Büyükada manşetçileri size kötü haberim var

ŞU Büyükada’da  “illegal darbe toplantısı” yapıldı diye manşetleri atanlar var ya...

Osman Kavala gözaltına alındıktan sonra, daha kendisine ilk soru sorulmadan onu linç eden gazeteler, köşe yazarları...

İşte sizlere kötü bir haberim var...

Hem de çok kötü...

Balyoz davasını çökerten bilim adamı Dani Rodrik, Büyükada olayına da el attı. İlk işaretini de geçen cumartesi gün New York Times’a yazdığı bir yazı ile verdi. Meğer Dani Rodrik geçenlerde tutuklanan Osman Kavala’nın sınıf arkadaşıymış.

Rodrik bir hukuki olaya el atınca, nasıl olağanüstü bir ciddiyetle çalıştığını ve Balyoz davasını bütün somut belgeleriyle nasıl lime lime ettiğini hep birlikte görmüştük.

Silivri FETÖ kumpasının çökmesinde onun çok büyük payı olmuştu.

İkinci Büyükada savcılarına da tavsiyem şu. Aman iddianamelerinizi çok dikkatli yazın. Karşınızda müthiş bir kamu avukatı var...

BİRİNCİ BÜYÜKADA OLMADI ŞİMDİ İKİNCİSİNE BAKALIM

Dün Yıldıray Oğur’un Karar gazetesindeki yazısından hareketle iktidar yanlısı bazı gazetelerde çıkan yalan haberlerin listesini vermiştim. Şimdi başka bir dava gündemimizde.

Yine, apaçık herkesin gözü önünde yapılan bir toplantı için “gizli toplantı” denilerek aynı şeyler tekrarlanıyor.

Aralarında yabancıların da bulunduğu insanlar gözaltına alındı, tutuklandı, hapislere atıldı.

Çoğu serbest kaldı ama şimdi de işadamı Osman Kavala ve ardından Dışişleri Bakanlığı’nın desteklediği bir think tank olan ORSAM’ın Başkanı Şaban Kardaş gözaltına alındı.

Birinci Büyükada masallarını uyduran gazete ve televizyonlar, bu defa Osman Kavala’yı manşetlerine taşıdılar.

ÇÜRÜK İDDİA 1

DAVA AÇILMAYAN TOPLANTININ  DARBE ORGANİZATÖRÜ DEDİLER

Savcılığın tutuklamaya sevk yazısıyla ilgili gazetelerde çıkan haberlere göre Kavala’nın tutuklama sebeplerinden biri şuydu: “15 Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle ilgili 15-16 Temmuz 2016’da Büyükada Splendid Otel’de yapılan darbe teşebbüsü sürecinde darbenin organizatörlerinden Henry Jack Barkey ile yabancı uyruklu kişi ve kişilerle olağanın ötesinde yoğun irtibat kurarak darbe teşebbüsüne katılmak suretiyle anayasal düzeni cebir ve şiddet yöntemleri ile değiştirmek suçunu işlediğine dair bulgu ve delillere ulaşıldığı.”

- BİR: Büyükada’daki toplantının darbe toplantısı ve Henry Barkey’in darbenin organizatörü olduğuyla ilgili bir karar, kararı geçtik bir iddianame, hatta somut bir soruşturma bile ortada yok. 

Peki bir insan, nasıl olup da “olmayan bir darbe toplantısının” organizatörü oluyordu?

- İKİ: Ayrıca Kavala, “darbe toplantısı olmadığı için dava bile açılmayan” bu toplantıya da katılmamış.

ÇÜRÜK İDDİA 2

AYNI ANDA AYNI SEMTTE OLMAK DELİL SAYILDI 

Gelelim ikinci iddiaya...

Sedat Ergin’in yazdığına göre aralarındaki “olağanın ötesinde yoğun irtibatın” delilleri de 18 Temmuz 2016’da “İstanbul’da Karaköy’deki bir lokantada karşılaşıp ayaküstü sohbet etmeleri. İkinci delilse karşılaşmanın hemen sonrasında üç ayrı günde Barkey ile Kavala’nın cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermiş olması...”

Tesadüfen karşılaşınca ne konuşmuşlar?

Bir ortam dinlemesi mi var?

Hayır...

