine asla rağbet etmeyin. Bu bostanda hemoroit problemine iyi geldiği iddia edilen patlıcan sapı var, üzüm yaprağı var, bir sürü ot var, çöp var. Çünkü doktora açılmaktan utanan kişiler, sanal dünyaya yelken açıyorlar.

Gıda elemesi yapın! 

Eğer sizde de bir gıda intoleransı probleminin olabileceğinden şüpheleniyorsanız, önerim öncelikle yiyip içtiklerinizi dikkatle gözden geçirmeniz, çok sık tükettiğiniz şüpheli yiyeceklere 3-4 hafta ara vermenizdir.
Bunu yaparken önce alerjen olma ihtimali yüksek olan yiyecekleri diyetinizden çıkarmayı deneyin. Mesela yumurta, soyalı yiyecekler, glutenli gıdalar, süt ve süt ürünleri, muz, çikolata gibi besinlerle işe başlayın.
Eğer bu gıdaları bıraktıktan sonra sorunlarınızda belirgin bir gerileme olursa doğru yoldasınız demektir. Sorumlu besinin hangisi olduğunu teşhis edebilmek için ise bu noktada bir beslenme veya alerji uzmanıyla temasa geçmenizi öneririm. Alerjik veya duyarlılık problemlerden kaçınmak için diyetinizdeki katkılı gıdaları azaltmanızı, rafine edilmiş, paketlenmiş besinlerden uzak durmanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca, probiyotiklerden zengin yoğurt, kefir ve benzeri yiyecekleri daha sık, daha bol tüketmeye özen gösterin.
Aşırı un ve şekerden uzak durmaya çalışın. D vitamini noksanlığınız varsa düzeltin, diyetinizdeki Omega-3 miktarını artırın ve gerekiyorsa takviye alın.
Daha temiz, daha hijyenik yaşam şartları oluşturmaya gayret edin ve başta antibiyotikler olmak üzere hiçbir ilacı çok gerekli olmadıkça ve doktorunuz önermedikçe kullanmayın.
İntolerans konusunu önümüzdeki günlerde bir yazı dizisi şeklinde sizinle buluşturacağım. Bekleyin... 

Sakın zaman kaybetmeyin!

Hemoroit problemini önemsemek zorundasınız! Çünkü son derece ciddi bir hastalığın, mesela kalın bağırsak ya da makat kanserinin, uzun süre boyunca tek belirtisi hemoroit olabilir. Yani siz yersiz bir utanma duygusu yüzünden doktora gitmeye çekinirsiniz ve bu çekingenliğin bedelini hayatınızla ödersiniz.
Yanlış anlamayın, her hemoroit ciddi bir sağlık probleminin işaretidir diye bir şey söz konusu değil! Makattaki kanama kolit ya da rektumdaki iltihap yüzünden de kaynaklanabilir.
Bunu öğrenmenin ise tek bir yolu var: Doktora gitmek!

Ev işi hemoroit çözümleri

Pek çok hastalık gibi hemoroitin de başladığı, giderek ağırlaştığı ve tedavisi güç bir sağlık sorunu haline geldiği dönemler vardır.
İlk dönemde yakalanıldığında tedavisi kolaydır. Kabızlık, ıkınma, ayakta kalma gibi bağırsak içi basıncı artıran bir durum söz konusudur ve bu sorunlar çözülünce problem hallolur.
Sıcak banyolar, makata duşta sıcak ve basınçlı su tatbik etmek gibi o bölgeyi ısıtan, kasları gevşeten, dolayısıyla da şişmiş olan damarların büzülmesini sağlayan yöntemler; lokal olarak uygulanan kremler ya da fitiller kullanılabilir. Ama bağırsakta büyük memeler oluşmuşsa ve çok ağrılı durumlarda tıbbi tedavi kaçınılmazdır. Doktor ve tedavi seçiminde dikkatli olun. Mucize çözüm gibi pazarlanan tedavilerden kaçının. Eğer doktorunuz size yeni bir tedaviden bahsediyorsa, lütfen daha önce bu tedaviyi uyguladığı hastalarla konuşun, bu doktorun söz konusu tedaviyi kaç kişiye uyguladığını, kaçının iyileştiğini araştırın.

X

Aşı olmak vatandaşlık ve insanlık görevi

Salgında geldiğimiz nokta çok önemli.

