“Aklımı kevgir değil kepçe yaptım…”

Ercan Kont 1942 doğumlu. Eski Adanalılar çok yakından bilir, yeni nesilden de elbet bilen vardır. Ben çok hayal meyal hatırlıyorum. Gittiğim bir düğünde sahne almıştı…

Haberin Devamı

“Aklımı kevgir değil kepçe yaptım…”

Çok güzel bir lafı var “Beni annem doğurdu, öğretmenim yoğurdu, basın duyurdu, insanların sevgisi doyurdu…”

“Sıra dışı adam unvanını verdiler bana” diyor ve devam ediyor “Kahvelerde zamanını geçirmeyen, kütüphanelere giden, kitap okuyan insanlara bu unvanı veriyorlarmış.” Türkiye’de onun gibi 5 adam seçilmiş… Oturup kitap okuyorlarmış, dinletiler yapıyorlarmış…

Konuşurken bile tiyatroyu yaşıyor, sahne hali kim bilir nasıldır...
Röportaj boyunca onu seyirci koltuğunda dinledim, o da sahnede anlatacaklarını anlattı.

Ne kadar güzel söylemişsiniz, “Beni anam doğurdu, öğretmenim yoğurdu, basın duyurdu, insan sevgisi doyurdu…”
Bir gün sahnedeyim. 3 şiir okudum… Beni anam doğurdu, öğretmenim yoğurdu, basın duyurdu, insanların sevgisi doyurdu. Doğuran anama rahmet, yoğuran öğretmenlerime saygı, duyuran basına teşekkür, sevgisiyle doyuran insanlara da kalbimi sunarım diyordum. 3 şiir yine okuduktan sonra annemle babam için konuşma yapardım. Ben çok doğal yetiştim, doğal ortamlarım oldu. Bunları da unutmadığım için dile getirmek isterdim.

Haberin Devamı


Şiir vari mi konuşursunuz hep?
Bilmem… Bir konuşmam da budur; “Hoş geldiniz, yaşamdan elde edebildiğim güzellikleri gönül kazanıma doldurup, önünüzdeki sevgi ateşinin üzerine koydum. Aklımı da kevgir değil, kepçe yaptım karıştırdım, karıştırdım, karıştırdım ve şiirlerle bir deste sunmak istedim size. Yaşamımdan sunacağım her kesit, okumaya çalışacağım her şiir Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine olsun istedim. Tıpkı sizlerle bizler gibi (sazcıları gösteriyor…) Dileğim o’dur ki, dinlene sevile ve bir çığ gibi büyüyüp gönülleri doldura. Sürçü ilan edersem af ola...”

Ercan Kont deyince insanların aklına Karacaoğlan’ın “Bir kız bana emmi dedi” şiiri geliyormuş. Çok mu seviyorsunuz?
Evet. TRT’de Ankara radyosunda da okudum. Sakal şiirini okurken “Sakal seni matkap ile yolayım…” diyordum. Bir öğretmen söyledi oysa o “Makkabınan” imiş aslı. Yani ağaç köklerindeki yapışkan sıvıymış.

Haberin Devamı

Kimdir Ercan Kont?
Dedeler Malatyalı. Oradan gelip Adana’ya yerleşmişler. Ben de 1942 doğumluyum, Adana Erkek Lisesi mezunuyum. Aslına bakarsanız ben hep öğretmen olmak istedim. Lise ikinci sınıftan sonra derslerin de iyiyse gidip köy okulunda öğretmenlik yapabiliyordun, 3 yıl seni inceliyorlardı eğer kabul görürsen tamamen öğretmendin. Ama babam kabul etmedi.

Neden hâlbuki öğretmenlik neredeyse birçok anne babanın ideal mesleğidir?
Bilmiyorum, istemedi.


Şimdi bile bu alanda okullarda yapabilirsiniz ama!
Usta çırak ilişkisi ile yetiştim ben. Çok zor bu söylediğiniz.


Alaylı daha iyidir bazen!
Öyle ama bilemiyorum.


Nasıl bir hayattı dersem?
Klasik söylem olacak ama gerçekten fakir aile çocuğuydum. Kenar mahallede yaşadık, ama inanılmaz kültürle büyüdük, o çevreden insan olmayı öğrendim.

Haberin Devamı


Erkek Lisesi’nden bir sürü hikâyeler dinliyoruz ama şanslısınız direkt yaşayanlarsınız!
Offf hem de nasıl yaşadık!

“Aklımı kevgir değil kepçe yaptım…”
Sanat işi nasıl başladı?


Bilinçli başlamadı. Eskiden Adana’da çok yazlık sinema vardı. Sinema, konser gibi organizasyonları at arabası arkasında duyururlardı. Ben de orada bağırır, duyuru yapardım. Bir de eskiden sinema başlamadan halkı oraya çekmek için biri çıkar bir şeyler anlatır, konuşurdu. Bana ilk bunu yapmamı söylediler. Derken öyle de başladım.


Okul bitti direkt sahne mi devreye girdi?

Hayır, okul zamanlarında simit de sattım. İşportacılık yaptım mesela. Hatta işportacılık yaparken bağırıyor satış yapanlar; “Yanan maldan kurtarıldı, ithal mallar, batan geminin malları” derlerdi ben de; “Ne Amerikan malı, ne Alman malı, ne ithal mal, ne İtalyan, ne batan gemiden çıkan mallar, ne yanan mallar Türk malları bunlar her yerde 10 lira ben de 20 lira!” Derdim ve hep de en çok ben satardım!

