Eski zamanları yad edelim biraz da

Bugün sıradışı bir şeyler karalamak istedim.

Eski zamanları niçin özleriz?..
Nedenleri, niçinleri sıralasak ard arda konuşmak gelmez içinizden, usanmışsınızdır;
Uzaklara bakarak yutkunuruz!..
*
Hayat bu, bazen elinizde olmadan raydan çıkabilir.
Gelecekle ilgili belirsizlikler arttıkça, kaygılar duyguları buz gibi ediyor, donduruyor, umudu tüketiyor.
Öyle zamanlarda işte geçmişi özlemle arıyoruz!..

ESKİ SANATÇILAR

1960‘ları, 70‘leri, 80‘leri dolu dolu yaşamış insanlar, bizim kuşaklar geçmişlerine neler sığdırmışlar, hatırlayalım,
Müzik denildiğinde;
Hamiyet Yüceses, Hafız Burhan, Zeki Müren, Müzeyyen Senar ‘ı, Ajda Pekkan, Mustafa Sağyaşar, Emel Sayın, Neşe Karaböcek, Muazzez Abacı, Behiye Aksoy, Samime Sanay, Serap Mutlu Akbulut, Mediha Şen Sancakoğlu, Seçil Heper, Müşerref Akay, Gülden Karaböcek, Yıldırım Gürses, Zekai Tunca‘yı, Barış Manço, Cem Karaca, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur‘u, Edip Akbayram, Erkin Koray, Erol Evgin, Fikret Kızılok, Arif Sağ, Selda Bağcan, Ali Rıza Binboğa, Ahmet Kaya, Ozan Arif, Zülfi Livaneli ‘yi, Bülent Ersoy, Ferdi Özbeğen, Müslüm Gürses, Mustafa Keser, İbrahim Erkal‘ı, İlhan İrem, Nilüfer, Kayahan, Özdemir Erdoğan‘ı, Ahmet Özhan, Hale Soygazi, Sezen Aksu, Leman Sam, Muazzez Ersoy, Kibariye, Ciguli‘yi, Nalan Altınörs ve Yıldırım Bekçi, Hüner Coşkuner, Zerrin Özer, Leman Sam, Sibel Can, Selami Şahin, Cengiz Kurdoğlu, Ümit Besen‘i, İzzet Altınmeşe, Belkıs Akkale, Neşet Ertaş, Musa Eroğlu, Fatih Kısaparmak ‘ı, Süreyya Davulcuoğlu, Kamil Sönmez, Ümit Tokcan, Nuri Sesigüzel, Özay Gönlüm, İbrahim Tatlıses‘i, şarkılarımızı, türkülerimizi daha niceleriyle duygularımıza ortak etmedik mi?
*
“Türkiye olarak” seyrettiğimiz, ağlayıp güldüğümüz yüzlerce film, oyun, dizi, skeç, drama ve parodinin kahramanlarını yok sayabilir miyiz?
Hatıralarımızı, “Eski Türkiye” diyerek gömebilir miyiz?..
*
Film ve tiyatro sanatçılarımızı da yad edelim isterseniz;
Münir Özkul, Adile Naşit, Kemal Sunal, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Şener Şen ‘i,
*
Ayhan Işık, Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ekrem Bora, Filiz Akın, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Eşref Kolçak, Selma Güneri, Tarık Akan, Kadir İnanır, Kartal Tibet, Göksel Arsoy, Tanju Gürsu, Hayati Hamzaoğlu, Belgin Doruk, Sadri Alışık, Hulusi Kentmen, Erol Taş, Yılmaz Köksal, Salih Güney, Ahmet Mekin, Kadir Savun, Ali Şen, Öztürk Serengil, Bilal İnci, Danyal Topatan, Süheyl Eğriboz, Sami Hazinses, Ayşen Gruda ve daha onlarcasını, ‘esas oğlan’ ve ‘esas kızlar’ı, başrol, karekter oyuncuları ve ‘figüranları’ unutabilir miyiz?..

ROL MODELİMİZDİ ONLAR

Saç, sakal, bıyık modelleriyle, kazak, gömlek, pantolon, palto, blüz, etek, kaban ve tüm giysileriyle, hatta konuşma tarzlarıyla etkilemediler mi bizleri?..
O zaman ‘Yeşşeee!..’
*
‘Deli dolu, açık saçı’lar da vardı elbet;
Mine Soley, Pervin Par, Melek Görgün, Mine Mutlu, Arzu Okay, Seda Sayan, Hülya Avşar, Behçet Naçar, Ali Poyrazoğlu, Bülent Kayabaş‘ı,
Hele,
‘Konağın uşağı’ Cevat Yurdakul ‘u,
‘Konağın aşçısı’ Vahi Öz ‘ü,
‘Konağın şoförü’ Hüseyin Baradan ‘ı,
‘Nubar baba’, Nubar Terziyan ‘ı...
*
Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Haldun Dormen, Şükran Göngör, Ayla Algan, Ayten Gökçer, Cüneyt Gökçer,
Nejat Uygur, Gazanfer Özcan, Hadi Çaman, Toto Karaca, Erol Günaydın, Levent Kırca, Çolpan İlhan, Tekin Akmansoy, Suna Pekuysal, Nevra Serezli, Metin Serezli, Halit Akçatepe, Müjdat Gezen, Ferhan Şensoy, Rutkay Aziz, Erdal Özyağcılar, Gönül Ülkü, Gülriz Sururi, Genco Erkal ve birçokları Türk toplumunun hislerine tercüman olmadılar mı?..
*
Futbolda da taçlı, taçsız tüm krallar, takımları ve renkleri farklı olsa da hepimizindi, nasıl da göğsümüzü kabartırlardı;
Lefter Küçükandonyadis, Cemil Turan, Turgay Şeren, Metin Oktay, Can Bartu, Baba Hakkı Yeten‘i belki seyredenlerimiz azdı; ama hikayelerini dinleyerek yetiştik...
*
Matrak şeyler de okurduk, Gırgır gibi, Fırt gibi;
Oğuz Aral‘ı, Tekin Aral‘ı, Turhan Selçuk‘u, Bedri Koraman‘ı takip ederdik.
Ne çok karikatüristimiz vardı o zamanlar...
Özgürce, korkusuzca çizerlerdi.
*
Yazarlarımız vardı bir de... Kimler yoktu ki;
Burhan Felek, Metin Toker, Ahmet Kabakçı, Oktay Ekşi, Uğur Mumcu, Rauf Tamer, İlhan Selçuk, Yavuz Donat, Yalçın Doğan, Taha Akyol, say sayabildiğin kadar.
‘Deve dişi’ gibi yazarlar...
*
Siyasi çekişmeler vardı ama sanatçıların, sporcuların, yazar -çizer, düşünürlerin soy ve kan bağıyla, dini, değerleri, inancı ile hiç uğraşmadık!

BİZ ESKİDEN

Gelelim esas mevzuya!
1960‘lar ve sonrasında üniversite okuyanlar, öğretmenler, memurlar ve politikayla ilgilenenler için yeni bir dönem başlamış ve 2000‘lerin ilk yarılarına kadar devam etmişti.
*
Yeni aile büyüklerimiz olmuştu;
Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan...
Onlarla büyüdük, çok şey öğrendik; cumhuriyeti, demokrasi, laiklik, sosyal hukuk devleti tanımını, emek, sendika, insan haklarını, liyakati, halkçılığı, devletçiliği...
İyi ki de öğrenmişiz.
*
Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller geldi sonradan ama, aile büyüğü olamadılar.

