Hikmet Demirkol

Adele’in Muhteşem Dönüşü

24 Kasım 2021
Beklenen albüm artık bizlerle. Adele 4. stüdyo albümü ‘30’u geçtiğimiz hafta yayımladı. Albümden ilk tekli ‘Easy On Me’ bundan birkaç hafta önce yayımlandığında özlenen Adele havası tüm dünyada büyük bir mutlulukla karşılanmıştı. 12 şarkılık ‘30’un yayımlanması için beklenen günler bir çırpıda geçti. Hem yayımlanmasından önce hem yayımlandıktan sonra rekorlarını beraberinde getirdi. Dijital platformlarda şimdiye kadar yayın tarihinden önce kullanıcıların telefonlarına en çok kaydettiği albüm olarak tarihe adını yazdıran Adele, bu rekoru taşıyan Billie Eilish’i de geçmiş oldu.

Adele 2019’un başları hatta 2018’in sonlarında yazmaya başladığı ‘30’ albümü için Greg Kurstin, Max Martin, Shellback, Tobias Jesso Jr, Inflo ve Ludwig Göransson gibi isimlerin yapımcılığıyla tamamlamış. Sözlerine her şeyden daha çok önem veren Adele, önceki albümlerinde olduğu gibi ‘30’da da yine kendisini dinleyicisine filtresiz bir şekilde açıyor. Söz konusu yeni albümde Adele yine onu bildiğimiz tonlarda ve türlerde geziniyor.

Sanatçı evliliğini sonlandırdıktan sonra ‘30’u yaptığı için albümdeki şarkılarında hayatının bu dönemi daha çok paylaşmış. Hatta bu açıdan bakınca bence çok da cesaret dolu bir iş yapmış. Özel hayatını belki direkt olarak söyleşilerde konuşmaktan çok hoşlanmasa da yeni albümünde bu konulara dair merakı olanlar birçok detayı şarkılarda bulabiliyorlar. Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu vurgulayan sanatçı, yeni şarkılarında hem kendi hayatına hem de aslında kendisi gibi benzer zor dönemlerden geçen birçok kişinin duygularına tercüman oluyor.

‘30’ sayesinde daha sabırlı olmayı öğrendiğini söyleyen sanatçı, albümün üretim sürecinin kendisine bir nevi terapi etkisi yarattığını, zor dönemlerini bu sayede atlattığını söylüyor. Müzik yapmanın kendisi için hobi olduğunu, bunun zaman içinde onun mesleği olmasını hala bazen yadırgadığını söyleyen sanatçı yeni şarkıları sayesinde daha sakin bir insana dönüştüğünü belirtiyor. Önceki albümleri de oldukça kişisel olsa da en çok bu albüm ‘Adele’i anlatıyor diyen sanatçı, ‘30’un umut dolu bir albüm olduğunun da altını çiziyor.

Sanatçının 4. Stüdyo albümü ‘30’ aslında 1 senedir hazır bir şekilde bekliyormuş. Covid ve kısıtlamalar yeni albümün yayımlanmasını 1 sene ötelemiş. Şarkıları 1 senedir kendi kendine dinlediğini belirten sanatçı, bu sayede hem şarkı sıralamasını en istediği hale getirdiğini belirtiyor, hem de şarkılardaki istediği değişiklikleri yapmak için oldukça çok vaktinin olduğunu aktarıyor.

‘30’ albümüne başladığı zamanki haliyle bitirdiğindeki durumunu değerlendirdiğinde, şarkıların kendisini insanlarla daha kolay iletişim kurabilir bir hale getirdiğini söylüyor. Soul, pop, caz yelpazesinde dinleyicisine özlediği ve sevdiğini hakkıyla teslim eden ‘30’u Adele baştan sona dinlenmesini öneriyor. Albümün akışının bir hikâye örgüsüyle hazırlandığını vurgulayan İngiliz sanatçı şarkıların albümdeki sıralamayla dinlendiğinde etkisinin daha büyük olacağının altını çiziyor. Uyandığımız her günün bir müziği olduğunu düşünen Adele, ‘30’ ile dinleyicisine eskimeyecek nefis şarkılar ve anılar armağan ediyor.

Yıldızlar: Easy On Me, Cry Your Heart Out, Can I Get It, I Drink Wine, Love Is a Game

Oscar’ımı Verdim Gitti: My Little Love, Oh My God, To Be Loved

Hedonutopia’dan Yeni Albüm: Nergist

Yazının Devamını Oku

En çalışkan öğrenci Taylor Swift

18 Kasım 2021
Başlık kendisini anlatıyor ama biraz daha açayım çünkü Taylor Swift hakkında biraz konuşmamız lazım. Kendisi pandemi, zor zamanlar demeden 2 sene içinde 5 albüm yayımladı.

