GeriHikmet Demirkol SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

SXSW (South By Southwest) bu sene 30. yılını geride bırakarak 11-20 Mart arasında Texas Austin’de dillere destan bir konferansı daha tamamladı.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

SXSW ilk olarak 1986 yılında bir grup müzik severin eğlence dünyasının geleceğinden kaygıyla bir araya gelerek oluşturduğu bir etkinlik olarak ortaya çıkmış. Austin’deki müzik oluşumunu kendi sınırlarının dışına taşımanın yollarını ararlarken, benzer durumun dünyanın birçok ülkesinde de aynı şekilde yaşandığına tanık olmuşlar. Buradan yola çıkarak SXSW adıyla ortaya koydukları festival ilk olarak 1987 yılının Mart ayında yaklaşık 700 katılımcıyla başlamış. Seneler içinde Austin’in sıcak ev sahipliği, insanların eğlence dünyasına olan ilgisi bu festivali film, müzik ve dijital trendlerin belirlendiği dünyanın en önemli festivallerinden biri olarak 30. yılına kadar getirmiş.

Son birkaç senedir SXSW’i katılımcıların yorumlarından, bloglarından takip ederken bu sene bizzat kendim katılma şansım oldu. Sayısız ülkeden binlerce insanının katılmak için yollara düştüğü SXSW, gerçekten de her anıyla yaratıcı, ufuk açıcı, yenilikçi ve en temelinde üretime dayalı bir ekosistemdi diyebilirim. 10 gün boyunca müzik, film ve dijital dünyanın önde gelen çalışanları SXSW’de kendilerine yeni çıkışlar arayıp, sektörün yaşadığı zorlukları birlikte konuşarak çözümler aradılar.

Austin’in neredeyse en ücra köşesinde bile SXSW’in izini görmenin mümkün olduğu bu dönemde, tüm Austin halkı gerçek bir içtenlikle misafirlerini nasıl rahat ettireceğini bilmeden seferber olmuşlardı. SXSW’e benim gibi ilk defa gidenler için tecrübeli katılımcıların verdiği öneri oturumlar arasında hızlı olmam ve her yerde(!) sırada beklemeye alışmak zorunda olmamdı. Böyle söyleyince pek açıklayıcı olmuyor, biraz daha net ifade etmek gerekirse şehirde panelden, yemeğe, tuvalete, konserden, otobüs durağına kadar her an her yerde insanlar sıraya giriyor çünkü katılım gerçekten inanılmaz bir boyutta. 

 

SXSW’TE BARACK OBAMA

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

11 Mart’ta Interactive oturumlarıyla başlayan 30. SXSW’da bu sene açılış konuşmacıları arasında Amerika Devletleri Başkanı Barack Obama da vardı. The Texas Tribune’dan Evan Smith’in konuğu olarak panelde yer alan Obama, konuşmasında gelişen teknoloji ile birlikte girişimcilerin yeni teknolojik gelişimlere ışık tutmasının faydasını ve yaratıcılığın hayatımızdaki yerinden bahsetti.

Kendisinin de bizzat sosyal medyayı kullanmasının faydalarını konuşmasında yer yer belirtirken, toplumsal bilincin ve teknolojinin iklim değişimi gibi konularda ne kadar fayda sağlayacağını da belirtmeden geçmedi. Malum ilk SXSW deneyimim olduğu için sandım ki 1 saat öncesinden Obama’nın konuşması için oturumun yapılacağı mekana gitmek yeterli olur sanmıştım. Meğer insanlar çok daha erken saatlerde sıraya girerek mekana alınmış ve oturum alanı başkanı beklemek üzere kapatılmıştı. SXSW’te sıra beklemenin ne kadar önemli olduğunu ilk günden öğrenmiş oldum ve bu oturumu diğer birçok kişiyle birlikte canlı yayından izledim.  (panelin tamamını buradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=wfsIZioIpdI )

 

VR ÖNE ÇIKAN TEKNOLOJİYDİ

 

Pazarlama teknolojileri ve yeni ürün stratejileri için sayısız oturumun olduğu festivalde yeni teknoloji alanında VR (Sanal Gerçeklik) ağırlığını nerdeyse birçok markada ortaya koymuştu. Özellikle festivalde katılımcı firmaların yeni ürünlerini tanıtıp, yatırımcı aradıkları ‘Trade Show’ bölümünde nerdeyse her köşede bir VR uygulaması vardı diyebilirim. Diğer yandan farklı birçok oturumda denk geldiğim bir diğer konu ise cinsiyet ayrımcılığı ve pazarlamanın bu alandaki eşitlik anlayışının yakın zamanda nasıl pozitif yönde farklılaştığıyla ilgili oturumlar da SXSW’te çoğunlukla konuşulan konulardandı.

 

“DEMOLITION” AMERİKA PRÖMİYERİNİ YAPTI

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Film oturumları başladığında artık SXSW’i biraz daha tecrübe etmenin verdiği bilgiyle sıralarda daha hızlı ilerleyip, oturumlar arasında daha mantıklı seçimler yapmayı başardım.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Jake Gyllenhaal’un başrolünü oynadığı ‘Demolition’ filimin Amerika prömiyeri SXSW Film’de yapıldı. Aynı gün Jake Gyllenhaal’ın konuşmacı olduğu oturumu uzun kuyruklar sonrası kaçırsam da akşamına filmi Paramount Theather’da izlemeyi başardım. Film başlamadan sahneye filmin yönetmeni Jean-Marc Vallée, senaristi Bryan Sipe ve başrol oyuncusu Jake Gyllenhall çıkarak film hakkında kısa bir söyleşi yaptılar, böylece sabah kaçırdığım oturumun hap halini burada izlemiş oldum.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Film oturumlarının bir diğer önemli açılış konuşmacısı da Ellen Page ve Ian Daniel’ın katıldığı NPR’dan Laura Sydell’in moderatörlüğünü yaptığı paneldi. Oldukça kalabalık bir izleyici kitlesine konuşan ikili Vice kanalı için yaptıkları ve yardımcı yapımcılığını üstlendikleri ‘Gaycation’ belgeselindeki deneyimlerinin yanı sıra cinsel ayrımcılık konusunu ve dünyada bu alandaki eşitsizliği katılımcıların da sorularıyla uzun uzun tartıştılar. (panelin tamamını buradan izleyebilirsiniz : https://www.youtube.com/watch?v=elUoI7dWs90 )

 

SXSW MUSIC

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

En güzelini sona sakladım, tabi ki müzik oturumları SXSW’in en nefis bölümüydü. Aslında müzik, SXSW başladığı ilk günden itibaren tüm şehre yayılıyor. Her akşam başka bir köşede bir büyük ismi konser verirken görmeniz mümkün.

Müzik oturumlarında açılış konuşmacıları arasında Michelle Obama’nın yer alacağı haberi festivale birkaç gün öncesinden zaten damgasını vurmuştu. Söz konusu oturumun detayları panelden bir gün önce netleşti. Queen Latifah’ın moderatörlüğünde, Sophia BushDiane Warren ve Missy Elliot bu panelde Michelle Obama’ya eşlik ettiler. Dünyadaki 62 milyon kıza eğitim ve eşit yaşam imkanı götürmeyi amaçlayan ‘Let Girls Learn’ projesini konuşmasında anlatan Michelle Obama’nın yanı sıra diğer panelistler de hem kadınların güçlü olmasının altını çizdi, hem de kendi hayatlarındaki engelleri nasıl aştıklarını anlattılar. 

Genel hatlarıyla müzik oturumlarındaki diğer panellerde telif hakları, pazarlama stratejileri ve streaming dünyasının sorunları ve çözümleri ele alındı. Özellikle dijital müzik pazarındaki oyuncuların artmasıyla pastadaki pay azaldığı için daha çok kullanıcı deneyimine dayalı stratejiler ön plana çıkarken, sanatçıların kazandığı telif rakamlarının azalması sektörün hala çözmeyi hayal ettiği bir sorun olarak nerdeyse her panelde konuşuldu.

 SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

‘The Genius Of Michael Jackson’ oturumunda Steve Knopper moderatörlüğünde Bill Bottrel, Siedah Garrett, Steven Ray,  Anthony Marinelli Michael Jackson’ın neden dahi bir müzik insanı olduğunu anlattılar. MJ ile birlikte çalıştıkları günlerden anılarına yer veren panelistler birçok yerde duygulandılar.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Oturumda Bill Bottrell MJ’in şarkılarını yazarken eserlerinde yer alan her enstrümanı kendi sesiyle nasıl bestelediğini anlatarak stüdyo çalışmalarından özel anları bizlerle paylaştı. SXSW’da çok sayıda oturuma girdim ama en çok da bu panel hiç bitmesin istedim.

 

SXSW’İN ÖNE ÇIKAN PERFORMANSLARI

Başta da dediğim gibi Austin’e indiğimiz andan itibaren nerdeyse her an bir köşede bir konser vardı diyebilirim. Panellerde olduğu gibi konserlerde de seçimlerinizi doğru yapmanız lazım yoksa bir konsere giderken diğer bir çok istediğiniz performansı kaçırmanız pek mümkün. Neyse ki, organizasyon bu sorunu düşünerek büyük isimleri birden çok mekanda performans verecek şekilde planlayarak katılımcılara bu konuda imkan sağlamışlardı.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Austin’e indikten bir gün sonra, oturumların başladığı ilk günün akşamı kentin en iyi ses sisteminin olduğu The Moody Theather’da gümbür gümbür Bloc Party konseri izledim. Grubun eski albümlerinden şarkılardan yanı sıra yeni yayınladıkları albümleri Hymns’tan da şarkılar seslendirdiler. Konserde grubun vokali Kele solo albümü ‘Trick’ten şarkı söylemesi, ve bis bölümünü David Bowie ile kapatmaları gecenin sürpriziydi.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

2016  SXSW performansları arasında Sia’nın adının olması, Austin’de tahmin edersiniz ki büyük heyecan yaratmıştı. Konser için bileklik dağıtımının Pazar sabahı 11’de başlayacağı ve eğer konseri izlemek istiyorsanız sabahtan sıraya girmeniz gerektiğini bilgisi salık verilince biz de kendimizi Pazar sabahı 08:30’da sırada bulduk. Azim eden dağları delermiş misali Sia konseri için bilekliklerimizi 2.5 saat sırada bekleyerek aldık. Konserde önce Elle King ile ısındık ardından da sahneye çıkan Sia ve dansçılarının şovunu izledik. Sia sahnede dev peruğuyla durduğu için aslında pek de konser izlemek gibi olmasa da yine de seneler sonra ‘Breathe Me’yi canlı izlemek çok değerliydi.

SXSW’da müzik oturumları başlayınca gün içinde Austin Convention Center’da salonların bazılarını birleştirerek birçok gruba ve sanatçıya 30-40 dakikalık mini konser verecek mekanlar hazırlanmıştı. Bu mekanlardan en çok izleyici çekeni Radio Day Stage sahnesiydi.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Geçtiğimiz ay yayınlanan ilk stüdyo albümüyle özellikle İngiltere’de esip gürleyen Jack Garratt’ı mini konseriyle Radio Day Stage sahnesinde izledim, umarım ilk fırsatta İstanbul’da da sahne alır, gerçekten enerjisi müthişti.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Arından sahneye çıkan Chvrches yine benzer şekilde kısa ama izleyenleri ziyadesiyle memnun eden bir performansla sahneyi doldurdu. Özellikle grubun vokali Lauren Mayberry şarkı aralarında yaptığı konuşmalarla herkesi gülmekten kırıp geçirdi.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

The Away Days SXSW’da Palm Door’daki performansıyla SXSW’a katılan tek Türk grup olarak göğsümüzü kabarttı. Gece performansında dinleyici kitlesi oldukça kalabalık olan The Away Days bu sene bir de öğlen oturumlarında konser verdi.

SXSW’in en popüler mekanı olan Coppertank’te Lukas Graham belki de festivalin en kalabalık kitlesine şarkılarını söyledi. İrlanda asıllı sanatçı Nisan ayında yayınlanacak olan albümü öncesi en sevilen şarkılarıyla festival dinleyicisini mest etti.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Belçika müzik sahnesinden birçok sanatçının sahne aldığı mekanda elbette Oscar And The Wolf’u kaçırmadım. Bir ay önce Babylon’da biletleri tükenen grubun konserini hatırladığım için mekana elimden geldiğince erken gittim ve yerimi sağlama aldım. Konserdeki kalabalığı düşününce Oscar And The Wolf’u en az bizim kadar seven ciddi bir kitle olduğunu gördüm.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI
 

Meşhur Coppertank’te 18 Mart akşamı Jamie XX’in çıkacağı duyurusu Austin Downtown’da her duvarda olunca haliyle tüm SXSW ahalisi bu konser için saatler öncesi sıraya girmişti. Jamie öncesi sahne sırası olan Troye Sivan’ı da bu sayede izleme şansı buldum. Hayran kitlesi oldukça genç olan Troye Sivan performansını sonlandırıp sahneden inince hazırlıklar Jamie XX için başladı.

