"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Çok uzak biraz yakın

KONU aslında bize çok uzak; konu aslında bize biraz yakın...

Konu Finlandiya...

Finlandiya, malumunuz kendi mucizesini yaratmış bir memleket.

1970’lere kadar kaderi neredeyse Türkiye ile paralel...

İlk asfalt otoyola 1963’te kavuşabiliyor, ekonomisi kırılgan, eğitim sistemi “fırsat eşitsizliğine” dayanıyor filan...

1970’lere gelindiğinde “Madem yanlış gidiyor işler, şimdiye kadar ne yapıyorsak tam tersini yapalım” diyorlar.

Bu konuda Selçuk Şirin hocamızın 2014’te Hürriyet’te yayınlanan “Finlandiya nasıl başardı?” başlıklı yazısını okumanızı öneririm. Üşenenler için biraz alıntı yapalım...

1970’lerde devleti küçültüyorlar ve kıt kaynaklarını yeni bir eğitim sistemine aktarmaya başlıyorlar.

Bugün dünyanın “Vay be ne yapmış adamlar?” diye izledikleri model, o güne kadar sadece zenginlerin iyi eğitim alabildiği, ayrıcalıklı görülen yüzde 7’nin üniversite diplomasına sahip olduğu Finlandiya’yı uçurmaya başlıyor.

Anaokulundan doktoraya ücretsiz ve eşit eğitim... Ders saatlerini azaltıp ödev ve sınav sayısını azaltarak şahane nesiller yetiştirmeye başlayınca ülkenin de kaderi değişiyor.

1990’larda ikinci bir eğitim hamlesi geliyor. Bunun yanında bütçeden yüzde 3.5’lik bir payı Ar-Ge’ye ayırmaya başlayınca Finlandiya yükseldikçe yükselen, zenginleştikçe zenginleşen bir ülkeye dönüşüyor.

Bugün araştırmalar dünyanın en mutlu ve huzurlu insanlarının Finlandiya’da yaşadığını gösteriyor. Kişi başına düşen milli gelir 48 bin 500 ABD Doları. “O derece” bir toplumdan bahsediyoruz.

Adalet sistemi, eğitim sistemi, güçler dengesi filan hep mükemmele yakın...

Peki hiç mi derdi yok bu uyuz olunacak derecede müreffeh memleketin.

Var tabii olmaz mı?

Eğer akıl sağlığını korumak için memleket gündeminden kaçarak dünyada neler olup bittiğine bakanlardansanız, Finlandiya’nın gündemini belirleyen grevlerden haberdar olabilirsiniz.

Olaylar şöyle gelişiyor... 2016’da işçi ve memur sendikaları işverenin “rekabet gücünü arttırmak için” şart gördüğü ve dayattığı yıllık 24 saatlik ücretsiz mesaiyi “3 yıllığına” kabul etmişti.

3 yıllık süre 31 Ekim’de sona erdi ve işveren bu bedavadan “24 saatin” devamını istedi.

İşçiler bu kez “Yok artık öyle” dedi.

Önce fazla mesai yapmama eylemiyle tepkiler yükseldi, sonra posta çalışanları 11 Kasım’da greve gitti...

Ardından farklı sektörlerden dayanışma grevleri gelmeye başladı...

Postacıları çileden çıkaran olay sadece yılda 24 saat ücretsiz çalışmak değildi.

Ortalama 2 bin Euro maaş ile çalışan posta görevlileri bir de maaşlarında kesinti isteyen genel müdürlerinin aylık maaşının 82 bin 500 Euro olduğunu, ülkenin en prestijli golf kulübüne şirket adına üyelik yaptırdığını filan öğrendiler.

Müdür daha fazla pişkinlik yapmadı, “İtibardan tasarruf olmaz eyy postacı” filan da demedi, istifa etti.

Finlandiya’da son durum şöyle...

Mesela toplu ulaşım çalışanları ve hava lojistik hizmeti sağlayan şirketlerin çalışanları greve gitti.

Ülkede uçuşlar aksadı, başkent Helsinki’de otobüslerin çoğu sefere çıkmadı.

Kimse çıkıp hak arayan işçileri hainlikle suçlamadı, suçladıysa da bunu hedef göstererek, güvenlik güçlerine kırdırarak, tehdit ederek, baskılayarak yapmadı.

Görüşmeler sürüyor. Sonuç alınamazsa aralık ayında grev dalgası genişleyecek ve yükselecek.

Gelen haberler uzlaşmanın an meselesi olduğunu gösteriyor.

Bakın ne diyoruz? Uzlaşma.

Sorunları aşmak için düşmanlığı ve toplumun sinir uçlarını yıpratmayı değil makul olanı aramak...

Bize ne kadar uzak, bize ne kadar yakın sorunlar.

Finlandiya aşar herhalde bu sorunları, peki biz ne olacağız?

Çok uzak, biraz yakın mesele dediğim budur işte...

X