Bir yol ayrımında, mühim bir kavşakta olduğumuz kesin. Bundan sonraki başarının en önemli belirleyicisinin ise “AŞILANMA” ve “AŞI KARARSIZLIĞI” sorunu olduğu tartışma götürmez. Mevcut veriler 65 yaş üstü nüfusumuzun neredeyse 4’te birinin aşılanma konusunda “kayıtsız” ve “kararsız” davrandığını gösteriyor. Bu rakamların geçtiğimiz günlerde daha da büyüdüğü, yüzde 40’lara yaklaştığı belirtiliyor. Bu nedenle salgınla mücadelenin bundan sonraki döneminde etkili ve ikna edici bir “aşı bilinci kampanyası”na ihtiyaç var. Bilelim ki elimizdeki aşılardan herhangi birini yaptırmak ülkemiz için bir “VATANDAŞLIK GÖREVİ”, dünyamız için ise bir “İNSANLIK GÖREVİ”dir.




İYİ BİLGİ
MADDE MADDE SAĞLIK

Yazının Devamını Oku

Kapanalım mı kapatalım mı

Şunu iyi bilelim: 4 haftalık tam bir kapanmanın mevcut yangını kontrol altına almada tam bir “itfaiye etkisi” sağlayacağı kesindir.

Ne var ki 4 hafta süreyle uygulanması zorunlu olan böyle bir tam kapanmanın da bize yetmeyeceğini bilmeli. O dört haftalık tam kapanmadan sonra da en az 3-4 hafta sürecek bir “kademeli açılma” sürecinin de bizi bekleyebileceğini bir kenara not etmeliyiz. Ayrıca içinde bulunduğumuz şartlar ne “ekonomik” ne de “sosyal” olarak zaten tam bir kapanmaya imkân vermiyor. Bu nedenle de “olmayacak duaya amin demeyi” bir kenara bırakıp “uygulanabilecek çözümler”e bakmamızda fayda var. İşte tam da bu noktada “Mademki tam ‘kapanma’ olmuyor, bari ‘kapatma’ sürecini devreye sokalım” alternatifini tartışmamızda fayda var. NETİCE ŞUDUR: Kanaatime göre Ramazan ayı ve onu takip eden bayram süresince etkili ve akılcı bir “kapatma” organizasyonu şu anda bize en uygun çözüm gibi görünüyor.




BİR UYARI
İSTANBUL’DA KIRMIZI ALARM

İSTANBUL

Yazının Devamını Oku

Ayakta kal hayatta kal

Başlıktaki önerim sık tekrarladığım bir cümledir ve “Durma, düşme, üşütme!” üçlüsünün ilk kelimesi gibidir.

Hiç hareket etmeseniz bile oturmayı ya da yan gelip yatmayı, yani tembellikte ısrarı bırakıp ayağa kalkmamız ve ayakta durmamız bile sağlığımızı olumlu yönde etkiliyor. Bu bilgi bilimsel olarak da defalarca doğrulanmış. Örneğin Amerikan Kanser Derneği’nin yaptığı bir araştırmada, zamanlarını günde 6 saat ya da daha fazla süreyi oturarak geçiren erkeklerin ölüm oranları, 3 saatten daha az oturan erkeklerden yüzde 20 daha fazla çıkmış. Aynı araştırmada günde 6 saatten daha büyük bir zaman dilimini oturarak geçiren kadınların ölüm oranının ise yüzde 40 daha yüksek olduğu saptanmış. “Oturmakta ısrar etme”nin fiziksel aktiviteden bağımsız olarak da ömrü kısaltabileceği anlaşılmış. Günde 6 ya da daha fazla saati oturarak geçirmenin haftanın 7 günü, günde 1 saat koşan ya da yüzen insanlarda bile ölüm oranlarını arttırabileceği net ve açık olarak gösterilmiş. NETİCE ŞUDUR: Hayatta kalmak ve sağlıklı olmak istiyorsak, oturarak geçirdiğimiz zaman dilimlerini kısaltacağız. “Dinlenmek paslanmaktır” ve “Oturmak bedene ihanettir” cümlelerini hayat felsefemiz yapacağız. “Ayakta kal, hayatta kal” tavsiyesini ise asla unutmayacağız.




BİZE GÖRE
SUÇLU DEĞİL ÇÖZÜM ARAYALIM

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı BioNTech mi

Geçtiğimiz hafta en çok karşılaştığımız soru şuydu: Hangi aşıyı tercih edelim, Sinovac’ı mı, BioNTech’i mi?

Bana göre durum şudur: Bir orman yangını var ve biz o yangının içerisinde “bîçare(!)” bekliyoruz. Ufukta yangının kısa zamanda sonlanacağına dair bir işaret de görünmüyor. Tek çare bulduğumuz ilk “aşı treni”ne binip yangın yerinden uzaklaşmak. O trenin Sinovac ya da BioNTech treni olup olmadığının ise hiç önemi yoktur. Tekrarlayalım: Meselemiz bir an önce güvenli bir alana ulaşmak olmalıdır. O alana varmanın çaresi de süratle aşılanmaktır. Netice şudur: Yaşadığımız dönemde “Hangi aşı daha etkili? Hangisi daha güvenli? Hangi aşıyı tercih etmeli?” sorular anlamsızdır. Merak edenlere kısa bir bilgi: Ben Sinovac aşısı oldum. Güvenli ve etkili olduğundan ise hiç şüphe etmedim.





ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Gündemi biraz değiştirelim

“Bu millet neleri gördü?” esprisi sonunda gerçek oldu, hem de acı bir biçimde: Günlük vaka sayılarında Avrupa şampiyonuyuz. Yetmedi dünyada ilk dörde de girmeyi başardık.

Şaka bir yana durumumuz hiç de iç açıcı değil. Vaka sayıları iyice arttı, artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kısacası “pandemi kâbusu” olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü. Daha bir ay önce önümüze konulan “hafta sonu izni tepsisi” de doğal olarak devreden çıktı. Bu cumartesi pazar hepimiz evdeyiz. Önümüzde yine bir belirsizlik, yine bir endişe ve kaygı dönemi var. İşte bu nedenle, gelin bu hafta sonunu pandemi konusunun dışında başka konulara ayıralım. Mesela zerdeçal, mesela tarçın, mesela erkeklerin tekrarlamaktan bıkıp usanmadıkları hatalardan bahsedelim. Bunun için de yine bu köşede daha önce yayımlanmış bazı notlardan istifade edelim. Buyurun...



ÖNEMLİ
HANGİ TAKVİYE

Yazının Devamını Oku

Hepimiz pandemi mağduruyuz

Pandemide süre uzadıkça uzadı. Neticede de hepimizde pandemiye has bazı arızalar başladı.

Bana sorarsanız bu arızaların her biri çok önemli. O arızalar kimimizde uykusuzluk, kimimizde yorgunluk, kimimizde de kaygı bozukluğu ve mutsuzlukla kendisini ifade ediyor. Yarattıkları sonuçlar ise hem çok önemli hem de giderek büyüyor. İşte tam da bu noktada “pandemi mağdurluğu” meselesi ve bu meseleye çözüm üretebilecek çareler devreye giriyor. Peki, nedir o çareler? Pandemi mağduriyetini önlemenin yolları neler? Bugünün çözümleri bir ruh sağlığı uzmanından geliyor. İşte detaylar...

BANA GÖRE
RUH SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE
KÜRESEL ve ülkesel boyutlarıyla tam bir felakete dönüşen bu salgının uzun vadede en önemli sonucu ve travmasının ruhsal ve duygusal alanda yaşanacağı kesindir. Bu kesinlik ise sağlık alanında çalışan herkesin bir numaralı endişesidir. Peki, çare ne? Çözüm ya da çözümler var mı? Ne yapmalıyız? “Belirsizlik” sözcüğünün bir numaralı gündem maddesi, “yalnızlaşma” meselesinin başlıca sorun olduğu bu özel ve önemli dönemi en az hasarla nasıl atlatabiliriz? Bu ve benzeri sorular eğer sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun...

BELİRSİZLİKLE BARIŞIN

“BELİRSİZLİK” ve yarattığı “endişe hali”nin, ruhumuzu sürekli törpülediği bu sıkıntılı günlerde, ruhuma iyi gelecek çözümler ararken faydalandığım, yol arkadaşım yaptığım bir kitabım var: BELİRSİZLİKLE BARIŞMAK. Kitabın yazarı, ruh sağlığı alanının önemli isimlerinden biri, sevgili dostum Prof. Dr. Mehmet Sungur. Mehmet Hoca belirsizlikle barışmak için bakın bize neler öneriyor...

Yazının Devamını Oku

Yıkılmadık ayaktayız

Belçika’da bir üniversite 42 ülkede korona salgını sürecinde ailelerin “tükenmişlik sendromu” durumunu araştırmış.

Araştırmaya göre, en tükenen ülke Belçika olmuş. Belçika’yı ABD (Amerika) izlemiş. Bize gelince... Biz en son sıradayız. Prof. Dr. Nuran Yıldız’dan, daha doğrusu Nuran Hoca’nın Instagram sayfasından aldığım bir bilgi bu. Önemli bulduğum için sizinle de paylaşmak istedim. Aslında sonuç bana göre hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü biz Mahsun Kırmızıgül’ün “Yıkılmadım” şarkısında da ifade ettiği gibi “Yıkılmadım, ayaktayım” diye özetlenebilecek derin bir kültüre sahibiz. Bu kültürün orta direğini ise en değerlimiz “AİLE”miz oluşturuyor. Benim “ÇIPA”ya benzettiğim bu muazzam değer için Nuran Hoca bakın neler yazmış...




İYİ BİLGİ
AİLE BİZİM ‘HAVA YASTIĞI’MIZDIR

Yazının Devamını Oku

Sağlıkta değişim rüzgârı

İsterseniz gelin hiç olmazsa bu hafta sonunu şu bunaltıcı pandemi gündeminin dışında geçirelim ve biraz da iyi hayatın, sağlığın, keyfin, huzurun, daha da önemlisi pandemi sonrasında nasıl daha etkili, güçlü ve kalıcı bir sağlık durumu elde edebileceğimizin üstüne kafa patlatalım.

Çünkü şu “hüküm” çok açık ve net verildi: Pandemi sonrasında pek çok şey değişecek, değişimden payını alanların başında da YENİ SAĞLIK ANLAYIŞI gelecek. Nedeni de çok basit: Salgın bize sağlığımızın ne kadar önemli bir hazine olduğunu bir kez daha hatırlattı.



BANA GÖRE
NEDİR O DEĞİŞİMLER

Yazının Devamını Oku

Hafta sonu kapanalım mı?

Kararı pandemiyi yönetenler verecektir ama başlıktaki soruya benim cevabım net ve açık olarak şudur: KAPANALIM!

Kapanalım çünkü rakamlar bizi buna zorluyor. Hafta sonları yeniden kapanalım çünkü bunu eğer şimdi yapmazsak sonrasında daha kötü, ağır, bunaltıcı, can yakıcı kısıtlamalarla karşılaşmamız vazgeçilmez olabilir. Olabilir çünkü...

NEDEN ENDİŞELİYİM?

Çok değil, bundan 3 hafta önce “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan son uygulamaya geçildiğinde bu köşede “DOĞRU MU YAPTIK?” başlığı altında, “40 yıllık bir hekimlik tecrübesiyle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, ‘Evet, doğru yapıldı’ diyebileceğimi söylemem güç. Günlük vaka sayılarındaki artış, pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Üstelik, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama güven vermiyor” şeklinde özetlenebilecek bir yazım yayımlandı. İtiraf edeyim ki o yazıda kimsenin hevesini kırmak, keyfini kaçırmak, moralini bozmak gibi bir niyetim falan da yoktu ama durum ortadaydı. Geldiğimiz noktada ise vaka sayıları yeniden 30 binleri zorluyor. Anlayan anlamayan herkes için “pandemide gidiş” hiç de iyi görünmüyor. İşte bu nedenle “hafta sonu kapanma seçeneğini” yeniden düşünmemiz gerekiyor.

NE YAPMALI?BİZE ŞİMDİ DAHA SERT ÖNLEMLER LAZIM

“Ben dememiş miydim?” diyenlerden hiç hazzetmem. Döner değirmene su taşıyanları, ocaktaki aleve odun atanları da hiç sevmem. Bu nedenle salgının başından bu yana hep rahmetli Süleyman Demirel’in bana öğrettiği bir yaklaşımı benimsedim: “Sıkıntılı dönemlerde eleştiride kıskanç, övgüde cömert olacaksın. Bir önerin varsa eğer onu da zamanında ve nezaketle yapacaksın.” Bu nedenle girişteki yazımın bir eleştiri değil, bir tespit olarak kabul edilmesini beklerim. TAVSİYEME GELİNCE...

Yazının Devamını Oku

'Simit' COVID-19'a çare mi

Peşinen belirteyim, başlığın sizin şaşırtacağını, “Korona belasını simit yiyerek mi halledeceğiz hocam?” diye soracağınızı hatta içinizden bazılarının “Osman Hoca’ya bir şeyler oldu galiba!” diye düşünebileceğinizi tahmin edebiliyorum.

Müsaade ederseniz açıklayayım: Niyetim, başlığı “SİMİT” ile süsleyerek sizi konunun içine daha kolay çekmekten ibarettir. Yoksa dünya lezzet tarihine en büyük hediyelerimizden biri olan simit ile COVID-19’un tedavi edilemeyeceğini düşünecek kadar aklım çok şükür sağlam. Özetle derdim başka. “Peki, o dert neyin nesidir hocam?” derseniz şudur...




İYİ HABER
YAPAY ZEKÂ COVID-19’U DA YENEBİLİR 

BUGÜN

Yazının Devamını Oku

3. dalga başladı mı

Son 2 haftanın vaka sayıları ve son 2 günün 20 bini geçen günlük rakamları, “pandemi matematiği”ni bilen her uzmanı korkutuyor.

Halk sağlığı uzmanları, “Eğer rakamlar bu şekilde seyreder ve bu hızla artmaya devam ederse bizde de tıpkı İtalya, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi bir 3. dalga başlayabilir” korkusu içindeler. Daha da kötüsü, aynı uzmanlar, bu gidişle kasım başında yaşadığımız “tsunami benzeri” bir tatsızlığın da gelişebileceğinin altını çiziyorlar. NETİCE ŞUDUR: Eğer süreci sadece devletin aldığı, alacağı bilindik önlemlere bırakırsak ve biz katılımcı, yardımcı hatta hepimiz birer pandemi gönüllüsü olmayı unutursak, kasım başında karşılaştığımızdan daha yüksek vaka sayılarına ulaşabilir ve önümüze konabilecek daha ciddi önlem paketlerine, kısıtlamalara razı olmak durumunda olabiliriz.




BİR UYARI
‘UZAYAN COVID’ SORUNU BÜYÜYOR

Yazının Devamını Oku

Pandeminin dibi derinde

Gelin bugün o meşhur fıkrada olduğu gibi farklı bir giriş yapalım. “Size bir iyi, bir de kötü haberim var” deyip konuya önce “iyi”den sonra “kötü”den girelim.

İyi haber kısa ve net: Görünen o ki aşı bağışıklığı mükemmel neticeler veriyor. Bizde de başka ülkelerde de aşıyı yaptıranlar paçayı -önemli ölçüde- kurtarabiliyor. Zira aşılandıktan sonra virüsü kapanlarda bile hastalık ya belirtisiz ya da çok hafif sorunlarla geçip gidiyor. Kısacası şüpheye mahal yok. Mevcut aşıların hepsi kesinlikle işe yarıyor. Kötü habere gelince...

KÖTÜ HABER‘DERİN PANDEMİ’YE DİKKAT!

BANA sorarsanız gelin, her akşam TV ekranlarındaki o turkuvaz tabloda yer alan rakamlara takılıp kalmayın. Zira o rakamlarda sadece pandeminin “görünen yüzü” var. Olan biteni daha dikkatli izleyen ve yorumlayan deneyimli pandemi uzmanları için ise “derin pandemi”, yani pandeminin “gözden ırak neticeleri” de en az turkuvaz tablodaki rakamlar kadar önemli. “Hocam, bu derin pandemi meselesi de nereden çıktı?” diyorsanız -ki deyin- aşağıdaki kutuları lütfen daha bir dikkatle inceleyin.