SXSW 30. YILINI GERİDE BIRAKTI

Coppertank sahnesi Jamie XX için hızlıca hazırlanıp sahneye koca bir disko topu asıldı. Sahne sırası geldiğinde ortam o kadar dumanla doldu ki, Jamie XX yerini aldığında disko topu görünmüyordu bile. Jamie, The XX ve kendi solo albümünden şarkıların yanı sıra kendi elinden çıkma birçok remixle setini tamamladı. Mekanın darlığı ve kalabalıktan ötürü tahmin ettiğimden daha az Jamie XX performansının içine girebildim, kesinlikle kendisini bir kere daha daha ferah bir ortamda izlemek isterim.

X

Arctic Monkeys ve Placebo heyecanı!

Tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi daha bugünden 7-8 ay sonra olacak konserlerin duyurularını almaya başladık. Herhalde duymayan kalmamıştır ama ben de yazmasam olmazdı. 9-10 Ağustos 2022 tarihlerinde Zorlu PSM’de Arctic Monkeys sahne alacak.

Söz konusu konserin duyurusundan kısa bir süre sonra geçtiğimiz hafta biletler satışa çıktı ve bitti. Göz açıp kapayıncaya kadar iki günlük konserin tüm biletleri satıldı. Biletlerini erken alanlar şanslılar, daha sonra alırım diyerek erken davranmayanlar bu seferlik Arctic Monkeys’i canlı izleme şansını kaçırdı.

Arctic Monkeys’i en son 2013 senesinde son Rock’n Coke’ta izlemiştim. The Prodigy, La Roux, Everything Everything, Ellie Goulding ve Editors’un da sahne aldığı unutamadığım o son efsane festivalde Arctic Monkeys’in sahneye çıktığı anı ve kalabalığın çıldırdığı sahneyi hala hatırlıyorum. İngiliz grubun yeniden İstanbul’da sahne alacak olması gerçekten son zamanlarda duyduğum en iyi haber.

Güzel haberler Arctic Monkeys ile bitmiyor.  PSM Loves Summer kapsamında 18 Temmuz 2022’de Zorlu PSM’de Placebo da sahne alacak. Arctic Monkeys gibi biletler ışık hızıyla biter mi bilmiyorum ama grubun çok uzun zamandır hem turnede olmaması hem de yeni yıla yepyeni bir albümle girecek olmaları bence bu konseri çok daha iştahlı bir hale getiriyor.  

25 Mart’ta yayımlanacak olan grubun 8. albümü olan ‘Never Let Me Go’ hakkında çıkan her haber şimdilik en önemli gündemim. Yayımladıkları yeni teklileri ‘Beautiful James’ ve ‘Surrounded by Spies’ ile sevenlerini ısındıran grubu seneler sonra yeniden canlı izleyecek olmak beni şimdiden heyecanlandırıyor.

Yeni Çıkış

Ufuk Beydemir – Ellerin Uzansa

Geçtiğimiz hafta Ufuk Beydemir’in yeni şarkısı yayımlandı. ‘Ellerin Uzansa’ insanların kalabalıktan gün geçtikçe soyutlaşma halini anlatıyor. Şarkı her ne kadar bu duyguyu aktarsa da, dinledikçe bir umut aşıladığını da belirtmeliyim.  ‘Ellerin Uzansa’ ilk notadan retro hissini veriyor.

Kadıköy Jeremy Stüdyolarında kaydedilen ‘Ellerin Uzansa’nın söz ve bestesi Ufuk Beydemir’e, düzenlemesi Cihan Reşit Köse ve Ali Can Vatanperver’e ait. Şarkının prodüktörlüğünü Albülkadir Çığsar ve Ufuk Beydemir ortaklaşa üstlenmişler.

Yazının Devamını Oku

Adele’in Muhteşem Dönüşü

Beklenen albüm artık bizlerle. Adele 4. stüdyo albümü ‘30’u geçtiğimiz hafta yayımladı. Albümden ilk tekli ‘Easy On Me’ bundan birkaç hafta önce yayımlandığında özlenen Adele havası tüm dünyada büyük bir mutlulukla karşılanmıştı. 12 şarkılık ‘30’un yayımlanması için beklenen günler bir çırpıda geçti. Hem yayımlanmasından önce hem yayımlandıktan sonra rekorlarını beraberinde getirdi. Dijital platformlarda şimdiye kadar yayın tarihinden önce kullanıcıların telefonlarına en çok kaydettiği albüm olarak tarihe adını yazdıran Adele, bu rekoru taşıyan Billie Eilish’i de geçmiş oldu.

Adele 2019’un başları hatta 2018’in sonlarında yazmaya başladığı ‘30’ albümü için Greg Kurstin, Max Martin, Shellback, Tobias Jesso Jr, Inflo ve Ludwig Göransson gibi isimlerin yapımcılığıyla tamamlamış. Sözlerine her şeyden daha çok önem veren Adele, önceki albümlerinde olduğu gibi ‘30’da da yine kendisini dinleyicisine filtresiz bir şekilde açıyor. Söz konusu yeni albümde Adele yine onu bildiğimiz tonlarda ve türlerde geziniyor.

Sanatçı evliliğini sonlandırdıktan sonra ‘30’u yaptığı için albümdeki şarkılarında hayatının bu dönemi daha çok paylaşmış. Hatta bu açıdan bakınca bence çok da cesaret dolu bir iş yapmış. Özel hayatını belki direkt olarak söyleşilerde konuşmaktan çok hoşlanmasa da yeni albümünde bu konulara dair merakı olanlar birçok detayı şarkılarda bulabiliyorlar. Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu vurgulayan sanatçı, yeni şarkılarında hem kendi hayatına hem de aslında kendisi gibi benzer zor dönemlerden geçen birçok kişinin duygularına tercüman oluyor.

‘30’ sayesinde daha sabırlı olmayı öğrendiğini söyleyen sanatçı, albümün üretim sürecinin kendisine bir nevi terapi etkisi yarattığını, zor dönemlerini bu sayede atlattığını söylüyor. Müzik yapmanın kendisi için hobi olduğunu, bunun zaman içinde onun mesleği olmasını hala bazen yadırgadığını söyleyen sanatçı yeni şarkıları sayesinde daha sakin bir insana dönüştüğünü belirtiyor. Önceki albümleri de oldukça kişisel olsa da en çok bu albüm ‘Adele’i anlatıyor diyen sanatçı, ‘30’un umut dolu bir albüm olduğunun da altını çiziyor.

Sanatçının 4. Stüdyo albümü ‘30’ aslında 1 senedir hazır bir şekilde bekliyormuş. Covid ve kısıtlamalar yeni albümün yayımlanmasını 1 sene ötelemiş. Şarkıları 1 senedir kendi kendine dinlediğini belirten sanatçı, bu sayede hem şarkı sıralamasını en istediği hale getirdiğini belirtiyor, hem de şarkılardaki istediği değişiklikleri yapmak için oldukça çok vaktinin olduğunu aktarıyor.

‘30’ albümüne başladığı zamanki haliyle bitirdiğindeki durumunu değerlendirdiğinde, şarkıların kendisini insanlarla daha kolay iletişim kurabilir bir hale getirdiğini söylüyor. Soul, pop, caz yelpazesinde dinleyicisine özlediği ve sevdiğini hakkıyla teslim eden ‘30’u Adele baştan sona dinlenmesini öneriyor. Albümün akışının bir hikâye örgüsüyle hazırlandığını vurgulayan İngiliz sanatçı şarkıların albümdeki sıralamayla dinlendiğinde etkisinin daha büyük olacağının altını çiziyor. Uyandığımız her günün bir müziği olduğunu düşünen Adele, ‘30’ ile dinleyicisine eskimeyecek nefis şarkılar ve anılar armağan ediyor.

Yıldızlar: Easy On Me, Cry Your Heart Out, Can I Get It, I Drink Wine, Love Is a Game

Oscar’ımı Verdim Gitti: My Little Love, Oh My God, To Be Loved

Hedonutopia’dan Yeni Albüm: Nergist

Yazının Devamını Oku

En çalışkan öğrenci Taylor Swift

Başlık kendisini anlatıyor ama biraz daha açayım çünkü Taylor Swift hakkında biraz konuşmamız lazım. Kendisi pandemi, zor zamanlar demeden 2 sene içinde 5 albüm yayımladı.

Kaseti biraz başa sardığımızda Taylor Swift 2019’da yayımladığı, ilk her şeyiyle kendi albümü olan ‘Lover’dan sonra eski albümlerini tekrardan düzenleyerek yayımlayacağını söylemişti. Eski yapımcısıyla yaşadıkları kriz sonrasında kendi eserleri üzerindeki hakkının oransal ve hakkediş olarak dengesizliğine savaş açan sanatçı geçmişte yayımladığı 6 albümünü yeniden yayımlayacağını açıklamıştı. Taylor hanım sözünde durdu eski albümlerini bir bir yapıyor. Eski albümlerin yeni kayıtlarının gün yüzüne çıkmasından önce ‘Folklore’ ve ‘Evermore’ adlı iki nefis, indie havalarına bulanmış albümünü yayımladı. Hızını alamadı ardından da 6 albümlük dev hazinesinden önce ‘Fearless’ı ardından da geçtiğimiz hafta ‘Red’ albümünü yayımladı. İşte tam da bu yüzden sınıfın en çalışkanı Taylor Swift.

Elbette bu işler bir başına olmuyor, sizin de tahmin ettiğiniz gibi Taylor Swift’in dev bir ekibi var. Ama bu ekibi idare eden kişinin kendisi olduğunu düşünürsek, çalışkanlığına şapka çıkartmak lazım. Geçtiğimiz hafta yayımladığı ‘Red’ albümü sanatçının zamanında yayımlandığında satış rekorları kıran albümü olarak tarihte yerini almışken, aynı albümün yeniden kayıtları yapılmış Taylor’ın versiyonu haliyle yayımlandığı ilk gün dijital platformlarda ilk günde en çok dinlenen albüm rekorunu kazandı. Buradan bakınca Taylor Swift’in hayranları da en az kendisi kadar azimli ve sanatçılarını desteklemek açısından istikrarlı. Söz konusu ‘Red (Taylor’s Version) albümü sadece albümdeki şarkıların yeniden kaydedilmiş versiyonlarını içermiyor, ayrıca bu albüm kayıtları zamanı Taylor Swift’in yazdığı ama yayımlamadığı şarkıları da içeriyor. 30 şarkılık bu dev albüm sanatçının belki de eski albümleri arasında üzerinde en titiz çalıştığı iş olabilir. Albümün ilk halinde yer alan ‘All Too Well’ şarkısının orijinal 10 dakikalık versiyonu bu albümün en büyük hadisesi oldu. Şarkının 10 dakikalık ilk versiyonunun ‘Red (Taylor’s Version) albümünde yer alması bir yana, bir diğer olay da bu şarkının kısa film şeklinde çekilen klibi oldu. Klibin yönetmenliğini Taylor Swift üstlenirken oyuncular Sadiw Sink ve Dylon O’Brien’ın performansı gerçekten de klibi kısa bir film havasına sokuyor. Söz konusu şarkı sanatçının geçmişteki Jake Gyllenhaal ile yaşadığı ayrılığını konu ettiği magazin dünyasının en çok konuşulan konusu olduğu için bu kısa film video klip haliyle daha da büyük önem arz ediyor.

Red’in yeni versiyonundan sonra bence Taylor Swift biraz dinlenir diye varsayıyorum. Çünkü bu albümün tanıtım dönemi muhtemelen biraz daha uzun sürecektir. Gelmesini dört gözle beklediğimiz ‘Speak Now’ ve esas Taylor Swift’in country türünden pop müziğine adım attığı ‘1989’ ve ardından gelen Reputation’ın yeni versiyonlarını düşündükçe beni dev bir heyecan alıyor.

Soft Analog’a Dikkat!

2019 senesinde hayatımıza adım atan ve yayımladığı teklilerle dijital platformlarda hatırı sayılır bir dinleyici kitlesi edinen Soft Analog ile geçtiğimiz hafta kısa bir söyleşi yaptık. Yola 5 kişi başlayan grup şimdilerde Ömer Çelik ve İdil Tavşanlı ile devam ediyor. Müzik yapan birçok isim gibi onlar da okul hayatlarının nerdeyse her evresinde müzikle hep ilgililermiş. Hatta o zamanlarda da şarkılar yazıp üretimlerine devam ediyorlarmış. Resmi olarak Soft Analog olmaları grubun üniversite eğitim dönemlerine denk geliyor.

Ömer Soft Analog’un prodüksiyon dümenini yönetiyor, İdil de şarkıların iskeletini kurup, sözler üzerine üretimi yönlendiriyor. Düzenlemeyi her ikisinin de birlikte yaptığı şarkılar tek bir türe odaklı değil aslında grubun ortak sevdiği karakter üzerine kurulu. Ankara’nın rock ve underground müzik kültüründen Soft Analog etkilense de yaptıkları müziği her seferinde geliştirerek ilerlemek esas hedefleri. Grubun adının nerden geldiğini sorduğumda İdil, eski tarz her şeyden genel olarak hoşlandıkları için grubun adında ‘Analog’ kelimesinin geçmesini ilk baştan beri istediklerini söyledi. ‘Soft’ ise müziklerinin biraz da olsa tarzına dokunan bir his içerdiği için ‘analog’ kelimesiyle bir araya gelmesiyle oluşan ahenkten de mutlu oldukları için sonunda ‘Soft Analog’ olarak adlarına karar vermişler. 2019 senesinden bu yana grup sık aralıklarla yayımladıkları teklilerine ek olarak bu sene ‘Arasında Dünyanın’ Ep’sini çıkarttı. Söz konusu EP grubun hep yapmak istediği bir çalışma olarak kendi tarihçelerinde büyük önem taşıyor. 5 şarkılık EP’nin klipleri aslında bir bütün olarak izlendiğinde gerçekten de dikkat çekici bir hikâyeyi bize ulaştırıyor.

Soft Analog pandeminin de getirdiği zor dönemlerden sonra yeni yeni başladığı konserlerden ötürü bundan sonraki süreçte üretimlerine devam edeceğini, ancak bir albüm prodüksiyonunun biraz daha ileride olabileceğini belirtti.  Yakın zaman önce yayımladıkları ‘Misket’ teklisi Soft Analog’un benim için en orijinal işlerinden birisi. İdil ve Ömer yaptıkları ‘Misket’ cover’ı konusunda hem çok iyi hissediyorlara, hem de aldıkları pozitif yorumlardan ötürü dinleyicilerinin kendilerini bu tarz yenilikler anlamında yüreklendirdiğinin altını çizdiler.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Polonya’da Müzik, Dans, Mücadele

Geçtiğimiz hafta 2 senedir pandemiden ötürü yapamadığım bir şey yaptım ve yurt dışına çıktım. 4-6 Kasım tarihlerinde Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finaline gittim. Yurt dışı çıkışında pasaportla beraber aşı kontrolü de yapılarak başlayan seyahatin devamında, Polonya girişinde de benzer şekilde kontroller sonrasında ülkeye giriş yapabildim. Bu açıdan kendimi daha güvende hissettiğimi belirtmem gerekiyor; Polonya’da da tüm kapalı alanlarda maske kullanımı zorunlu ve genel çoğunluk da bu konuya uyum sağlıyordu.

Pandemide yurt dışı seyahati nasıl oluyor kısmını deneyimledikten sonra gelelim Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finali deneyimlerime… Breaking olarak anılan break dans aslında temelleri 1960’lara kadar uzanan bir dans dalı. DJ kültürü, grafiti, sanat ve atletizmin de köklerinde yer alan bu dans kültürü, bir MC’nin de etkinlik boyunca hem dansçıları hem de izleyicileri motive etmesiyle sonsuz bir heyecana sahne oluyor.

Bu sene Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen 2021 Red Bull BC One dünya finalinde dünyanın dört bir köşesinden gelen B-Boy ve B-Girl’ler birincilik için yarıştılar. 30’u aşkın ülkeden 32 finalistin yarışacağı bu büyük finalde, ana kadroya katılmak üzere Türkiye’den B-Boy Jester ve B-Girl Jemrai da yer alıyordu. 6 Kasım Cumartesi akşamı gerçekleştirilecek büyük final öncesinde yapılan yarışlarda 4 B-Girl ve 4 B-Boy finallere katılmaya hak kazandı. Bu yarışlarda Jemrai ve Jester da dans pistinde mücadele ettiler. Gdansk’a gelir gelmez ayağımızın tozuyla etkinlik mekanına giderek Jester’ın ve Jemrai’nın katıldığı atışmaları izledik. Böylesine uluslararası hem de uzun soluklu bir dans yarışmasında Türk dansçıları görmek beni inanılmaz gururlandırdı. Jester ve Jemrai ile dans pistindeki mücadelelerinden sonra kısa bir söyleşi de yaptık.

Türk Finalistler Neler Anlatıyor?

2010 senesinde break dans yapmaya başladığını belirten Jester, bunun dev bir kültür olduğunu yurt dışındaki yarışmalara gittikten sonra fark ettiğini söyledi. Breakingin kişinin kendini ifade etme sanatı olarak da yorumlandığını belirten Jester, dans eden kişinin anlatacak bir hikayesinin olmasının bu dansı daha da farklı bir yere taşıdığını belirtti. Break dansta yeterli antrenmana sahip değilseniz yarışmalarda geride kalmanın kaçınılmaz olacağını belirten Jester, kişinin bir tarz ve kendine ait bir hareket kabiliyeti bulmasının o dansı daha da özelleştirdiğini aktardı.

Bu seneki dünya finalinde B-Girl’lerin ilk defa B-Boy’lar ile eşit sayıda yarışmacıyla finalde olmasının önemini Jemrai’e sorduğumda dünyada bu akımın giderek arttığını söyledi. Jemrai, Türkiye’de break dans anlanında daha gidilecek yol olduğunun altını çizerken, Paris’teki 2024 Yaz Olimpiyatları’nda Breaking’in de yer almasının her şeyi olumlu yönde değiştireceğini tahmin ettiğini söyledi. Bu kültür içinde çok sayıda opsiyonun var olduğunu belirten Jemrai, break dans yapan kişinin bunları deneyimlemesinin kendisine daha çok şey kattığını da aktardı.

Deneyimin önemli olmasının yanı sıra pratik yapmanın break danstaki başarıya katkısının büyük olduğunu hem Jemrai hem de Jester çok kez tekrarlarken, Avrupa’da birçok dansçının sokakta yaptığı performanslarla deneyimlerini arttırarak bu alanda daha da tecrübeli hale geldiklerini belirttiler. Mimar olan Jemrai iş hayatı ve break dans dengesini zaman içinde daha da iyi oturttuğunu söylerken, Jester küçük yaşlardan beri hep dans etmek istediğini, hayatının dans ile devam etmesini arzu ettiği için Mimar Sinan Üniversitesi’nde şimdilerde Çağdaş Dans okuyarak bu eğitimin de kendisine katacaklarıyla ilerlemeyi hedeflediğini söyledi.

Jester ve Jemrai break dans dünyasının ve kapsadığı bu büyük kültürün aslında hayata tutunmak için bir sebep olduğunu ve bunun da merkezinde sevgi olduğunun altını çizdiler. Türkiye’nin bu alanda henüz büyük başarıları olmasa da bunu ilk başaranlardan biri olacağını söyleyen Jester ‘iyi dans ediyorsun’ yerine ‘çok güzel bir tarzın var’ denmesinin onu en çok mutlu eden yorum olduğunu belirtti. Her ikisine de lakaplarını nasıl seçtiklerini sorduğumda Jester ilk dansa başladığı zamanlardan bu ismi seçtiğini söyledi. Jester kelime anlamıyla soytarı demek… Geçmiş zamanlardaki krallıklarda soytarıların rolü çok büyükmüş. Bu takma adı seçmesindeki sebep, soytarıların krala kendi adıyla hitap edebilen sayılı kişiler arasında bulunması, akrobasi gösterileri yapmaları ve hatta tarihte bazı krallıkların yükselip yok olmasına dahi etki edecek kadar önemli olmalarıymış. Jemrai ise kendi ismi Cemre’den yola çıkarak bu lakabı seçmiş. Cemre ismi Ural Altay mitolojisinde baharı getiren cine verilen isim olmasına ek olarak, uzun süredir samuray iltifatını almasından da ötürü bu iki durumu birleştirerek lakabını Jemrai olarak belirlemiş.

İngiltere Breaking Sahnesinin Eski Yıldızlarından Sunni

Yazının Devamını Oku

Müzik Dolu Bir Hafta Sonu!

Bu hafta sonu Zorlu PSM’de MIX festival müzikseverleri bir araya getirecek. 5-6 Kasım tarihlerinde 5. kez düzenlenecek olan festivalde birbirinden farklı müzik türlerinde önemli isimler sahne alacak.

Program oldukça zengin, kimler var bu hafta sonu MIX Festival’da kısaca bir özet geçmek gerekirse; AaRon, Ah! Kosmos, Cihangir Aslan, Claire Laffut, COMA, Far Caspian, Goose, Islandman, Jakuzi, Lalalar, Gaye Su Akyol, Nova Norda, Mikado, Style-ist, Melis Köse, Anıl Kırkyıldız, Günce Acı, Flü, Ahmetjah ve Vitalic sahne alacak.

Elektronik, indie ve dans türlerinde birçok performansın yer alacağı iki günlük müzik maratonu için artık geri sayım başladı. Fransız elektronik müzik yapımcısı Vitalic ile festivaldeki performansı öncesi bir araya geldik. Hem geçtiğimiz 1.5 seneyi konuştuk, hem de kendi üretimleri üzerine bir söyleşi yaptık.

Vitalic’e ilk sorum pandemi dönemini nasıl geçirdiği oldu. İlk karantina sırasında Güney Fransa’ya giderek kalabalıktan uzak ve izole bir 3 ay geçiren sanatçı bu süre zarfında kendisini ev işlerine adamış. Yemek yapmak, bahçıvanlık yapmak gibi daha önce pek de vakit bulamadığı işlere odaklanmış ve hiç müzik üzerine çalışmamış. İkinci karantina döneminde Paris’e geri dönen Vitalic, albümüne odaklanmaya karar vermiş. Sabahları erkenden stüdyoya giderek gece geç saatlere kadar orada zaman geçirdiğini belirten sanatçı Paris’in bu dönemdeki sakinliğinde müzik yaparak geçirmiş. Son 20 senesinin neredeyse her hafta sonu turnede olduğu için pandemi hayatında ciddi ve sert bir duraklama yapmış. Bu durum gelecekte tekrarlarsa ne yapacağını bilmese de belki filmler ve reklamlar için müzik yapmaya kafa yoracağını belirtti.

Pandeminin yeni müzik üretmeye katkısını konuştuğumuzda kendisi için durumun pek de öyle olmadığını belirtti. Bir hikaye anlatabilmek için deneyimlemenin gerekliliğini ve insanları görmenin öneminin altını çizen Vitalic bu sebeple pandeminin ilk döneminde ciddi bir tıkanıklık yaşadığını ve hiç müzik yapmadığını aktardı.

Yakın bir süre önce yayımladığı Dissidaence Episode 1 albümünün üretim sürecini sorduğumda önceki albümlerine benzer bir süreç izlediğini söyledi. Sesler, davullarla bazı taslaklar veya eskizler hazırlayıp bunları sonlandırmadığını, ortaya çıkan bir sürü kısa şarkıyı daha sonra bir araya getirerek albüme dönüştürdüğünü anlattı. Tabi albümün bu ilk bölümü olduğu için insan ister istemez ikinci bölümünde bizi nelerin beklediğini merak ediyor.  2. bölümün daha karanlık ve endüstriyel bir tarzda olacağını belirten Vitalic, ilk bölüme göre farklı olsa da yine de aynı nesnenin bir parçası olduğunun altını çiziyor. Kendi deyimiyle aslında aynı hikâyeyi farklı bir filtre ile anlattığını belirtiyor.  Albümden en sevdiği şarkının hangisi olduğunu sorduğumda hiç tereddüt etmeden ‘Danse avec Moi’ olduğunu söyledi. Bunun sebebinin de şarkının dans pistinde aşık olma duygusunu anlattığını, bu anın şiirsel yanının kendisi için de özel olmasının altını çizdi.

Pandemide müzik zevkleri ne ölçüde değişti diye sorduğumda Vitalic geçtiğimiz yıl 90’ların tekno örneklerinden 70’lerin post punk ve folk türlerine geniş bir yelpaze dinlediğini aktardı. Tek bir türde bağlı kalmak yerine her tür müzik dinleyerek duygu ve yaratıcılık almaya çalıştığını sözlerine ekledi.

Yaptığı remix çalışmalarıyla da anılan bir isim olan Vitalic’e bir şarkıyı remix yaparken nasıl bir süreç izlediğini sordum. Cevabı oldukça net oldu, önce şarkıyı dinleyip kendisinde bir ışık yakıp yakmadığına baktığını söyledi. Eğer durum pozitif ise hemen işe koyulduğunu ama eğer şarkı onda bir his uyandırmazsa kesinlikle remix üzerine çalışmadığını belirtti.

Söyleşinin sonunda MIX Festival için bizi neler bekliyor diye sorduğumda çok heyecanlı olduğunu söyledi. Türkiye’yi ziyaret etmeyeli çok uzun zaman olduğu için ve burada çalmanın kendisi için çok özel olduğunu, hafta sonunu iple çektiğini ve sabırsızlandığını belirtti. 

Yazının Devamını Oku

Prenses Anksiyete

Geçtiğimiz hafta Glasxs’in uzun zamandır beklenen duble albümü ‘Prenses Anksiyete’ ve ‘Princess Anxiety’ Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı.

Albümün çıkışından önceki hafta özel bir grupla tüm şarkıları tek tek dinleyip Glasxs’in yorumlarını ve hazırlık sürecini dinledik. Bu özel dinleme partisi bana bundan 5-6 yıl önce Glasxs’in ilk albümünün dinlemesi için stüdyosunda yine benzer bir grupla buluştuğumuz o geceyi anımsattı. Bu dinleme partilerini özellikle çok önemsiyorum. Çünkü sanatçının şarkılarıyla dinleyicisini ilk defa tanıştırdığı o an hem kendisi için çok değerli oluyor, hem de benim için o ilk dinleme anındaki hisler genelde daha sonra ve hatta her dinlediğimde bana o günü ve o anı tekrar tekrar hatırlatıyor.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Glasxs’i uzun zamandır takip ediyorum ve üretimleri beni her zaman heyecanlandırıyor. Önceki iki albümü, teklileri ve muhteşem cover çalışmalarından sonra böylesine derin ve zengin bir albüm gelmesi beni bir dinleyicisi olarak çok mutlu etti. Üstelik albümün iki dil olarak yayımlanması işi daha da özel bir yere taşıyor.