Haberin Devamı

Sakallarınızın hikâyesi var mı?
Öğrenciyken her okulun tatile girmesiyle sakal bırakırdım. Halk ozanları, âşıklar, Yunus Emre filan bunları okurken dinlerken, beğenirdim hoşuma giderdi.

Hiç kestiniz mi?
Bir askere giderken bir de 12 Eylül sonrasında resmi dairede çalışanlara kanun çıkmıştı bıyık dudağı geçmeyecek, favori kulak hizasında olacak, saç enseye değmeyecek gibi. Ben de o dönemlerde tiyatro müdürlüğü yapıyordum, kesmeseydim tiyatro kapanacaktı. Hani bir laf var kesilen kol bacak yerine gelmez ama saç sakal gelir.

Adana’dan çok sağlam değerler çıkıyor Adanalılar bu değerlerin farkında mı?
Türkiye’nin birçok yerinde sunuculuk yaptım ve her gittiğim yerde harika ilgiler gördüm. Adana’da çıktığımda böyle değildi. Zaten Adanalıyım, zaten buradayım. O yüzden pek önem teşkil etmiyordu sanırım diye düşünüyorum. Hiç kimse kendi memleketinde bir şey olamamıştır, başka memlekete gidince ancak olur. “Nasıl olsa bizim”dir onun adı.

Haberin Devamı

Siz neden gitmediniz İstanbul’a?
Gezmeler, turneler için gittim zaten, Adana’yı gerçekten çok seviyorum ve orada yaşamak çok zor!

Tiyatroyu yürürken bile yaşayan haliniz var içinizden mi geliyor!
Tabii ki! Bakın bir “Cinnet” diye şiir var. Bana bunu oku dediler ama epey uzun, arkadaşlarla oturduk anlam bozulmayacak şekilde ama zaman yönünden de daralttık. Önce Edebiyat öğretmenine sonra bir psikoloğa götürüp şiiri kontrol ettirdim. Onu okurken de kendimden geçerim mesela.

Bir sanatçı günlük hayatında da rol yapar mı?
Sahnede de rol değil ki “Gibi yapmaktır” diyorum ben. Doktor gibi yapmak, öğretmen gibi yapmak…

Sizi görünce ne yapıyorlar?
“Bak bak oğlum, bak kızım, bizim düğünümüzü bu adam yönetmişti! Sakal şiirini okumuştu” diyorlar.

Sizin bu tarz kendiliğinden mi ortaya çıktı yoksa siz mi yaptınız?
Hiçbir zaman fakir aile çocuğu olduğumu unutmadım, olduğumdan fazla görünmedim, ayağım yere sağlam basmalı dedim. Büyüklerden çok ders aldım. Yaşadığım hiçbir şeyi unutmadım bu da beni var etti.

Şair mi sizi etkiler şiir mi?
Şiir! Şairin durumundan dolayı değil, şiirin durumundan dolayı severim.


Şiir desem ilk aklınıza gelen hangisi olur?
Beni görünce insanların aklına “Bir kız bana emmi dedi” gelir. Dolayısıyla benim de o gelir.

Adana’da sanatın gelişmeme sebebi sizce ne?
Bugüne kadarki seçilmiş insanların bir şey yapmaması.


Altın Koza’nın ikincisini siz yapmışsınız. Peki o yıllardan bu yıllara ne kadar yol aldı?
Hiç yol almadı. Az önce de dedim atanan ve seçilenler sebebidir. Seçilenler ne olursa olsun muhtar, belediye başkanı ve herkes o yaşanılan yerin sanatın her dalında güzellikleri ele alması lazım.


İlk oynadığınız oyun hangisi?
Othello… Tam 50 yıl önce figüran olarak başladım.


“Son sahnemde şöyle şöyle yapacağım…” diye bir hayaliniz var mı?
Düşünmüyorum. 50. Yıl nedeniyle bir organizasyon yapıldı gerçekten çok güzeldi.


Hayatımdan çok mutluyum diyor musunuz?
Tabii ki! Sevdiğim işi yapıyorum neden mutlu olmamayım ki!


Tiyatroyu kendinize göre tanımlayın dersem?
Benim için her şeyden önce topluma yön veren insanların bir arada olduğu, toplumda olmuş ya da olması düşünülen olumlu ve de olumsuzlukları ortaya koyup insanların ders almasını sağlamaktır.


Aşıklara içinizden bir şiir desem?


Cahit Külebi’nin “Hikâye” şiiri… “Senin dudakların pembe, ellerin beyaz, al tut ellerimi bebek, tut biraz!”


Bunca şiiri ezberlemek müthiş yetenek!
Çok seviyorum.


Son olarak eklemek istedikleriniz?
Yaptığım işten dolayı mutluyum. Çevremden tebrik alırken yüreğim coşuyor. Bana diyorlar ki “Nasılsın?” iyiyim diyorum. Nasıl iyi olmayayım ki? Selam veriyorum alıyorlar, selam da veriyorlar alıyorum, sağlığım yerinde, yaşıyorum. Emekli maaşım var.

Yazarın Tüm Yazıları