DERİN PANDEMİ 1

Yazının Devamını Oku

Enseyi asla karartmayalım

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı olarak “Mutasyon ve salgının inişli çıkışlı rakam ve görüntüleri bizi karar almada zorluyor ama yine de bütün şartları zorlayarak aldığımız son kararların arkasında durmaya gayret edeceğiz” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı haklı. Sadece bizde değil, hemen her ülkede özellikle de yakın ilişki içinde olduğumuz Avrupa coğrafyasında “KORONAVİRÜS DALGALARI” bir gidip, bir geliyor! Mesela Almanya ve İtalya’da durum tam da böyle ve neredeyse ciddi bir felaket halinde. Nedeni şu...




İKİ ÖRNEK
ALMANYA VE İTALYA’DA 3. DALGA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Mutasyon cenneti mi olduk

Önce şu önemli bilgiyi paylaşalım:

Günlük vaka sayıları Almanya’da olduğu gibi bizde de bir “3. dalga”nın yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. 3 ay önce 5 binlerin altına inme eğilimi gösteren günlük yeni vaka sayıları, daha kademeli normalleşmenin etkileri bile ortaya çıkmadan son günlerde 15 binleri zorluyor. Diğer taraftan ciddi bir “mutasyon meselemizin” olduğu da kesin. Karadeniz’deki “kıpkırmızı bölge”nin İngiliz mutasyonunun hâkimiyetine girdiği biliniyordu ama Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamaya göre “Güney Afrika, Brezilya ve California mutasyonları da aramızda kol geziyor. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: “Mutasyon cenneti mi olduk?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.




BİR SORU
GENLERLE DANS MÜMKÜN MÜ

Yazının Devamını Oku

Rakamlar korkutuyor

COVID-19 vaka sayılarında maalesef ısrarlı ve can sıkıcı bir artış var. Sağlık Bakanımızın “Vaka sayıları 7-8 bin aralığına sıkıştı, düşmüyor, azaltmak için ciddi bir ortak gayrete ihtiyacımız var” cümleleriyle özetlenebilecek uyarısının üzerinden daha 10 gün bile geçmedi ama rakamlar -nedense- aniden ve birdenbire(!) 13-14 bin aralığına yükseliverdi. Net ve açık olarak belirteyim: BU RAKAMLAR KORKUTUCU, BU GİDİŞ İYİ GİDİŞ DEĞİL.

Değil çünkü “yeniden normalleşme çabaları ve uygulamaları” başlayalı henüz 1 hafta bile olmadı. Ve bu korkutucu artışlarda ise adına “yeni normal” denilen uygulamaların herhangi bir etkisi de söz konusu değil. Bu son uygulamaların etkilerini önümüzdeki pazartesiden sonra net ve açık olarak göreceğiz. NETİCE ŞUDUR: 1 hafta önce paylaştığım “Doğru mu yaptık” yazısında da belirttiğim gibi biz, benim “kademeli esnetme”, pandemiyi yönetenlerin ise “yeniden normalleşme” olarak tanımladığı süreçleri maalesef iyi yönetemiyoruz. Yönetimdeki hataların sadece “yönetenler” de değil, “bizde” de olduğunu iyi bilelim ve şapkamızı önümüze koyup yeniden bir düşünelim.



HatırlatmaKARACİĞER YAĞLANMASI TEHDİT EDİYOR

BİLELİM ki karaciğer yağlanması son yılların ilk 5’ine girecek kadar önemli bir sağlık tehdididir. Beslenme hataları ve hareketsizliğe bağlı (alkol ile ilişkisiz) karaciğer yağlanması ise bu tehdidin bir numaralı nedenidir. Üzülerek belirteyim, karaciğeri yağlı her 10 kişiden en az 1-2’sinde, sorun “karaciğer büzüşmesine (fibrozis)” kadar ilerleyebiliyor. Bunların da en az yüzde 10-25’inde siroz ve ileri derecede karaciğer yetmezliği gelişebiliyor. Karaciğer yağlanmasındaki bu hızlı artışın nedenlerini 1 numaralı kutuda, belirtilerini 2 numaralı kutuda, tedavisini ise 3 numaralı kutuda özetlemeye çalıştım.

Aklınızda olsun

Yazının Devamını Oku

Beynimiz arızaya mı geçti

Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”

Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de “ARIZALI BEYİNLER” oldu. Peki, sonuç mu?