TEK BAŞINA OLMUYOR

Nostalji sayın söylediklerimi!..
İlginçtir, biz eskiden sanatçımızı da, siyasetçimizi de ‘tek başına’ bırakmazdık...
‘Yalnız starlarımız’ olmadı;
Barış Manço - Cem Karaca,
İlhan İrem - Nilüfer,
İzzet Altınmeşe - Belkıs Akkale,
Yıldırım Bekçi - Nalan Altınörs,
Ahmet Özhan - Hale Soygazi,
Orhan Gencebay - Ferdi Tayfur,
Süleyman Demirel - Bülent Ecevit,
Mesut Yılmaz - Tansu Çiller gibi çiftledik, birbirine zimmetledik hepsini...
*
Evet, eski günleri arıyoruz!..
Bu dünyadan göçenlere rahmet, kalanlara selamet olsun...

X

Kim engelli olmak ister

El kol, ayak bacak, kafa kalça. Kıran kırana… On günce yağan kar yolları kapatıp trafiği, ulaşımı kilitlemeye yetti. Hazırlıksız mıyız, yoksa gamsız mıyız bilemiyorum. 

Hastane acilleri buzda düşüp yaralananlar ile doldu. 
Kırıklar, çıkıklar. 
Yaralananlar ölenler. 
Alçılar, ateller, askılar. 
Koltuk değnekleri, tekerlekli sandalyeler. 
Sedyeler, ambulanslar, tabutlar… 

Yazının Devamını Oku

Kar yolları kapadı YSİ niye kapatıldı?

Bekliyorduk.Hem de dört gözle, hatta mecburduk.Barajlar alarm veriyordu.Su kaynaklarımız hızla tükeniyordu.Özellikle yeraltı suyu... Çekildikçe çekilmişti.

Bursa ovalarında 20 yıl önce 30-40 metreden gürül gürül çıkan su, son yıllarda ancak 140-150 metrelerde yakalanıyordu.
Durum o kadar kritik yani.
Yeraltı suyunu da hoyrat ve kontrolsüz kullandık.

SU KAYNAKLARINA DOKUNMA

Su kaynaklarına doğrudan müdahale etmemek gerek. Dokunulacaksa uygunsuzluk yapanlara dokunulmalı!..
- Ruhsatlı ya da ruhsatsız açılan kuyular,
- Bilinçsiz tarım sulaması,

Yazının Devamını Oku

Bir yanda lodos, diğer yanda virüs

Kaç gündür tüm kuvvetiyle esen rüzgar sinirlerimizi bozmaya devam ediyor. Lodosun Bursa ve bölge kentler için özel bir yeri var.  

Birkaç gün estirdiğinde havayı tertemiz edip manzarayı güzelleştirir. Görüş açımızı genişletir. 
Dağlarda zar zor biriken karları eritiyor.  
Gözüm Uludağ’ın yamaçlarındaki beyazlıklarda; ama günbegün eriyip kayboluyor. 
Çatılar uçuyor, kiremitler savruluyor, ağaçlar kırılıyor, birçok şey oradan oraya savruluyor… 
Tabii bir de uyutmuyor… 

SESSİZ ÖLÜM 

Lodos Bursa için ‘sessiz ölüm’ demektir. 

Yazının Devamını Oku

Lokanta yasak, kongre serbest! 65 yaşa özgürlük

Bir yıl önce Dünya Sağlık Örgütü-WHO yaş dilimlerini yeniden düzenledi. Buna göre;

-0-17 yaş: Ergen
-18-65 yaş: Genç
-66-79 yaş: Orta yaşlı
- 80-99 yaş: Yaşlı olarak kabul ediliyor. 100 ve üzerini de artık ileri yaşlı sayalım gitsin.
Ancak DSÖ 65 yaş’ı hala genç olarak görüyor.

ÖMÜR UZUYOR

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri yaşam sürelerini belirliyor.

Yazının Devamını Oku

Camiler, kubbeler, minareler ve bitmeyen onarımlar

Marmara bölgesi kentlerinde geziyorum. Tatil gezisi değil, işlerimi hallettikten sonra dünya gözüyle sağı solu dolaşıyor, görüyor, anlamaya çalışıyor ve fotoğraflıyorum.Gezme, görme, öğrenme, fotoğraflama ve yazma tarifsiz bir keyif.

Yıkılmış, viraneye dönmüş bir evin önünde durup, bir zamanlar oradaki canlılığı, sevinçleri, hüzünleri hayal edip fotoğraflayıp oradan ayrılmak… Ayrılsanız bile aklınız orada tutuklu kalıyor.
Malikhane, yalı, saray,
Cami, türbe, han, hamam, kervansaray, köprü,
Çeşme, sarnıç, şadırvan,
Kilise, havra,
Mezarlık, kabir,
Çarşı, pazar,

Yazının Devamını Oku

Kâtip arzuhalim yaz yare böyle… 

Tarihte sert uygulamalara başvuran Hızır Paşa’ya isyanını dile getiren Pir Sultan Abdal’ın ‘Katip arzuhalim yaz Şaha böyle’ eserini yıllar sonra düzenleyip seslendiren Aşık Veysel‘in seslendirdiği türkünün TRT denetiminden geçmesi zordu. Dize değiştirilip ‘Katip arzuhalim yaz yare böyle’ yapılmış, engel aşılmış. Katip arzuhalim yaz yare böyle… 

Arzuhalci kimdir? 
Adliye, kaymakamlık, valilik, belediye, tapu gibi devlet dairelerine ya da özel kişilere başkaları için mektup veya dilekçe yazandır.
Şikayet, itiraz, istek… 
‘Bir masa, bir daktilo’ olarak gördüğümüz arzuhalcilerin hikayesi eskidir. 
Osmanlı’ya dayanır.  
1762 yılında padişah fermanıyla usule bağlanır. Loncası oluşturulur. 

Yazının Devamını Oku

Kömürün var mı ısınacak?

Kuraklığı konuşuyoruz. Barajların dibi göründü, göletler kurudu. Derelerin suyu çoktan çekilmişti…

Susuz bir sonbahar yaşadık. 
Bu kış da sıcak ve yağışsız geçiyor. 
Güneyi kuzeyi, doğusu batısı her bölgesiyle Türkiye yağmur bekliyor. 
Pandemi, ekonomi, bir de yağışsız mevsimi konuşuyorduk kaç gündür. 
Yüce Tanrı acıdı da yağışları gönderdi. 
Teşekkür ederiz. 

YOKSULLAR ÜŞÜR 

Şiddetli kar yağışında, sağanak yağmurlarda, iliklerimizi donduran ayazlarda fakirleri ve yoksulları düşünürüm. 

Yazının Devamını Oku

Koza Han ve tarihi eserler hepimizindir 

Günün ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyordu. Sultan 2. Beyazıd ferman eyledi, mimar Abdülula Bin Pulat Şah işe koyuldu, 1489 da başlanan Koza Han 1491 yılında tamamlandı. 

530 yıl önce iyi bir mimar, çalışkan ve yetenekli ustalar, kalfalar ve işçilerin emekleriyle inşa edilen, ipekböceği kozasının alınıp satıldığı ticaretinin döndüğü, konaklamaların yapıldığı eser günümüze kadar ufak tefek onarımlarla geldi. 
Taş gibi bir eserdir Koza Han. 

Hanlar o günün ticaret merkezleri. 
Tüccarlar, yolcular konaklar, kervanlar, develer, atlar bağlanır, mal alınır satılır, yenilir içilir… 
Ticaret merkezi işte… 

Hanın üst ve alt katları bir medeniyetin hayata bakışını yansıtır.  

Yazının Devamını Oku

Hoşgeldin 2021, Bursa Hürriyet çizgisi

Yeni yıla girdik. İyi seneleriniz olsun sevgili okuyucularım. Ben de yılın ilk yazısını yazıyorum, ama kolay olmuyor!

Öyle bir yılı geride bıraktık ki tek kelimeyle felaketti. 
2020 soğuk algınlığı, nezle, grip şikayetleriyle başladı. 
Türkiye gripten kırılırken dünya da koronavirüsü konuşuyordu. 

KITADAN KITAYA PANDEMİ 

2019 ‘un Kasım, Aralık aylarında Çin’de yarasadan, yılan çıyandan insana bulaşan, sonra da insandan insana, devletten devlete, coğrafyadan coğrafyaya, kıtadan kıtaya yayılan virüs Türkiye’ye değmeden geçiyordu. 
Koronavirüs yakın komşularımız Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Rusya, İran, Irak, Suriye’de can almaya başlamış ama bize bulaşmamıştı! 
İtalya, Avusturya, Almanya, İngiltere, Fransa, Polonya, Avusturalya, Amerika ve Kanada da vardı ama o lanet virüs Türkiye’de yoktu! 

Yazının Devamını Oku

Hüzün yılı, Eyüp sabrı

Zor zamanlardan geçe geçe geldik yılın son gününe. Hastalık, ölüm, karantina, izolasyon, sokağa çıkma yasağı, yaş kısıtlılığı, seyahat engelleri, ticari hayatın yavaşlaması, iflaslar, işsiz kalanlar, geçim sıkıntısı gibi durumlar içimizi acıtıyor. 

Çok büyük can kayıpları verdik, vermeye devam ediyoruz. 
Hüzün yılı diyelim en iyisi bu yıla. 
Hüzün yılı… 


Başımıza pandemi geldi.  
Madem geldi başa katlanmalıyız dostlar. 


Yazının Devamını Oku

2021’e sayılı günler kaldı

2021 ‘e sayılı günler kaldı. Tam tamına yedi gün. Koca bir hafta. Girince ne olacak sanki! Belli değil… 

Nasıl bir yıl olacak acaba, merak ediyor musunuz? 
Mesela bu yılı bile arar mıyız? 
İnşallah öyle bir şey olmaz… 
Yine de ihtiyatlı olmalı. 
Boşuna mı demiş eskiler, ‘gelen gideni aratır!’ diye… 

Koca bir hafta var demiştim. 

Yazının Devamını Oku

Kar Bursa’ya Bursa kışa yakışırdı

Bu günlerde şehir boydan boya beyaza boyanır, kiremit kırmızısı çatılar bir süre kaybolur, bacalarından yükselen dumanlar izlenirdi.  

Geçmiş yılların destansı hikayelerini fısıldayan heybetli Çınarları, mezarlıklarda yükselen selvileri, tarihimizin şahitleri Muradiye ve Yıldırım külliyeleri, Yeşil Türbe, Ulucami, Emirsultan, Üftade, Murat Hüdavendigar camileri beyaza bulanır, çatılardan mızrak gibi sarkıtlar sallanır, daracık sokaklar kapanırdı. 
Mahallenin düşkünleri, yoksulları, hastaları, ihtiyarları, yalnız yaşayanları korunur, gözlenir, ihtiyaçları giderilirdi.  
Tıpkı sokak kedileri, köpekleri ve kuşların merhametli Bursalılar tarafından kollandığı gibi... 

KAR VE BURSA 

Çekirge, Muradiye, Pınarbaşı, Tophane, Hisar, Yeşil, Işıklar’dan ne muhteşem görüntüler yansırdı... 
Hele hele Uludağ’ın yamaçlarına yaslanan o yorgun orta sınıfın gariban ama vakarlı mahalleleri Alacahırka, İvazpaşa, Mollafenari, Kuştepe’nin büründükleri harika manzaralar... 

Yazının Devamını Oku

Can pazarı prosedür, kural tanımaz

Böylesine büyük ve yaygın bir acı yaşamamıştık. Hastalık ve hastalanma korkusu sarmış her yeri. Ölümler, ölüm ilanları, ıssız ve cemaatsiz cenazeler. Sanal taziyeler. Matem havasındayız… 

Yaşama, umuda dair ne varda hepsi örselendi.  
Kapanan iş yerleri, iflaslar, işsizlik, geçim sıkıntısı. 
Ekonomik durgunluk ve kriz...  
Eğitimden ulaştırmaya, tarımdan hayvancılığa, imalattan ticarete her sektör derin sıkıntılar içinde kıvranıyor. 
Sağlık… 

Kora kor bir mücadele içerisindeyiz. 

Yazının Devamını Oku

COVID fırsatçıları

Aylardır yazıyorduk, çiziyorduk.  Diyorduk ki; “devlet yalan konuşmaz, ama Sağlık Bakanlığı aylardır eksik bilgiler yayınlıyor.” Böyle diyorduk. 

Kızıyordular bize… 
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali sorumluluğu gereği halkı aydınlatan hekimler ve meslek örgütü alenen linç edilmeye çalışıldı. 
Neymiş halkı paniğe sürüklemek, kargaşa çıkarmaya çalışmak..! 

DOĞRUYU SÖYLEMELİ 

Şaşmamak gerek, pandeminin daha ilk günlerinde Çin’de virüs konusunda meslektaşlarını uyaran Dr. Li Venliang ‘a da hükümet ve sağlık bakanlığı soruşturma açtırmamış mıydı? 
Açtırmıştı… 

Yazının Devamını Oku

COVID-19'un bizden götürdükleri

Memleket cenaze evine döndü. Yüzler asık. Kimsenin konuşası yok. Endişeli. Kaygılı. Yastayız.  

Hüzünlüyüz... 
Her gün uzaktan yakından, dosttan arkadaştan, can evinden bir acı dağlıyor yürekleri. 
Bu nasıl bir zaman, bu nasıl bir acı... 
Sevdiklerimiz, canlarımız, cananlarımız. 
Offf off... Bakmaya kıyamadıklarımız, koklamaya doyamadıklarımız. 
Ciğerlerimiz yanıyor. 
Bu ne beladır? Ocaklar söndü, bu nasıl devrandır?.. 

Yazının Devamını Oku

Kapalı hastaneler açılsın, kapasite yaratılsın

Koronavirüs salgınını ya da artık ezberlenen şekliyle Covid-19 Pandemisi yazmak benim için de, okuyucu için de sıkıntılı bir hal.


Toplumda büyük bir bıkkınlık olduğu kesin.
Ancak gündemi de es geçmemek gerek…
*
‘Yeni normal’ ile başlayan ‘gevşeklik’ geride kaldı.
İçinde bulunduğumuz endişe verici durumu ‘ikinci dalga’ olarak adlandırmanın da çözüme bir katkısı yok.
Tanımlamalarla hastalık önlenmiyor…

SALGIN RAKAMLARI KONUŞUYOR

Yazının Devamını Oku

Türkiye’ye geç gelen COVID-19

2019 ‘un Kasım ayının sonuna doğru Çin ‘in Hubei / Wuhan ‘ında ortaya çıkan ve tedavi edilemeyen zatürre benzeri belirtiler gösteren bir hastalık etkeni konuşmaya başlandı.

Koronavirüs…

Bilinen ve üzerinde çalışmalar yapılan bir mikrobiyolojik etken. Sığır, köpek, kedi, tavuk ve hayvanlarda enfeksiyonlar oluşturan bu virüsün dünyayı derinden etkileyeceğini kim düşünebilirdi?..
Bu virüs ailesinin bazı tipleri 2002-2003 yıllarında yine Çin’de SARS, daha sonrada MERS adıyla Çin ve yakın coğrafyasında salgın yapmış, bin civarında insanın ölümüne yol açmıştı.

İLK COVID SORUŞTURMASI

Hayvanlarda görülen bu virüsün hayvandan insana, daha sonra da insandan insana bulaşması, bir kaç ay içerisinde de tüm kıtalar da görülmesi, 21. Yüzyılın en büyük Pandemisini oluşturması insanlık için talihsizlik sayılmalı. Ancak yüzyıl önceye, 1918-1920 yıllarına gidip, İspanyol gribinin 100 milyona yakın ölüme neden olduğu hatırlanınca buna da şükür demek geliyor içimizden…

*

Hastalık etkeni olan koronavirüsün hayvan pazarından yayıldığı söylendi.

Yazının Devamını Oku

Kaza, deprem ve yardım

AFAD‘ın resmi internet sitesinde deniliyor ki; “Ülkemiz depremlerde insan kaybı açısından dünyada üçüncü, etkilenen insan sayısı açısından sekizinci sırada. Ortalama olarak her yıl büyüklüğü 5 ila 6 arasında değişen en az bir deprem yaşanmakta.” Demek ki yapılan çalışmalar fos çıktı...

Türkiye, afet ve kazalarda ağır bedeller ödüyor. Ölen, yaralanan ve sakat kalanlar bakımından ortada kara bir tablo var. İşin birde ekonomik kayıplar kısmı var ki onunla hiç mi hiç ilgilenmiyoruz.
*
Tabloya bakar mısınız;
Deprem ölümlerinde dünya 3.’sü
Trafik kazası ölümlerinde Avrupa 1.’si
Kaza sayısı açısından Avrupa 2.’si.
Her yıl dünyada 1 milyon 300 bin, Türkiye’de 5-6 bin hayatını kaybediyor.

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Bayramı ve milletine sevdalı Bakan 

Bugün genç devletimizin yönetim şeklinin belirlendiği tarihin yıl dönümü. 1923 yılının 29 Ekim günü, henüz 3 yaşında olan Ankara Hükümeti, aile saltanatı değil, Türk milletinin egemenliğini benimsedi. 

28 Ekim günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk Çankaya Köşkü’nde milletvekillerini toplayarak “Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” söylemiyle ülkenin rotasını belirledi. 
Milletine ve özellikle gençliğe güveniyor; 
“Ey yükselen yeni nesil! gelecek sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz” diyordu.  

Mustafa Kemal, geleceği önceden gören kabiliyete sahipti ve “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.” sözlerini söylerken demokrasi kavramının artık dünyada yaygın bir idare şekli olacağını da biliyordu. 

Gazipaşa’nın vefatından sonra işbaşına gelen Cumhuriyet yönetimleri devletin ‘kuruluş felsefesi’ni örseleye örseleye bugünlere gelindi. 

Yazının Devamını Oku

Bizi bu hale getiren kim?

Nüfusumuzun büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Köylerde ve kırsalda yaşayan insan sayısı hızla azaldı. Yüzde 90 kent, yüzde 10 kırsal gibi nüfus oranı oluştu. 

Sanayileşme ve kentleşme sonucudur da diyebiliriz bu duruma. 
Bu duruma yılların yanlış yönetim anlayışları da sebep oldu denilebilir. 
Son tahlilde ‘Büyükşehir yasası’ köyleri mahalle yaptı.  
O mahallelerde köy yaşamı bir şekilde, zorlukla devam ediyor.  
Kırsal köy ve mahallelerde genç nüfus kalmadı. ‘Çocuk sesine hasret köylerimiz’den bahsetmiştim bir yazımda. Yaşlılar, herhangi bir üretim, hayvancılık ve zirai faaliyet yapmadan yaşam mücadelesi veriyorlar buralarda.  
Yapanlar da ancak kendilerine yetecek, oyalanacak kadar… 
Üretim genç ister, çalışacak güç ister. 

DEVLET BÖYLE İSTEDİ 

Yazının Devamını Oku