İyi yaşlanmanın çok özel bir sırrı var mı?

İyi yaşlanmayla ilgili ilk sır, bir sır olmaması... Aslında tek yapmanız gereken, 30’lu yaşları geçtikten sonra kendinize ‘doğru ve sağlıklı’ bir yol haritası çizmekten ibaret... Bizim vereceğimiz sır, bunu nasıl yapacağınız...

Haberin Devamı

Yaşı elliyi geçen herkesin aklına şu iki soru takılır: “Mümkünse ömrüme 3-5 yıl daha ekleyebilir miyim?” ve de “Yaşlılığımı ciddi sağlık sorunları yaşamadan, acı sızı çekmeden geçirebilir miyim?”

İki hedefe de ulaşmak bir yana, birini yakalamak bile öyle kolay kolay başarılabilecek bir iş değildir. İlgi, bilgi, farkındalık, gayret, heves, konsantrasyon ve biraz da ekonomik güç ister. Bunlara keyif, mutluluk, huzur ve şans faktörlerini de ekleyin.

ZOR AMA İMKÂNSIZ DEĞİL

Bunları tamamladığınızda da her şey sizin elinizde değildir, neticeye “dış faktör”ler girer: Sağlıklı, temiz bir çevre. Dingin, dengeli bir toplumsal/sosyal örgütlenme. Hijyenik bir ortam ve güvenlik...

Peki, ne yapmalı? “Başarmak zor!” deyip işi oluruna mı bırakmalı? Ya da eğer varsa “gizli” ama “kolay” bir sırrın peşinden mi koşmalı? Yanıtlar için buyurun…

Haberin Devamı

Şunu iyi bilelim. İyi hayatın özel bir sırrı filan yok. Sır sizsiniz, sır sizde! Oluşturacağınız iyi ve doğru bir yol haritasında.

İYİ BİR YOL HARİTASI

Ellinci yaşı da beklemeye gerek yok. Aslında yaşı 30’u geçen herkesin bir “iyi hayat yol haritası” olmalı. Herkes genetik kurgusu (mirası) nasıl, muhtemel riskleri neler, avantaj ve dezavantajlar hangileri öğrenmeli. Sonra da 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’in bana bir sabah kahvaltısında anlattığı yöntemi (tavsiyeyi) hayata geçirmeli. Demirel’in tavsiyesine uyar da yol haritanızı oluşturmaya erken yaşlarda başlarsanız “sihirli formülü” veya “gizli sırrı” bulma ihtimaliniz artacaktır.

 

SÜLEYMAN DEMİREL’İN O TAVSİYESİ

“Bİr konuya bir hedefe odaklandığınızda şu sistem her zaman işinize yarayacaktır: Elinize bir A4 kâğıdı alın. Tam ortasından yukarıdan aşağıya doğru bir çizgi çekip iki bölüm oluşturun. Çizginin soluna avantajlarınızı –değiştirebileceklerinizi-, sağına da dezavantajlarınızı –değiştiremeyeceğiniz şeyleri- yazın. ‘Değiştiremeyecekleriniz’ bölümünün üzerine kocaman bir çarpı işareti atıp sadece soldakilere yani ‘değiştirebileceklerinize’ odaklanın”.

 

Haberin Devamı

GENÇLİK AŞISI GENÇ KANI NAKLİ OLABİLİR Mİ?

Yaşlılığa bağlı sağlık sorunlarını azaltabilmeyi düşünenler bazen işin kolayına kaçıp “mucize formüller” peşine düşerler.

Bu “uyanıklar”a “hızlı çözüm” önerenlerse her zaman her yerde vardır. Mesela zengin yaşlıları -15 yıl gençleştirebileceğini iddia eden Amerikalı bir tıp doktoru var. Bu doktor Kaliforniya’da açtığı merkezde “genç kalma tutkusu” tavan yapmış yaşlı zenginlere çılgın bir “alternatif” sunup sekiz bin dolar karşılığında gençlerden aldığı kanları enjekte ediyor.

PEKİ SONUÇ NE?

Tedavi sonunda da onların daha dinç, güçlü ve daha uzun ömürlü olacaklarını iddia ediyor. Peki, sonuç ne?

Tabii ki “FİYASKO!” Bu şaklabanlığı yapan kişinin bir tıp doktoru olması üzücü ama fark etmez.

Haberin Devamı

Bence o da benzerleri gibi tam bir şarlatan. Özeti şudur: Yaşlandıkça gençleşmeyi, yetmişinizde kırkınızdaki gibi olmayı hayal etmeyi bırakın. Yaşınızın keyfini çıkarıp zinde, formda, mutlu ve huzurlu bir yaşlı olmaya odaklanın. Ve Ayten Alpman’ın o güzel şarkısını hatırlayın: “Her yaşın ayrı bir güzelliği var…”

ÖMRÜ EN ÇOK UZATAN EGZERSİZ ACABA HANGİSİ?

Egzersİzİn her türlüsü düzenli/sürekli yapılırsa sağlığa faydalı.