ÖNEMLİ
YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN

Yazının Devamını Oku

Yaşlanmaya hazır mıyız

Yaşlılık yolculuğuna çıkanların -ki hepimiz zamanı gelince çıkıyoruz, çıkacağız- yapabileceği en iyi şey, “yaşlanmanın kaçınılmazlığını, önlenemezliğini, tersine çevrilemezliğini” daha yolun başında kabul edip sürece uyum sağlamak ama bu arada bazı püf noktalarını bilip onları mümkün olduğunca erken yaşlarda hayata geçirmektir.

Amerika’nın önemli iyi hayat uzmanlarından Dr. A. Weil, “Yapabileceğiniz en iyi şey her yaş için en güçlü sağlığa sahip olmayı hedeflemektir” diyor ve ekliyor: “İyi yaşlanmak bir ayrıcalıktır!”

Eğer sizde iyi yaşlanma ayrıcalığını yakalamak istiyorsanız, aşağıdaki 3 ayrıntıya da dikkat etmek zorundasınız. İşte o ayrıntılar...

AYRINTI 1
EGZERSİZİ UNUTMAYIN

ARAŞTIRMALAR, net ve açık olarak egzersizin bir numaralı iyi yaşlanma belirleyicisi olduğunu doğruluyor. Üstelik bize sadece “bedensel egzersizler” de yetmiyor, “duygusal egzersizler”in de çok ama çok önemli oldukları anlaşılıyor. Her gün mutlaka yürümeli, fırsat buldukça da aktif yaşamın her alanıyla bedenlerimizi buluşturmanın bir yolunu bulmalıyız. Ayrıca beynimizin de kaslarımız gibi çalıştıkça güçlendiğini unutmamalı, ona da sık sık “bilişsel ve duygusal antrenmanlar” yaptırmalıyız. Diğer taraftan sadece “hatıralar” biriktirmeyi bir kenara bırakıp, gelecek için “umutlar” da biriktirebilmeliyiz. Yetinmemeli, erdemin hoşgörüyle, güvenin dostluk ve bilgelikle iç içe olduğu sağlıklı bir beyin-kalp ilişkisi de geliştirmeliyiz.


Yazının Devamını Oku

Doğru mu yaptık

Günlük vaka sayılarındaki artış pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Ve tam da günlük rakamların 10 binleri geçtiği farklı bir dönemde salgında neticeyi derinden etkileyecek önemli kararlar aldık ve “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan farklı bir uygulamaya geçtik.

Uygulamanın esasında, “kademeli esnetme” yerine “renklendirilmiş normalleşme” diyebileceğimiz farklı bir uygulama var. Enfeksiyon hastalıkları veya halk sağlığı uzmanı olmasam da süreci başından beri dikkatle izleyen, her aşamasında ilgili hocalarla yoğun bilgi alışverişinde bulunan 40 yıllık bir “hekimlik tecrübesi”yle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, yürekten bir “Evet, doğrusu yapıldı” diyebileceğimi söylemem çok güç. Üstelik itiraf edeyim, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama, bu yeni strateji bu haliyle pek de inandırıcı görünmüyor, güven vermiyor. Nedenlerine gelince...

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR

SON kararlar hakkında konuştuğum uzmanlardan aldığım değerlendirmelerin özetinde yanıt alması gereken 5 temel soru var:

SORU 1: İl bazında uygulamaya geçmek yanlış bir yaklaşım olmasa da açıklanan il bazlı veriler yeteri kadar tatmin etmiyor. “Mavi” ya da “kırmızı”ya boyanan yani “çok düşük” veya “çok yüksek” riskli bulunan illerimizde “1000 kişi başına günde kaç test yapılıyor?” ve “Testlerdeki pozitif oranları ne durumda?” gibi soruların yanıtları net ve açık değil. Prensip olarak kabul edilen değer, herhangi bir il, bölge ya da ülkede “100 testte 3’ten fazla pozitiflik” oranı varsa salgının kontrol altına alındığını söylemek zor. Türkiye’deki genel rakam ise son günlerde yüzde 9’ları zorluyor.

SORU 2: Şehirler arasında da muazzam rakamsal farklar var. Örneğin, Ordu’daki vaka sayısı Şırnak’tan “130 kat” daha fazla. Sağlık Bakanlığımız ve Bilim Kurulumuzun iller arasındaki bu kabul edilmesi güç rakamsal farklılıkların nedenlerini de bizimle paylaşması gerekiyor.

SORU 3: “Mavi”

Yazının Devamını Oku