Glasxs’in ‘Prenses Anksiyete’ / ‘Princess Anxiety’ albümlerindeki yaratıcı dokunuş okyanusların sonsuzluğundan, denizlerin derinliğinden, kusalların ıssızlığından geliyor. Albümdeki Glasxs’in nev-i şahsına münhasır synth düzenlemelerinin üzerine Grey Owl’un yazdığı bas gitarlar her şarkıyı bir başka noktaya taşımış.

Glasxs dinleyicisine kimi zaman ürpertici, kimi zaman da bir o kadar heyecan uyandıracak çok zengin bir palette albüm hazırlamış. Melis’in deyimiyle son albümü ‘Mavi Toz Ormanda’nın ‘Retro Roketler’ şarkısıyla Glasxs personasının başka galaksilere yolculuğuyla bitmişti, ‘Prenses Anksiyete’ Glasxs’in dünyada kalan yarısına odaklanıyor. Özellikle de pandeminin ortasında hem tüm dünyaya yakın ama bir o kadar da her şeyden uzak olmanın getirdiği ıssızlığı şarkılarda ortaya çıkartıyor.

Tüm şarkıların İngilizce versiyonuyla yer aldığı ‘Princess Anxiety’ aslında başlı başına apayrı bir albüm. Şarkılardaki duyguyu hem Türkçe hem de İngilizce olarak eş bir şekilde yansıtabilmesi bence bu ikili albümün en önemli özelliklerinden birisi. Bu ince işçiliğinden ve detaylara bu kadar önem vermesinden ötürü Glasxs’i tebrik etmemek imkânsız.  

Endişeye bambaşka bir pencereden yepyeni şarkıların eşliğinde bakan Glasxs bizi kendi dünyasına en samimi şekilde konuk ediyor. Eskiyi, anıları, en çok da içinizdeki çalkantıları bir de Glasxs’in yeni şarkılarını fona alarak gözden geçirip nerede durduklarına odaklanın derim.

Yıldızlar: Hayalet Gemi, Yoo İyiyim, Ay Projesi, Karanlıkta Park

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

Adele Geri Döndü!

2021’in en büyük müzik olaylarından biri Adele’in yeni şarkısıyla geri dönüşü oldu. 6 sene sonra yayımlanan yeni şarkısı ‘Easy On Me’ sanatçının 4. albümü ‘30’un da habercisi durumda. Yine bir yaş dönemini kapağa taşıyan İngiliz sanatçı aslında geçen yıl yayımlamayı planladığı albümü 1 senedir cebinde saklıyormuş. Corona virüs sebebiyle yeni albümünün yayınını 1 senedir bekleten sanatçı birkaç hafta önce Berlin, Roma, Londra gibi büyük başkentlerde duvarlara yansıtılan ‘30’ rakamıyla resmi tanıtım ipuçlarını yaymaya başlamıştı.

19 Kasım’da yayımlanacak olan ‘30’ albümü sanatçının 2 sene önce yaşadığı, hayatının belki de en çalkantılı dönemini resmediyor. 2019’da ayrıldığı ve bu senenin başında resmen boşandığı eşiyle yaşadığı bu zor dönemi şarkılarına yansıttığını belirten sanatçı, oğluna bu dönemi ilerde dinlediğinde anlaması için ‘30’ albüm ile anlattığını belirtmiş. Diğer yandan ‘30’ albümü ile kendisini yeniden keşfettiğini, katmanlarını azalttığını, bir anlamda kendisiyle de barıştığını söylüyor.

Albümden geçen hafta yayımlanan ilk şarkı ‘Easy On Me’ sevenlerinin ilk dinleyişte hemen benimseyeceği bir Adele şarkısı. Şarkının klibi de yine bir önceki albümünün çıkışı ‘Hello’ da olduğu gibi siyah beyaz çekimlerin ağırlıkta olduğu bir çalışma olmuş. Adele 6 sene sonra geri dönüşünü kendi bildiği yoldan yaparak yani duygularını en samimi anlatabildiği bir şarkıyla yapıyor. Bir önceki albümü ‘25’te birlikte çalıştığı Greg Kurstin, Max Martin, Shellback ve Tobias Jesso JR ile bu albümde tekrar bir araya gelen sanatçı Inglo ve Ludwig Göransson ile ilk defa bu albümde bir araya geliyor.

Albüme dair düet söylentilerini netleştiren sanatçı bu albümde bu tarz bir çalışma yapmadığını da geçtiğimiz hafta açıklamış. Muhtemelen albümün ruhuna uygunluğu ve tamamen kendi hayatını yansıtan konularla alakalı olmasından ötürü bir başka sanatçıyla düet yapmak istememiş. Adele’in yeni albüm yayınlayacak olması beraberinde bir dünya turnesi haberini de çağrıştırıyor. Ancak henüz dünyadaki pandemi koşulları istenilen düzeye gelmediği için şu an planlanan dev bir turne yok. Yüksek ihtimal ile özellikle de yıl sonuna doğru Adele’in canlı performansının bir televizyon kanalı üzerinden yayımlanacağı şimdilik dolaşan fısıltılar arasında.

Music Of The Spheres

Coldplay geçtiğimiz hafta 9. stüdyo albümü ‘Music Of The Spheres’ı yayımladı. Grubun Max Martin prodüktörlüğünde tamamladıkları ‘Music Of The Spheres’ geçtiğimiz Mayıs ayında ilk single olarak ‘Higher Power’ı yayımlamıştı. Yaz boyu biraz sessiz kalıp Eylül ayında esas albümün bombası olan BTS ile birlikte seslendirdikleri ‘My Universe’ teklisi bence albümün esas çıkışıydı. Albümün yayımlanması şerefine Selena Gomez ile birlikte seslendirdikleri ‘Let Somebody Go’yu kullanan grup ‘Music Of The Spheres’ ile belki de en pop türündeki albümlerini yayımladılar.

Aslında grubun yola ilk çıktıkları zaman yaptıkları rock albümlerinden sonra seneler içinde daha popüler bir müzik üretmelerine hem biraz üzülüyorum hem de zamanı yakalamalarından ötürü bunu bir anlamda başarı olarak görüyorum. Keşke birkaç tane daha ‘Yellow’ ve ‘Fix You’ yapsalar demeden kendimi alamıyorum ancak seneler içinde yaptıkları düetlerle ve gündemi yakalayan müzik türlerindeki çalışmalarıyla grubun kendi içinde tükenmeden bir şekilde üretebildiğini düşünüyorum.

‘Music Of The Spheres’ a gelirsek 12 şarkılık albümde deyim yerindeyse her telden biraz var. BTS, Selena Gomez düetleriyle gençleri yakınlarına çeken grup aralara serpiştirdikleri interlude çalışmalar ile albüme daha yenilikçi bir bakış getirmişler. ‘People of the Pride’ grubun 10 senedir üzerinde çalışıp bir türlü tamamlayamadığı bir şarkı olarak bu albümde Max Martin’in desteğiyle son haline gelmiş. Söz konusu şarkı hafiften Depeche Mode hissi verse de yine de albümün önemli şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum. ‘Biutyful’ bu albümün bir diğer enteresan şarkılarından biri olmuş. Şarkıyı söyleyen kişi muhtemelen Chris Martin ancak kullanılan vokal tekniği ile daha çok uzaylı bir ses söylüyor gibi bir etki bırakıyor dinleyende. Benim için bu albümün incileri özellikle son iki şarkı oldu. Jon Hopkins ile birlikte yaptıkları vokalsiz olan ve sonsuzluk sembolü ile adlandırdıkları şarkı ‘Music Of The Spheres’teki en çok tekrara aldığım çalışması oldu. Oldukça karmaşık bir yolculuğu olan ‘Music Of The Spheres’in kapanışı ‘Coloratura’ adlı 10 dakikalık muhteşem bir şarkı ile tamamlanıyor.  Böylesine renkli ve hatta alışması biraz zaman alacak albümün kapanışı o kadar özel bir şarkı ile sonlanıyor ki, Coldplay’in senelerdir hafızalarda yer eden etkisinin büyüsünü sadece bu şarkıyı dinleyerek bile anlamak mümkün.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Nilipek.’ten Nefis Yorum

Nilipek.’in geçen hafta yayımladığı ‘Bir Gün Beni Arzularsan Gel’ teklisi çıktığı andan beri kafamda sürekli tekrarda dönüp duruyor. Daha önce Banu Alkan’ın seslendirdiği ‘Bir Gün Beni Arzularsan Gel’in söz ve müziği Bülent Taşören’e ait.

Şarkının Nilipek. versiyonunun kaydı sanatçının evinde ve Şen Bakkal Stüdyoları’nda tamamlanmış. Yapımcılığını Nilipek., yardımcı yapımcılığını ve miksini Taner Yücel’in yaptığı şarkının mastering’i Görkem Karabudak’a ait. Teklinin kapak fotoğrafı ise Gizem Özçelik’in imzasıyla bize ulaşıyor.

Yeniden yorum aslında tam olarak nasıl olmalı sorusuna şahane bir cevapla gelen Nilipek. şarkıya da ayrıca nefis bir klip çekmiş. Yönetmenliğini Yiğit Hepsev’in üstlendiği, yapımcı olarak Sedef Yılmaer’in imzası olan klipte oyuncu olarak Sıdık Kayak rol almış. 

Resa Saffa Park’dan Türk Dinleyicilerine Mesaj Var! 

Netflix’in 2. sezonunu geçtiğimiz kış yayımladığı doğa üstü güçleri olan kahramanların yer aldığı dizisi Ragnarok’un hatırlamayanınız yoktur diye düşünüyorum. Ragnarok’un Saxa’sı nam-ı diğer Resa Saffa Park ile dün kısa bir video söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiye koşa koşa yetiştiğini söyleyen Resa, şu sıralar Felsefe eğitimi alıyor. Pandemide hiçbir şey yapmadan oturmanın kendisine iyi gelmeyeceğini fark eden genç sanatçı, bu sürede hep istediği bir dalda eğitim almayı, bu zamanı bu şekilde değerlendirmek istemiş. Resa’ya ilk ne zaman müzik ile yakınlık kurduğunu sorduğumda, 5 yaşında Dubai’deki gittiği İngiliz okulunda kardan adam temalı bir filmde çalan şarkının (Walking In The Air) onda tarif edemediği bir his verdiğini söyledi. 10 sene önce bu şarkıyı tekrar söylediğinde ilk nerde duyduğunu hatırlayınca tüylerinin diken diken olduğunu ve hatta resmen çocukluğundaki o anıya gittiğini söyledi.

Küçükken şarkıları tam olarak bilmese de söylemekten keyif aldığını, hatta çoğu şarkıyı doğaçlama sözler uydurarak söylediğini ve bundan inanılmaz mutlu olduğunu belirten Resa, aklında o dönemden kalan şarkının ‘Over The Rainbow’ olduğunu belirtti.

Konu elbette pandemide neler yaptığına geldiğinde, Resa aslında ilk EP’sini tam da pandemi başladığında yayımladığını aktardı. Şarkıların nihayet dinleyicisiyle buluşmasından ötürü çok mutlu olduğunu söylerken, bir yandan da canlı performansların başlayacak olmasının kendisini biraz strese soktuğunu belirtti. Pandemi hayatımıza girince, sahne stresinden böylece uzunca süre uzak kalan sanatçı yayımladığı ‘Dumb and Numb’ albümünün tanıtım turnesini bu dönemde yapamamış. Günler özellikle pandeminin ilk aylarında hep evde devam ederken, hayata pek karışmadığı için şarkı yapamadığını söyleyen Resa, sonra bu kitlenmenin birden açıldığını ve yeni şarkılar yazdığını belirtti. Ve şimdi o şarkılardan ilki bu Cuma dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Bu Cuma ‘Dandelions’ adlı yeni teklisini yayımlayacak olan Resa Saffa Park’nın bu yeni çıkışı aynı zamanda seneye şubat ayında çıkartacağı ‘Spaces’ EP’sinin ilk şarkısı olacak. Resa, ‘Dandelions’ta özlem duygusunun tersine çeviremediğinde aklını başka yöne çevirmek için gerekenleri anlattığını belirtti. ‘Spaces’ albümünün kelime anlamıyla hem hayatımızdaki boşlukları hem de 2 senedir hepimizin yaşadığı bu ilginç dönemde hayatta kaçırdıklarımıza dokunan şarkılarla dolu olduğunu belirtiyor.

Ragnarok dizisi sonrasında Türkiye’den yoğun şekilde dinlendiğini ve hayranlarının kendisine sürekli yazdığını belirten sanatçı şu sıralar Türk sanatçılardan en çok

Yazının Devamını Oku

Pandemi sonrası performans sahnesi

Pandemi boyunca özellikle eğlence sektörünün aldığı yara artık tartışma götürmez bir konu. Yasaklar kalktıktan sonra konserler ve etkinlikler kontrollü bir şekilde ve kurallar çerçevesinde yapılmaya başlanmış olsa bile geçirdiğimiz 1 buçuk yılın etkileri kolay kolay kapanacak gibi durmuyor. Özellikle kış sezonu da kapıda olduğu için kapalı mekanlarda etkinliklerin durumunu değerlendirmek için Jolly Joker Genel Müdürü Can Aydoğdu ile bir araya geldik.

Pandemi döneminde iş geliştirme anlamında çok çalıştıklarını söyleyerek söze başlayan Can, İstanbul’daki eğlence hayatı öğelerini bünyesinde barındıran Jolly Joker Pub projesini hayata geçirdiklerini belirtti. Jolly Joker Pub’da haftanın 3 günü canlı müzik perforansları ve bazı günler stand up’ların yer aldığı belirtirken, bir diğer heyecan veren işin de Jojo platformu olduğunu söyledi.  Özellikle büyük şehirlerdeki konserlere diğer şehirlerden katılmanın kimi zaman maddi olarak zorlayıcı olduğunun altını çizerken Jojo ile bu duruma bir çözüm sağladıklarını belirtti. Özellikle de pandemi döneminde müzikseverlerin sevdikleri sanatçıların konserlerine evlerinden hem de daha uygun bir fiyatla erişmesinin önemini aktardı. Yaz döneminde bir süreliğine ara verdikleri konserlere yakında yeniden başlayacaklarını belirten Can Aydoğdu, yeni sezonda dijital konser izleyicisinin daha da yoğun olacağını öngördüklerini belirtti.

Jojo Stage adıyla hazırladıkları yeni bir uygulamayla özellikle müzik sahnesine adım atmak isteyen amatör şarkıcı ve grupların imkân tanıyacak bir platform tasarladıklarını belirtti. Bu sahneden yükselen isimlerin zaman içerisinde Jolly Joker Pub’larda sahne alması ve bu ekosistemle gelişerek etkinlik sahnesinde kalıcı isimler olabilmelerine olanak sağlayacaklarını açıklayan Can Aydoğdu, bu yol ile ilerleyen isimlerin sonunda Jolly Joker sahnesine isim kazandırmak istediklerini söyledi.

Can’a geleceği özellikle de performans sahnesini nasıl gördüğünü sorduğumda gençlerin müziğe olan ilgisinin umut verici olduğunu söyledi. Özellikle etkinlikler için kendi bütçelerinde önemli bir dilim ayırdıklarını söyleyen Can Aydoğdu, yeni jenerasyonun fiziksel bir şeye sahip olmaktansa bir deneyime bütçe ayırmayı önemli bulduklarını, bunun da eğlence sektörü adına umut verici olduğunu söyledi. Pandemi sonrası etkinlikler kurallar çerçevesinde titizlikle devam ederken, Can Aydoğdu önümüzdeki dönemde Jolly Joker sahnesinde Türkiye’nin önemli isimlerini ağırlayacaklarını belirtirken, yabancı sanatçı planlamalarının da paralelde ilerlediğini aktardı.

Türkiye’yi Jemrai ve Jester Temsil Edecek 

Her sene dünyanın en iyi break dansçılarını belirlemek için düzenlenen Red Bull BC One’ın Türkiye Finali geçtiğimiz hafta sonu İzmir’de gerçekleştirildi. Yarışmanın birinciliğini B-Girl’lerde Cemre ‘Jemrai’ Ece Kozbay, B-Boylar’da ise Oğuzhan ‘Jester’ Karademir kazandı. Jürinin ve izleyenlerin tanık olduğu bu heyecan dolu finalden başarıyla çıkan Jemrai ve Jester 5-6 Kasım 2021 tarihlerinde Polonya’da gerçekleşecek finalde Türkiye’yi temsil etmeye hak kazandı. 

Yeni Çıkış

Mert Tunçmakas – Kara Bulut

Mert Tunçmakas’ın geçtiğimiz aylarda yayımladığı ‘Öyle Değildir’, ‘Çok Yakın Sonum’ teklilerinden sonra şimdi yeni şarkısı ‘Kara Bulut’ bizlerle. Gerçek bir sonbahar melankolisini bize getiren şarkıda Mert Tunçmakas bitmeye yüz tutmuş bir ilişkide tek taraflı çabayı kendine has anlatımıyla aktarıyor. Mert’in şarkılarında sözlerine verdiği önemin yanı sıra bestesi ve altyapısı için ne kadar titiz davrandığını biliyorum. ‘Kara Bulut’ için şarkının melodik alt yapısında davul, bas gitar, elektrik gitar ve klavye ile sade ama şarkının derinliğini net ortaya çıkartan bir çalışma görüyoruz. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan, sözü ve bestesi Mert Tunçmakas’a ait ‘Kara Bulut’un klip yönetmenliğini Özge Akdik üstlenmiş.

Yazının Devamını Oku

Sonar İstanbul Zamanı!

Hafta sonu Zorlu PSM’de bu sene 5. kez düzenlenecek olan Sonar İstanbul’da iki güne yayılan müzik dolu bir program sizleri bekliyor. Elektronik müziğin dikkat çeken isimlerinin yer alacağı Sonar İstanbul’da Kerala Dust, Mouse on Mars, Christian Löffler & Ensemble, Weval II, Acid Arab, John Talabot, Dorian Concept, Pote ve SOHN sahne alacak. Sonar’ın heyecanı bir yana SOHN’un sahne alacak olması beni günlerdir sabırsızlandırıyor. SOHN ile Sonar İstanbul performansı öncesi bir araya geldik ve nefis bir söyleşi gerçekleştirdik.

Pandemi dönemini konuşmadan olmaz elbette, SOHN’un pandemideki hayatını sorduğumda o da herkes gibi ilk başlarda evde olmanın heyecan verici olduğunu söyledi. İspanya’daki Pirene dağlarındaki evinde iki oğluyla ve eşiyle birlikte huzurlu bir dönem geçirdiğini ekledi. Aynı dönemde eşi 3. çocuklarına hamile olduğu için ve doğumu bu dönemde yapacak olmasının hepsi için oldukça stresli olduğunu belirtmeden de geçmedi. Bir sanatçı olarak pandemiden en çok etkilenen gruplardan biri olduğunu söyleyen SOHN, konserlerin, turnelerin iptalinin kendisi için çok zor olduğunu, hele ki seyahat etmenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu bildiği için bu iki sene boyunca daha önce yaptığı seyahatler için şükrettiğini söyledi. Konu bu dönemde yaratıcılık çarklarının nasıl çalıştığına gelince SOHN kendisi için zorlayıcı olduğunu söyledi. Melankolik bir karakteri olduğu için kendi işinin önemini sorguladığı, bu kafa karıştırıcı ve zor dönemde müziğine kimin ihtiyaç duyacağını, bunun önemi üzerine çok düşündüğünü belirtti. 

Sonar İstanbul’un pandemi sonrası yapılan ilk uluslararası etkinliklerden biri olmasından ötürü bu duygunun performans sanatçılarından biri olarak ona hissettirdiklerini sorduğumda SOHN aşırı heyecanlı olduğunu itiraf etti. Üstelik İstanbul’u daha öncesinde bir kere ve çok kısa ziyaret ettiği için, şimdi yine bir fırsatı olduğu için ve özellikle de pandemi ile birlikte artık her yaptığının belki de son kez yapabildiği hissini hep içinde taşıdığından, bu seyahatin ve performansın kendisi için öneminin çok büyük olduğunu aktardı. 

Şarkılarını renklerle ve resimlerle ilişkilendirdiğini bir söyleşide okuduğum için bunun detayını kendisine sormak istedim. Bunu açıklaması kendisi için zor olsa da bir şarkıyı ya da bir kaydı kafasında görene kadar tamamlayamadığını belirtti. Örneğin ilk albümü ‘Tremors’un renk olarak beyazı simgelediğini ve şarkılar ortaya çıktıkça albümün tamamlandığını, bir sonraki albümü ‘Rennen’in ise siyah ve kırmızıyı simgelediğini hissedince albümü daha hızlı tamamladığını açıkladı. Özetle müziği bitirmeden önce sanat eserinin kendisini bulduğunu belirten SOHN, gelecek yıl yayımlamayı büyük sabırsızlıkla beklediği yeni şarkıları için şimdiden gün saydığını ekledi. SOHN’u yakalamışken benim her dönem dinlemekten büyük keyif aldığım ‘Tremors’ albümü hakkında bir iki kelime etmeden bırakmak istemedim. SOHN ilk albümü olduğu için aslında kendisi için büyük bir adım olduğunu bilse de, albüm sonrası yayımlanan eleştiri yazılarından bir tanesinde denk geldiği negatif eleştiriden ötürü uzunca süre bu albüme dair kendisini yetersiz hissettiğini söyledi. Şimdi 7-8 sene geriye dönüp bakınca ‘Tremors’ için büyük gurur duyduğunu, albümü objektif olarak dinleyip kendisini tarifsiz mutlu ettiğini sözlerine ekledi. 

Geçtiğimiz yıl SOHN’un yayımladığı ‘Live With Metropole Orkest’ albümünü dinlediğinizde SOHN’un canlı performans etkisini çok net hissediyorsunuz. Bu kaydın detaylarını öğrenmek istediğimde prova sürecinin sadece 3 gün olmasının onu nasıl zorladığını, orkestra şefi ve orkestra ile geçen o provaların kendisi için korku dolu olduğunu söyledi. Ama sonrasında büyülü bir şey olduğunu, müziğin onun için anlamı olan haliyle bu süreci devraldığını hatta bir noktada bu büyük prodüksiyonu kontrol eden tüm bu bilgi ve deneyime sahip olduğumu fark ettiği bir tür beden dışı an yaşadığını aktardı. Özellikle o hissettiği an için ve ortaya çıkan bu iş için daha önce hiç hissetmediği bir gurur duyduğunu, bunu hiç unutmayacağını sözlerine ekledi. Kelimeler bence az kalır, SOHN’u büyüleyici performansıyla Sonar İstanbul’da bu hafta sonu kaçırmayın derim!
Mabel Matiz İle Büyülü Bir Harbiye Gecesi

Geçtiğimiz Cuma akşamı Harbiye Açıkhava sahnesinde 28. İstanbul Caz Festivali’nin kapanış konserine gittim. Mabel Matiz’in Hollandalı Niels Broos ile birlikte sahne aldığı bu eşsiz deneyim hala aklımda dönüyor duruyor.

Festival için özel olarak hazırlanan bu projede Mabel Matiz en sevilen şarkılarını Niels Broos ile birlikte yeniden düzenleyerek yepyeni bir hale getirmiş. ‘Mendilimde Kırmızı Var’, ‘Sarışın’, ‘Kahrettim’, ‘Alaimisema’, Gök Nerede’, ‘Gel’, ‘Ayrılık Buna Denir’, ‘Fırtınadayım’, ‘Toy’, ‘A Canım’ ve ‘Öyle Kolaysa’yı daha önce dinlediğimiz hallerinden bambaşka, yenilikçi kısacası çok özel düzenlemelerden oluşan nefis bir konser izledik. ‘Sarışın’, ‘Alaimisema’, ‘Gök Nerede’ ‘Fırtınadayım’ın yeni hallerine hayran oldum.

Pandemi dönemi boyunca Niels Broos ve ekibiyle şarkıların yeni düzenlemeleri için uzaktan bir şekilde harıl harıl çalıştıklarını belirten Mabel Matiz bu özel konserde henüz yayımlamadığı yeni şarkısı ‘Bilezikler’i de seslendirdi. Konserin enerjisinin en yükseldiği noktada seslendirdiği yeni şarkısı ‘Bilezikler’ öyle çabuk bizi kendisine bağladı ki, konserin kapanışında tekrar söylediğinde tüm Harbiye hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Kendisi için de bu konserin büyük bir deneyim olduğunu çok kez dile getiren Mabel Matiz, müziği ve üretimi adına yepyeni bir dönemin başladığını müjdeledi. Benim gibi bu konseri tek sefer dinleyip doyamayanlar için dilerim bu performansın hem tekrarı olur hem de şarkıların bu yeni versiyonları gün olur bir albüm olur.

Yazının Devamını Oku

Bilmiyor İçim

Bir ay önce bir sabah Kalben ile bir kahvaltı yaptık. Pandemi döneminde çok kez mesajlaşsak da, insan gerçekten de yan yana gelmek, arada bir ekran olmadan konuşmak istiyor. Bu buluşma o anlamda bana çok iyi geldi. Hatta konuşmaktan yemek yemeyi unuttuk diyebilirim. Son 1.5 yıl nasıl geçti hızlandırılmış bir özetle birbirimize anlattıktan sonra Kalben üzerinde çalıştığı şarkılarından bahsetti ve bir ikisini bana o gün dinletti.

‘Bilmiyor İçim’i o sabah dinlediğim incilerden biriydi. Şarkı geçtiğimiz hafta tüm dijital platformlarda yerini aldı. Sözü ve bestesi Kalben’e ait bu ılık yaz şarkısının düzenlemesi Umut Çetin’e ait. Şarkının bir iç yüzleşme anından ortaya çıktığını belirten Kalben şarkının düzenlemesinde de, kayıt sürecinde de her şeyin su gibi aktığını söylüyor. ‘Bilmiyor İçim’in bence bu su gibi akma hali şarkının tamamına da sirayet etmiş, o sakinlik tonu dinlerken havayı ılık bir hale getiriyor, dinleyeni dinlendiriyor.