Kaseti biraz başa sardığımızda Taylor Swift 2019’da yayımladığı, ilk her şeyiyle kendi albümü olan ‘Lover’dan sonra eski albümlerini tekrardan düzenleyerek yayımlayacağını söylemişti. Eski yapımcısıyla yaşadıkları kriz sonrasında kendi eserleri üzerindeki hakkının oransal ve hakkediş olarak dengesizliğine savaş açan sanatçı geçmişte yayımladığı 6 albümünü yeniden yayımlayacağını açıklamıştı. Taylor hanım sözünde durdu eski albümlerini bir bir yapıyor. Eski albümlerin yeni kayıtlarının gün yüzüne çıkmasından önce ‘Folklore’ ve ‘Evermore’ adlı iki nefis, indie havalarına bulanmış albümünü yayımladı. Hızını alamadı ardından da 6 albümlük dev hazinesinden önce ‘Fearless’ı ardından da geçtiğimiz hafta ‘Red’ albümünü yayımladı. İşte tam da bu yüzden sınıfın en çalışkanı Taylor Swift.

Elbette bu işler bir başına olmuyor, sizin de tahmin ettiğiniz gibi Taylor Swift’in dev bir ekibi var. Ama bu ekibi idare eden kişinin kendisi olduğunu düşünürsek, çalışkanlığına şapka çıkartmak lazım. Geçtiğimiz hafta yayımladığı ‘Red’ albümü sanatçının zamanında yayımlandığında satış rekorları kıran albümü olarak tarihte yerini almışken, aynı albümün yeniden kayıtları yapılmış Taylor’ın versiyonu haliyle yayımlandığı ilk gün dijital platformlarda ilk günde en çok dinlenen albüm rekorunu kazandı. Buradan bakınca Taylor Swift’in hayranları da en az kendisi kadar azimli ve sanatçılarını desteklemek açısından istikrarlı. Söz konusu ‘Red (Taylor’s Version) albümü sadece albümdeki şarkıların yeniden kaydedilmiş versiyonlarını içermiyor, ayrıca bu albüm kayıtları zamanı Taylor Swift’in yazdığı ama yayımlamadığı şarkıları da içeriyor. 30 şarkılık bu dev albüm sanatçının belki de eski albümleri arasında üzerinde en titiz çalıştığı iş olabilir. Albümün ilk halinde yer alan ‘All Too Well’ şarkısının orijinal 10 dakikalık versiyonu bu albümün en büyük hadisesi oldu. Şarkının 10 dakikalık ilk versiyonunun ‘Red (Taylor’s Version) albümünde yer alması bir yana, bir diğer olay da bu şarkının kısa film şeklinde çekilen klibi oldu. Klibin yönetmenliğini Taylor Swift üstlenirken oyuncular Sadiw Sink ve Dylon O’Brien’ın performansı gerçekten de klibi kısa bir film havasına sokuyor. Söz konusu şarkı sanatçının geçmişteki Jake Gyllenhaal ile yaşadığı ayrılığını konu ettiği magazin dünyasının en çok konuşulan konusu olduğu için bu kısa film video klip haliyle daha da büyük önem arz ediyor.

Red’in yeni versiyonundan sonra bence Taylor Swift biraz dinlenir diye varsayıyorum. Çünkü bu albümün tanıtım dönemi muhtemelen biraz daha uzun sürecektir. Gelmesini dört gözle beklediğimiz ‘Speak Now’ ve esas Taylor Swift’in country türünden pop müziğine adım attığı ‘1989’ ve ardından gelen Reputation’ın yeni versiyonlarını düşündükçe beni dev bir heyecan alıyor.

Soft Analog’a Dikkat!

2019 senesinde hayatımıza adım atan ve yayımladığı teklilerle dijital platformlarda hatırı sayılır bir dinleyici kitlesi edinen Soft Analog ile geçtiğimiz hafta kısa bir söyleşi yaptık. Yola 5 kişi başlayan grup şimdilerde Ömer Çelik ve İdil Tavşanlı ile devam ediyor. Müzik yapan birçok isim gibi onlar da okul hayatlarının nerdeyse her evresinde müzikle hep ilgililermiş. Hatta o zamanlarda da şarkılar yazıp üretimlerine devam ediyorlarmış. Resmi olarak Soft Analog olmaları grubun üniversite eğitim dönemlerine denk geliyor.

Ömer Soft Analog’un prodüksiyon dümenini yönetiyor, İdil de şarkıların iskeletini kurup, sözler üzerine üretimi yönlendiriyor. Düzenlemeyi her ikisinin de birlikte yaptığı şarkılar tek bir türe odaklı değil aslında grubun ortak sevdiği karakter üzerine kurulu. Ankara’nın rock ve underground müzik kültüründen Soft Analog etkilense de yaptıkları müziği her seferinde geliştirerek ilerlemek esas hedefleri. Grubun adının nerden geldiğini sorduğumda İdil, eski tarz her şeyden genel olarak hoşlandıkları için grubun adında ‘Analog’ kelimesinin geçmesini ilk baştan beri istediklerini söyledi. ‘Soft’ ise müziklerinin biraz da olsa tarzına dokunan bir his içerdiği için ‘analog’ kelimesiyle bir araya gelmesiyle oluşan ahenkten de mutlu oldukları için sonunda ‘Soft Analog’ olarak adlarına karar vermişler. 2019 senesinden bu yana grup sık aralıklarla yayımladıkları teklilerine ek olarak bu sene ‘Arasında Dünyanın’ Ep’sini çıkarttı. Söz konusu EP grubun hep yapmak istediği bir çalışma olarak kendi tarihçelerinde büyük önem taşıyor. 5 şarkılık EP’nin klipleri aslında bir bütün olarak izlendiğinde gerçekten de dikkat çekici bir hikâyeyi bize ulaştırıyor.

Soft Analog pandeminin de getirdiği zor dönemlerden sonra yeni yeni başladığı konserlerden ötürü bundan sonraki süreçte üretimlerine devam edeceğini, ancak bir albüm prodüksiyonunun biraz daha ileride olabileceğini belirtti.  Yakın zaman önce yayımladıkları ‘Misket’ teklisi Soft Analog’un benim için en orijinal işlerinden birisi. İdil ve Ömer yaptıkları ‘Misket’ cover’ı konusunda hem çok iyi hissediyorlara, hem de aldıkları pozitif yorumlardan ötürü dinleyicilerinin kendilerini bu tarz yenilikler anlamında yüreklendirdiğinin altını çizdiler.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Polonya’da Müzik, Dans, Mücadele

12 Kasım 2021
Geçtiğimiz hafta 2 senedir pandemiden ötürü yapamadığım bir şey yaptım ve yurt dışına çıktım. 4-6 Kasım tarihlerinde Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finaline gittim. Yurt dışı çıkışında pasaportla beraber aşı kontrolü de yapılarak başlayan seyahatin devamında, Polonya girişinde de benzer şekilde kontroller sonrasında ülkeye giriş yapabildim. Bu açıdan kendimi daha güvende hissettiğimi belirtmem gerekiyor; Polonya’da da tüm kapalı alanlarda maske kullanımı zorunlu ve genel çoğunluk da bu konuya uyum sağlıyordu.

Pandemide yurt dışı seyahati nasıl oluyor kısmını deneyimledikten sonra gelelim Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenen Red Bull BC One dünya finali deneyimlerime… Breaking olarak anılan break dans aslında temelleri 1960’lara kadar uzanan bir dans dalı. DJ kültürü, grafiti, sanat ve atletizmin de köklerinde yer alan bu dans kültürü, bir MC’nin de etkinlik boyunca hem dansçıları hem de izleyicileri motive etmesiyle sonsuz bir heyecana sahne oluyor.

Bu sene Polonya’nın Gdansk şehrinde düzenlenen 2021 Red Bull BC One dünya finalinde dünyanın dört bir köşesinden gelen B-Boy ve B-Girl’ler birincilik için yarıştılar. 30’u aşkın ülkeden 32 finalistin yarışacağı bu büyük finalde, ana kadroya katılmak üzere Türkiye’den B-Boy Jester ve B-Girl Jemrai da yer alıyordu. 6 Kasım Cumartesi akşamı gerçekleştirilecek büyük final öncesinde yapılan yarışlarda 4 B-Girl ve 4 B-Boy finallere katılmaya hak kazandı. Bu yarışlarda Jemrai ve Jester da dans pistinde mücadele ettiler. Gdansk’a gelir gelmez ayağımızın tozuyla etkinlik mekanına giderek Jester’ın ve Jemrai’nın katıldığı atışmaları izledik. Böylesine uluslararası hem de uzun soluklu bir dans yarışmasında Türk dansçıları görmek beni inanılmaz gururlandırdı. Jester ve Jemrai ile dans pistindeki mücadelelerinden sonra kısa bir söyleşi de yaptık.

Türk Finalistler Neler Anlatıyor?

2010 senesinde break dans yapmaya başladığını belirten Jester, bunun dev bir kültür olduğunu yurt dışındaki yarışmalara gittikten sonra fark ettiğini söyledi. Breakingin kişinin kendini ifade etme sanatı olarak da yorumlandığını belirten Jester, dans eden kişinin anlatacak bir hikayesinin olmasının bu dansı daha da farklı bir yere taşıdığını belirtti. Break dansta yeterli antrenmana sahip değilseniz yarışmalarda geride kalmanın kaçınılmaz olacağını belirten Jester, kişinin bir tarz ve kendine ait bir hareket kabiliyeti bulmasının o dansı daha da özelleştirdiğini aktardı.

Bu seneki dünya finalinde B-Girl’lerin ilk defa B-Boy’lar ile eşit sayıda yarışmacıyla finalde olmasının önemini Jemrai’e sorduğumda dünyada bu akımın giderek arttığını söyledi. Jemrai, Türkiye’de break dans anlanında daha gidilecek yol olduğunun altını çizerken, Paris’teki 2024 Yaz Olimpiyatları’nda Breaking’in de yer almasının her şeyi olumlu yönde değiştireceğini tahmin ettiğini söyledi. Bu kültür içinde çok sayıda opsiyonun var olduğunu belirten Jemrai, break dans yapan kişinin bunları deneyimlemesinin kendisine daha çok şey kattığını da aktardı.

Deneyimin önemli olmasının yanı sıra pratik yapmanın break danstaki başarıya katkısının büyük olduğunu hem Jemrai hem de Jester çok kez tekrarlarken, Avrupa’da birçok dansçının sokakta yaptığı performanslarla deneyimlerini arttırarak bu alanda daha da tecrübeli hale geldiklerini belirttiler. Mimar olan Jemrai iş hayatı ve break dans dengesini zaman içinde daha da iyi oturttuğunu söylerken, Jester küçük yaşlardan beri hep dans etmek istediğini, hayatının dans ile devam etmesini arzu ettiği için Mimar Sinan Üniversitesi’nde şimdilerde Çağdaş Dans okuyarak bu eğitimin de kendisine katacaklarıyla ilerlemeyi hedeflediğini söyledi.

Jester ve Jemrai break dans dünyasının ve kapsadığı bu büyük kültürün aslında hayata tutunmak için bir sebep olduğunu ve bunun da merkezinde sevgi olduğunun altını çizdiler. Türkiye’nin bu alanda henüz büyük başarıları olmasa da bunu ilk başaranlardan biri olacağını söyleyen Jester ‘iyi dans ediyorsun’ yerine ‘çok güzel bir tarzın var’ denmesinin onu en çok mutlu eden yorum olduğunu belirtti. Her ikisine de lakaplarını nasıl seçtiklerini sorduğumda Jester ilk dansa başladığı zamanlardan bu ismi seçtiğini söyledi. Jester kelime anlamıyla soytarı demek… Geçmiş zamanlardaki krallıklarda soytarıların rolü çok büyükmüş. Bu takma adı seçmesindeki sebep, soytarıların krala kendi adıyla hitap edebilen sayılı kişiler arasında bulunması, akrobasi gösterileri yapmaları ve hatta tarihte bazı krallıkların yükselip yok olmasına dahi etki edecek kadar önemli olmalarıymış. Jemrai ise kendi ismi Cemre’den yola çıkarak bu lakabı seçmiş. Cemre ismi Ural Altay mitolojisinde baharı getiren cine verilen isim olmasına ek olarak, uzun süredir samuray iltifatını almasından da ötürü bu iki durumu birleştirerek lakabını Jemrai olarak belirlemiş.

İngiltere Breaking Sahnesinin Eski Yıldızlarından Sunni

Yazının Devamını Oku

Müzik Dolu Bir Hafta Sonu!

4 Kasım 2021
Bu hafta sonu Zorlu PSM’de MIX festival müzikseverleri bir araya getirecek. 5-6 Kasım tarihlerinde 5. kez düzenlenecek olan festivalde birbirinden farklı müzik türlerinde önemli isimler sahne alacak.

Program oldukça zengin, kimler var bu hafta sonu MIX Festival’da kısaca bir özet geçmek gerekirse; AaRon, Ah! Kosmos, Cihangir Aslan, Claire Laffut, COMA, Far Caspian, Goose, Islandman, Jakuzi, Lalalar, Gaye Su Akyol, Nova Norda, Mikado, Style-ist, Melis Köse, Anıl Kırkyıldız, Günce Acı, Flü, Ahmetjah ve Vitalic sahne alacak.

Elektronik, indie ve dans türlerinde birçok performansın yer alacağı iki günlük müzik maratonu için artık geri sayım başladı. Fransız elektronik müzik yapımcısı Vitalic ile festivaldeki performansı öncesi bir araya geldik. Hem geçtiğimiz 1.5 seneyi konuştuk, hem de kendi üretimleri üzerine bir söyleşi yaptık.

Vitalic’e ilk sorum pandemi dönemini nasıl geçirdiği oldu. İlk karantina sırasında Güney Fransa’ya giderek kalabalıktan uzak ve izole bir 3 ay geçiren sanatçı bu süre zarfında kendisini ev işlerine adamış. Yemek yapmak, bahçıvanlık yapmak gibi daha önce pek de vakit bulamadığı işlere odaklanmış ve hiç müzik üzerine çalışmamış. İkinci karantina döneminde Paris’e geri dönen Vitalic, albümüne odaklanmaya karar vermiş. Sabahları erkenden stüdyoya giderek gece geç saatlere kadar orada zaman geçirdiğini belirten sanatçı Paris’in bu dönemdeki sakinliğinde müzik yaparak geçirmiş. Son 20 senesinin neredeyse her hafta sonu turnede olduğu için pandemi hayatında ciddi ve sert bir duraklama yapmış. Bu durum gelecekte tekrarlarsa ne yapacağını bilmese de belki filmler ve reklamlar için müzik yapmaya kafa yoracağını belirtti.

Pandeminin yeni müzik üretmeye katkısını konuştuğumuzda kendisi için durumun pek de öyle olmadığını belirtti. Bir hikaye anlatabilmek için deneyimlemenin gerekliliğini ve insanları görmenin öneminin altını çizen Vitalic bu sebeple pandeminin ilk döneminde ciddi bir tıkanıklık yaşadığını ve hiç müzik yapmadığını aktardı.

Yakın bir süre önce yayımladığı Dissidaence Episode 1 albümünün üretim sürecini sorduğumda önceki albümlerine benzer bir süreç izlediğini söyledi. Sesler, davullarla bazı taslaklar veya eskizler hazırlayıp bunları sonlandırmadığını, ortaya çıkan bir sürü kısa şarkıyı daha sonra bir araya getirerek albüme dönüştürdüğünü anlattı. Tabi albümün bu ilk bölümü olduğu için insan ister istemez ikinci bölümünde bizi nelerin beklediğini merak ediyor.  2. bölümün daha karanlık ve endüstriyel bir tarzda olacağını belirten Vitalic, ilk bölüme göre farklı olsa da yine de aynı nesnenin bir parçası olduğunun altını çiziyor. Kendi deyimiyle aslında aynı hikâyeyi farklı bir filtre ile anlattığını belirtiyor.  Albümden en sevdiği şarkının hangisi olduğunu sorduğumda hiç tereddüt etmeden ‘Danse avec Moi’ olduğunu söyledi. Bunun sebebinin de şarkının dans pistinde aşık olma duygusunu anlattığını, bu anın şiirsel yanının kendisi için de özel olmasının altını çizdi.

Pandemide müzik zevkleri ne ölçüde değişti diye sorduğumda Vitalic geçtiğimiz yıl 90’ların tekno örneklerinden 70’lerin post punk ve folk türlerine geniş bir yelpaze dinlediğini aktardı. Tek bir türde bağlı kalmak yerine her tür müzik dinleyerek duygu ve yaratıcılık almaya çalıştığını sözlerine ekledi.

Yaptığı remix çalışmalarıyla da anılan bir isim olan Vitalic’e bir şarkıyı remix yaparken nasıl bir süreç izlediğini sordum. Cevabı oldukça net oldu, önce şarkıyı dinleyip kendisinde bir ışık yakıp yakmadığına baktığını söyledi. Eğer durum pozitif ise hemen işe koyulduğunu ama eğer şarkı onda bir his uyandırmazsa kesinlikle remix üzerine çalışmadığını belirtti.

Söyleşinin sonunda MIX Festival için bizi neler bekliyor diye sorduğumda çok heyecanlı olduğunu söyledi. Türkiye’yi ziyaret etmeyeli çok uzun zaman olduğu için ve burada çalmanın kendisi için çok özel olduğunu, hafta sonunu iple çektiğini ve sabırsızlandığını belirtti. 

Yazının Devamını Oku

Prenses Anksiyete

27 Ekim 2021
Geçtiğimiz hafta Glasxs’in uzun zamandır beklenen duble albümü ‘Prenses Anksiyete’ ve ‘Princess Anxiety’ Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı.

Albümün çıkışından önceki hafta özel bir grupla tüm şarkıları tek tek dinleyip Glasxs’in yorumlarını ve hazırlık sürecini dinledik. Bu özel dinleme partisi bana bundan 5-6 yıl önce Glasxs’in ilk albümünün dinlemesi için stüdyosunda yine benzer bir grupla buluştuğumuz o geceyi anımsattı. Bu dinleme partilerini özellikle çok önemsiyorum. Çünkü sanatçının şarkılarıyla dinleyicisini ilk defa tanıştırdığı o an hem kendisi için çok değerli oluyor, hem de benim için o ilk dinleme anındaki hisler genelde daha sonra ve hatta her dinlediğimde bana o günü ve o anı tekrar tekrar hatırlatıyor.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Glasxs’i uzun zamandır takip ediyorum ve üretimleri beni her zaman heyecanlandırıyor. Önceki iki albümü, teklileri ve muhteşem cover çalışmalarından sonra böylesine derin ve zengin bir albüm gelmesi beni bir dinleyicisi olarak çok mutlu etti. Üstelik albümün iki dil olarak yayımlanması işi daha da özel bir yere taşıyor.

Glasxs’in ‘Prenses Anksiyete’ / ‘Princess Anxiety’ albümlerindeki yaratıcı dokunuş okyanusların sonsuzluğundan, denizlerin derinliğinden, kusalların ıssızlığından geliyor. Albümdeki Glasxs’in nev-i şahsına münhasır synth düzenlemelerinin üzerine Grey Owl’un yazdığı bas gitarlar her şarkıyı bir başka noktaya taşımış.

Glasxs dinleyicisine kimi zaman ürpertici, kimi zaman da bir o kadar heyecan uyandıracak çok zengin bir palette albüm hazırlamış. Melis’in deyimiyle son albümü ‘Mavi Toz Ormanda’nın ‘Retro Roketler’ şarkısıyla Glasxs personasının başka galaksilere yolculuğuyla bitmişti, ‘Prenses Anksiyete’ Glasxs’in dünyada kalan yarısına odaklanıyor. Özellikle de pandeminin ortasında hem tüm dünyaya yakın ama bir o kadar da her şeyden uzak olmanın getirdiği ıssızlığı şarkılarda ortaya çıkartıyor.

Tüm şarkıların İngilizce versiyonuyla yer aldığı ‘Princess Anxiety’ aslında başlı başına apayrı bir albüm. Şarkılardaki duyguyu hem Türkçe hem de İngilizce olarak eş bir şekilde yansıtabilmesi bence bu ikili albümün en önemli özelliklerinden birisi. Bu ince işçiliğinden ve detaylara bu kadar önem vermesinden ötürü Glasxs’i tebrik etmemek imkânsız.  

Endişeye bambaşka bir pencereden yepyeni şarkıların eşliğinde bakan Glasxs bizi kendi dünyasına en samimi şekilde konuk ediyor. Eskiyi, anıları, en çok da içinizdeki çalkantıları bir de Glasxs’in yeni şarkılarını fona alarak gözden geçirip nerede durduklarına odaklanın derim.

Yıldızlar: Hayalet Gemi, Yoo İyiyim, Ay Projesi, Karanlıkta Park

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

Adele Geri Döndü!