Her çeşidi her yaşta hepimize iyi geliyor. Bizi güçlendiriyor. Zindelik, iyilik hissi ve form veriyor. Üstelik biraz da ömür uzatıyor. Ama yine de “uzun ömür üzerine daha çok etkili olabilecek bir egzersiz veya egzersizler var mı?” diye merak edenler olmuş.

Haberin Devamı

İLK ÜÇ SPOR BUNLAR, AMA...

Finlandiya kökenli bir çalışmada da bu konu araştırılmış.

En uzun ömrü tenis, duvar tenisi ve badminton (tüy top ile oynanan bir çeşit tenis) yapanların yakaladığı anlaşılmış. Ama siz sakın “Ben bunları yapmıyorum” diye hayıflanmayın ve gelin beni dinleyin: Egzersizin her türlüsü işe yarar, söz konusu sağlık olduğunda sadece yürümek bile prim yapar. Anonsumuzu bu hafta da tekrarlayalım: “Paslanmamak için her gün beş bin, yağlanmamak için her gün yedi bin beş yüz, geç yaşlanmak için her gün on bin adım atmamız lazım.”

 

 

KAYGI SORUNU ÖNEM KAZANIYOR

 

Sadece biz değil, dünyanın birçok ülkesi zor bir dönemden geçiyor.

Kimi ülkeler sosyal çalkantılar, kimileri de ekonomik krizler yaşıyor. Böyle olduğu için de kaygı bozukluğu ve depresyon tıpkı obezite sorunu gibi hızla “salgın bir toplumsal sağlık problemi” haline geliyor.

Haberin Devamı

Konu mühim. Mühim çünkü kaygı durumu/depresyon, güvenlik/gelecek endişeleri sadece hayatımızın tadını kaçırmıyor; öldürücü olabilecek sağlık sorunlarını da birbiri ardına tetikliyor.

KAYGI KAYGIYI KÖRÜKLER

Kaygılı, depresif kişilerde kalp sorunlarına daha sık rastlandığı, bellek kaybının hızlandığı, cinsel problemlerin tavan yaptığı daha önce bilimsel olarak kanıtlandı.

Ünlü İngiliz tıp dergisi British Medical Journal’da yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarıysa, kaygı bozukluğuna ilişkin kaygılarımızı (!) daha da arttırdı. Arttırdı çünkü araştırmanın sonuçlarına bakılırsa kaygı bozukluğu kansere yakalanma şanssızlığını da arttırıyor.

Uzmanlar bu durumun kaygı/depresyon nedeniyle artan kortizol seviyeleri, bozulan DNA tamir mekanizmaları, kontrolü güçleşen kötü alışkanlıklar, yeme içme eğilimleri ve obezite ile de alakalı olabileceğini belirtiyorlar.

 

TESTOSTERON AZLIĞI, BİR ERKEĞİN HEM FİZİĞİNİ HEM KİMYASINI BOZAR

Testosteronun yavaş yavaş azalması ellisinden sonra beklenen biyolojik bir durum.

Ama şimdilerde süreç biraz farklı işliyor. 30-40 yaşındaki erkeklerde bile testosteron noksanlığı çok sık görülüyor. 50-60 yaş kuşağının önemli bir kısmında ise testosteron seviyeleri dip noktalarda geziyor. Bu olumsuz gidişin birçok nedeni var. Mesela kaygı hali. Mesela yönetilemeyen stres meselesi. Mesela yuttuğumuz ilaçlar. Mesela çevresel toksinler.

Kötü haber şu:

Erkeklerde testosteron eksikliğinin sonuçları ise sadece cinsel güç kaybı ile de sınırlı kalmıyor.

Eksiklik erkekte fiziksel ve kimyasal pek çok değişime yol açıyor. Testosteronu azalan erkeklerin göbek bağlamaları/şişmanlamaları ve kemik erimesi nedeniyle boylarının kısalması ihtimali daha fazla.

Bunlar işin fiziksel tarafı. Bir de kimyasal/metabolik/ruhsal yanı var.  Testosteron azalınca “insülin direnci” devreye giriyor, kandaki şeker-yağ dengesini alt üst oluyor. Testosteron azlığı bağışıklık gücünü azaltıyor, bu da enfeksiyonlara davet anlamına geliyor. Testosteron azalmasına işaret eden ruhsal sorunları ise yandaki kutuda da özetlemeye çalıştım.

TESTOSTERON AZLIĞININ 7 İŞARETİ

 

- Genel bir yorgunluk, isteksizlik hali,

 

- Uyku bozuklukları: Uyku kaçma ve bölünmeleri, gün içinde uyuklama halleri,

 

- Mutsuzluk, huzursuzluk ve keyifsizlik,

 

- Kolay, çabuk, aşırı tepki vermeler,

 

- Depresyon kaygı eğilimi,

 

- Unutkanlık ve konsantrasyon yetersizliği,

 

- Cinsel istekte azalma.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları