GeriErtuğrul ÖZKÖK Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de “Dün hiç güldünüz mü?” sorusuna “Hayır gülmedim” diyen insanların oranı yüzde 57’ymiş.

Yani her 2 Türkiye vatandaşından biri, bir gün boyunca hiç gülmediğini söylüyor.

Yine Türkiye’de “Dün stresli bir gün geçirdiniz mi?” diyenlerin oranı yüzde 64’e yükselmiş.

Demek ki dünyada gülmeyenler artıyor, ama bizim ülkemizde daha da artıyor.
Neden?

*

Sonra şunu düşündüm.

İnsanlar gülmüyor...

Peki güldürenler ne yapıyor?

Ferhan Şensoy öldü...

Metin Akpınar davalarla boğuşuyor.

Cem Yılmaz kenara çekildi, kendi bile gülmüyor.

Yılmaz Erdoğan, asık suratlı mutsuz dedektif rollerine geçti, Metin Akpınar’la nostalji sohbetleri yapıyor.

Ata Demirer, o güzelim Tekirdağ şivesini unutalı epey oldu.

Şahan, Recep İvedik’i yetim bıraktı. Artık yangınlarla, çevre ve iklim sorunlarıyla savaşan harika bir sosyal sorumluluk insanı.

Badi Ekrem eşofmanını çıkardı, geride sessiz bir Şener Şen kaldı.

*

Onlar kenara çekildi...

Hâlâ güldürmeye çalışan birkaç genç insan ise, kafeden biraz hallice “stand up” mekânlarına sığındı.

Gülümseme yeraltına indi...

*

Özledik gülmeyi...

Kahkahaya hasretiz...

Sayın büyüklerimiz... Lütfen siz de Kiğılı’nın yaptığını yapın...

Kartvizitlerinize küçük bir gülümseme ekleyin...

Hani şu emoji’deki kadar küçücük bir gülümseme...

O bile yeter bize...

BİZDE 3 KİŞİ
DENİM CEKET VE SNEAKER’LA SENATO’YA BAŞKANLIK EDİLİR Mİ

AMERİKAN Senatosu’nun son tartışma konusu bu.

Arizonalı senatör Krysten Sinema...

Kolsuz bir denim ceket... Dizin epey üstünde bir etek...

Bol renkli takılar...

Kısa kollu bir tişört... Ayakta da sneaker ayakkabılar...

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Krysten Sinema işte bu gördüğünüz kıyafetle geçtiğimiz günlerden birinde Senato’nun bir oturumuna başkanlık etmiş...

Tabii sosyal medya yıkıldı... Twitter hesabından şöyle bir paylaşım yapıldı:

“Senato salonunu rodeo pisti mi zannettin?”

Bir başkası ise şunu soruyor:

“Benim işyerimdeki 8 saatlik çalışma sürem boyunca bile iş kıyafetim onunkinden daha formal, bu nasıl oluyor?”

*

Tabii tartışma başladı... Bunu yazan kişinin işyeri mi gereksiz yere bu kadar formal, yani biçimci...

Yoksa Senato mu bu kadar lagar...

Sonuç ne olursa olsun Senato’da bir ilk yaşandı ve demokrat bir kadın senatör, formalite kalıplarını kırdı...

Yani yine bir kadın...

Peki bizim Meclis’imizde böyle kalıp kırma olayı var mıdır?

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

İKİ KADIN VE BELİNDE KRAVATIYLA BİR ERKEK

MECLİS kıyafet formlarını kıran iki milletvekili kadın...

Yıl 1999... Merve Kavakçı... Başörtüsüyle Genel Kurul Salonu’na girerek bir ilke imza attı.

Meclis’in kıyafet ve yemin kalıplarını ilk kıran yine bir kadındı...

Yıl 1991... Leyla Zana... Boynunda sarı, kırmızı, yeşil örtüyle Kürtçe yemin etti.

1965-69... Erkekler arasında formal kalıbı kırmayı deneyen ilk erkek ise yapa yapa kravatını beline bağlayarak girmişti...

Adı Osman Yüksel Serdengeçti’ydi...

Kapıda kravatını takması uyarısı yapıldığında, “İçtüzükte kravatın nereye takılacağı belirtilmiyor” demişti.

İŞYERİNDE KIYAFET
KRUVAZE TAKIMLA HALAY ÇEKİLMEZ, SİYAH TİŞÖRTLE TRİLYONLUK ŞİRKET YÖNETİLİR

ŞU an NASDAQ listesindeki en büyük 10 şirketin patronları içinde benim bildiğim kravat ve takım elbise giyen tek kişi yok...

Bundan 30 yıl önceki ilk 10 şirketin yönetim kurulu fotoğraflarını bulup bir bakın...

Lacivert elbiselerinin bir ton açığı bile yoktu...

Koyu lacivertti hepsi...

İki hafta önce Diyarbakır’da halay çektim...

Bazıları çıkıp “Kruvaze takımla halay mı çekilir?” diye sordu... “Haa...” dedim; “Demek ki halayın da bir dress code’u yani kıyafet yönetmeliği varmış”...