Şarkıdaki elektrik ve akustik gitar Özgür Çıtır’a, davul ve perküsyon Berkay Küçükbaşlar’a, synth, akustik gitar ve o nefis bas kayıtları ise Umut Çetin imzasıyla bize ulaşıyor. Bu birbirinden başarılı isimlerin oluşturduğu künye ile ortaya çıkan ‘Bilmiyor İçim’in nefis klibinin yönetmen koltuğunda ise işlerine hayran olduğum Dilan Bozyel oturuyor. Kadir Kılıç kostümüyle klibe ayrı bir renk katan Kalben’e, dansıyla eşlik eden balet Erhan Güzel’in performansı da ‘Bilmiyor İçim’e bir başka güzellik eklemiş. Bu şarkının Kalben’e ne kadar iyi geldiğini, ona nasıl bir güç kattığını o gün gözlerinden gördüm. Kendi hikayesini, kendi dilediği şekilde ve hatta en yaratıcı şekilde ortaya çıkartmanın ona verdiği huzur bundan sonraki işlerinde de bize işleyeceğine adım gibi eminim. 

Barış Orkestrası ile ‘Yalnız Değilsin’

Farkı ülkelerden bir araya gelen 30 müzisyenden oluşan Barış Orkestrası tüm dünyada kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için bir şarkı hazırladı. Türkçe sözlerini Linet’in seslendirdiği ‘Yalnız Değilsin’ şiddetle karşı karşıya kalan kadınlara üç dilde (Türkçe, İbranice, Arapça) mesaj veriyor. Barış Orkestrası şefi olan ve birçok başarılı projeye imza atam Tom Cohen ile bu özel şarkı için kısa bir söyleşi yaptık. 

Bu projenin ortaya çıkışıyla ilgili hissettiklerini sorduğumda Cohen, bu şarkı aracılığıyla, kimliği ne olursa olsun herkesin üzerinde hemfikir olması ve sürekli olarak gelişmesi gerektiğine inandığı bir konuyu gündeme getirmenin kendisi için büyük önem taşıdığını belirtti. Şarkının hazırlık sürecinin ve farklı dillerde söylenmesi üzerine gelen yorumları merak ettim. Tom Cohen hem Türkçe hem de İbranice olarak söylenen şarkının aynı şeyleri ne kadar sevdiğimizi ve birlikte ne kadar güzel şeyler yaratabileceğimizi göstermek adına güzel bir iş birliği olduğunun altını çizdi. Şarkıya dünya çapında gelen olumlu tepkilerin onları çok mutlu ettiğini belirtirken, basının hem Türkiye’de hem de dünyada bu çalışmaya yer vermesinden ötürü büyük mutluluk duyduklarını da ekledi. 

Şarkıya hayat veren Linet’in bu projeye ayrı bir değer kattığının altını çizen Tom Cohen, böylesine ağır bir aranjmanı, bu kadar usta bir şekilde akıcı olarak birçok dilde söyleyebilmesinin müthiş bir yetenek olduğunu aktardı. Hem stüdyoda hem de klip setindeki çalışma süreçlerinde Linet’in profesyonelliğine hayran olduğunu belirten Tom Cohen, ortaya çıkan çalışmadan çok memnun olduğunu belirtti. Şarkının video klibinin usta yönetmen Or Ben Zrihen tarafından Akka şehrinde Fatih Akın’ın filmlerine bir saygı duruşu olarak çekildiğini belirten Tom Cohen, şarkı ve kliple sadece kadının toplumumuzdaki yerini tartışmayı değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyetle ilgili soruları da gündeme getirmeyi amaçladıklarını belirtti. 

Barış Orkestrası haricinde kendi konser takvimi de çok yoğun olan Tom Cohen bu yıl Fas, Kanada, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde performanslarının olacağını belirtirken, Covid sebebiyle bu sene Türkiye’de verecekleri iki konserin iptal olmasından ötürü üzüntüsünü dile getirdi. 2022’de koşullar izin verirse bu konseri yapmak için tüm şartları zorlayacaklarını sözlerine ekledi. 

Gökhan Türkmen’den ‘Heyecan’

Yazının Devamını Oku

The Metallica Blacklist ile 4 Saat Müzik

Metallica’nın ‘Black Album’ olarak bilinen 1991 senesinde grubun adıyla yayımlanan albümünün 30. yılında özel bir formatla yeniden karşımızda. Böylesine kült bir albüm için oldukça detaylı bir çalışma yapan grup 53 şarkıyla albümü yaklaşık 4 saatlik dev bir projeye dönüştürmüş.

4 diskten oluşan bu dev albüm pop, indie, rock ve country türlerinde önemli isimlerin yeniden yorumlarıyla bize ulaşıyor. Blacklist’in ilginç kısmı bazı şarkılar defalarca yorumlandığı için arka arkaya 6 kere Enter Sandman veya 7 kere Sad But True dinlemek durumunda kalıyorsunuz. Böyle bakınca da aslında bir albüm dinleme halinden ziyade daha çok o şarkının ölümsüzleşmesine hizmet edilmiş gibi hissettiriyor. Dijital dünyanın nimeti olarak şarkılardan biri olmazsa diğeri algoritmalarda sevenlerine ulaşır diye de düşünmüş olabilirler. Kısacası ‘The Metallica Blacklist’ albümü bir nevi tribute albüm olsa da baştan sona dinlenebilecek bir albüm formatından epey uzak olmuş.

53 şarkının hepsi için güzel şeyler söyleyemeyeceğim. Kimi cover’lar bence biraz zorlama olmuş. Müzik türleri artık o kadar akışkan ve beğeniler bir o kadar farklılaştı ki, belki de grubun bu kadar zengin bir paletle şarkıların yeni yorumlanması buna bağlı bir stratejidir. İlk bakışta albümden tekrar tekrar dinleyebileceğim Miley Cyrus, Weezer, Sam Fender, Royal Blood, Dave Gahan, Phoebe Bridgers, St. Vincent cover’ları gerçekten beni etkilediğini belirtmeliyim. Albümün tümünü dinlemek biraz zor olsa da bitirdikten sonra 1991 senesindeki halini açıp dinleyin göreceksiniz net bir ferahlama geliyor.

Islandman ile Uzak Diyarlara Yolculuk

Tolga Böyük’ün 2010 yılında hayata geçirdiği Islandman projesini ilk günden beri büyük bir merakla takip edenlerdenim. İlk defa sanırım yine 2010 senesinde Babylon’da dinlediğimde bu müziği nerede bulurum daha sık dinlerim diye çok arandığımı hatırlıyorum.

İlk dönem bağımsız yayımladığı teklilerden sonra EP’ler ile müzikal yolunu zenginleştiren Islandman 2018’de ‘Rest In Space’, 2020 senesinde ise ‘Kaybola’ albümlerini Music For Dreams etiketiyle yayımlamıştı. Şimdi ise grup yine Music For Dreams etiketiyle geçtiğimiz hafta yayımlanan yepyeni albümleri ‘Godless Ceremony’ ile bizleri uzak diyarlara götürüyorlar.

10 şarkının yer aldığı bu özel albüm Afrika’dan Kuzey Hindistan’a ve hatta Ekvador’un tropik bölgelerine bizleri de kanadına alarak gezdiriyor. Elektronik, ambient, house türlerinin ustaca sentezlendiği ‘Godless Ceremony’ dinleyicisine mutluluğun küçük detaylarda gizli olduğunu fısıldıyor.

Godless Ceremony’nin hemen öncesinde İsveç, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de 10 konserlik bir turneye çıkan Islandman, Kasım ayındaysa İngiltere’de sahne alacak. Grup, 5 Kasım’da York’ta başlayacak İngiltere turnesini 9 konserin ardından 14 Kasım’da Oxford’da sonlandıracak. Grubun yeni şarkılarının performansını canlı canlı izlemek için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Yıldızlar:

Yazının Devamını Oku

‘Donda’ Nihayet Çıktı!

Kanye West’in uzun süredir çıkması beklenen albümü ‘Donda’ geçtiğimiz Pazar günü ansızın dijital platformlarda yerini aldı. Sanatçının 1,5 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı ve annesinin adını verdiği albümü ‘Donda’ın çıkış tarihi bir türlü netleşemiyordu. Nerdeyse her yaptığı bir olay olan West, konu yeni albümü olunca ‘acaba şimdi ne yapacak?’ diye herkes gibi beni de bir merak almıştı.

Albümün yayımlanmasından önce stadyumlarda 3 kere özel dinleme partileri düzenleyen Kanye West, son dinleme partisinde çocukluğunda yaşadığı evin birebir aynısını saha ortasına konumlandırıp, eski eşi Kim Kardashian ile bir evlilik seremonisinin de yer aldığı enteresan bir şov ile dünya gündemine ilk sıradan girdi. Albümün bu çok ses getiren dinleme partisi ardından albü yayımlanır sanıyordum ama ertesi gün albüm çıkmadı. Bir kriz daha var galiba diye düşünürken geçtiğimiz Pazar günü albüm nihayet yayımlandı. Merakla bu albümü bekleyen büyük bir kitle albüme akın ederken Kanye West albümün kendi haberi olmadan plak şirketi tarafından yayımlandığı bilgisiyle yine dünya gündeminde kendisine en tepeden yer almış oldu. Yetmedi albümden kendi izni olmadan ‘Jail 2’ şarkısının da çıkartıldığı bilgisini de Instagram hesabından paylaştı. Aslında Kanye West’e müzisyenliğinden yaptıkları ve söyledikleriyle gündem işgali tavırları üzerinden bakınca söylediklerinin ne kadarı doğru ne kadarı doğru değil anlamak biraz zor. Bu arada ‘Jail 2’ şarkısına gelecek olursak, şarkı gerçekten albüm yayımlandığı anda dinlenebilir durumda değildi, ama şimdi şarkı yayında ve albümden en çok dinlenen şarkı olmuş. Kanye gerçekten bir konuya ilgi çekmek istiyorsa bunu nasıl yapacağını çok iyi bilen bir sanatçı.

Kanye West’in söz konusu 10. albümü ‘Donda’ya gelecek olursak 27 şarkılık dev bir albümden bahsediyoruz. Albümün toplam süresi neredeyse 2 saate yakın bir vakit alıyor. Kanye West, seveni olduğu kadar sivri tarzı ve medyadaki tutumundan ötürü bir o kadar da ciddi eleştiriler alan bir isim. Hal böyle olunca, yeni albümü sevenlerinin dinlediği kadar, eleştirmek üzere dinleyen de büyük bir kesim var. ‘Donda’ yayımlandığından beri interneti yakın takibe aldım. 2-3 günlük albüm değerlendirmelerine bakınca şimdilik 10 üzerinden 6.5 gibi zor bir notla sınıfı geçiyor gibi görünüyor. Genel kanı bu albümün 1,5 aydır yayınlanması üzerine basında koparttığı yaygaraya kıyasla müzikal anlamda beklentiyi pek karşılamaması yönünde. Bu eleştiriler bir yana bir kesim de ‘Donda’nın bu kadar kısa sürede değerlendirilecek bir çalışma olmadığını, biraz zaman verilerek demlenmesi gereken bir albüm olduğunu savunuyorlar. Ben henüz sevdim ya da sevmedim diyecek bir tarafta olamıyorum, gerçekten de albüme biraz zaman vermek en doğru karar bana göre de. Bu iki kutup kendini anlatadursun, ‘Donda’ 48 saatlik dinleme verileri üzerinden Olivia Rodrigo’nun elinde tuttuğu rekoru geçmiş durumda.

Yeni Çıkış

Burak Orhan – Kelepçe

Burak Orhan’ın yeni şarkısı ‘Kelepçe’ yaz biterken atlamamak gereken bir şarkı. Geçtiğimiz yıl yayımladığı ilk teklisi ‘Bi’ Şeyler’ ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan Burak Orhan, sözü ve müziği Okan Albayrak’a ait ‘Kelepçe’de oyunculuk yeteneğini de dinleyicisiyle paylaşıyor.

Yönetmenliğini Ecem Gündoğdu, görüntü yönetmenliğini Veli Kuzlu’nun üstlendiği klipte Burak Orhan’a 6 dansçı eşlik ediyor. ‘Duygularını uçlarda yaşayan birinin aşkının tüm ruhunu hapsetmesi ve karşı tarafa 'kelepçe' gibi olan bağlılığını metaforik olarak anlatıyor’ sözleriyle ‘Kelepçe’yi özetleyen Burak Orhan, koşulsuz teslimiyetin ve sevginin mutlak huzurun kaynağı olduğunu ve bunu dile getirme cesaretinin önemini vurguluyor. 

Manitas – Kim?

Manitas üçüncü teklileri ‘Kim?’ ile yine alışılagelmişin dışında bir proje ile karşımızdalar. Yeni şarkı ‘Kim?’ dinleyeni nostaljik bir yolculuğa çıkartıyor. Sözleri Defne Angın, müziği Selin Dumlugöl’e ait şarkının prodüktörlüğünü Mert Kasap üstlenmiş. ‘Kim?’in düzenlemesi Mert Kasap, Mert Sever ve Onur Taşkan imzasını taşıyor. Selin Dumlugöl’ün yönetmenliğini üstlendiği klip ilk görüşte bir aşk hikayesini anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Bumaya

Geçtiğimiz hafta Kenan Doğulu yeni şarkısı ‘Bumaya’yı yayımladı.

‘Bumaya’ yaz biterken mevsimi tekrar başa sarıp, yeniden başlatacak enerjide nefis bir şarkı olmuş. Sözü ve müziğinde Kenan Doğulu, Ozan Bayraşa, Umur Doma ve Onurr imzası var. ‘Bumaya’nın düzenlemesi Ozan Bayraşa’nın hünerli ellerinden çıkmış, miks ve mastering’i ise Emre Kıral’a ait. Şarkının ilk bakışta direkt etkileyen nefis kapağı da Bülent Şengül’ün imzasıyla bize ulaşıyor.

Şarkının AfroBeat modu o kadar iyi olmuş ki, hele bir de klibi izleyince şarkının etkisi birkaç kat daha artıyor. Kenan Doğulu, 2018 senesinde yayımladığı ve yine o yaza büyük ses getiren ‘Vay Be’ albümünden sonra en son geçtiğimiz yıl ‘Bizimdir’ adlı duygusal şarkısıyla yüreklere dokunmuştu. Doğulu, ‘Bumaya’ gibi güçlü, dans dolu, yenilikçi ve son zamanlardaki pop janrasındaki çıkışlara yeni bir yön verecek bir şarkıyla bu yaza yeniden hareket kazandırdığını düşünüyorum.

Bazı şarkıların klipleriyle şarkı bir bütün olunca gerçekten etkisi başka bir kuvvetle çarpılıyor. ‘Bumaya’nın dans dolu, adeta bir film gibi olan nefis klibinin yönetmenliğini Ecem Lawton üstlenmiş. Klibin ilham kaynağı Edgar Allen Poe’nun 1842’de yazdığı ‘Kızıl Ölümün Maskesi’ adlı kısa hikayesiymiş. Söz konusu video klip Los Angeles’ta La Chateau Rose’da çekilirken, klibin kreatif yapımcılığını ve koreografisini Beyonce, JLO ve Dua Lipa gibi isimlerle çalışan Marvin Brown üstlenmiş. Kenan Doğulu’ya klipte Shyvon Campbell, Devin Walker, Triana Steward, Anna Santucci, Callum Sean Macdonald, Anjula Kelly’den oluşan altı kişililk bir dansçı ekibi de eşlik ediyor. Klibin dans sahneleri, maskeleri ve kostümlerin harikalığı derken gerçekten soluksuz izlediğimi belirtmeliyim.  Klipte yer alan ve her biri hayatın bir evresini temsil eden, Guvanch Agajumayev imzalı toplam 25 benzersiz kostüm, el yapımı olarak tasarlamasının yanı sıra Bumaya'nın vizyonunu benzersiz bir hale getirmiş.

‘Bumaya’, hayat, ölüm, zaman ve sihir temalarını renklerle sembolize ederek sorguluyor ve aşkın galip geleceğini nefis harmonisiyle dinleyicisine fısıldıyor. Şarkının sözü, müziği, düzenlemesi, klibi o kadar ince detaylarla dolu ki, içeriği böylesine zengin bir şarkıda Kenan Doğulu imzasını görmek bir dinleyici olarak beni fevkalade mutlu ediyor, devamında gelecekler adına daha da heyecanlandırıyor.

Yeni çıkış

Bengisu – Çocuk

Geçtiğimiz aylarda All Access Youtube kanalımda konuk ettiğim Bengisu’dan yepyeni, kıpır kıpır bir şarkı geldi. Bengisu’nun yere göğe sığmayan pozitif ve enerjik havasına çok yakışan, Garaj etiketiyle yayımlanan ‘Çocuk’ şarkısı enerjisini 90’lardan alıyor. Daha ilk dinleyişte dile dolanan ‘Çocuk’ta Bengisu yeni pop müziği bakışını Türk pop müziğiyle çok ustaca sentezlemiş. Yeni şarkı hayatta bile bile kalbimizi açtığımız anları ve çocukluklarımızı konu ederken diğer yandan da sizi ilk dinleyişte dansa teşvik edeceğine eminim.

Emre Aydın, Çağan Şengül – Beni Anla

Yazının Devamını Oku

28. İstanbul Caz Festivali’ne Yakından Bakış

Pandemi hayatı son 2 yıldır hayatımızın tam merkezinde yer alıyor. Birçok meslek kolu ve sektör bu durumdan doğrudan etkilenirken, eğlence sektörü belki de en çok yara alanlardan biriydi. Özellikle bu dönemde festival yapabilmek birçok açıdan zorluklar içerdiği için, bu senenin en önemli festivallerinden biri olan 28. İstanbul Caz Festivali’nin perde arkasına ışık tutmak amacıyla İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer ile bir sohbet gerçekleştirdik.

Her ne kadar aşı çıktığında herkes gibi festival ve organizasyon işlerinde çalışan birçok kişi sevinse de, tam da eski normale hemen dönemeyeceğimizi biliyorduk diyerek başladı Harun konuşmaya. Festivalin Temmuz’da olmasını istesek de doğru zamanın bu sene açısından Eylül olduğuna karar verip planlamaları bu dönem için yapmışlar. Garanti BBVA sponsorluğu ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenecek olan 28. İstanbul Caz Festivali’nin tamamı bu sene açıkhava sahnelerinde gerçekleştirilecek. Festivalin sürekliliğinin ve festival ruhunu yaşamanın öneminin altını çizen Harun İzer, izleyicilere olabildiğince günlük kaygılardan uzaklaşabilecekleri keyifli etkinlikler sunmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Pandemi döneminde her ne kadar izleyici alışkanlıkları değişmiş olsa da, yine de insanların önceden olduğu gibi sosyal hayatlarına kurallar çerçevesinde bile olsa devam etmek istediğini belirten Harun, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü hızlı aşılama programı sayesinde insanların daha güvenli bir şekilde etkinliklere katılabildiğinin altını çizdi.

Festival programında farklı ve yeni iş birliklerine yer vermek isteyen organizasyon ekibi bu sene 24 Eylül’de çok özel bir konsere ev sahipliği yapacak. Cemil Topuzlu Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde gerçekleştirilecek olan Mabel Matiz ile Hollandalı Niels Broos özel performansı muhtemelen önümüzdeki dönemde diğer önemli dünya festivallerini gezmeye aday bir proje olduğunu belirten İzer bu tarz iş birliklerine odaklanabildikleri için çok mutlu olduklarını belirtti.

Kenan Doğulu, Arlo Parks, Altın Gün, Karsu ,Angelique Kidjo ve Stefano Di Battista gibi büyük isimlerin yer aldığı 40’a yakın konserle İstanbul Eylül ayı boyunca Açıkhava sahnesine dönüşeceğini büyük bir heyecanla belirten Harun İzer, festivalin Parklarda Caz, Gece Gezmesi, #İstanbulBirSahne etkinliklerinin detaylarını paylaştı.

Her sene biletsiz etkinliklerin sayısını arttırmak için büyük çaba sarf ettiklerini belirten Harun, bu konuda 24 yıldır sponsor olarak Garanti BBVA’nın festivale katkısının çok önemli olduğunu belirtiyor. Festivalin Parklarda Caz bölümüne olan ilgilin her geçen sene giderek artmasının organizasyon ekibini de oldukça mutlu ettiğini söyleyen İzer, bu sene Parklarda Caz’ın 4 ilçede gerçekleşeceğini de sözlerine ekliyor. Festivaldeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kültür A.Ş. ile iş birliği yaptıkları #İstanbulBirSahne’nin de bambaşka bir platforma dönüştüğü için büyük mutluluk duyduklarını söylüyor. Pandemi döneminde zor durumda olan sanatçıları desteklemek adına başlatılan bu girişimin önümüzdeki senelerde de devam ettirmek istediklerini belirtiyor.

Festivalde geçtiğimiz yıllarda Kadıköy’ün birbirinden güzel mekânlarında düzenlenen Gece Gezmesi, farklı sahnelerde bu sene Beykoz Kundura’da hayat bulacağını söyleyen Harun, özellikle Beykoz Kundura’nın otantik havasının festivale ve burada düzenlenecek olan konserlere çok yakışacağı konusunda çok umutlu.

İstanbul Caz Festivali’nde konserler kadar beni bir o kadar heyecanlandıran bir diğer konu ise festivalin Genç Caz projesi olduğunu belirtmeliyim. 19 yıldır devam eden Genç Caz projesi bu sene Mehmet Uluğ Fonu ile daha da güçlü bir adım atıyor. Harun İzer, bu sene ilk defa Genç Caz konserlerine seçilecek isimlerin içinde yer aldığı özel bir albüm hazırlanacağını belirtti. Mehmet Uluğ Fonu desteğiyle, Sony Music Türkiye ve İKSV iş birliğiyle dijital platformlar yayımlanacak olan bu albümün Kasım ayında çıkması planlanıyormuş.

Yazın son günlerini yaşarken, Eylül’e çok fazla bir vakit kalmadı. Dopdolu programıyla 1-24 Eylül tarihlerinde İstanbul’un Caz dolu havasına katılmak için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Can Baydar’dan Bir Yaz Güzelliği: ‘Yine’

Yazının Devamını Oku

Billie Mutlu Biz Mutlu!

30 Temmuz’da Billie Eilish’in ikinci stüdyo albümü ‘Happier Than Ever’ yayımlandı. Bu albümü gerçekten büyük bir merakla bekliyordum. Yayımlandığı gece yatmadan önce albümün dijital platformlara yansımasını resmen yeni yıla girer gibi saniyeleri sayarak bekledim. Aslında bu yazıyı geçen hafta büyük bir heyecanla yazmayı istiyordum. Ancak yangın gündemi ve o duman dolu ruh hali beni de herkes gibi çok derinden etkiledi, o yüzden de yazamadım. Aslında hala da geçmedi bu ruh hali. Yine de her zaman olduğu gibi kendimi, aklımı müzikle sakinleştirdim.

Billie Eilish ve Finneas yine o kadar nefis bir iş ile karşımızda ki, özellikle de ağabey kardeş olarak tüm dünyayı etkileyecek kadar güzel bir sanatla bir araya gelmeleri tarifi zor bir mutluluk veriyor. Yeni albümden ilk yazdıkları şarkı ‘My Future’ geçen yıl Haziran ayında yayımlanmıştı. Sanatçı bu şarkının kendisi için yepyeni bir başlangıcı da simgelediğini söyleşisinde belirtmiş. Ve aslında devamında yayımladığı şarkılar da bu yeniliğe bizi bir adım daha yaklaştırdı.

Billie, ikinci albümü ‘Happier Than Ever’ın baştan sona dinlendiğinde bir durumu ve duyguyu anlatmasını istemiş. Dahası ağabeyi Finneas ile birlikte canlı çalmaktan keyif alacakları bir albüm yapmak istemişler. İlk albümünün turnesi henüz biterken Covid-19 dünyayı sardığı için, konser verme hevesi yarıda kalan sanatçı yeni albümünü hayat normale dönünce doyasıya müzikle ve canlı performanslarla kutlamak istemiş.

Albümün genel konsepti, Billie’nin saçlarını sarıya boyaması ve styling’i şarkılar tamamlandıktan, albüm bittikten sonra Billie’nin tek tek ilgilendiği konular olmuş. ‘Happier Than Ever’ın Billie’nin ilk albümüne tek bağlanabilecek yanı, kendisine getirdiği bu büyük şöhreti nasıl sindirdiği ve buradan çıkarttığı yeni şarkılar olarak özetlenebilir.

Albümdeki dev başrolü Billie ile ağabeyi Finneas de paylaşıyor. Tüm şarkıları birlikte yapmaları bir yana ve albümün yapımcılığını ağabeyi Finneas’ın üstlenmesi, aslında bize gerçek Billie’yi duymamıza imkân veren kişi. Pandemi döneminde bir albüm yapmayı pek de düşünmeyen ikili, annelerinin önerisiyle yeniden şarkı yazma moduna girmişler. İlk albümden farklı olarak Finneas’ın ufak odasında değil, kendi evindeki stüdyosunda yeni şarkıları yapmışlar. İlk albümde korkularından bahseden Billie, bu albümde bence daha çok itiraf eder bir moda bürünmüş. 16 şarkılık albüm tür bakımından bence oldukça akışkan, bir önceki albüm kadar zengin ve dahası bence bu albümde Billie’nin vokal becerisi ilkine göre çok daha iyi.

‘Happier Than Ever’ yayımlanalı henüz 10 gün geçti, albümün fiziksel kopyaları 250 bin adetten daha çok satmış durumda. Özellikle plak satışı ile 1991 senesinden bu yana en çok satış yapan ikinci albüm ünvanını kazanmış. Ve tabi ki beklenen gerçekleşti, Billie Eilish’in ikinci albümü ‘Happier Than Ever’ Billboard 200 albüm listesinde bu hafta bir numaraya yerleşti.

Böyle dolu dolu bir albümle karşılaşınca gerçekten en ince ayrıntısına kadar öğrenmek istiyorum. Tüm şarkıları ayrı ayrı defalarca dinleyip, sözlerine daha da dikkat kesiliyorum. Albümün çıkışını müjdeleyen aynı isimli şarkı ‘Happier Than Ever’ kesinlikle benim için de birçok kişi gibi Billie’nin en özel şarkılarından biri olma mertebesine şimdiden erişti. Şarkının sakin açılışından sonra devamındaki alevli kapanışı o kadar çok hoşuma gidiyor ki, klibindeki yağmur altındaki Billie’nin haykırışlarına sanki benim için söylüyormuşçasına yükseliyorum. Keşfetmeye, dinlemeye doyamadığım, Billie Eilish’in kendi kariyerinde sağlam adımlarla ilerlemesine tanık olacağımız bu nefis albümü kaçırmamanız dileğiyle.

Yıldızlar: Oxytocin, NDA, Lost Cause, GOLGWING, Male Fantasy

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

49. İstanbul Müzik Festivali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla 18 Ağustos – 16 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan 49. İstanbul Müzik Festivali ile bu haftanın yazısını açmak istedim. İstanbul’un en güzel zamanı olan yaz konserleri, 49. İstanbul Müzik Festivali ile en keyifli açık hava mekanlarında gerçekleştirilecek.

İstanbul Müzik Festivali kendi tarihinde ilk kez tüm konser programını açık hava mekanlarında gerçekleştiriyor. Festival süresince 14 farklı mekânda Türkiye ve yurt dışından 30’un üzerinde solist, topluluk ve orkestra müzikseverlerle buluşacak.

49. İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki konserlerde Tekfen Filarmoni Orkestrası, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Accademia Bizantina, Festival Orkestrası, Modigliani ve casalQuartet gibi toplulukların yanı sıra Fazıl Say, İdil Biret, Khatia Buniatishvili, Anna Vinnitskaya, Alexander Rudin, Hande Küden, Paul Meyer, Simon Ghraichy, Martynas Levickis ve Ufuk-Bahar Dördüncü gibi birçok büyük ismin performansları izlenebilecek.

Tüm konserlerin açık havada gerçekleşeceği 49. İstanbul Müzik Festivali bu yıl Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Sakıp Sabancı Müzesi Fıstıklı Teras, Maximum Uniq Açıkhava, Fransız Sarayı, Venedik Sarayı, ARTER Arka Bahçe, Rahmi M. Koç Müzesi, Four Seasons Hotel İstanbul at the Bosphorus ve Saint Benoît Fransız Lisesi Avlusu’nda pandemi önlemlerine uygun şekilde düzenlenecek.

Dolu dolu bu programa ek olarak İstanbul Müzik Festivali kapsamında Atatürk Kent Ormanı, Fenerbahçe Parkı ve Yıldız Parkı’nda düzenlenecek ücretsiz hafta sonu konserlerine tüm İstanbullular davetli olduğunun bilgisini de vereyim. Ayrıca festivalde çocuklara ve gençlere yönelik doğa yürüyüşleri, atölye çalışmaları yine ücretsiz olarak pandemi önlemlerine uygun olarak gerçekleştirilecekmiş.

49. İstanbul Müzik Festivali bu yılki teması “Başka Bir Dünya Mümkün” olarak belirlenmiş. Klasik müziğin evrensel ve birleştirici gücüyle ortak bir duyguda buluşmayı hedefleyen İstanbul Müzik Festivali, zengin ve özel programıyla 1 ay boyunca müzikseverleri bu özel dünyaya misafir edecek.

Yeni Çıkış

Nova Norda -Doya Doya

Yazının Devamını Oku

Her Dem Yeşil

Sertab Erener yepyeni bir projeyle karşımızda.

Aslında projenin başlangıcı Mayıs ayının sonunda oldu. Ben yazmakta biraz geciktim. ‘Her Dem Yeşil’ projesinden ilk yayımlanan şarkı ‘Sakin Ol’ oldu. Şarkı aynı zamanda Sertab Erener’in ilk albümünün de adını taşıdığı için bence önemli bir çıkıştı. Sözü Sezen Aksu’ya bestesi Sezen Aksu ve Uzay Heparı’ya ait olan ‘Sakin Ol’ Ozan Yılmaz düzenlemesiyle yeniden bize ulaşıyor.

‘Her Dem Yeşil’e açılış yapan ‘Sakin Ol’ aslında bizi önümüzdeki dönemde bu projeye dair nasıl sürprizlerle karşılaşacağımızı da gösteriyor. ‘Her Dem Yeşil’ ile yeniden hayat bulan ‘Sakin Ol’ tam da bu zamana ait, yeni çağın müziğine örnek bir yapıda yeniden, hiç unutmadığımız 90’lardaki ifadesinden de bir tutam alarak, yeni formuyla karşımızda.

‘Sakin Ol’dan sonra ne gelecek diye merakla beklerken, belki de benim için Sertab Erener favorilerim arasında ilk üçte yer alan ‘Ateşle Barut’ yeni düzenlemesiyle geçtiğimiz hafta yayımlandı. ‘Her Dem Yeşil’ albümünün ikinci çıkışı, sanatçının yine ilk albümü ‘Sakin Ol’dan bir diğer önemli şarkıya yepyeni bir soluk kazandırarak karşımızda. Sözü Aysel Gürel, bestesi Garo Mafyan’a ait bu efsane şarkının yine yeni düzenlemesi Ozan Yılmaz’a ait. 90’lar dans pistlerine tema olmuş ‘Ateşle Barut’ yeni düzenlemesiyle bence harika olmuş. Şarkıyı ilk defa dinleyenler eminim birçoğumuzun 90’larda yaşadığı heyecanı, zamanın ruhuna uygun bu yeni düzenlemesiyle hissedecekler.

Her Dem Yeşil’in devamında gelecek olan şarkıları ve düzenlemeleri, bu projeye dair merakımı özellikle ‘Ateşle Barut’ sonrası daha da kuvvetlendirdi. Sertab Erener’in geçmişi bugüne ustaca dönüştürüp, sanatını modern ve güncel bir şekilde devam ettirmesi bir dinleyicisi olarak beni her zaman heyecanlandırıyor.

İstanbul’un Yeni Sahnesi

Pandemi kısıtlamaları biter bitmez konserler birer birer duyurulmaya başlandı. Her şehirde, hatta her parkta nerdeyse bir konser var. Hem müzikseverler hem de sanatçılar pandemiyle geçen 1.5 yılın ardından bir arada olmayı, hep bir ağızdan şarkılar söylemeyi çok özledi.

İstanbul’da yaz konserleri her zaman özeldir. Yıldızlı Geceler de bu özel konserlerden biri olarak bu şehre imza atan etkinliklerdendir. Turkcell’in senelerdir düzenlediği Yıldızlı Geceler bu sene Vadi İstanbul’da kurulan Turkcell Vadi sahnesinde düzenlenecek.  30 Temmuz – 11 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek olan Yıldızlı Geceler’de sırasıyla Sertab Erener, Aleyna Tilki, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Berkay, Ceza – Anıl Piyancı – Sansar Salvo, Kenan Doğulu, MFÖ, Funda Arar, Haluk Levent, Ebru Yaşar müzikseverlerle buluşacak.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Koltuk Senin!

Konserler birer birer başlarken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür AŞ ve kültür sanat sektörü el ele vererek harika bir faydaya imza atmışlar. Bu yaz Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahipleri tarafından kullanılmayan koltuklar boş kalması yerine 24 yaş altındaki İstanbullu sanatseverlere ücretsiz olarak sunuluyor.

Sanatseverler etkinliklerden 1 saat önce etkinlik alanının girişinde bulunan ‘Koltuk Senin’ masasına başvurarak HES kodu doğrulaması yapılmış İstanbul Kart ile sıra numarası alıyor. Etkinlik başlarken, alınan sıra numarasına göre genç sanatseverler görevliler tarafından konser alanına alınarak uygun koltuklara yönlendirileceklermiş. Ek olarak belirtmek gerek, bu kampanyadan 1 kişi 1 ayda 1 kez yararlanabilecekmiş. Uygulama açısından genç sanatseverlerin de bu konserlerden ücretsiz olarak imkanlar çerçevesinde faydalanacak olmasına çok sevindim.

Yeni Çıkışlar

Karsu – Sonunda

Karsu yeni teklisi ‘Sonunda’yı geçtiğimiz hafta yayımladı.

Şarkının sözleri Kalben, bestesi ise Karsu ile Mart Jeninga’nın birlikte imzasını taşıyor. Kalben ve Karsu’nun yeni bir şarkı için bir araya gelmesi fikri beni aşırı heyecanlandırıyor. Dilerim bu bir başlangıçtır ve bu iş birliğinin devamı daha gelir. Kalben’in sözlerini yazdığı ‘Sonunda’ Karsu’nun kendine has vokaliyle birleşince ortaya nefis bir şarkı çıkmış. Şarkının Paradiso çekilen klibi de ‘Sonunda’ya kesinlikle ayrı bir hava katmış.  

Simge Pınar – Cevap

2019 senesinde yayımlanan ‘Güzel Şeyler’ albümü ile Simge Pınar o günden beri merakla beklediğim bir isimdi. Önceki hafta ‘Cevap’ adlı yeni şarkısını Universal Music etiketiyle yayımlayan Simge Pınar nefis bir geri dönüş yaptı. Sözleri ve bestesi kendisine ait olan şarkının prodüktörlüğünü Efe Demiral üstlenmiş.

‘Cevap’ın introsunu kaç kere dinledim bilmiyorum, şarkıyı baştan sona defalarca dinleyip, introsunu en sonunda birkaç kere daha dinledim her seferinde.  Yeni şarkı aynı zamanda Simge Pınar’ın ikinci albümünden çıkan ilk şarkı. Simge, ikinci albüm yolculuğuna olan katkısından ötürü ve birlikte çalıştığı herkesin ruhundan bir parça taşımasından ötürü ‘Cevap’a ayrı bir sevgiyle bağlı olduğunu belirtmiş. İkinci albümü ve yeni şarkıları ‘Cevap’ın yayımlanmasından sonra daha büyük bir merakla bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

Onurr dans ederek ağlatıyor

Pazar günü Onurr yeni albümü ‘Ağlak Disko’yu yayımladı.

Onur Özdemir’den yeni bir şarkı dinlemek zaten bence başlı başına bir mutluluk sebebi. 10 şarkılık ‘Ağlak Disko’ beni bu anlamda mutluluktan öte tam anlamıyla mest etti. Cumartesi gecesi resmen dakikaları saydım, saat gece yarısını geçince kulaklıkları takıp tek tek tüm şarkıları baştan sona dinledim. Bir albümün o ilk dinleme anı ve onun mutluluğu gerçekten tarif edilmez bir haz. Onurr’un ‘Ağlak Disko’ ile yarattığı bu mutluluk, dans ve hüzün üçgeni beni ziyadesiyle tatmin etti. 

Albümün açılışını geçtiğimiz hafta Cuma günü ‘Muamma’ya çekilen klip ile yapan Onurr ‘Ağlak Disko ’da bizi çok özel bir dans dünyasına götürüyor. 10 şarkılık albüm ismiyle yaşayan duygular treni diyebiliriz. ‘Ağlak Disko’daki 10 şarkının söz, müzik, düzenlemesinin tamamı Onurr’a ait. Şarkıların her aşamasına kendi imzasını atması belki de bu albümü bir bütün olarak daha özel kılıyor. Abartmayı istediği kadar, ulaşabildiği kadar, tamamen kendi canı istediği şekilde yaptığı için bu albüm daha da özel hissettiriyor dinledikçe. 

Onurr pandemide yaptığı albümün kayıtlarını dinledikçe danslarına gözyaşları da eşlik ettiği için albümün ismine ‘Ağlak Disko’yu uygun bulmuş. Albümde daha önce İrem Derici’ye verdiği ‘Güz Dönümü’ ve Gülşah Kömürcü’ye verdiği ‘Çok Mu Zor’u Onurr’un yorumuyla dinlemek ayrıca çok kıymetli. ‘Yorgun Sevda’, ‘Deniz Tuzu’ ve ‘Çok Mu Zor’ benim için ‘Ağlak Disko’nun incileri. Onurr’un müziğinin ve üretkenliğinin yenilikçi bakışı ile nefis uyumu ‘Ağlak Disko’da hayat bulmuş. 

Yıldızlar: Alemde Seyr-i, Deli Aşk, Güz Dönümü, İmkansızın Kenarı

Oscar’ımı Verdim Gitti: Yorgun Sevda, Deniz Tuzu, Çok Mu Zor 

Korhan Futacı ile Canlı Canlı! 

Korhan Futacı ile 30 Haziran Zorlu PSM konseri öncesi bir araya geldik. Pandemi kısıtlamalarının sonlarına gelmişken, konserler de yavaş yavaş başlarken bu söyleşi harika bir zamana denk geldi. 

Yaklaşık 1.5 senedir içinde olduğumuz bu dönemin üretim anlamında nasıl geçtiğini sorduğumda Korhan Futacı bu karmaşık döneme rağmen kendisine göre bir düzen kurmayı başardığını anlattı. Şartlar zorlayıcı ve tuhaf da olsa, duruma uyum sağlamaya başladıkça önünde farklı kapıların açıldığını ve bu sayede o da müzik adına üretmeye devam ettiğinin altını çizdi. Nova Norda ile yakın zaman önce yayımladıkları ‘Cehennem’ şarkısının çok hoşuma gittiğini, önümüzdeki dönemde başka nasıl çalışmaların yolda olduğunu sorunca güzel haberler aldım. Sanatçının State51 etiketiyle yayımlamak üzere hazırladığı 6 şarkılık bir enstrümantal albümün yolda olduğunu hatta hemen ardından da 9 şarkıdan oluşan vokalli bir albüm daha çıkartacağını söyledi. 

Yazının Devamını Oku