Peki aynı baz istasyonunda sinyal verdiklerine göre telefonla mı konuşmuşlar?

Hayır, aralarında bir telefon konuşması da yok...

Öyleyse ne var?

Sadece şu var.

İkisi Allah’ın bir günü, aynı saatlerde Karaköy’delermiş...

Deseniz ya, Allah hepimizi korumuş...

Maazallah bizler de aynı saatlerde orada olsaydık, demek ki kendimizi Büyükada davasından içeride bulacaktık.

ÇÜRÜK İDDİA 3

NE KADAR ÖRGÜT VARSA HEPSİNİN YÖNETİCİSİYMİŞ

Kavala’nın tutuklama talebindeki ikinci suçlama “Hükümeti ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye yönelik ayaklanma olan ve tüm terör örgütlerinin (FETÖ/PDY, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP) aktif katıldığı ve destek verdikleri, kamuoyunda ‘Gezi olayları’ olarak bilinen eylemlerin yöneticisi ve organizatörü olduğu” iddiası.

Allah aşkına, sokakta rastlaşsalar birbirlerinin boğazına sarılacak bu örgütlerin hepsini birden organize etmek iddiasına hangi ciddi insanı inandırabilirsiniz...

ÇÜRÜK İDDİA 4

‘AB FONUNDAN YARARLANMAYI İSTEMEK’ DİYE SUÇ YARATILDI

Yine iktidar yanlısı basında yazılanlara bakarsak, Kavala için öne sürülen delillerden birisi, gazeteci Aydın Engin’in Kavala’ya yazdığı bir mesaj.

“Cumhuriyet gazetesi Avrupa Birliği fonlarından yararlanabilir mi” diye sormuş.

Haydaaa... Bu ülkede AB fonlarından yararlanmak ne zamandan beri suç oldu? Devletin bir sürü kurumu da onlardan yararlanıyor.

Mesela Osman Kavala’yı gözaltına alan Emniyet, mesela o iddiaları atan savcıların bağlı olduğu Adalet Bakanlığı...

- Diyeceğim...

- Dikkat edelim...

Bu davada da Balyoz davasında yapılan hataların tekrarı ihtimali çok kuvvetli.

- İktidar medyasındaki arkadaşlara sesleniyorum.

- Geçmişte Silivri davalarında sizi çok zor duruma düşüren vahim hatalar yaptınız.

- Bunları tekrarlayıp ileride zor duruma düşmeyin.

OHHH,  KORKTUĞUM BAŞIMIZA GELMEDİ

AKM binasının yeniden yapılacağını öğrendiğimde en büyük korkum, oraya kitsch bir Selçuklu mimarisinin oturtulmasıydı... Son zamanlarda gittiğim her yerde bana iğne gibi batan, “mukallit Selçuk tarzı” binalar görüyordum. Sandım ki, Taksim Meydanı’na da böyle bir şey kondurulacak...

Korktuğum gerçekleşmedi... Tabanlıoğlu Mimarlık Bürosu modern bir bina tasarlamış.

Eskisinin çizgilerini de taşıyor... Bence Taksim Meydanı’na modern görüntü verecek bir bina olmuş.

Ben beğendim...

Eski bina gerçekten iyi değildi.

Bu projeyi beğendim.

SİLİVRİ’YE GİTMEYEN KİŞİYE O DÖNEMDE NE CEZA VERİLDİ

DÜN ülkenin başbakanının önüne yazarkasa atan kişinin o dönemde Silivri’ye gönderilmediğini yazmıştım.

Bir arkadaşım, “O adama ne yaptılar” diye sordu.

Bu olay Mirgün Cabas’ın “2001” adlı kitabında var. O da mahkemeye verilmiş ceza da almış.

Cezayı tahmin edin?

Silivri’de en azından 2 yıl yatmak mı?

“Seçilmiş hükümeti devirmeye tam teşebbüs”ten 5 yıl hapis mi...

FETÖ, PDY, DHKP-C, PKK örgütüne üyeliğinden 3 kere ağırlaştırılmış müebbet iddianamesi mi...

Bilemediniz...

47 lira ceza alıp serbest bırakıldı. İsterseniz yazıyla da yazayım. “Kırk yedi Türk Lirası...”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Şömine odununu 'uncut' seyretmek istiyorum

Halil Sezai olayına bilerek mi girmedim...

Yoksa içimden mi gelmedi pek karar veremedim.

Ama bu topa girenlerin yazdıklarını, Instagram ve Twitter’da oluşturulan sosyal medya jürisinin neredeyse oybirliğiyle aldığı “Tutukla” kararını görünce, doğrusu bir jüri üyesi olarak ben de görüşümü yazmadan duramadım.

İşte benim itiraz şerhim:

*

BİR: Sosyal medyaya yansıtılan görüntüleri seyrettim, olayı tam anlayamadım.

Vardığım sonuç şu oldu:

Görüntüler ya çok yeteneksiz bir montajcının ya da çok manipülatif bir makasçının elinden çıkmış gibiydi.

*

Yazının Devamını Oku

Yuh artık, bu adamları bir de uçaklarınıza mı alıyorsunuz

O gazetenin manşeti önüme geldiğinde, önce üzerinde durmadım.

“Pisliğin teki” deyip geçtim...

Ama iş büyüdü...

Büyüyünce de Hürriyet’in Atina muhabiri Yorgo Kırbaki’yi arayıp sordum:

Neyin nesidir bu gazete?

“Aşırı sağın da aşırı sağı bir gazetedir...”

Ya tirajı nedir? Kim alır, kim okur?

“Yunan gazeteleri artık tiraj açıklamıyor. Ama son açıklamada 5-6 bin satan (bana göre bedava dağıtılan) bir gazete...

Yazının Devamını Oku

Erkek heykelleri arasında iki kadının iki ayrı hikâyesi

Sharon Stone... Patti Smith... Joan Baez... Jennifer Garner... Jennifer Lopez... Kristen Bell... Reese Witherspoon... Kate Hudson... Stevie Nicks... Barbra Streisand.. Annie Lenox... Dünyaca tanınmış sanatçılar...

Dünyaca tanınmış siyasetçiler... Bütün bu insanlar önceki gün ve dün Instagram’da bir kadının ardından veda mesajları attılar...

Bugün size, erkek heykelleri altında oturan bu iki kadının hikâyesini anlatacağım...



*

Hikâyeme, önce sağdaki kadından başlayacağım.

Yazının Devamını Oku

Hadi biz Türkleştirildik ya sen 'Ne'leştirildin'

Adının önünde Prof. unvanı var...

ODTÜ gibi muhteşem bir üniversitede sosyoloji okumuş...

Gidip Amerikalarda eğitimine devam etmiş....

Bir de İran Araştırma Merkezi’ni kuran kişiymiş...

*

İşte bu hoca çıkıp televizyonda insanların gözüne baka baka, “Balkan göçmenleri Türk değildir, Türkleştirilmiştir” diyor...

Orada da durmuyor devam ediyor:

“Bunlar Türkçeyi bile sonradan öğrenmiştir” diyor...

Ve sonunda asıl söylemek istediği noktaya geliyor:

Yazının Devamını Oku

'Tanrı parçacığı' yerin 100 metre altında mı, gökyüzünde mi

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor (3)

Anladım, şimdi artık işin en heyecanlı bölümüne, çarpışma anına gelelim. Ama önce bana neyi hızlandırdığınızı ve protona bir tekme atmanın, bir tokat atmanın kaça mal olduğunu anlatın.

İşin aslında en ucuz kısmı neyi hızlandırdığımız. Protonu hızlandırıyoruz. Proton ne? Hidrojen. Hidrojen atomundaki elektronu sıyır, al sana proton. Çünkü hidrojen temelde bir proton ve etrafındaki bir elektrondur. En basit, periyodik cetveldeki başlangıç atomumuz yani.

Bunu nasıl elde ediyorsunuz?

Hidrojen tüpümüz var. Yani bildiğimiz küçük bir şişe büyüklüğünde oksijen tüpleri gibi. Bir tüp bizi aylarca götürüyor. Bir prosesle o hidrojenler elektronlarından ayrıştırılıyor ve haliyle artı yüklü hidrojen haline geliyorlar. Ama artı yüklü hidrojen dediğin, yani elektronsuz hidrojen dediğin şey zaten protonun tek başına hali. Biz onları alıyoruz ve bunları “bohça” haline sokuyoruz.

Bu bohçalardan iki tanesini mi alıp çarpıştırıyorsunuz?

Bir tane protonu elde ederek hızlandırmak hem zor hem de aynı zamanda değmez. Biz aşağı yukarı 10 üzeri 11 tane yani birin yanına 11 tane sıfır koyun o kadar sayıda proton hızlandırıyoruz, bir bohça dediğimiz bu. Bu da 100 milyar ediyor. Yaklaşık 100 küsur milyar tane protonu, bir arada hızlandırıyoruz. Ve bu çok ama çok küçük bir hacim içinde. Yani şu elimdeki çakmağı düşünün bunun gibi bir tane daha karşıda hazırlanmış...

HER SANİYE 40 MİLYON BOHÇA KARŞI KARŞIYA GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Bir tekmeci, bir tokatçı ve tanrı parçacığına ilk adım

13 yıl önceki kazadan kurtulan CERN Yedilisi'nin son üyesi Prof. Serkant Ali Çetin anlatıyor(2)

Serkant Hocam, Dan Brown’ın romanında okuduğum günden beri CERN’e gitmek isterim. Ne yapıyorsunuz orada, yerin 100 metre altında? Nerede başladı bu hikâye?

Anneannemin evinde başladı. Ben küçükken anne ve babam çalıştığı için anneannem bana bakardı. Anneanne evinde de çok fazla oyuncak yoktu. En güzel meşgalem eski gazete kâğıtlarını alıp anneannemin yere serdiği bir çarşaf üzerinde kesmekti. Derdim gazeteyi kaç parçaya bölebileceğimi anlamaktı. Çünkü durmadan parçalayabildiğime göre içinde bir şey olması lazım. Sonradan öğrendim ki sadece matematiksel olarak bir şeyi sonsuz kere parçalayabiliriz. İşte buna ‘parçacık fiziği’ diyoruz. Her şeyin nüvesinde daha da ne olduğunu anlamak.

BİR PİNPON TOPU ATARAK DUVARI DELEBİLİRSİNİZ

İtalyan Fizikçi Carlo “Bilimde görmediğimiz bir şeyi anlamaya çalışırız” diyor. Siz görüyor musunuz?

Bir pinpon topu alalım, bunu bir duvara atarsak öteki tarafa geçmez. Ama teorik olarak geçmesi mümkündür. Biz buna “Tanımlanabilir olasılık” diyoruz. İşte evrenin şöyle bir gücü var. Bizim 30 birimle geçebileceğimiz bir duvarı o 3 birimlik enerjiyle atıp öbür tarafa geçirebiliyor. Günlük hayattaki işleyişte bunları beynimize kabul ettirmek zor. Kuantum deryası böyle sürprizlerle dolu.

CERN BİZİM BÜYÜK KULÜP GİBİ BİR YER

Peki İsviçre’deki CERN’e gidersek, orası neresi? Gerçekten Dan Brown’ın anlattığı gibi esrarengiz bir yer mi?

Yazının Devamını Oku

Ucu melekler ve şeytanlara giden bir kazadan 13 yıl sonra

Türk bilim tarihinin en karanlık 24 saati 30 Kasım 2007 günü yaşandı. Şimdi 13 yıl önce yaşanan o karanlık güne dönüyoruz.

O gün İstanbul-Isparta seferini yapan uçak, normal saatinde kalkmış ve rahat bir yolculuktan sonra Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’na doğru alçalmaya başlamıştır.

World Focus şirketinden kiralanan yolcu uçağında 7’si mürettebat 57 kişi bulunmaktadır.

Ne olduysa o iniş anında olur. Uçak havalimanının yakındaki bir dağa çarparak parçalanır.

İşte bu uçak, Türk bilim tarihinde, ünlü romancı Dan Brown’a kadar uzanacak bir tartışmayı başlatacaktır.

MELEKLER VE ŞEYTANLARIN MERKEZİNE GELEN HABER

Uçağın yolcularından biri Engin Arık adında bir kadındır. Onun kazada öldüğü haberinin ulaştığı yerlerden biri, Türkiye’den uzakta, yerin 100 metre altında dünyanın en ilginç deneylerinden birinin yapıldığı yer.

Burası, bütün dünyanın

Yazının Devamını Oku

Fırtınayı sevenler de bazen sakin limanlara sığınmalı

Dünyada ne ilginç şeyler oluyor...

Birleşik Arap Emirlikleri’nden sonra Bahreyn de İsrail’le diplomatik ilişkiler kurdu...

Yani...

Yanisi şu...

Türkiye’nin yıllarca önce yaptığı, bugün de yapmaya devam ettiği şeyi yapıyorlar...

Demek ki dış politikamızda serinkanlı bir akıl varmış...

*

Sırbistan ve Kosova...

Türkiye’nin Balkanlar’da en çok yardım yaptığı,

Yazının Devamını Oku

Cebimde kaç milyon şarkı var her gün kaç şarkı ekleniyor

Spotify Güney ve Doğu Avrupa Yöneticisi Federica Tremolada ile pandemi dönemi müziği sohbeti devam ediyor.

Hayatımda aldığım ilk şarkılar 78 devirlik üç plaktı.

Biri Erol Büyükburç’un ‘Little Lucy’si, öteki ise Paul Anka’nın ‘Diana’sıydı...

Üçüncüsü, Elvis Presley’in iki şarkısıydı...

İki tarafında birer şarkı olan 3 plağı eve getirirken otobüste kırmamak için harcadığım çabayı ve yaşadığım korkuyu hâlâ unutmadım.

Hepsi hepsi 6 şarkıydı...

Federica’ya sordum.

Bugün Spotify arşivinde toplam kaç şarkı var?

60 milyondan çok şarkı varmış.

Yazının Devamını Oku

Pandemide en mutlu ayımız temmuz, en mutsuzu nisandı

“Welcome to Ertuğrul Özkök Pazar Show...”

Pazar şovuma hoş geldiniz. Bugün en sevdiğim konu ile karşınızdayım.

Müzik...

*

Müzik deyince de aklımıza artık “streaming” platformlar geliyor.

Spotify, Apple Music, Deezer, Fizy ve yeni oyuncu olarak Amazon ve ötekiler.

Şu an için Türkiye’de en tanınanı Spotify...

*

Spotify’ın artık Türkiye pazarını yöneten bir yöneticisi var.

Yazının Devamını Oku

Mutasyona uğramış bir FETÖ'cüyü nasıl tanıdım

‘Yumurtasından tanırsınız...’

Evet cevabı buymuş...

Eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü ve şimdilerde büyük ilgiyle izlediğim YouTube kanalı yorumcusu Kemal Öztürk’ün bu hafta çıkan kitabında okudum.

Kitapta çok ilginç ve tartışılacak anekdotlar var...

Ama ben, bukalemun ruhuma uygun birini seçtim...

Çok vahim bir olayın eğlenceli tarafı...

Kemal Öztürk başından itibaren, o zamanki deyişi ile “Gülen cemaati”ne uzak durmuş.

Ama AA Genel Müdürü olunca, personel alımında FETÖ kesiminden çok baskı gelmeye başlamış.

Yazının Devamını Oku

12 No'lu hangarda 4 Ağustos günü ve öncesi

Her şey 2013 yılının kasım ayında Moldova bandıralı bir gemiye Ukrayna’dan yüklenen 2 bin 750 ton amonyum nitratla başlıyor.

Geminin sahibi, Güney Kıbrıs’ta yaşayan bir Rus...

Yükün gideceği yer Mozambik’te patlayıcı madde yapan bir şirket.

Mal kime aittir, kim yüklemiştir hâlâ bilinmiyor.

*

Ancak gemi Ürdün’den gelecek bir yükü almak üzere Beyrut limanına geliyor.

İşte ne oluyorsa orada oluyor...

Mozambik’teki şirket parayı ödememiştir.

İki avukat Lübnan adli makamlarına başvurarak gemiye el konulmasını istiyor...

Yazının Devamını Oku

Medya parkının albino boası, pandası ve orangutanları

Hemen her gün en az üç-beş kişiden şu eleştiri geliyor:

“Memleketin bunca meselesi varken sen neyle uğraşıyorsun...”

Dünyanın her yerinde vardır böyle eleştiriler...

Çünkü bazı insanlar sadece ve sadece “memleket meselesini” konuşmaktan zevk alır...

Ama bu defa itiraz hiç beklemediğim bir yerden, Serdar Turgut’tan geldi...

Galiba onunla hayatımız boyunca ilk defa ciddi bir meseleyi konuşacağız...

Umarım son olur, çünkü daha şimdiden bana sıkıcı gelmeye başladı.

*

Tam logomu değiştirdiğim gün

Yazının Devamını Oku

Turizm ve kültür şapkamla bu pandemi yazı nasıl geçti

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’la, yaz başında İstanbul’da buluşup nasıl bir pandemi yazı beklediğini konuşmuştuk.

Bakan turizmi çok iyi bilen, rahat konuşan, hiç öfkelenmeyen bir karaktere sahip.

O nedenle sohbet etmek keyifli oluyor...

*

Geçen cumartesi Bodrum’daki evinde buluşup geçen yazın sonuçlarını değerlendirdik.

Turizm konusunda ihtiyatlı bir iyimserlikle konuştu.

Çıkardığım sonuç, sezonun “beklenilenden ve umulandan iyi geçtiği” yolunda...

Yaz başında da sonunda da turizm konusunda en büyük coşkuyla konuştuğu konulardan biri Çeşme Yarımadası...

Yazının Devamını Oku

Heybeliada Sanatoryumu'nu görünce hatırladıklarım

Yıllar önce, Davos’a ilk gittiğim yıl kaldığım otelin adı Schatzalp’tı...

Toplantılara katılanlar hep aşağıdaki otellerde kalırken ben fünikülerle çıkılan tepedeki bu oteli tercih ederdim.

Çünkü o otel, hayatımın en önemli romancılarından biri olan Thomas Mann’ın “Büyülü Dağ” romanını yazdığı yerdi.


Heybeliada’da çekilen Kelebeğin Rüyası filminden.

Roman, Hans Castorp isimli bir gemi mühendisinin verem hastası akrabasını ziyarete gittiğinde kendisinin de verem olduğunu öğrenip o sanatoryumda 7 yıl kalışını anlatır.

Thomas Mann romanı, 1912 yılında Davos’un tepesindeki, Dr. Friedrich Jessen’in Waldsanatorium’unda yazmaya başladı.

Karısı solunum yollarındaki bir hastalık nedeniyle orada yatıyordu.


Yazının Devamını Oku

Kızıl Frankenstein'ın üç maymunu ne oldu

1927 yılının bahar aylarında bir gün...

1. Batı Afrika’nın en Batı ucundaki Dakar şehrinden Fransa’nın Marsilya limanına giden bir gemide, yıllar sonra ortaya çıkacak esrarengiz bir ölüm olayı yaşanır.

Geminin yük taşınan bölümlerinde kafeslerin içinde bulunan üç maymundan ikisi ölmüştür.



*

Görevli personel bunu kaptana haber verir.

Yazının Devamını Oku

Tükürük hokkasında birkaç santimetreküp de...

Önce o sözde “tarikat”ın adından başlayayım...

“Uşşaki” diye bir isim...

Nereden bulmuşlar bu ismi derseniz, sıkı durun...

Anlamı “âşık” kelimesinin çoğulu olan “uşşak”tan geliyormuş...

*



Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin 'Amalfi' sahili tam burası mı

Mayıs sonundan itibaren Ege ve Akdeniz’deydim.

Yaz 2020 - 1

Daha önce gitmediğim veya gidip de fark edemediğim birçok yeri bu yaz keşfettim.

Bugün size pandemi gölgesindeki “2020 Türkiye yazı” ile ilgili gözlemlerimi aktaracağım.



*

Yazının Devamını Oku

'Hain, faşist, ırkçı': Bir kim kimdir ansiklopedisi

Bazen uzun yazmak gerekiyor...

Çünkü derdiniz uzun oluyor... Uzun yılların derdi... Ta gençlik yıllarınıza giden dertlerin, çöp yığını haline geldiği durumlar oluyor...

*

Son 3 günün en çok konuşulan ismi Işıl Özgentürk...

Tecavüze uğradıktan sonra intihar eden Batmanlı genç kızla ilgili bir yazı yazdı...

Ortalık karıştı...

*

Önce yazısıyla ilgili düşünceler dile getirildi...

Sonra

Yazının Devamını Oku