SONUÇ: Tutucular, statükocular her yerde aynıdır...

Meclis salonunu da zapturapt altına almak isterler.

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

HARİÇTEN GAZEL
CADILAR BAYRAMI’NIN BİR KIYAFET YÖNETMELİĞİ VAR DA BİZ Mİ BİLMİYORUZ

KONU Hürriyet’in “Magazin Konseyi”ne kadar gitti.

Tartışılan, Derin Talu’nun “Cadılar Bayramı” kıyafeti.

İki yaklaşım var:

*

BİR: İlk grup, “Böyle Cadılar Bayramı kıyafeti olur mu?” diye soruyor...

Cevabım şu: “Cadılar Bayramı için bir ‘dress code’ yok...”

Meksika’da yüzünü ve bedenini iskelet şeklinde boyatıyorsun.

Ama Amerika’da kafana göre takılıyorsun.

*

İKİ: İkinci grup ise bu kıyafeti fazla “cesur” buluyormuş...

Çok iyi bilirim bu “cesur” lafını ben... Arkasında nasıl sırıtık bir “ahlakçılık” vardır, bir bilseniz.

Kendi adabına uygun bulmadığı her şeyi “fazla cesur” bulur.

*

ÜÇ: Bana göre:

Biraz “Cabaret” filminin afişi havası var.

“Ben uydurdum, oldu” dersin ve gülüp geçersin...

Ben de şunu söylerim...

Sevgili Derin...

18 yaşında, çok güzel bir kızsın.

Sana basit bir blucin ve bir tişört de harika gider.

Hatta daha güzel bile yakışır.

CHP’Lİ BİR HOCAYA, BİR FUTBOLCU HATIRLATMASI

CHP Parti İçi Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Aytuğ Atıcı, dün ittifaklar hakkında konuşmuş.

Dört dörtlük bir konuşma...

Demokrasilerde “ittifak kavramı”nın ne anlama geldiğini izah eden, çok realist ve her şeyi yerli yerine oturtan açıklamalar.

Tek itirazım şu:

Konuşmanın bir noktasında “Ama” deyip şöyle devam ediyor:

“Ama bu bozulmaz, mezara kadar gidecek bir ittifak değildir...”

Bu cümleyi önünden ve arkasından gelen cümlelerle okuduğunuz zaman hiç mesele yok...

Ne var ki ülkedeki psikolojik dengelerin çok kritik olduğu sosyal medya çağında, bazen iki cümle insanları darmadağın edebilir.

Nitekim bazı internet siteleri hemen bu iki cümleyi alıp başa çıkarmış.

Bu bana, Fenerbahçe’nin en kritik zamanında edilen gereksiz bir cümleyi hatırlattı.

3 Temmuz 2011 tarihinde FETÖ’cü Polis-Savcı-Hâkim üçlüsü, Fenerbahçe’ye tam anlamıyla bir el koyma darbesi yapmış...

Fenerbahçe bu travmayı yaşıyordu ve Aykut Kocaman durup dururken, “Artık Alexsiz bir Fenerbahçe’ye hazır olmalıyız” diye bir açıklama yaptı.

Bir anda Alex’in dengesi altüst oldu... Taraftarın psikolojisi bozuldu.

Ve bana göre Fenerbahçe’nin gerilemesi o açıklama ile başladı.

Diyeceğim, böyle ortamlarda, her cümle kendi başına bir anlam yüklenir...

Durup dururken virüs gibi girer bünyeye, yayılıp gider...

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

‘SLİM FİT’ İSTEYEN GÖBEKLİ ARKADAŞA: GİYMEK İÇİN ‘SLİM’ VE ‘FİT’ OLMALISIN

ERKEK giyim anlayışının gelişimini anlatan Abdullah Kiğılı diyor ki:

“Bugün herkes dar kalıp peşinde. Göbekli de olsa basenli de olsa slim fit dar ceketler istiyor. O zaman da öndeki düğmeler kapanmıyor...”

Slim fit’in kanunu şudur:

Slim fit’i kendine uydurmaya değil, kendini slim fit’e uydurmaya çalışacaksın.

Bunun için de iki şey gerekli:

BİR: Belli bir kiloda kalmak...

İKİ: Belli bir kiloda kalmak da yetmez, yan tarafta ve göbekte viskiden dolayı oluşan fazlalıkları da yok etmen gerekir.

Yani spor yaparak fit kalacaksın.

Yapamıyorsanız, biraz sabredin. Ceket ve pantolonlar hafiften bollaşmaya başladı.

BUGÜNLERDE FENA HALDE TAKILDIĞIM BİR ŞARKI

“TÜRKİYE artık gülmüyor” anketini okuduğumdan beri bir şarkıya takıldım.

Üç hafta önce çıkan bir şarkı. Umut Adan söylüyor.

“Güvercin Şarkısı...”

Kulaklığı takıp dalıyorum...

Tavsiye ederim...

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku