Hikmet Demirkol

The Weeknd’e Saygı Kuşağı

2 Nisan 2020
The Weeknd için yazılacak o kadar çok şey var ki. Yaptığı müziğin seneler içinde geldiği yer büyüleyici. Bu kadar dev bir isim olmasına gelecek olursak, aslında hepsinin mazisinde 2011 senesinde yayınladığı üçlü albümü yatıyor.

“House of Balloons”, “Thursday” ve “Echoes of Silence” albümleri ile hafızalara kazınan The Weeknd ardından yayınladığı “Kiss Land” ile artık Kanada’dan çıkıp dünyayı müziğiyle gezmeye başlıyor. Belki de daha sonralarda yayınladığı ve şimdilerde büyük bir pop star olmasının başlangıç noktası bu dönemlere denk geliyor olabilir. Justin Timberlake’in 20/20 Experience turnesinde 6 konser için sahne alıp, Hunger Games filmi için müzik yapıp, Beyonce’nin ‘Drunk in Love’ şarkısına remix yapması, Ariana Grande ile düet yapması, The Weeknd’in haklı yükselişinin en bilinen basamakları olarak sayabiliriz.

Elbette hayranlık kıskançlığı da beraberinde getiriyor. İlk albümlerindeki orijinalliğini pop kültürüne kaybetmesini eleştirenler olduğu gibi, yeni yeni The Weeknd’i keşfeden milyonlar da bu dönemde yükselişe geçti. 2015 senesinde yayınladığı ‘Beauty Behind The Madness’ ile hafızalara kazınan The Weeknd 1.5 milyonluk büyük bir satış başarısını bu albümle hanesine yazıyor. 2016 senesinde yayınladığı ‘Starboy’ albümüyle müziğine Daft Punk dokunuşunu katan Kanadalı sanatçı bence kariyerindeki en büyük adımlardan birini bu albümle yaptı.

 

Medyanın gözbebeği olan gönül ilişkileriyle de bir hayli manşetlerde olan sanatçı, yaşadığı inişli çıkışlı gönül dünyasının artından 2018 senesinde mini bir albüm daha yayınladı. Burası mühim çünkü “My Dear Melancholy” bizi 2011 senesindeki The Weeknd’e ışınlayan bir güzelliğe sahipti. Tıpkı o ilk albümlerindeki sound, ama daha modern ve bugüne adapte edilmiş haliyle karşımızdaydı. Ben bu albümün devamı gelir diye bekledim ve fakat gelmedi. Onun yerine nefis bir albüm ile buluştuk.

 

“After Hours”

2 senelik aranın ardından ‘After Hours’ ile The Weeknd daha büyük bir geri dönüş yaptı. 80’ler disko dokunuşlarını kendi tarzıyla ustaca harmanlayan sanatçı new wave, dream pop ve R&B türlerinde dolu dolu nefis bir albüm sunuyor.

Yazının Devamını Oku

Kalp Hanım Çiçek Açtı

25 Mart 2020
Zor günlerden geçiyoruz hepimiz. Hiç bilmediğimiz bir sağlık kriziyle hep birlikte mücadele ediyoruz.

Herkes kendi önlemini alıyor, umarım zorunlu olmadıkça hiç kimse evinden çıkmaz, sağlıklı ve huzurlu bir şekilde bu dönemi mümkün olduğunca hasarsız atlatır.

Ben kendisini müzikle iyileştirmeye çalışanlardanım. Evde olduğum dönemi daha çok müzik dinleyerek geçiriyorum. Eski albümlere dönmek için güzel bir sebep ve tabi yeni çıkan albümlere daha fazla zaman ayırmak için de güzel bir zaman. ‘Kalp Hanım’ tam da bu dönemin hafızasında yer edecek, Kalben’in 3. stüdyo albümü olarak karşımızda.



Bundan tam 2 hafta önce Kalben’in üçüncü albümü ‘Kalp Hanım’ın albüm lansman partisindeydik. Herkesin yüzünde gündemden ötürü bir endişe olsa da, yeni Kalben albümü şarkıları için sabırsızdı. Cihangir’deki tatlı mekana her zamanki enerjisi ve neşesiyle gelen Kalben, elindeki çiçeklerden davetlilere dağıta dağıta herkesi selamladı. Kısa süre sonra mikrofonu alıp albüme dair teşekkürlerini sıraladı. Kalben bildiğimiz Kalp Hanım, neşesi yerinde, enerjisi de öyle, değişen tek şey yeni albümüyle Kalben bir üst basamağa sıçrıyor ve yeni bir şeyler deniyor olması.

Geçen yaz ‘Aşk Çeşmesi’ni yayınlayan Kalben aslında bize farklı bir yolda ilerleyeceğinin sinyallerini vermişti. 3 şarkılık mini albüme film gibi 13 dakikalık video hazırlamış, Kalp Hanım’ın ipuçlarını o zamandan bize fısıldamıştı. Geçen hafta yayınlanan ‘Kalp Hanım’ tam anlamıyla taze bir kan oldu. Kalben’in 3. Stüdyo albümü ‘Kalp Hanım’da 11 şarkı var. 10 şarkının sözü ve müziği

Yazının Devamını Oku

Müziğe Korona Etkisi

18 Mart 2020
Tüm dünyayı etkisi altına alan Corona virüsü gündelik yaşamı her geçen gün daha da etkiler hale geliyor.

İlk defa Çin’de ortaya çıkan ve kısa bir süre sonra önce yakın komşu ülkelerde başlayan virus salgını şu an nerdeyse tüm dünyaya yayılmış durumda. Ülkelerin aldığı korunma yöntemleri salgının daha da çok yayılmaması adına her gün giderek daha da genişliyor. Bu önlemler gündelik hayatı etkilediği gibi etkinlik ve kültürel faaliyetleri de haliyle etkiliyor.

34 senedir düzenlenen dünyanın en büyük eğlence, müzik, film ve dijital teknoloji/pazarlama festivali South by Southwest (SXSW) bu sene 13-22 Mart tarihlerinde Austin’de düzenlenecekti. Corona virüsü sebebiyle birçok ülkedeki etkinlikler iptal ve erteleme kararı verilirken SXSW gibi festivalin uzun süre iptal edilmemesi tartışma yarattı. Geçtiğimiz sene yaklaşık 330 Milyon dolar gibi dev bir gelir getiren etkinliki, hem Austin için büyük bir gelir kaynağı. Bu festivalden birçok yeni yıldız doğuyor, en yakın örneklerinden biri artık herkesin tüm şarkılarını ezbere bildiği Billie Eilish. Film prömiyerleri ve  yeni ürün tanıtımları yapılıyor. Kısacası sektörel anlamda etkisi yüksek bir festival olan SXSW 34 senelik tarihinde ilk defa bir iptal ile karşı karşıya kaldı.

Benzer şekilde Nisan ayında Amerika’da düzenlenecek olan Coachella festivali, virus salgını sebebiyle şimdilik Ekim ayına ertelendi. Tüm katılımcıların kendilerini hastalıktan korumak için kişisel hijyenlerine dikkat etmesi, seyahat etmemesi gibi öneriler ile hastalıktan korunma mesajları yayınlandı. Miley Cyrus Australia konserini iptal ederken, Madonna’nın büyük ses getiren tiyatrolarda yaptığı Madame X turnesinin Fransa ayağı iptal edildi.

İptaller ve ertelemeler bahar ayında ve sonrasında düzenlenecek olan tüm konser ve festivaller için benzer bir endişeyi beraberinde getiriyor. Rolling Stone’un haberine göre global anlamda 26 milyar dolarlık canlı konser/festival sektörü 2020 senesinin nasıl devam edeceği konusunda belirsizlik yaşıyor. Hastalığın yayılmaması için alınan önlemler çerçevesinde tüm bu iptaller, konserlerin ertelenmesi sosyal hayatı etkilese de gerekçesi makul ve koruyucu önlemler. Bu dönemde muhtemelen dijital dünyayı iyi kullanabilen sanatçılar sevenlerinden uzak kalmayacak ve onlarla iletişimde kalmaya devam edecektir. Belki büyük salonlarda konserlere biraz ara verilecek ama dijital konserlere ve akustik performanslar da bu dönemde bir o kadar önemli olacak.

Bu söylediğime güzel bir örneğe geçen gün denk geldim. Gökhan Türkmen’in kendi Youtube kanalında Birkan Nasuhoğlu ile her hafta canlı konser performansları düzenliyor. Geçtiğimiz hafta sonu da önceki senelerde yaptığı akustik konser performansını yine bu kanalda yayınladı. Bu örneklerin giderek artacağını hep birlikte göreceğiz. Bu süre zarfında herkes kişisel hijyene önem verip, kalabalıklarda mümkün olduğunda az bulunur ve evinde zaman geçirirse, bu zor dönemi az hasarla atlatacağımıza inanıyorum. Eminim bu dönem de geçecek, yine eskisi gibi bir sürü güzel etkinlik ve konser izleyeceğiz. Sağlık her şeyin başında geliyor, dolayısıyla  herkes kendisine ve yakınlarına dikkat etsin, mümkün olduğunca evinde zaman geçirip izlemediği filmleri izleyip, dinlemediği albümleri dinlesin, bu dönemi bir çeşit arınma dönemi olarak değerlendirmesini dilerim.

Christine And The Queens’in Yaratıc Dünyası

Christine And The Queens üzerine ne zamandır bir şeyler yazmak istiyordum. Son yayınladığı EP albümü üzerine çok vakit geçirdim ve her defasında daha da hayran kaldım.

Christine And The Queens, nam-ı diğer Héloïse Adelaïde Letissier Fransız şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı yani her yanıyla aşırı üretken bir kimlik. Lyon’da tiyatro okumuş, daha sonra Paris’e taşınıp sanatını orda derinleştirmiş ve bir süreliğine İngiltere’ye gitmiş. Fransa ve İngiltere arasındaki bu gelişim sürecinde sonra sahne adını Christine and The Queens olarak adlandıran sanatçı, 2012 senesinde müziğini resmen bir plak şirketiyle buluşturmuş.

Yazının Devamını Oku

Dualite ile Ekin Beril’in Dünyasına Dalış

5 Mart 2020
Birçoğunuzun bildiği bir isim Ekin Beril. Ben de muhtemelen herkes gibi Instagram ve Youtube’daki cover işleriyle ilk defa haberdar olmuştum. Gizemli bir şekilde yüzünün pek görünmediği bu acappela cover çalışmaları gerçekten de çok güzeldi. Hatta Sertab Erener ile ‘Kime Diyorum’u birlikte söylemişti. Şarkının bu halini hala ara ara dinliyorum, bence nefis bir çalışmaydı.

Cover çalışmaları sonrasında Ekin Beril ‘Melek’ ve ‘Zaman’ adıyla 2 tane EP yayınladı. Ardından da 1 sene boyunca üzerinde çalıştığı ve geçen hafta artık dinleyicisiyle buluşan ilk albümü ‘Dualite’ yayımlandı. 11 şarkılık albümün söz ve müziğinin tamamı kendisine ait. Albümün prodüksiyonunu Caner Anar (Playjoy) ile birlikte gerçekleştiren Ekin Beril her şarkı için çok ince detay çalışmış.

Albümün ardında bir hikâye ve aslında bir felsefe var. Hayatı her anlamda sorgulayan, özünde gerçekliği bulmaya koşan bir albüm ‘Dualite’. Şarkıların odağına hep kendisini koyan Ekin Beril, gerçeklik hakkında birtakım sorular soruyor ve her soru onu ve bilincini değiştirmeye başlıyor.  

 

‘Dualite’nin çıkış şarkısı ‘Uzayın Dibi’ olmuş. Şarkının klibi tek plan bir formatta çekilmiş. Yönetmenliğini Utku Kemal Durmaçalış’ın üstlendiği ‘Uzayın Dibi’ için Ekin Beril ve ekibi gerçekten de çok güzel bir iş çıkartmışlar. Albümün genel havasını ve müzikal yapısını göz önüne alınca bundan sonraki video klipleri kesinlikle merak konusu.

Dualite’yi müzik türü bakımından özellikle bir alana sıkıştırmamak gerektiğini düşünüyorum. Prodüksiyon olarak çok başarılı ve detaylara önem veren hatta ufuk açan bir albüm olmuş. Müzikal altyapıların derinliği, sözlerinin ve genel anlamda albümün aktarmak istediği hikâyeyi her şarkıda adım adım size sunmasını çok genç ve yeni bir bakış olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan Ekin Beril’in seneler içinde sosyal medya ile gelişip bugün albüm yayınlayan bir sanatçıya dönüşmesi çok değerli. Özellikle evinde müzik yapan ve bunları dünyaya paylaşan yeni nesil müzisyenlere ilham olacak bir isim.

Yıldızlar: Dualite, Deli Bir Rüya, Sakin, Zaman II, Bütün Galaksiler

Oscar’ımı Verdim Gitti:

Yazının Devamını Oku

Kristal Oda ile Rock’a Geri Dönüş!

26 Şubat 2020
Hem şeffaf, hem kırılgan, hem parlak hem de karanlık! Kristal Oda’dan bahsediyorum, Ufuk Beydemir’in merakla beklenen ikinci stüdyo albümü.

Ekim ayında başlayan 5 aylık stüdyo sürecinin sonunda geçtiğimiz hafta artık bize ulaştı. Tam da etrafımızı rap hakimiyeti sarmışken, Ufuk Beydemir’in yeni albümü bu anlamda rock damarlarına taze kan pompaladı.



13 şarkılık albüm Erekli-Tunç ve Tolga Görsev stüdyolarında kaydedilmiş. Ufuk Beydemir ile ilk albümü ‘Sevda Gibi’ yayınladıktan bir süre sonra röportaj yapmıştık. Müziğin kendisini nasıl hayata bağladığını, şarkı söylemekten, özellikle de sahnede canlı performanstan çok keyif aldığını belirtmişti. ilk olarak Sofar ile hayatımıza giren Ufuk Beydemir’in ikinci albümündeki müzikal gelişimi çok etkileyici. Prodüksiyon anlamında günümüzde bir albümün hayata geçmesi çok ciddi maliyet ve emek gerektiren bir durum. Bu anlamda Ufuk Beydemir ve ekibini yeni bir albüm için verdiği emek açısından tebrik etmek gerek.

‘Kristal Oda’da kendi tercihlerini daha çok yansıttığını dile getiren sanatçı albüme ismini The Doors fanı olduğu için ‘Crystal Ship’ şarkısından aldığı ilhamla bu adı vermiş. 13 şarkılık ‘Kristal Oda’daki 8 şarkının sözü ve bestesi Ufuk Beydemir’e ait. ‘Kendimce Biriyim’ şarkısının sözleri Ufuk Beydemir’e, bestesi ise sanatçının müzisyen ekibinden ve albümün aranjörlerinden olan Cevdet Berkay Yavuz’a ait. A1 şarkıları her zaman benim için önemlidir. Albümün açılışını yapan ‘Dünya Gibi’nin nefis bir enerjisi var.  Şarkının sözleri yine Ufuk Beydemir imzası taşıyor, bestesi ise albüm aranjörlerinden ve müzisyen arkadaşları olan Canberk Cebecioğlu, Cihan Reşit Köse ve Cevdet Berkay Yavuz’un dahil olduğu nefis bir çalışma olmuş.

Albümde 2 tane de sürpriz şarkı var. Bunlardan ilki 70’lerin önemli kadın vokallerinden Şenay Yüzbaşıoğlu’nun yazdığı ve aynı dönemin mühim müzik adamlarından Şerif Yüzbaşıoğlu’nun bestelediği 1974 yılının büyük etki yaratan şarkısı ‘

Yazının Devamını Oku

4.PSM Caz Festivalinde Yıldız Yağmuru

20 Şubat 2020
30 Nisan – 5 Temmuz tarihleri arasında ‘Her müziğin caz festivali’ mottosuyla PSM Caz Festivali aynı çatı altında blues, elektronik, etnik, funk, indie, klasik, pop, rock ve world müziğin en öncü isimlerine programında yer verirken 80’ı aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak. Birbirinden özel isimlerin  yanı sıra bu seneki programda yerli sanatçı ve grupların sadece PSM Caz Festivali’ne özel gerçekleştireceği performanslar da yer alıyor. 

Müzik endüstrisindeki cinsiyet eşitliğini sağlamak için harekete geçmeye çağıran uluslararası Keychange programına katılan PSM Caz Festivali 2020 senesindeki festival bünyesinde %30 oranında kadın sanatçıya yer verirken, 2022 yılına kadar festival programında kadın sanatçı sayısını arttırıp %50 oranına çıkartmayı hedefliyor.

 

Peki kimler var bu sene PSM Caz Festivalinde?

Dreamworld: The Greatest Hits Live turnesiyle Pet Shop Boys, 90’ların en başarılı İngiliz rock gruplarından olan Suede, Jethro Tull Prog Years projesiyle efsane Ian Anderson, kendine has caz janrasıyla Yellowjackets, Japon caz bestecisi ve piyanist Hiromi, Radiohead’in gitaristi Ed O’Brien ilk solo albümü turnesi EOB ile, benim de uzun zamandır büyük bir merakla takip ettiğim ve festival programında görünce içimden çığlıklar attığım İsveçli elektro-pop sanatçısı Tove Lo, saykodelik funk soul grubu Black Pumas, İngiliz elektro synth grubu Metronomy, Fransa’dan çıkıp yaratıcı dünyasıyla herkesi büyüleyen Woodkid, synth pop grubu Chromatics ve Kanadalı new wave synth pop grubu Desire, Amerikalı folk rock ve indie rock sanatçısı Angel Olsen, müziğiyle birçok sanatçıya ilham kaynağı olan ve önceki İstanbul konserlerinin biletleri kısa sürede tükenmiş olan Rufus Wainwright festival programının ilk bakışta aklımda kalan isimlerinden.

Yerli isimlerden; Kalben, Erol Evgin, Fatih Erkoç, Jehan Barbur, Ömür Göksel, Ceylan Ertem, Cenk Erdoğan, maNga, Tuluğ Tırpan, İsmail Tunçbilek, Şenay Lambaoğlu, Okay Temiz, Islandman, Kerem Görsev, Duygu Soylu, Selen Beytekin özel projeleriyle PSM Caz Festivali kapsamında yer alacak.

Festival programında 80’den fazla sanatçı olunca tüm programı inceleyip, gideceğiniz konserleri seçmek için gerçekten ciddi bir vakit harcamak gerekiyor. PSM Caz festivali ile bahardan yaza geçiş bu sene tahminimizden de kolay olacak. 17 Şubat’ta satışa çıkan biletler için elinizi çabuk tutmanızı öneririm, yukarıdaki isimlere bakınca birçok konserin biletinin kısa sürede tükeneceğini düşündüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.

 

Yeni Bir Yıldız Yükseliyor: Melis Fis

Yazının Devamını Oku

Oscar’ın Gerçek Kazananı Joker’in Müzikleri

13 Şubat 2020
Bir Oscar Töreni daha geride kaldı. Bu sene şüphesiz en çok konuşulan filmlerden olan Joker’in 11 adaylık arasında hangi ödülleri alacağı büyük bir merak konusuydu.

Gecenin en büyük ödüllerinden biri olan En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını Joaquin Phoenix’in almış olması muhtemelen birçok yüreği ferahlattı. Geri kalan adaylıklardan bir de Film Müziği kategorisinde Oscar alması Joker severlerin yüzünü güldürdü diyebiliriz.

Hildur Guðnadóttir’ın Oscar tarihinde 3. Kez bu ödülü alan kadın sanatçı olması sebebiyle de ayrıca dikkatleri üzerine çekiyor. Çellist Hildur Guðnadóttir geçtiğimiz sene HBO yapımı olan Chernobly ile Emmy kazanmış ardından da Joker ile Altın Küre’de ödül alıp sonrasında da Oscar adaylığı açıklanmıştı. 20 seneyi aşkın süredir birçok TV ve dizi için müzik üreten sanatçı bunca yılın emeğini bu sene ödül töreninden ödül törenine koşarak topluyor.

 

Joker’in yönetmeni Todd Phillips, Hildur Guðnadóttir ile film müziği için çalışmak istediğinde filmin henüz senaryosu bitmemiş durumdaymış. Genelde film müziği filmin bitmesinden sonra üzerinde çalışılan bir dönem olmasına karşın, sanatçının Joker’in müzikleri için erken çalışmaya başlamış olması kendisinin deyimiyle ‘büyük bir şans’ olduğunu belirtmiş. Filmdeki müziğin büyük rol oynadığı anlardan biri olan banyo sahnesi için yazdığı bölüm olduğunu belirtmek lazım. Söz konusu bölümde Joaquin Phoenix’in şarkıyı duyar duymaz spontan şekilde eklediği dans performansının Joker karakterini nasıl farklı bir yere getirdiğini belirten Hildur, Joker için bu besteleri hazırlarken hayalinde canlandırdığı kişinin Joaquin tarafından bu kadar birebir hayata geçmesinden ötürü çok etkilendiğini belirtmiş.

Oscar gecesi ödülü aldıktan sonra teşekkürlerini sıralayan sanatçı Hildur Guðnadóttir, özelikle bu ödülün kadın müzisyenlere ilham olmasını istediğini, yüreğinde müziği hisseden genç, yaşlı tüm kasın müzisyenlerin seslerini daha çok duymamız gerektiğini, onların da seslerini daha çok çıkartması gerektiğini belirterek ödül konuşmasını sonlandırdı.

Murathan Mungan: 2020 Model

Arşivlere değer katacak nefis bir albüm karşımızda:

Yazının Devamını Oku

Islandman ile ‘Kaybola’

6 Şubat 2020
Bundan 6.5 sene önce Babylon’un Taksim’deki mekanında aylardır beklediğim ‘Wild Nothing’ konserine gitmiştim. Grubun turnesindeki son konser olduğu için gece ayrı bir anlam taşıyordu. Konserden önce ön grup olarak ‘Islandman’ sahneye çıkmıştı. İtiraf etmeliyim o gece ‘Wild Nothing’ nefis bir konser vermiş olsa da benim aklım ‘Islandmand’ın nefis müziklerinde kalmıştı.  O gün bugündür ‘Islandman’ hakkında ne zaman bir haber çıksa, yeni bir şarkı paylaşsa ben ekstra dikkat kesiliyorum.

Islandman’ı yakın takibim sonunda bir röportaj ile taçlanmıştı. 2 sene önce bir festivalde sahne alacak Islandman’den Tolga Böyük ile kısa bir söyleşi gerçekleştirmiştik. 2010 senesinde topladığı ekipmanlarla odasında yaptığı kayıtlar onu daha önce gidilmemiş bir adaya ve bu adada dans eden insanların dinlediği yani Islandman’ı oluşturduğunu anlatmıştı. 2017 senesine yayınladıkları ilk albümleri ‘Rest In Space’ ile kendi kemik kitlelerini oluşturup, her canlı performanslarında bu kitleyi daha da arttırıp deyim yerindeyse gittikleri her yere yanlarında götüren bir grup oldular. Islandman’in elektronik- akustik performansları sizi gerçekten olduğunuz yerden alıp başka bir adaya, başka bir gerçekliğe ışınlıyorlar. Şimdiye kadar onları hiç canlı izlemediyseniz, mutlaka ilk fırsatta izlenmesi gereken bir ekip olduğunun altını çizmek isterim.

Tolga Böyük, Eralp Güven ve Erdem Başer’den oluşan ‘Islandman’ bu sene Ağustos ayında ‘Kaybola’ adlı çift plak formatındaki yeni albümlerini yayınladılar. Albümden Lamani, Dimitro, Sahara, Shu!, Zebra single’ları yazdan dijital olarak da yayınlanmıştı. Grup ‘Kaybola’ ile kültürler ve topluluklar arasında müzikal bir yolculuğa çıkartıyor dinleyicisini. Japonya’dan Balkanlar’a oradan da Anadolu’ya kültürel geçişleri melodik elektronik altyapılarla dansa davet eder şekilde aktaran ‘Islandman’ın yeni albümü ‘Kaybola’ geçtiğimiz hafta tümüyle dijital platformlarda yerini aldı. ‘Kaybola’ çok sık karşımıza çıkacak işlerden değil. Müzikal dünyası hem çok zengin, hem de dinlerken gerçekten sizi şarkıların içinde başka dünyalara gezdiren, enerjisi ve modu yüksek çok özel bir çalışma. Arşivlik, ara sıra dönüp dönüp dinleyecek zamansız işlerden biri var karşımızda.

Grup 15 Şubat’ta Zorlu PSM’de sahne alacak sonrasında da mart ayında Avrupa turnesine çıkacak. Ne yapın edin Islandman’I canlı performansında mutlaka izleyin derim.

Yıldızlar: Dimitro, Zebra, Lamani, Sahara

Oscar’ımı Verdim Gitti: Khepre, Sumeru

Super Bowl’da Latin Rüzgarı

Yazının Devamını Oku