20 Ekim 2021
2021’in en büyük müzik olaylarından biri Adele’in yeni şarkısıyla geri dönüşü oldu. 6 sene sonra yayımlanan yeni şarkısı ‘Easy On Me’ sanatçının 4. albümü ‘30’un da habercisi durumda. Yine bir yaş dönemini kapağa taşıyan İngiliz sanatçı aslında geçen yıl yayımlamayı planladığı albümü 1 senedir cebinde saklıyormuş. Corona virüs sebebiyle yeni albümünün yayınını 1 senedir bekleten sanatçı birkaç hafta önce Berlin, Roma, Londra gibi büyük başkentlerde duvarlara yansıtılan ‘30’ rakamıyla resmi tanıtım ipuçlarını yaymaya başlamıştı.

19 Kasım’da yayımlanacak olan ‘30’ albümü sanatçının 2 sene önce yaşadığı, hayatının belki de en çalkantılı dönemini resmediyor. 2019’da ayrıldığı ve bu senenin başında resmen boşandığı eşiyle yaşadığı bu zor dönemi şarkılarına yansıttığını belirten sanatçı, oğluna bu dönemi ilerde dinlediğinde anlaması için ‘30’ albüm ile anlattığını belirtmiş. Diğer yandan ‘30’ albümü ile kendisini yeniden keşfettiğini, katmanlarını azalttığını, bir anlamda kendisiyle de barıştığını söylüyor.

Albümden geçen hafta yayımlanan ilk şarkı ‘Easy On Me’ sevenlerinin ilk dinleyişte hemen benimseyeceği bir Adele şarkısı. Şarkının klibi de yine bir önceki albümünün çıkışı ‘Hello’ da olduğu gibi siyah beyaz çekimlerin ağırlıkta olduğu bir çalışma olmuş. Adele 6 sene sonra geri dönüşünü kendi bildiği yoldan yaparak yani duygularını en samimi anlatabildiği bir şarkıyla yapıyor. Bir önceki albümü ‘25’te birlikte çalıştığı Greg Kurstin, Max Martin, Shellback ve Tobias Jesso JR ile bu albümde tekrar bir araya gelen sanatçı Inglo ve Ludwig Göransson ile ilk defa bu albümde bir araya geliyor.

Albüme dair düet söylentilerini netleştiren sanatçı bu albümde bu tarz bir çalışma yapmadığını da geçtiğimiz hafta açıklamış. Muhtemelen albümün ruhuna uygunluğu ve tamamen kendi hayatını yansıtan konularla alakalı olmasından ötürü bir başka sanatçıyla düet yapmak istememiş. Adele’in yeni albüm yayınlayacak olması beraberinde bir dünya turnesi haberini de çağrıştırıyor. Ancak henüz dünyadaki pandemi koşulları istenilen düzeye gelmediği için şu an planlanan dev bir turne yok. Yüksek ihtimal ile özellikle de yıl sonuna doğru Adele’in canlı performansının bir televizyon kanalı üzerinden yayımlanacağı şimdilik dolaşan fısıltılar arasında.

Music Of The Spheres

Coldplay geçtiğimiz hafta 9. stüdyo albümü ‘Music Of The Spheres’ı yayımladı. Grubun Max Martin prodüktörlüğünde tamamladıkları ‘Music Of The Spheres’ geçtiğimiz Mayıs ayında ilk single olarak ‘Higher Power’ı yayımlamıştı. Yaz boyu biraz sessiz kalıp Eylül ayında esas albümün bombası olan BTS ile birlikte seslendirdikleri ‘My Universe’ teklisi bence albümün esas çıkışıydı. Albümün yayımlanması şerefine Selena Gomez ile birlikte seslendirdikleri ‘Let Somebody Go’yu kullanan grup ‘Music Of The Spheres’ ile belki de en pop türündeki albümlerini yayımladılar.

Aslında grubun yola ilk çıktıkları zaman yaptıkları rock albümlerinden sonra seneler içinde daha popüler bir müzik üretmelerine hem biraz üzülüyorum hem de zamanı yakalamalarından ötürü bunu bir anlamda başarı olarak görüyorum. Keşke birkaç tane daha ‘Yellow’ ve ‘Fix You’ yapsalar demeden kendimi alamıyorum ancak seneler içinde yaptıkları düetlerle ve gündemi yakalayan müzik türlerindeki çalışmalarıyla grubun kendi içinde tükenmeden bir şekilde üretebildiğini düşünüyorum.

‘Music Of The Spheres’ a gelirsek 12 şarkılık albümde deyim yerindeyse her telden biraz var. BTS, Selena Gomez düetleriyle gençleri yakınlarına çeken grup aralara serpiştirdikleri interlude çalışmalar ile albüme daha yenilikçi bir bakış getirmişler. ‘People of the Pride’ grubun 10 senedir üzerinde çalışıp bir türlü tamamlayamadığı bir şarkı olarak bu albümde Max Martin’in desteğiyle son haline gelmiş. Söz konusu şarkı hafiften Depeche Mode hissi verse de yine de albümün önemli şarkılarından biri olduğunu düşünüyorum. ‘Biutyful’ bu albümün bir diğer enteresan şarkılarından biri olmuş. Şarkıyı söyleyen kişi muhtemelen Chris Martin ancak kullanılan vokal tekniği ile daha çok uzaylı bir ses söylüyor gibi bir etki bırakıyor dinleyende. Benim için bu albümün incileri özellikle son iki şarkı oldu. Jon Hopkins ile birlikte yaptıkları vokalsiz olan ve sonsuzluk sembolü ile adlandırdıkları şarkı ‘Music Of The Spheres’teki en çok tekrara aldığım çalışması oldu. Oldukça karmaşık bir yolculuğu olan ‘Music Of The Spheres’in kapanışı ‘Coloratura’ adlı 10 dakikalık muhteşem bir şarkı ile tamamlanıyor.  Böylesine renkli ve hatta alışması biraz zaman alacak albümün kapanışı o kadar özel bir şarkı ile sonlanıyor ki, Coldplay’in senelerdir hafızalarda yer eden etkisinin büyüsünü sadece bu şarkıyı dinleyerek bile anlamak mümkün.

Yeni Çıkış

Yazının Devamını Oku

Nilipek.’ten Nefis Yorum

13 Ekim 2021
Nilipek.’in geçen hafta yayımladığı ‘Bir Gün Beni Arzularsan Gel’ teklisi çıktığı andan beri kafamda sürekli tekrarda dönüp duruyor. Daha önce Banu Alkan’ın seslendirdiği ‘Bir Gün Beni Arzularsan Gel’in söz ve müziği Bülent Taşören’e ait.

Şarkının Nilipek. versiyonunun kaydı sanatçının evinde ve Şen Bakkal Stüdyoları’nda tamamlanmış. Yapımcılığını Nilipek., yardımcı yapımcılığını ve miksini Taner Yücel’in yaptığı şarkının mastering’i Görkem Karabudak’a ait. Teklinin kapak fotoğrafı ise Gizem Özçelik’in imzasıyla bize ulaşıyor.

Yeniden yorum aslında tam olarak nasıl olmalı sorusuna şahane bir cevapla gelen Nilipek. şarkıya da ayrıca nefis bir klip çekmiş. Yönetmenliğini Yiğit Hepsev’in üstlendiği, yapımcı olarak Sedef Yılmaer’in imzası olan klipte oyuncu olarak Sıdık Kayak rol almış. 

Resa Saffa Park’dan Türk Dinleyicilerine Mesaj Var! 

Netflix’in 2. sezonunu geçtiğimiz kış yayımladığı doğa üstü güçleri olan kahramanların yer aldığı dizisi Ragnarok’un hatırlamayanınız yoktur diye düşünüyorum. Ragnarok’un Saxa’sı nam-ı diğer Resa Saffa Park ile dün kısa bir video söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiye koşa koşa yetiştiğini söyleyen Resa, şu sıralar Felsefe eğitimi alıyor. Pandemide hiçbir şey yapmadan oturmanın kendisine iyi gelmeyeceğini fark eden genç sanatçı, bu sürede hep istediği bir dalda eğitim almayı, bu zamanı bu şekilde değerlendirmek istemiş. Resa’ya ilk ne zaman müzik ile yakınlık kurduğunu sorduğumda, 5 yaşında Dubai’deki gittiği İngiliz okulunda kardan adam temalı bir filmde çalan şarkının (Walking In The Air) onda tarif edemediği bir his verdiğini söyledi. 10 sene önce bu şarkıyı tekrar söylediğinde ilk nerde duyduğunu hatırlayınca tüylerinin diken diken olduğunu ve hatta resmen çocukluğundaki o anıya gittiğini söyledi.

Küçükken şarkıları tam olarak bilmese de söylemekten keyif aldığını, hatta çoğu şarkıyı doğaçlama sözler uydurarak söylediğini ve bundan inanılmaz mutlu olduğunu belirten Resa, aklında o dönemden kalan şarkının ‘Over The Rainbow’ olduğunu belirtti.

Konu elbette pandemide neler yaptığına geldiğinde, Resa aslında ilk EP’sini tam da pandemi başladığında yayımladığını aktardı. Şarkıların nihayet dinleyicisiyle buluşmasından ötürü çok mutlu olduğunu söylerken, bir yandan da canlı performansların başlayacak olmasının kendisini biraz strese soktuğunu belirtti. Pandemi hayatımıza girince, sahne stresinden böylece uzunca süre uzak kalan sanatçı yayımladığı ‘Dumb and Numb’ albümünün tanıtım turnesini bu dönemde yapamamış. Günler özellikle pandeminin ilk aylarında hep evde devam ederken, hayata pek karışmadığı için şarkı yapamadığını söyleyen Resa, sonra bu kitlenmenin birden açıldığını ve yeni şarkılar yazdığını belirtti. Ve şimdi o şarkılardan ilki bu Cuma dinleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Bu Cuma ‘Dandelions’ adlı yeni teklisini yayımlayacak olan Resa Saffa Park’nın bu yeni çıkışı aynı zamanda seneye şubat ayında çıkartacağı ‘Spaces’ EP’sinin ilk şarkısı olacak. Resa, ‘Dandelions’ta özlem duygusunun tersine çeviremediğinde aklını başka yöne çevirmek için gerekenleri anlattığını belirtti. ‘Spaces’ albümünün kelime anlamıyla hem hayatımızdaki boşlukları hem de 2 senedir hepimizin yaşadığı bu ilginç dönemde hayatta kaçırdıklarımıza dokunan şarkılarla dolu olduğunu belirtiyor.

Ragnarok dizisi sonrasında Türkiye’den yoğun şekilde dinlendiğini ve hayranlarının kendisine sürekli yazdığını belirten sanatçı şu sıralar Türk sanatçılardan en çok

Yazının Devamını Oku

Pandemi sonrası performans sahnesi

7 Ekim 2021
Pandemi boyunca özellikle eğlence sektörünün aldığı yara artık tartışma götürmez bir konu. Yasaklar kalktıktan sonra konserler ve etkinlikler kontrollü bir şekilde ve kurallar çerçevesinde yapılmaya başlanmış olsa bile geçirdiğimiz 1 buçuk yılın etkileri kolay kolay kapanacak gibi durmuyor. Özellikle kış sezonu da kapıda olduğu için kapalı mekanlarda etkinliklerin durumunu değerlendirmek için Jolly Joker Genel Müdürü Can Aydoğdu ile bir araya geldik.

Pandemi döneminde iş geliştirme anlamında çok çalıştıklarını söyleyerek söze başlayan Can, İstanbul’daki eğlence hayatı öğelerini bünyesinde barındıran Jolly Joker Pub projesini hayata geçirdiklerini belirtti. Jolly Joker Pub’da haftanın 3 günü canlı müzik perforansları ve bazı günler stand up’ların yer aldığı belirtirken, bir diğer heyecan veren işin de Jojo platformu olduğunu söyledi.  Özellikle büyük şehirlerdeki konserlere diğer şehirlerden katılmanın kimi zaman maddi olarak zorlayıcı olduğunun altını çizerken Jojo ile bu duruma bir çözüm sağladıklarını belirtti. Özellikle de pandemi döneminde müzikseverlerin sevdikleri sanatçıların konserlerine evlerinden hem de daha uygun bir fiyatla erişmesinin önemini aktardı. Yaz döneminde bir süreliğine ara verdikleri konserlere yakında yeniden başlayacaklarını belirten Can Aydoğdu, yeni sezonda dijital konser izleyicisinin daha da yoğun olacağını öngördüklerini belirtti.

Jojo Stage adıyla hazırladıkları yeni bir uygulamayla özellikle müzik sahnesine adım atmak isteyen amatör şarkıcı ve grupların imkân tanıyacak bir platform tasarladıklarını belirtti. Bu sahneden yükselen isimlerin zaman içerisinde Jolly Joker Pub’larda sahne alması ve bu ekosistemle gelişerek etkinlik sahnesinde kalıcı isimler olabilmelerine olanak sağlayacaklarını açıklayan Can Aydoğdu, bu yol ile ilerleyen isimlerin sonunda Jolly Joker sahnesine isim kazandırmak istediklerini söyledi.

Can’a geleceği özellikle de performans sahnesini nasıl gördüğünü sorduğumda gençlerin müziğe olan ilgisinin umut verici olduğunu söyledi. Özellikle etkinlikler için kendi bütçelerinde önemli bir dilim ayırdıklarını söyleyen Can Aydoğdu, yeni jenerasyonun fiziksel bir şeye sahip olmaktansa bir deneyime bütçe ayırmayı önemli bulduklarını, bunun da eğlence sektörü adına umut verici olduğunu söyledi. Pandemi sonrası etkinlikler kurallar çerçevesinde titizlikle devam ederken, Can Aydoğdu önümüzdeki dönemde Jolly Joker sahnesinde Türkiye’nin önemli isimlerini ağırlayacaklarını belirtirken, yabancı sanatçı planlamalarının da paralelde ilerlediğini aktardı.

Türkiye’yi Jemrai ve Jester Temsil Edecek 

Her sene dünyanın en iyi break dansçılarını belirlemek için düzenlenen Red Bull BC One’ın Türkiye Finali geçtiğimiz hafta sonu İzmir’de gerçekleştirildi. Yarışmanın birinciliğini B-Girl’lerde Cemre ‘Jemrai’ Ece Kozbay, B-Boylar’da ise Oğuzhan ‘Jester’ Karademir kazandı. Jürinin ve izleyenlerin tanık olduğu bu heyecan dolu finalden başarıyla çıkan Jemrai ve Jester 5-6 Kasım 2021 tarihlerinde Polonya’da gerçekleşecek finalde Türkiye’yi temsil etmeye hak kazandı. 

Yeni Çıkış

Mert Tunçmakas – Kara Bulut

Mert Tunçmakas’ın geçtiğimiz aylarda yayımladığı ‘Öyle Değildir’, ‘Çok Yakın Sonum’ teklilerinden sonra şimdi yeni şarkısı ‘Kara Bulut’ bizlerle. Gerçek bir sonbahar melankolisini bize getiren şarkıda Mert Tunçmakas bitmeye yüz tutmuş bir ilişkide tek taraflı çabayı kendine has anlatımıyla aktarıyor. Mert’in şarkılarında sözlerine verdiği önemin yanı sıra bestesi ve altyapısı için ne kadar titiz davrandığını biliyorum. ‘Kara Bulut’ için şarkının melodik alt yapısında davul, bas gitar, elektrik gitar ve klavye ile sade ama şarkının derinliğini net ortaya çıkartan bir çalışma görüyoruz. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan, sözü ve bestesi Mert Tunçmakas’a ait ‘Kara Bulut’un klip yönetmenliğini Özge Akdik üstlenmiş.

Yazının Devamını Oku